Yüz Tanıma Teknolojisi ve Hayatımıza Etkileri

Yüz Tanıma Teknolojisinin Gelişimi

 

Her ne kadar yeni bir teknoloji olmasa da, yüz tanıma teknolojisi gelişimi yapay zekanın katkılarıyla büyük bir ivme kazandı. Her gün yeni bir gelişmeye imza atan bu teknoloji, farklı oluşumların dikkatini de üzerine toplamaya başladı. Bunun sebebi, özgürlüklerinin kısıtlandığını düşünen toplulukların, bu tür teknolojiler ile iyice kapana kısılmış halde hissetmeleridir.

 

Yarım asırdan daha uzun bir geçmişi olan bu teknolojinin, başlarda elle tutulur bir yanı yoktu. 60’lı yıllara kadar uzanan bu başlangıç sürecinde, yüz tanıma sistemi için kişilerin yüzünde belirgin bir izleri veya farklılıkları olması gerekiyordu. Bu sayede diğer insanlardan suçluları ayırt etmeyi amaçlayan sistem, çok da başarılı çalışmıyordu.

 

Uzun yıllar çığır açan bir ilerleme kaydedemeyen “yüz tanıma teknolojisi”, yeni bir teknoloji yardımıyla hız kazanmaya başladı. Yapay zekanın hayatımıza girmesi ve kendi kendine öğrenme metodunu kullanmaya başlaması ile birlikte yüz tanıma teknolojisinde de büyük gelişmeler yaşandı. Bilgisayar ortamında oluşturulan yapay yüz hatları ile insan yüzünü daha da iyi öğrenen yapay zeka, insan yardımı veya düzeltmesi olmadan kişileri tespit etmeye başladı.

 

Zamanla yapay zeka teknolojisinin interneti kullanarak elinin ulaşmadığı yer kalmadığında, fotoğraflarımızın bulunduğu sosyal medya siteleri yardımıyla dahi  kim olduğumuz anlaşılabilecek. Bu durum hakkında çoğu insan derinlemesine düşünmek istemese de, bazı insanların gelecekte yaşayacağımız distopya üzerine korkulara sahip olmaları haksız bir düşünce değil. Gittiğiniz her yerde sizi tanıyan ve kaydınızı tutan bir dünyada ne kadar özgür yaşayabilirsiniz ki?

 

Yüz Tanıma Teknolojisi Hayatımızı Nasıl Etkileyecek?

 

İnsanın sahip olduğu en belirgin kimlik üzerine böylesine kapsamlı bir teknoloji olan yüz tanıma teknolojisi, elbette ki hayatımızda büyük etkilere sahip olacak. Konu hakkında en temel çalışmaları ise güvenlik güçlerinin yaptığı biliniyor. Öyle ki ülke sınırlarında, havaalanlarında, polis araçlarında ve hatta vücuda entegre edilen gözlük, vücut kamerası gibi sistemlerde yüz tanıma sisteminin kapsamlı bir şekilde kullanılması amaçlanıyor. Kısacası güvenlik güçleri sizi tanımak istiyor ve çok da uzak olmayan bir gelecekte her attığınız adımdan haberleri olacak gibi duruyor.

 

Yüz tanıma teknolojisi, güvenlik uygulamalarının yanında farklı alanlara da hizmet edecek gibi görünüyor. Bunlardan birine ulaşmak istediğinizde, sizi en çok kimin izlemek istediğini düşünebilirsiniz. Şüphesiz ki reklam şirketleri bu teknolojiyi ilerleyen yıllarda kullanmak için harekete geçeceklerdir. Öyle ki bulunduğunuz ortamı tespit ederek ne tür şeylerden hoşlandığınızı, nerelerden alışveriş yaptığınızı veya neye ihtiyaç duyduğunuzu tespit etmeleri oldukça kolay olacaktır. Bu teknoloji  hayatımıza yeni yeni girse de, geleceğimiz bu teknolojinin ellerinde gibi duruyor. İnsanların dört bir yanını çeviren kameralar ve yakında her köşe başında bizi izleyecek olan bu teknoloji, korkunç bir distopya mı yoksa güvenli bir hayat mı vaad ediyor? Bunu tam olarak anlamamız için daha uzun yıllar geçmesi gerekiyor.

Modernizm kelimesinin çağrıştırdığı kavramlar

“Modernizm” kelimesinin size çağrıştırdığı kavramları sözlü olarak ifade ediniz.

 

Modernizm denilince aklıma gelenekten uzak geliştirilmiş entegre edilmiş çağa ayak uydurmuş kavramlar ve olgular gelmektedir. Ama modernizmin sözlük anlamı ve kavramsal anlamı şudur:

 

19 yüzyılda geleneksel kapsamda kalan sanat, edebiyat ve sosyal kavramların geçerliliğini yitirmesinden dolayı değiştirilmesi gerektiğini savunan akımdır. Bu değişkenlik ise sanayi devriminden sonra fabrika üretimine geçen toplumun hızlı gelişmesi sanatın ve sosyal bilimlerin ise geriden gelmesi onların da modernize edilmesi gerektiği ihtiyacını doğurmuştur. Sanat tarihi açısından değerlendirdiğimizde modernist hareket 19 yüzyılın ortalarına denk gelmekte ve Fransa’da doğduğu bilinmektedir.

 

Burada en çok dikkatimi çeken izm eki oluyor. İzm eki neden kelimeye getirilir ve izm aslında anlamı nedir?

 

Fanatizm modernizm post modernizm realizm sürrealizm romantizm gibi akımlar ve kavramları incelediğimizde sonumun hep aynı bittiğini görürüz. 1 bakımı kavramlar değiştirme güncelleme var olanı yok edip yenisini getirme içerikliler. Devrim içerikli olan bu kavramlar yıkıcı bir etkiye sahip ve yıktıktan sonra yapma olgusu içeriyor. Her ne kadar bir şeylerin değişmesi gerektiğini düşünsek de doğruluğunu kabul etsek de yıkım her zaman bir trajedidir bir trajedinin üzerine komedi oynarsanız yaptığınız komedi değil trajikomik olur.

 

Gereğinden fazla sivri tüm oluşumlar zararlıdır. Yıkıcı etki bir enkazın üzerine inşa edilen yeni yapının da elbet yıkılacağını gösteren bir ipucudur aslında. En başından kavramın oturması için yöntem değişikliğine gidilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bedence tüm izmlerde tehlikelidir.

Duygularınızı ifade etmek için bir edebi tür seçmeniz gerekseydi hangisini tercih ederdiniz?

Duygularınızı ifade etmek için bir edebî tür (hikâye, şiir, roman…) seçmeniz gerekseydi hangisini tercih ederdiniz? Niçin?

 

Duygularımı ifade etmek için hatta tüm duygu ve düşüncelerimi ifade etmek için şiir türünü seçerdim. Şirin içerisinde var olan ritmik oluşum, kurallar ve kaideler, kavramlar, imgesel ifadeler her zaman ilgimi çekmiştir. İnsan nasıl içini bir anda açamıyorsa içinin kelamına da doğrudan söylememelidir diye düşünüyorum.  İşte bu yüzden şiirin örtük öğretici yapısı benim duygularımı ifade etmem de en uygun yöntemdir. Şiirin hangi türü tercih edilirse edilsin duyguların ifade edilişinin en naif formu ortaya çıkıyor. Örneğin aruzla yazılan divan şirinde anlatılan sevgiliyi hangi gerçeklik gösterebilir bize?

 

Ya da ölümü Cahit Sıtkı gibi kim anlatır böyle içten, hangi makale? Sizin hiç babanız öldü mü denildiğinde sızlar içimiz. Hissin ifadesi kuvvetli yapıldığında insanda etkisi de öyle derin ve büyük olmaktadır. Örneğin şu an duygularımı ifade etmek istersen şöyle bir şiir yazabilirdim.

 

Şimdi içimde bir yol

Bozuk eksik ve yaralı

Tanrı olsam derdim ki ol

Ama Tanrı değilim ben

6 gün sarmaz yaramı

Şimdi yolun başında bir kuş

Kuşun kanadında bir uçuş

Kuşun dilinde bin susuş

Ama kuş değilim ben

Bir değil bin kere sussam

Anlatamam meramımı

Şimdi aklımda bir yol

Gönlüm kalk git diyor

Aklım diyor ki gönlüne yere koy

Ama akil değilim ben

Gönül kuşumu uçurup içimden

Gideyim diyorum

Yol uzun yol, yol dertli yol, yol ki yol…

Bireyin iç dünyasını yansıtan hikayeler ifadesinden ne anlıyorsunuz?

 “Bireyin iç dünyasını yansıtan hikâyeler” ifadesinden ne anlıyorsunuz? Bu ifadenin size düşündürdüklerini sözlü olarak anlatınız.

 

Bireyin iç dünyasını yansıtan hikâyeler ifadesinde bireyin dış dünyaya yansıttıkları ile iç dünyasında olanların farklı olabileceğini ve her ikisini de ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini anlamaktayım.

Bireyin iç dünyası ile dış dünyasının arasında farklılık olmasının nedenlerini de yanı sıra merak etmekteyim. İnsanın içi ile dışı neden her daim bir olmaz? İnsanın içinin ayrı dışının ayrı konuşması neyden dolayı gerçekleşir?

 

Ya da insan neden saklamak ister içindeki hüznü, sevinci, çağlayan ırmağı, dumanı tüten sobayı?

 

Çünkü dünya somut kavramlar üzerinde işler. Somut kavramları esas alır ve gerçeklik olarak maddeyi kabul eder. İç ses dediğimiz bizimle sürekli konuşan o içimizdeki ses soyut bir kavramdır ve maddeci dünyaya, içimizde olup bitenler saçma ve gereksiz gelmektedir. İşte bu yüzden bireyin iç dünyasını yansıtan hikâyeler yazma ihtiyacı duymuştur insan. Bireyin iç dünyasını yansıtan hikâyelerin içerisinde ruh tahlilleri, duygu durum değişiklikleri, düşünce akışları bulunmaktadır. Bu soyut ve sosyal olgular dediğimiz gibi madde odaklı dünyanın ilgisini çekmez. Ama insanın bir içi birde dışı vardır ölene kadar insan ikisinden de bir türlü kurtulamaz. Dışı durmaz, dışı koştukça içi de susmaz. Bu iki uçlu kargaşa karşısında insanın içinin sesini dışarı çıkarması ve onu rahatlatması gerekir. Sırf insanın içi kendini anlatsın diye edebiyat var olmuştur diyebiliriz. O yüzden edebiyat insandır ve insana dair olandır.

Bir ulaşım aracı olan trenin kültürümüzdeki yeri

Bir ulaşım aracı olan trenin kültürümüzdeki yeri ile ilgili düşüncelerinizi sınıfta sözlü olarak paylaşınız.

 

Edebiyattan anlamı karşılayan imgeler ve motifler vardır. Bu motiflerin içerisinde tren önemli bir yer tutar. Haydarpaşa garından tutunda kara trenin gelişine kadar tren raylarında unutulan mutlu anlar kadar hatırlayın ne der türküde kara tren gecikir belki hiç gelmez…  Ve elbette tramvayda yaşanan Orhan Veli’nin o meşhur dizesinde olduğu gibi fakat kimin bacağını sıkmışım tramvayda diyebilmek için yaşanan tren çapkınlıkları var.

 

Dumanını tüttüre tüttüre gelen tren insanda derin hissiyatlar oluşturan bir motif. Öncelikle yol ve yolculuğu tanımlaması ile bir gidiş ayrılık yeni bir başlangıca çağrıştıran tren, edebiyat kültürümüzde sık kullanılan motifler arasında yerini almıştır. Kültürümüzde treni değerlendirdiğimizde Kurtuluş Savaşı’na giden erlerin trenler ile taşınması sahnesine hepimiz zihnimizde canlandırırız. Yani bizim kültürümüzde tren bir kaybediş bir unutuluş bir savaş bir zorluk bir mücadele aynı zamanda yeni bir hayatın başlangıcı olarak incelenir bu şekilde tanımlanır.

 

Otobüs ve uçak sadece ulaşım aracı iken tren sadece ulaşım aracı değil aynı zamanda bir his ve paylaşım aracıdır. Orada ne aşklar ne ayrılışlar ne ölümler ne kahırlar yaşanmıştır kim bilir? 1950’li yıllarda ülke içinde başlayan göç ve 1960’lı yıllarda Almanya başta olmak üzere yurt dışına yaşanan göçler trenin derin bir ayrılık hissiyatı yaratmasında etkili olmuştur. Kültür Bir nesneyi ya da bir olguyu alıp içselleştirip o milletin değerleriyle bezer ve tren motifine de aynı eylemi uygulamıştır.

Türk Dil Kurumunun başkanı siz olsaydınız dilin doğru kullanımı, sözlük ve yazım kılavuzunun daha yaygın kullanımı, ana dil bilincinin geliştirilmesi gibi konularda nasıl bir çalışma yürütürdünüz?

TDK başkanı siz olsaydınız dilin doğru kullanımı, sözlük ve yazım kılavuzunun daha yaygın kullanımı, ana dil bilincinin geliştirilmesi gibi konularda nasıl bir çalışma yürütürdünüz? Düşüncelerinizi aşağıda boş bırakılan yere kısaca yazınız.

 

Ben Türk dil kurumunun başkanı olsaydım dilin doğru kullanımı sözlük VE yazım kılavuzunun yaygın kullanımı ve anadil bilincinin gelişmesi için uygulayacağım yaptırımlar şu şekilde olurdu:

 

Öncelikle zorunlu örgün eğitimin başladığı ilk evreden itibaren ders kitapları gibi sözlük kullanımında zorunlu olması için milli eğitim bakanlığı ile bir işbirliği içerisinde girerdim. Kolay taşınabilir cep sözcükleri aracılığı ile her yaş ve her döneme uygun kelime dağarcığını öğrenciye ve bireylere verilmesini sağlardım. Bugün var olan Türk Dil Kurumu verilerinin internet üzerinden kullanıcıya açılması ve paylaşılması işlemini ben de bizzat gerçekleştirirdim. Kelimelerin doğru ve yanlış kullanımları içerisinde oluşturulan bir karşılaştırma metodunun reklam yöntemleri yani billboardlar üzerinden, televizyon, radyo, internet aracılığıyla bireylere iletilmesini sağlardım. (Bir reklam gibi herkez değil herkes yazan billboard bilinçaltına bilgiyi işlemek için kullanabiliriz.)

 

Bununla birlikte kelime dağarcığının gelişmesi için insanların okumaya ihtiyacı olduğunu bilerek kitaba uygulanan yüzde 18 verginin düşürülmesi için gerekli kurum ve kişilerle iletişime geçerdim. Zorunlu eğitim sürecinde öğrenci kadar öğreticinin tavrı ve dağarcığı kelimelerin bilinmesi merak edilmesi ve öğrenilmesi açısından önemlidir. Bu yüzden meslek içi eğitimler kapsamında sözlük ve kelime dağarcığı eğitiminin öğretici kişilere verilmesini sağlardım. Nasıl ki çocuklar söylenileni değil gördüklerini uygularlar insanda aynı tepkiyi durumlar karşısında göstermektedir yüzden bireyin merak etmesi, kelimeyi doğru kullanması anlam bilgisi için çabalaması benim örnek teşkil etmem ile de teşvik edilecek bir eylemdir. Ben de bunun bilincinde olarak konuşmama ve kelime dağarcığıma dikkat ederdim.

TDK’nin sözlük çalışmalarının internete yüklenmesi sizce insanlara nasıl bir kolaylık sağlamıştır?

TDK’nin sözlük çalışmalarının Genel Ağ’a (internete) yüklenmesi sizce insanlara nasıl bir kolaylık sağlamıştır?

 

Bilişim çağında olmanın artıları ve eksileri olduğunu sürekli değerlendirip sürekli konuşuyoruz. Artık insanlar bilgiye somut olan kitap, gazete ve dergilerden değil soyut olan internet üzerinden edinmeyi tercih etmekteler. Sürekli elimizde olan telefonlar ve bilgisayarlar ulaşım kolaylığı açısından belki de bizi buna yönlendirmektedir. Doğru bilginin internet üzerinde var olmasın bana göre iyidir ve doğru bir yaptırımdır. Türk Dil Kurumu’nun sözlük çalışmalarının internete yüklemesi doğru bilgiye ulaşmak isteyen insanın işini kolaylaştırmıştır. Kesin bilgi olmasın ve internet üzerinden de kelime karşılığını bulabilmek konuştuğunu merak eden anlamı kavramaya çalışan insan için oldukça yüzü güleç bir uygulamadır diyebiliriz.

 

Türk Dil Kurumu’nun dilin canlı yapısı ile beraber kelimelerin değişimlerini de takip etmesi ve bunu genel ağ yani internet üzerinden yayınlaması insanların dilin gelişimi daha yakından ve hızlı bir şekilde takip etmelerini de sağlamıştır.

 

Sözlük kullanma alışkanlığının yerleşmesi açısından da internette Türk Dil Kurumu verilerinin olmasını doğru ve verimli bulmaktayım. İnsanlar yanlarında külçe ağırlığındaki sözlükleri taşımak yerine her daim yanlarında olan cep telefonları üzerinden bilgiye ulaştıklarında kolay ulaşmanın verdiği hız ile daha fazla bilgi edinebilmektedirler.

Sözlük Kullanmanın Önemi Nedir?

Sözlük kullanmanın önemi ile ilgili düşüncelerinizi sözlü olarak paylaşınız.

 

Günlük hayattan örnekler verecek olursak insanın kendini ifade etmesi için kelimeleri ihtiyacı olduğunu hepimiz biliriz ve hepimiz kelimeleri günlük hayat içerisinde kullanırız. Ancak kelime dağarcığımızı ne kadar geniş olursa kendimize o kadar iyi ifade etme şansını elde edebiliriz. Yapılan araştırmalara göre kadınlar ve erkekler farklı kelime dağarcıkları ile kendilerini ifade etmektedirler. Kadınlar günde 20000 kelime kullanırken erkekler 7000 kelime kullanarak kendilerini ifade etmektedirler.8 oranların farklılığı kadınların konuşmayı çok sevmesinden kaynaklanıyor olabilir) Tabii bu 20000 kelimenin birbirinin tekrarı olmaması konuşmayı etkili ve güzel hale getirirken birbirinin tekrarı kelimelerinin varlığı konuşmayı dırdır ve baş ağrıtıcı bir hale getirebilir.

 

İnsanın kullandığı kelimeleri doğru bir şekilde kullanması ve kelimelerin eşyaların anlamlarını doğru bilmesi öğrenmenin doğru gerçekleşmesi açısından önemlidir. Kullandığı kelimelerin doğru olum olmadığını kontrol edebileceği yer ise sözlüktür. İşte burada sözlük kullanmanın önemi ortaya çıkmaktadır. İlk evrede doğru bilgi yerleşimi gerçekleşirse üzerine koyulan bilgilerde sağlam bir temelin üzerine inşa edileceğinden bilgi yıkılmayacaktır. Ancak temeli sağlam atmadığınız da inşa ettiğiniz yapı muhakkak çökecektir. Bilginin kalıcılığı için kelimenin doğru olması bir tam karşılığını bilinmesi anlama ve ifade kavramlarına yardımcı olmaktadır.

 

Sözlük kullanım becerisi de insanın öğrenmesi gereken ve alışkanlık haline getirmesi gereken bir beceridir. Öğrenmenin başladığı zamandan itibaren ( ilkokul birinci sınıftan itibaren diyebiliriz, hatta okul öncesi içinde resim sözlükleri kullanılmaktadır)sözlük kullanma becerisi geliştirilirse bireyin kelime dağarcığı ve anlama kapasitesi de otomatik olarak artacaktır.

Türkçe İle İlgili Hazırlanmış Sözlükler

Türkçe ile ilgili hazırlanmış sözlüklerden bildiklerinizi söyleyiniz.

 

Türk milleti çok köklü bir millettir. Göçebe hayattan yerleşik hayata geçmesi ile değişim ve gelişim devam etmiş ve yerleşik hayata geçtikten sonra yazılı ürünler verilmeye başlanmıştır. Türklerin ilk alfabesi Göktürk alfabesi olarak bilinir. Türkçe, içerisinde birçok lehçe ağız ve şive bulunduran zengin bir dildir. Türkçe ’de iki ayrı dönem hatta üç ayrı dönem esas alınabilir.

 

  • Göçebe dönem
  • Yerleşik hayata geçirdikten sonraki dönem
  • İslamiyet’in kabulünden sonraki dönem

 

Göçebe hayat yaşayan Türkler yazılı üründen çok sözlü ürün vermişlerdir yerleşik hayata geçtikten sonra ise yazılı ürünler artmış edebi gelişim hızlanmıştır. Daha sonra İslamiyet’in kabulü ile dilde Arapçadan ve Farsçadan gelen kavramlar ile kelimeler yerleşmeye başlamıştır. Hal böyle olunca birçok sözlük yazılmış ve Türkçe’nin tarihine kazandırılmıştır.

 

Karahanlı döneminde yazılan hakaniye lehçesi ile icra edilmiş Kutadgu Bilig, Divanü Lügatit Türk, Atabetü’l Hakayık ve Divanı Hikmet Türkçenin ilk sözlükleri sayılır. Divanı lügatit Türk’ün yazarı Kaşgarlı Mahmut ilk sözlüğü icra eden âlimdir.

 

İslamiyet’in kabulünden sonra Türkçe ‘ye giren Arapça ve Farsça kelimeleri anlamlandırmak açısından hazırlanan bir diğer sözlükte Hinduşah nahcivani tarafından kaleme alınan Sıhah-el-Acemiyye ‘dir. Modern sözlük anlamında kaleme alınan ve 1901’de basılan Şemsettin Sami’nin Kamûs-ı Türkî eseri Arap ve Fars kelimelerinden arındırılmış Türkçeyi sunmak için güzel bir örnektir.

 

Son olarak da TDK’nin Türkçe sözlüğünü örnek gösterebiliriz.

 

Benzeri konumuz İlk Türk İslam edebi eserleri hangileridir? yazımızı da okuyabilirsiniz.

“Dil, canlı bir varlıktır.” sözüyle ilgili düşüncelerinizi sözlü olarak paylaşınız.

“Dil, canlı bir varlıktır.”

 

Dil canlı bir varlıktır sözünde ne ifade edilmek isteniyor? Dil acıkır mı, susar mı, uykusu gelir mi, onun da temel ihtiyaçları var mıdır dil nefes alır mı? Dil bütün bunları yapmıyorsa biz dil için neden canlı bir varlık deriz?

 

Canlı varlık kavramının içerisinde temel ihtiyaçlar kadar etkileşim içerisinde girebilme becerisi de bulunmaktadır. İnsan sosyal bir hayvandır kavramını dile entegre ettiğimizde değil etkileşimle gelişen ve büyüyen sosyal bir canlıdır diyebiliriz.

 

Dilin canlı olduğunu anlayabilmek için tarihsel süreçler de dilin gelişimini gözlemlemek gerekir. Eğer değil stabil olsaydı sadece Türk milleti olarak 4 alfabe değiştirmezdik. Ya da ölü kelimeler var olmazdı.

 

Örneğin bugün kullanılmayan öleyazmak düşeyazmak fiillerinin daha önce canlı ve aktif bir şekilde kullanılması burada baz alınabilmektedir. Sadece bu soruyu cevaplarken kullandığımız entegre ve baz kelimeleri de başka dillerden dilimize geçmiş ve dilin etkileşim içerisinde olduğunu gösterir örneklerdir. Entegrenin uyum olduğunu sözlük açmadan biliyorsak dilin canlı olduğunu burada kabullenmemiz gerekir.

 

Dillerde insanlar gibi doğar yaşar ve ömrünün sonuna geldiğinde ölür. Dilin ölümü de birdenbire değil yavaş yavaş yaşlanarak gerçekleşir.