Dünya’nın tamamında aynı iklim özellikleri görülseydi bu durum doğal ve beşerî sistemleri nasıl etkilerdi?

Dünya’nın tamamında aynı iklim özellikleri görülseydi bu durum doğal ve beşeri sistemleri nasıl etkilerdi?

Dünya farklı sıcaklık değerlerine ve yağış ortalamalarına sahip bir halde canlıların yuvası konumunda yer almaktadır. Aynı zamanda da iklim koşulları bakımından çetin ya da kolay yaşanabilecek türde de bölgeleri bulunmaktadır. Eğer ki Dünya’nın tamamında aynı iklim koşulları durumu söz konusu olmuş olsaydı bu denli bitki ve hayvan türlerini görebilme durumu da ortaya çıkmayacaktı.

 

Dünya’nın tamamının ekvatoral iklim gibi sıcak ve yağış alan bir bölgeye dahil olması halinde canlı türleri fazlasıyla yüksek olarak seyredecektir. Vücutları ya da sistemleri soğuk havayla ilişkili olan canlıları görebilmek mümkün olmayacaktır. Dünya’nın her bölgesi sık sık yağış alabileceğinden dolayı verimli topraklardan devasa ve gelişmiş bitki türlerini de görebilmek son derecede etkin bir biçimde görülebilmekte olacaktır.

 

Dünya’nın her bölgesinde kutup ikliminin görülmesi halinde ise her bölgenin aşırı soğuk iklim kuşağına dahil olmasına neden olacaktır. Minimum oranda bitki ve hayvan türlerinin Dünya üzerinde olabileceğini söyleyebilmek de mümkündür. Aynı zamanda da insanların yaşaması için ideal ortamlar da kutup ikliminde yer alan bir durum olarak ifade edilmemektedir. Böylelikle de her canının yaşamını tehdit eden bir doğal ortamın meydana gelmesi durumu da gözlemlenebilecektir. İnsanların temel ihtiyaçlarını karşılamaları da imkansıza yakın olarak da adlandırılabilecek biçimde yer alacaktır.

Farklı iklim tipleri insan ve diğer canlıların yaşamını nasıl etkiler?

Farklı iklim tipleri insan ve diğer canlıların yaşamını nasıl etkiler?

Dünya üzerinde birçok iklim türü mevcuttur. Güneyden kuzeye doğru ilerlenmesi halinde daha sert iklim şartları ile karşılaşmak olağan bir durum olarak ifade edilmektedir. Ekvatoral İklim Kuşağı, Orta Kuşak ve Kutup İkim Kuşağı olarak bilinen ikim tiplerinde farklı farklı canlılar yaşamakta ve farklı ikim biçimlerine dayalı olarak sıcaklık ile yağış dağılımını da görebilmek mümkün olabilen bir durum olarak ifade edilmektedir.

 

Ekvatoral iklim bölgesi içerisinde var olan canlıların daha k sıcağa karşı dirençli olabildiği görülebilmektedir. Sıcak havalarla karşı karşıya kalınması durumu yılın 12 ayında da ortaya çıktığından dolayı canlıların ve insanların bu şekilde bir dirence ulaşmaları da söz konusu olabilmektedir.  Aynı zamanda da bitki türlerinin de bol sıcaklık ve bol yağış almasından dolayı devamlı yeşil ve geniş yapraklı ile kalın gövdeli bitkiler olduğu da söylenebilmektedir.

 

Orta İklim Kuşağı ise mevsimsel olarak sıcaklık ve yağış dengesinin değişim gösterdiği alanlar olarak ifade edilmektedir. Hem sıcak hem de soğuk havaların yılın belli periyotları içerisinde yaşandığı bu alanlar çerçevesinde ise canlıların her iki hava koşuluna da hazırlıklı olduğu da görülebilmektedir. Bu bölgede yaşayan bitki türleri ise genel olarak bodur ve iğne yapraklı olarak ifade edilmektedir. Kışın yeşeren ve yazın kuruyan bitki tiplerini bu bölgeler içerisinde görebilmek son derecede olağan bir durum olarak ifade edilmektedir.

 

Kutup İklim Kuşağı ise tamamen soğuk havadan ibaret olan bölgelerde yaşanarak hayatı olumsuz etkileyebilmektedir. Soğuğa karşı dirençli olan hayvan ve insanların bu bölgede yer alabildikleri görülebilmektedir. Yılın hemen hemen tüm ayları içerisinde buz ve kar yağışları görülebilmektedir. Bitki örtüsü bakımından ya kışın donup yazın yeşeren ufak otsu canlılarla karşılaşmak ya da tamamen buzullarla kaplı olan bölgelere tanıklık etmek mümkündür.

Dünya üzerinde farklı iklim tiplerinin etkili olmasının nedenleri nelerdir?

Dünya üzerinde farklı iklim tiplerinin etkili olmasının nedenleri nelerdir?

Dünya üzerinde farklı iklimlerin görülmesinin farklı farklı sebepleri bulunmaktadır. İklimlerin farklı farklı biçimlerde olmasının temel sebepleri arasında Dünya’nın şekli ilk olarak baz alınmaktadır. Aynı zamanda da Güneş ışınlarının geliş açısı ve enlemler de tamamen Dünya’nın şeklinden ibaret olarak ortaya konulan nedenler olarak değerlendirilmektedir. Makroklima denilen geniş çaplı alanlar aynı iklim kuşakları olmasından dolayı sıcak değerleri bu bölgeye göre şekillenerek; burada yaşayan bitki ve hayvan değerleri de iklime bağlı olarak değişkenlik gösteren türler olarak adlandırılmaktadır.

 

Makroklima iklim bölgelerinde olduğu kadar mikroklima bölgeleri de görülebilmektedir. Bulunduğu bölgenin iklim şartlarının aksine farklı bir sıcaklık ve yağış dağılımına sahip olan bölgelere genel olarak mikroklima denilmektedir. Bu tip bölgelerin meydana gelmesi konusunda yeryüzü şekilleri ve su kaynakları da oldukça etkili bir konumda da yerini alan başlıca nedenlerdir. Kurak bir arazi içerisinde su kaynaklarının bulunduğu kısımların diğer yerlere göre daha serin ve elverişli şartları içerdiği söylenebilir. Aynı zamanda da bitki örtüsü de kısa mesafelerde bile farklılık gösterebilen temel hususlar olarak değerlendirilebilmektedir.

 

İklim kuşaklarına bağlı olarak büyük bölgelerde gözlemlenebilen farklı ikim tipleri kadar küçük alanlarda denk gelinen ikime bağlı durumlar Dünya üzerinde görülebilen durumlar olarak ifade edilebilmektedir. Bu iklim şartları kendilerine has doğal bir döngü içerisinde olmakla beraber; her iklim türüne adapte olabilecek olan canlı türlerine de sık sık denk gelebilmek de mümkün olan bir durum olarak ifade edilmektedir.

Bağıl nem oranının en az olduğu yerler nerelerdir?

Bağıl nem oranının en az olduğu yerler nerelerdir?

Bağıl nem kısaca havanın neme doymasının oranlandırılması şeklinde belirtilebilecek bir durum olarak görülmektedir. Bağıl neme bağlı olarak yağış durumlarının ortaya çıkmasından dolayı da son derecede önemli bir kavram olarak da adlandırılmaktadır.  Bağıl neme bağlı olarak yağışlar farklı biçimlerde yeryüzüne düşerek canlılık için önemli bir noktada da yer alacaktır.

 

Bağıl nem ülkemizde en fazla olarak Doğu Karadeniz  Bölgesi içerisinde görülebilmektedir. Genel olarak bu bölge kapsamında bağıl nem oranı %70-80 aralığında değişkenlik gösterebilmektedir. Bundan dolayı da Doğu Karadeniz Bölgesi kuraklığın en az görüldüğü alanlar olarak da tabir edilebilmektedir.

 

Bağıl nem oranı kuzeyden güneye doğru gidildikçe azalan bir oran olarak görülmektedir. Bunun temel sebebi ise enlem kaynaklı olup, kuzeyden gübneye doğru ilerlenmesi halinde sıcaklığın artış göstermesinden dolayı da havanın nem tutma durumu sıcaklığa göre artış gösterebilecektir. Bu yüzden de güneye dooğru gidillmesi halinde yağışın azalması durumu da görülebilmektedir.

 

Bağıl nemin en az olarak görüldüğü böllge olarak Güneydoğu Anadlu Bögesi söylenebilmektedir. Karasal iklime bağlı olarak kışın oldukça soğuk ve yazın ise tam tersi sıcaklığa sahip olan Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bağıl nemin yüksek olduğu görülmeyecektir. Bağıl nem genel olarak Güneydoğu Anadolu Bölgesi içerisinde %5’in altında seyredecektir. Bu yüzden bu bölgede kuraklığın fazlasıyla olduğu görülebilecek ve çorak arazilere rastlanabilmesi durumu da söz konusu olabilmektedir.

 

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden sonra en az bağıl nem oranına sahip olan bölge olarak İç Anadolu Bölgesi de denilebilmektedir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile hemen hemen aynı özellikleri içeren bu bölgede de karasal iklim özellikleri görülmekte ve bağıl nem oranı ortalama %10-15 civarında da olmaktadır.

Bağıl nem oranının yüksek olduğu yerler nerelerdir?

Bağıl nem oranının yüksek olduğu yerler nerelerdir?

Bağıl nem oranı nem ile sıcaklık değerinin birbirine eşit olması sonrasında yağışın ortaya çıkmasında da etkin olan bir durum olarak görülmektedir. Hava ısındıkça havanın taşıyacağı nem kapasitesi de artacağından dolayı havanın taşıyabileceği nem kapasitesine ulaşması olarak da görülmektedir. Ülkemiz içerisinde her mevsimde yağış alan bölge olan Doğu Karadeniz Bölgesi’nde de bağıl nem oranı her zaman en yüksek kapasitede de yer almaktadır. Doğu Karadeniz’de bu denli bağıl nemin fazla olmasının en temel nedenleri arasında da maksimum nemin enlem nedeniyle düşük olması ve denize yakın olmasından da dolayı mutlak nemin düşük olmasından kaynaklı olarak da ifade edilmektedir.

 

Bağıl nemin %100 oranında olması halinde mevsime göre farklı yağışların ortaya çıkmasında da etkin olmaktadır. Hava kütlesinin taşıyabilecek olduğu nemin üst seviyede olmasından dolayı ve kapasitesinin artmasından kaynaklı olarak da yağış olarak yeryüzüne düşmesi durumu söz konusu olmaktadır.

 

Bağıl nemde görülen artış sonrasında da taşınamayan hava kütlesi yeryüzüne doğru inmeye başlayacaktır. Burada gaz halinde bulunacak olan su buharının yoğunlaşarak su haline gelmesi olayı gerçekleşecektir. Hava sıcaklığına bağlı olarak da yağmur, dolu ya da kar biçimlerinde de düşerek doğa olaylarına tanıklık etmek de mümkün olacaktır. Stratüs olarak tanımlanan alçak gri bulutlar da yağmurun geleceğinin bu şekilde habercisi olarak yağışlara yol açmasıyla da bilinmektedirler.

Güneşlenme süresi neden genel olarak kuzeye doğru gidildikçe azalmaktadır?

Güneşlenme süresi neden genel olarak kuzeye doğru gidildikçe azalmaktadır?

Dünyanın şekli geoid olmasından kaynaklı olarak, dünyanın kuzey yarım küresi ile güney yarım küresi arasında farklar bulunmaktadır. Dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesi ile güneşin etrafında dönmesinden kaynaklı olarak gerçekleşmekte olan gün ve mevsimler dışında bitki örtüsü ve iklimler meydana gelmektedir. Türkiye’ye bakacak olur isek ülkemiz kuzey yarım kürede yer almakta olup matematiksel konum olarak 36-42 kuzey paralelleri arasında bulunmaktadır. Bu konuma bağlı olarak Türkiye yengeç dönencesinin kuzeyi ve kuzey yarım kürenin de orta kuşağında yer almaktadır. Bu konuma bağlı olarak ülkemizde pek çok değişiklik olmasının yanı sıra en belirgin olan özellik güneşlenme süresinin güneyden kuzeye doğru gidildikçe azalmakta olmasıdır.

 

Türkiye’nin bulunduğu matematiksel konum sebebi ile kuzeyden gelen hava rüzgarlarının hava sıcaklıklarını düşürmesi gibi güneyden gelen hava kütleleri sayesinde sıcaklıklar artmaktadır. Kuzey yarım kürede olmasından kaynaklı olarak haziran, temmuz ve ağustos aylarında yaz ayları yaşanmakta olup güney yarım kürede ise tam tersi durum söz konusudur. Bunun sebebi ise dünyanın güneş etrafındaki dönüşü ile alakalıdır. Mevsim farklılıklarının sebebi dünyanın eksen eğikliğinden kaynaklanmaktadır. İki meridyen arasındaki mesafe kuzeyden güneye doğru gidildikçe arttığı için kuzeyden güneye doğru gidildikçe gece ve gündüz süre farkı da azalmaktadır. Kuzey yarım küre ile güney yarım kürenin değişiklik göstermesi ve dünyanın sadece iki gününde sürelerin aynı olması dünyanın şeklinden kaynaklanmaktadır.

Haritalar olmasaydı neleri yapmakta zorlanırdık?

Haritalar olmasaydı neleri yapmakta zorlanırdık? Neden?

Haritalar herhangi bir bölgeye dair incelemelerin yapılmasını ve gereken tespitlerin sağlanmasını başarmak amacıyla kullanılan en önemli gereçler olarak değerlendirilmektedir. Belli kurallara ve özelliklere dayalı olarak ortaya konulan haritalar değişik görevleri de içermeleri ile bilinmektedir. En yaygın biçimde kullanılan harita seçenekleri arasında da fiziki ve siyasi versiyonları her zaman kullanımda olarak her insanın zaman zaman mutlak bir fayda sağlamaktadır. Gereken bilgilere de gereken detaylara ulaşmak adına da ne kadar nitelikli bir unsur olarak da kabul görmesini sağlayabilmektedir.

 

Siyasi haritalar genel olarak şehir ve ülkelere dayalı olarak ortaya çıkan bir harita biçimidir. Siyasi harita ile bu tip yerleşim yerlerinin sınırlarını görebilmek mümkün olabilmektedir. Aynı zamanda da sınır kapıları gibi önemli bilgileri de içerebilecek düzeyde var olan siyasi bilgiler coğrafyaya dayalı bilgilere kolay şekilde ulaşmak adına da nitelikli bir unsur olarak kabul edilmektedir.

 

Siyasi haritalar kadar fiziki haritalar da son derecede kullanımda olan unsurlar olarak görülmektedir. Fiziki haritalarda incelemeye alınan bölgenin yalnızca yeryüzü şekilleri dikkate alınmaktadır. Irmak, ova, vadi, dağ ve tepe gibi yeryüzü şekillerinin farklı farklı sembollerle ifade edilmesi sonrasında ortaya çıkmaktadır. Aynı zamanda da yükseltileri belirlemek adına da yeşil, sarı, mavi, turuncu ve kahverengi gibi renklerle de bu durumu ortaya koyarak meraklılarına olabildiğince yardımcı olmaktadır.

Türkiye fiziki haritası üzerinde yaşadığınız yeri incelediğinizde hangi renklerin bulunduğunu görüyorsunuz?

Türkiye fiziki haritası üzerinde yaşadığınız yeri incelediğinizde hangi renklerin bulunduğunu görüyorsunuz? Bu renklerden yola çıkarak yaşadığınız yerin coğrafi özellikleri hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Ülkemiz yükselti bakımından farklılık gösteren bir konumda yer almaktadır. Deniz seviyesinden çok az bir yükseltide bulunan alanların yanı sıra son derecede de dağlık ve engebeli bölgelere de rastlanılmaktadır. Yeşil ve kahverengi tonları Türkiye fiziki haritasında görebilmek son derecede mümkün olan bir durum olarak gözlemlenebilmektedir.

Ege, Akdeniz ve Marmara Bölgeleri genel olarak yeşil renkleri fiziki harita içerisinde içerebilmektedir. Genellikle vadi ve ova yer şekillerinin oluştuğu bu alanlarda yüksek ve engebeli şekillere denk gelmek oldukça nadir bir durum olarak görülebilmektedir. Bu bölgelerin deniz seviyesine yakın olmasından dolayı da yeşil tonlarının sürekli olarak görülebilmesi durumu da gözlemlenebilmektedir.

 

Ülke haritası içerisinde batıdan doğuya doğru gidildiği zaman yeşil tonları yerini önce sarımtırak renklere sonra ise kahverengi tonlarına bırakmaktadır. Oldukça yüksek bir kesim olan Doğu Anadolu Bölgesi; aynı zamanda da Türkiye’nin en dağlık alanları olarak da değerlendirilmektedir.

Fiziki haritalar tamamen ülkenin yükselti değerlerini metre cinsinden göstermektedir. Mavi, yeşil, sarı ve kahverengi tonlarını içerebilecek bir vaziyette belirlenen fiziki haritalardaki yükseltiler oldukça kolay bir biçimde de anlaşılabilmektedir. Bundan dolayı da fiziki haritaya bakıldığı anda Türkiye’nin batı kesimlerinden doğusuna doğru ilerlendiğinde bu durumu gözlemlemek son derecede de mümkün olacaktır.

Yasadiğiniz yerde canlılar için tehlikeli olabilecek hangi doğa olayları görülüyor?

Yasadiginiz yerde canlılar için tehlikeli olabilecek hangi doğa olayları görülüyor?

Türkiye içerisinde yaşanan doğal afetler 5 farklı biçimde yaşanarak canlıların yaşam ortamları için büyük tehdit oluşturmaktadır. Gerek doğal ortamın bozulması gerekse de jeolojik yapıdan dolayı zaman zaman bu tip durumların yaşanabilmesi söz konusu olmaktadır.

Ülkemiz deprem bölgesinde olarak Kuzey Anadolu Fay Hattı, Doğu Anadolu Fay Hattı ve Batı Anadolu Fay Hattı üzerinde görülebilmektedir. Deprem ile meydana gelecek olan sarsıntılardan kaynaklı olarak can ve mal kaybı da gözlemlenebilecek olan bir durumdur.

 

Toprak tabakalarının kütlesel olarak yer değiştirmesine denilen heyelan genelde Doğu Karadeniz Bölgesi içerisinde görülebilmektedir. Eğim, yağış, toprak tabakalarının yapısı ve uzanışı ile beraber deprem sonrasında da heyelan görülebilmektedir.

Erozyon da verimli arazilerde var olan toprakların zaman içerisinde yer değiştirmesi olarak bilinmektedir. Yanlış arazi kullanımı, sağanak yağışlar ve eğimden kaynaklı olarak da ortaya çıkan bir doğa olayıdır.

Sel de doğal ortamların bozulması sonrasında ortaya çıkan ani sel baskınları olarak görülmektedir. Eğim, drenajsız toprak, bitki örtüsünün zayıf olması ve yanlış arazi kullanımından dolayı da ortaya çıkan bir doğal afettir.

 

Çığ

Ülkemizin genel olarak Doğu Anadolu Bölgesi içerisinde görülen çığ; karların yüksek noktalarda birikerek bir anda yerleşim noktalarına doğru hareket etmesi olarak adlandırılmaktadır. Daha çok yüksek ve engebeli noktalarda görülebilmektedir.

Heyelan yurdumuzun hangi bölgelerinde meydana gelebilir?

Heyelan yurdumuzun hangi bölgelerinde meydana gelebilir? Neden? Sizin yaşadığınız bölgede de heyelan oluyor mu? Neden?

Heyelan toprak kayması olarak da bilinen doğal afetler arasında yer almaktadır. Aynı zamanda da söz konusu toprak kayması olarak bilinen doğal afet unsuru insanların beşeri faaliyetlerini olumsuz bir biçimde de etkilemektedir. Aynı zamanda da can ve mal kaybına da sebep olan bu doğal afet seçeneği ülkemizde en çok Karadeniz Bölgesi içerisinde de görülebilmektedir. Karadeniz Bölgesi’nin iklim şartlarından kaynaklı olarak fazlasıyla yağış alan bir bölge olması bu durumun temel sebebi olarak görülmektedir. Bu yağışlar Karadeniz Bölgesi’nde var olan doğal bitki örtüsünü olumsuz bir biçimde etkilediğinden dolayı toprak su tutamaz hale gelmekte ve toprağın yer değiştirmesi de söz konusu olmaktadır.

 

İnsanların da heyelan oluşmasında payı oldukça büyüktür. Doğal alanları katlederek yerleşim alanları yaratma bu doğal afetin temel nedeni olarak değerlendirilmektedir. Aynı zamanda da yanlış otlatma ya da orman yangınları da bu duruma sebep olan temel unsurlar arasında da yer almaktadır.

Doğal alanlara zarar verilmesinden dolayı ortaya çıkan toprak kayması yağışların yanı sıra tamamen insan destekli faaliyetlerden dolayı ortaya çıkmaktadır. Çarpık kentleşme ve bina yapımı tercihleri konusunda da yanlış bir tutum sergileyen kişilerin bu konuda hassas bir tavır içerisinde olmamasından dolayı bu doğal afet ortaya çıkabilmektedir.