Şair, bizim ayaklarımızla denizde yüzen insandır sözü ile ilgili düşüncelerinizi sınıfta paylaşınız.

Şair, bizim ayaklarımızla denizde yüzen insandır sözü ile ilgili düşüncelerinizi sınıfta paylaşınız.

 

Şair bizim ayaklarımızla denizde yüzen insandır sözünden şairin insandan beslendiğini ve şiirinde insan için üretildiğini algılıyorum. Derinlemesine bir inceleme yapalım: şairin Kendi ayakları yok mu bizim ayaklarımızla deniz de yüzüyor Deniz de yüzmek için ayaklara ihtiyaç var mıdır? Ayak ile yüzmek burada neyi ifade ediyor?

 

Şair insandan aldığını insana veren insan için yaratan ve insanın yarattığı kişidir. Şairin şiirinde insan vardır ancak okuyucunun gözleri ayakları sesi düşüncesi olmadan şairin yürümesi ve yüzmesi mümkün değildir. Şirin şairin kaleminden ayaksız bir kuş gibi uçarak çıktığını hayal edin. İşte Bu şiirin dinlenmesi beslenmesi ve yaşayabilmesi için ayaklara ihtiyacı vardır. Okuyucusu olmayan şiirin ayakları olmaz. Ayakları olmayan bir kuş hiçbir yerde durup dinlenemeyeceğin den uçar yorulur ve belki de gökyüzünde iken hayatı son bulur.

 

Okuyucunun şiiri anlaması, şiire tepki vermesini ve yaratılmış bu kuşu ayaklandırmıştır onu bir süre sonra insana dönüştürür denizin içinde hevesle yüzdürür bir mucize ye dönüştürür. Edebi ürünlerin şiir, hikâye, roman, tiyatro türü ne olursa olsun karşısında bir muhatap bulamadığında tükenip yok olması ve silinip gitmesi işten bile değildir. Muhatabı olmayan eserin nefes sayısı bellidir ömrü de uzun değildir. Bu sözde kastedilen bizim ayaklarımız; insanın çilesi, insanın sevinci, insanın umudu, insanın dünya yolculuğunda yaşadığı her şey olabilir. Bu ayaklar hem insanı taşır hem insanın içinden doğan şiiri taşır.

Yaşanılan mekanların insanların sosyal ilişkilerinde etkili midir?

Yaşanılan mekanların insanların sosyal ilişkilerinde etkili olup olmadığıyla ilgili düşüncelerinizi sözlü olarak ifade ediniz.

 

Mekân ve insan;

 

İnsanın dünya yolculuğunda zaman mekân olgusu oldukça büyük bir yer tutar. Nerede ne zaman nerede bulunduğunuzun ve ne yaptığınızın hayatınızın tüm zamanlarını etkilemesi şekil vermesi ve değiştirmesi mümkündür. İnsanın yaşadığı mekân hayatının şekillenmesinde ki ilk unsurdur diyebiliriz. Bir gecekondu mahallesinde dünyaya gelen bebekle az ötede bir rezidansta gözlerini dünyaya açan bebek aynı şartlarla başlamaz hayata.

 

Ailenin sosyal durumu çevresi maddi durumu o çevre yeni katılan bireyin de hayatını baştan aşağı etkileyecektir. Doğu ile batıyı Avrupa ile Asya’yı birbirinden ayıran yaşanılan mekânların farklı olmasıdır. Norveç’te yaşayan birine yüzdeki güneş yanığını nasıl anlatamazsınız Afrika’da yaşayan birine soğuk yanığını anlatamazsınız. İnsanın kültürü yaşayış biçimi giyinişi duruşu hepsinin en başında yaşadığı çevrenin ve bulunduğu mekânın etkisi vardır.

 

Eğer yaşanılan mekân insanın bulunduğu çevre sosyal hayatını ve yaşantısını etkilemeyecek olsaydı dünya en başından düz yaratılır bütün insanlarda aynı tip ve modelde dünyaya gelirdi. Yaşadığımız mekân sosyal çevremiz sahip olduğumuz imkânları birimizin farklı ve biricik. Bizi de insan yapan farklılıklarımız bu yüzden.

Bir şiirde bütün insanlığı ilgilendiren konulardan bahsedilmesi o şiire nasıl bir katkı sağlar?

Bir şiirde bütün insanlığı ilgilendiren konulardan bahsedilmesi o şiire nasıl bir katkı sağlar? Düşüncelerinizi paylaşınız.

 

Bir şiirin insanlığı ilgilendiren tüm konuları ihtiva etmesi demek şiirin yapısı ve anlamı ile birlikte evrenselleşmesi demektir. Şiir nasıl evrenselleşir, yalnızca dünyayı ilgilendiren konuları şiir ile bütünleştirmek yeterli mi? Şiirin evrensel yaşayabilmesi için dünyayı ilgilendiren konuların zekâ kıvılcımından bir parça alıp o şekilde şiiri işlenmesi gerekmektedir.

 

Dünya döküyor yapraklarını bir bir kendi bahçesine

Yaşlı bir ağacın kuruyan ilk dalısın Suriye

 

Dizesi şiiri evrensel yönde geliştirip ölümün ve savaşın anlatım biçimini değiştirmektedir. Nurullah ataç her baktığımızı şiir eden ve akıldır diyor. Nazımla nesri birbirinden ayıran cümlenin içerisine bir sır saklanmasıdır. Şiirin insanın içini yine içsel bir yolculukla dışa vurması olduğunu düşünürsek içerisinde zekâ, düşünce, toplumsal yargılar ve kırılmalar bulunan şiir evrensel şiir olmaya aday olacaktır diyebiliriz. Şiir sezgilerle verilebilen anlaşılabilen içindeki zekânın dümdüz bir zekâ olmadığı bilinmesi gereken bir oluşumdur.

 

Şairin hadi ben şiir yazayım bu da evrensel olsun diye evrensel şiir üretimine çıkmadığını şiir yazmanın basit bir meşgale olmadığını ve her cümlenin bir araya getirildiğinde şiir olmadığını bilmek gerekir. Şiir içerisinde insan varken şiir olur insanı şiire sokmak ise hissiyat âleminin uzattığı naif bir dala tutunmaktan geçer. Şiir dünyaya gözlerini kalabalık bir çevre ile açıyorsa büyümesi gelişmesi ve evrenselleşmesinde aynı oranda ilerler diyebiliriz.

Bir şairin kalıcılığı yakalaması için sadece toplumsal gerçekleri dile getirmesinin yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?

Bir şairin kalıcılığı yakalaması için sadece toplumsal gerçekleri dile getirmesinin yeterli olduğunu düşünüyor musunuz? Niçin?

 

Bir şairin kalıcı olabilmesi yüzyıllar boyunca değer görmesi için sadece toplumsal gerçekleri dile getirmesinin yeterli olduğunu düşünmüyorum. Burada yüzyıllardır süren şu tartışma aklıma geliyor sanat toplum için midir yoksa sanat, sanat için midir? Bu sorunsalın içerisinden benim çıkışım ancak her şeyin gerekli miktarda ve gerektiği yerde uygulanması ile olabileceği yönünde idi.

 

Sanat toplum içinde yapılmalıdır yeri geldiğinde sanat, sanat içinde yapılmalıdır. Bir şairin toplumsal gerçekleri hiç görmeden kör bir bakış açısı ile ilerlemesi onu sadece kendi dünyasında devinip duran bir şair olarak bırakacaktır. Yalnızca toplumsal gerçekleri anlatan şairler de bir yerde tıkanacak bir insanın kendi kimliğini baskılarıyla ufalanıp gideceklerdir.

 

Edebiyatın içinde toplumcu gerçekçilik olarak karşımıza çıkan bir akım olan şairin ve yazarın toplumsal gerçekliği savunuşu Marksist ideoloji nin temeline dayanır. Dediğimiz gibi burada önemli olan sanatın toplum için yapılması olmuştur. Bizdeki en önemli örneği Nazım Hikmet olan toplumcu gerçekçi akımın kalıcı olup olmadığı sorgusunu yapacak olursak Nazım Hikmet’in yalnızca toplumcu gerçekçi olduğu için hatırlamadığını sanata katkıları, kendi kimliğini oluşturması da göz önünde bulundurulmalıdır. Yüzyıllardır insanlar toplumun içerisinde var olan sıkıntıları, kendi içlerinde var olan kırılmaları, çatlamaları, aşkı, sevdayı, anlatmaktadır ancak sanatçıyı ölümsüzleştiren anlattığı konu değil anlattığı konunun kendi ruhundan damlayan ruhu, kendi ruhundan aks ettirilen halidir.

 

Kimliğini kazanamamış taklitten öteye geçememiş her yazar ve şair neyi savunur ise savunsun yok olup gitmeye mahkûmdur.

Şiir bir köpük kadar yeni, bir kaya kadar eskidir sözünden ne anlıyorsunuz?

“Şiir bir köpük kadar yeni, bir kaya kadar eskidir.” sözünden ne anlıyorsunuz?

 

Şiir yalnızca kelimelerin bir araya gelmesi değildir. Şiir anlamın ve rüyanın bir arada sunulduğu bir kompozisyondur. Şirin ne olduğu ne olmadığı hakkında o kadar çok söz söylenmiş ki insan kendi karmaşasından çıkıp şiirin karmaşasına dalarken ne aradığını ne ve ne bulacağını karıştırabilir. Şiir bir köpük kadar yeni bir kaya kadar eskidir sözünde şiirin her daim değişime gelişime ve yeniliğe açık olduğunu ancak köklerinin çok eskilere dayandığını düşünmekteyim.

 

Bilinen ilk Türk şair Alpin Çor Tigin’den bu yana Türk milletinin Türk şiiri ile alakalı geçirdiği evreler yer yer çok sancılı, yer yer yıkıcı, yer yer de yenileyici olmuştur. Şiir bir köpük kadar yeni bir kaya kadar eskidir sözünü detayları ile inceleyelim.

 

R.Waldo Emorson’a ait olan bu cümle şirin yerinden oynatılamayacak kadar ağır bir kaya olmasının yanında bir köpük kadar hafif olduğunu, insanın iç dünyasında bir başka kapı aralayacak onu hülyadan hülyaya sürükleyecek bir anlamı ihtiva ettiğini, hayatı başka bir pencereden kavramasına yardım edecek bir unsur olduğunu söylemek istemiş olabilir.

 

Klasik tanımdan yola çıkarsak şiir duygu ve düşüncelerin belli bir düzen içerisinde sunulması anlamını kapsasa da bundan çok daha fazlası olduğunu hepimiz biliriz. Yahya Kemal Beyatlı’nın ne harabiyim ne harabatiyim kökü mazide olan atiyim dizeleri hem bir ulusun varlığını temsil ederken hem de şiiri çağrıştırıyor diyebilirim. Şiir hayatı güzelleştiren bir mısradır.

Demir yolu ulaşımının gelişmesi toplumsal ve ekonomik ne gibi değişimler sağlamış olabilir?

Demir yolu ulaşımının gelişmesi toplumsal ve ekonomik ne gibi değişimler sağlamış olabilir?

 

Ülkemizde demiryolu ilk defa Osmanlı Devleti zamanında yapıldı. Sonra İzmir’de demiryolu açıldı. Demiryolu açıldığı zamanlarda arabalar yoktu. Gemiler, at arabaları ve atlar ile en uzak yerlere gidiliyordu. Bir şehirden bir şehre gitmek günler bile sürebiliyordu. Yani insanlar birbirlerinden haber almak için bile günlerce beklemek zorunda kalıyordu.

 

Demiryolu yokken bozuk ve uzun yolların aşılması günler sürerken, demiryolu sonrasında ise uzak şehirlere bile daha kısa zamanlarda ulaşılır oldu. Günlerce yolculuk edilen eski zamanlarda masraflar da fazla oluyordu. Ama demiryolu ile daha ucuz, sıcak ve rahat yolculuk edilmeye başlandı.

 

Cumhuriyet ilan edildikten sonra demiryolu arttı. Daha çok şehre tren ile ulaşılmaya başlandı. Böylece ticaret yapmak, mal taşımak da kolay oldu. Bir seferde bir kervan veya at arabasına göre çok daha fazla insan, yolcu ve eşya taşınabildi. İnsanlar daha fazla kazanmaya başladı. Yağmur ve karda dahi her mevsim yolculuk yapılabildi. Sanayi ve madencilik için yük taşıma ve mal taşıma imkânı sağlandı.

Ülkemizin nüfusunun bilinmesinin sizce önemi nedir?

Ülkemizin nüfusunun bilinmesinin sizce önemi nedir? Söyleyiniz.

 

Bir ülkede ne kadar insan yaşadığının bilinmesi o ülkenin ne kadar büyük olduğunu bilmeyi de sağlar. Eğer, ülkemizde de ne kadar insan yaşadığı bilinirse, o zaman ülkenin tüm ihtiyaçları karşılanabilir. Mesela bir ülkede nüfusun bilinmesi, ne kadar çocuk ne kadar genç ne kadar yaşlı insan var bilinmesi demektir. Çocuk sayısı ve genç sayısı bilinirse, ülkede gereken kitap, okul ve öğretmen sayısı da belirlenebilir. Bu sayede tüm bu ihtiyaçlar karşılanabilir.

 

Ülkede yaşayan tüm insanların sayısı bilinirse, ne kadar besin gerektiği de bilinebilir. Hatta ne kadar doktor ve ne kadar hastane gerektiği de hesaplanabilir. Ülke ekonomisi için plan yapılabilir. Bu sayede devlet ekonomiyi daha iyi yönetebilir. Devlet ülkeyi yönetirken her ihtiyacı ve her planı ülke nüfusuna göre yönetir. Ayrıca ülkemizin nüfusunun bilinmesi dış ülkelerde de önemli bir konudur.

 

Ülkemizin nüfusunu bildiğimizde seçim, askerlik, eğitim, sınavlar, iş imkânları için neler gerektiğini ve neler yapılacağını daha rahat şekilde belirleyebiliriz.  Tüm bunlar sayısal olarak belirlendiğinde devleti yöneten kişiler de daha başarılı planlar hazırlayabilir. Özellikle konut projeleri ve ilerideki olağan nüfus artışı da mevcut nüfus verilerine göre hesaplanarak tedbir alınabilir.

Siz de XIX. yüzyılda yaşayan bir devlet adamı olsaydınız ekonomik ve sosyal hayat için hangi yenilikleri yapardınız?

Siz de 19. yüzyılda yaşayan bir devlet adamı olsaydınız ekonomik ve sosyal hayat için hangi yenilikleri yapardınız?

 

19. yüzyıl döneminde Osmanlı imparatorluğu giderek gerileyen bir dönem yaşıyordu. Bu dönemde devlet yönetiminde olsam, öncelikle gerilemeyi durdurmak için çalışır ve yenilik getirecek şeyler yapmaya çalışırdım. Bu dönemde bir devlet adamı öncelikle ekonomik yenilikler yapmalıdır. Ülkenin ekonomisi sağlam bir yapıya sahip olmadıkça diğer imkânlara da ulaşılamaz.

 

Ekonomiyi güçlendirmek için Avrupa’da olduğu gibi makineler ve fabrikalar inşa edilmesini sağlardım. Ekonomi tesisleri ve fabrikalar ile daha çok insanın çalışması ve ekonominin güçlenmesi sağlanırdı. Sonrasında daha iyi bir ülke için eğitime değer verirdim. Yeni okullar açarak, sanat ve bilim adamları yetişmesini sağlardım. Bu sayede daha çağdaş ve yeni bir ülke sağlardım.

 

Bunun için meslek eğitimlere ağırlık vererek nitelikli mühendis, doktor ve mimar yetişmesini önünü açardım. Ayrıca daha iyi eğitim almaları için zeki ve yetenekli öğrencileri yurt dışına göndererek orada yetişmelerini ve öğrendiklerini ülkelerine geri dönerek hayata geçirmelerine destek olurdum.

 

İnsanların imkânlara ulaşması, hayatın kolaylaşması ve daha rahat yaşaması için çalışırdım. Bu nedenle demiryolu ve denizyolunu geliştirip, daha kolay hale getirirdim. Özellikle adalet ve tıbbın gelişmesi için bilim ve eğitime değer verir, daha fazla imkân sunardım.

Buharlı gemilerin kullanılması İstanbul’un toplumsal hayatında ne gibi değişiklikler yapmış olabilir?

Buharlı gemilerin kullanılması İstanbul’un toplumsal hayatında ne gibi değişiklikler yapmış olabilir?

 

İstanbul, dünyanın en önemli boğazı olarak Avrupa ile Asya’yı birleştirdiği için her zaman önemini korumuştur. Çağlar boyunca insanlar İstanbul’da yaşarken, şehrin iki yakası arasında ulaşım sağlamak istemiştir. Osmanlı dönemlerinde insanlar kayıklar, tekneler ve sallar ile iki yaka arasında gidip gelebiliyordu. Sonraları Avrupa’da buharlı makineler icat edildi. Buharlı makineler sayesinde de gemiler inşa edilince ulaşım için fırsatlar değişti.

 

İnsanlar buharlı gemiler İstanbul’a ilk getirildiğinde, çok büyük rahatlık yaşamaya başladılar. Daha önceki zamanlarda kullanılan gemiler yerine buharlı gemiler hem boğaz geçişlerinde hem de şehir dışı ulaşımlarda kullanılır oldu. İnsanlar bu sayede her şeyi daha kolay yapabilir oldu.

 

Buharlı gemiler sayesinde gün içinde boğazı geçip dönmek oldukça kısa bir süre almaya başladı. İnsanlar iki yaka arasında ve Anadolu’ya ulaşırken, rahatlık yaşamaya başladı. Hayat daha hızlı ve pratik hale gelmeye başlamıştır. Yük taşımak ve şehir içi ticaret daha ucuz, hızlı ve kolay hale gelmiştir.

Posta Nezareti ve telgraf hatlarının kurulması topluma ne gibi faydalar sağlamış olabilir?

Posta Nezareti ve telgraf hatlarının kurulması topluma ne gibi faydalar sağlamış olabilir?

 

İnsan için iletişim en önemli ihtiyaçtır. İnsanlar iletişimi sağlamak için ulaklar ve posta güvercinleri gibi imkânlar kullanmıştır. Mesela Osmanlı Devleti zamanında bu ikisi de yıllarca kullanılmıştır. Taki posta nezareti kurulana kadar bunlar tercih edilmiştir. Posta nezareti ve telgraf kurulduktan sonra insanlar çok daha kolay şekilde iletişime geçebildiler.

 

Devlet tarafından sağlanan bu hizmet, güvenli ve hızlı iletişim imkânlarını doğurmuştur. Mesela eski zamanlarda İstanbul’da çıkan bir karar veya haber Anadolu’ya ulaşırken aylarca zaman bile geçebiliyordu. Ama telgraf ve posta sayesinde bu iletişim birkaç günde dahi sağlanır hale gelmiştir. Mesela tüccarlar için ve askerler için çok büyük kolaylıklar sağlamış ve işlerin daha hızlı hale gelmesi mümkün olmuştur.

 

Kurumlar arası haberleşme, gazetecilik ve Avrupa ile ilişkiler hızlı ve kolay olmaya başlamıştır. Bu sayede Avrupa’da yaşananlar ve yenilikler hızlı şekilde öğrenilebilmiştir. Bilimsel ve askeri durumlar hakkında daha hızlı haber alınması sayesinde müdahale ve planlar daha kolay olmuştur.

 

Tüm bunlarla birlikte telgrafın icadının ardından diğer iletişim araçları içinde yeni araştırmalara yapılmaya başlanmış ve her dönem geliştirilerek günümüze kadar son halini almıştır.