Mevlana’nın düşünceleriyle bütün insanlığı kucaklamasının nedenleri neler olabilir?

Mevlânâ’nın düşünceleri ile bütün insanlığı kucaklamasının nedenleri neler olabilir?

 

4. asırda, Anadolu’nun en önde gelen sofilerinden olan Mevlana, aynı zamanda Mevleviliğin de öncüsüdür. Mevlana, hocası olan Şems-i Tebrizi ile tanışmadı ile birlikte hayatının değiştiğini ifade etmektedir.

Hoşgörünün en önemli sembollerinden biri olan Mevlâna, bu özelliği ile yüzyıllar boyunca adı ile yaşamaya devam etmiştir.

“Ne olursan ol yine gel” olarak ifade ettiği tüm dünyaca ünlü olan sözü, sahip olduğu derin hoşgörüsü ve tüm insanlığı kucaklayışının en manidar örneğidir. Bu büyük insanın düşünceleri ile tüm insanlığı kucaklamasının en temel nedeni sahip olduğu derin hoşgörü ve insanlar arasında en ufak noktada bile ayrım yapmayışıdır.

 

Mevlana’ya göre tüm insanalar hataları, doğruları, yanlışları, geçmişi ve geleceği ile bir bütündür ve ona göre yapılan her hata, pişman olup af dilenmesi halinde insanlar arasında hiçbir şekilde ayrım söz konusu olmadan Allah tarafından affedilecektir. Dolayısıyla “Ne olursan ol yine gel” sözü tam anlamı ile bunu ifade etmektedir. Dilerseniz bu mısrayı tam olarak bir inceleyelim.

 

“Gel, ne olursan ol yine gel,

İster kâfir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel.

Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir;

Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel.”

 

İşte büyük düşünür Mevlâna’nın yüzyıllar boyunca dillere destan olan mısraları bu şekilde. İnsanlık var olana dek unutulmayacak olan bu mısralar ile unutulmayacak olan Mevlana, tüm insanları tek bir çatıda kucaklıyor.

Ünlü Türk düşünürleri ve bilginlerinden birini seçerek bu kişilerin insanlığa yaptığı katkılar hakkında araştırma yapınız.

Türkistan’ın Farab şehrinde dünyaya gelmiş olan Farabi, ismini de bu şehirden almıştır. Farabi, yine kendi gibi dünyaca ünlü düşünürler olan Aristo, Zenon ve Platon’u tüm detaylarına varana dek okumuş ve yorumlamıştır.

 

Yaşamı boyunca felsefe, matematik, fizik ve musiki alanları ile ilgilenen Farabi, bilimi; fizik, matematik ve metafizik olmak üzere 3 farklı gruba ayırmıştır. Yapmış olduğu bu sınıflandırmayı Avrupalı bilim adamları ancak 13. asırda kabul etmişlerdir.

 

Son derece önemli bir bilim adamı olan Farabi, sesin titreşimlerle yayıldığını ve aynı zamanda da havanın iletken bir özelliğe sahip olduğunu yazan ilk kişidir. Rasyonalist bir bakış açısına sahip olup; erdemin temelinde bilginin var olduğunu savunmuştur. Tüm bunların yanı sıra cevher, zaman ve boşluk üzerine derinlemesine tezler ortaya koymuştur.

 

Ortaya koymuş olduğu yapıtları sayesinde Farabi, günümüzde dahi “Doğunun Aristoteles’i” olarak bilinmektedir.

 

“Hiçbir şey yoktan var olmaz ve hiçbir şey vardan yok olmaz.” sözü ile materyalizmi özetlemiş olan ünlü kimyacı Lavoisier bu sözünü söylemeden tam 7 yüzyıl önce Farabi; “Hiçbir şey kendiliğinden var olmaz, eğer olsaydı car olmazdı.” demiştir.

 

Son derece önemli bir eseri olan “Kitabu’l-vahid ve’l Vahde” adlı kitabı halen dilimize çevrilmemiş olup Farabi bu eserinde epistemoloji, ontoloji ve mantığa ilişkin pek çok düşüncesini bir arada toplamıştır. Aynı zamanda bu eserinde “bir” ve “çok” kavramlarını da ele almıştır.

Halı ve kilimin Anadolu kültüründeki yeri ve önemiyle ilgili araştırma

Halı ve kilimin Anadolu kültüründeki yeri ve önemiyle ilgili yaptığınız araştırmalardan edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza anlatınız.

 

Ana yurdu Orta Asya olan Türk kültürünün en önemli özelliklerinden biri de göçebe bir yaşam tarzına sahip olmalarıdır. Farklı yerlere göç eden Türk toplulukları, eşyalarını da beraberlerinde götürmüşlerdir. Tüm bunlardan dolayı da halı ve kilim, Tür tarihinde son derece önemli ve özel bir yere sahiptir.

 

Yerlere serilmek suretiyle kullanılmakta olan halı ve kilimler yaşam alanının en önemli eşyalarından bir tanesidir. Daha eski dönemlerde de toprağın nem ve kokusunu önlemek ve aynı zamanda böcekleri çadırlardan uzak tutmak amacı ile yerlere kilimler serilirdi. Kilimler hafif olmalarından ötürü at ya da deve gibi binek hayvanlarının üzerinde rahatlıkla taşınmaları mümkündü. Tüm bu özelliklerinin yanı sıra, kilimler yaşam alanını güzelleştirme gibi önemli etkiye de sahiptirler. Eski Türk kültüründe yalnızca zemine değil aynı zamanda duvarlara da halı serme geleneği mevcuttu. Söz konusu bu gelenek hem ailenin statüsünü ortaya koymakta hem de estetik zevki ön plana çıkarırdı.

 

İpek yoluna hakim olan Türkler, bu duruma bağlı olarak dokuma ve kumaş malzemeleri ile oldukça içli dışlıydılar. Kadınlar, giyeceklerini, halı ve kilimlerini çevrelerinden örnek almış oldukları böcek, kuş, bitki, kelebek, hayvan modellerinden esin alarak dokurlardı.

 

Günümüzde ise halı ve kilimler çok zengin renk ve desen çeşitleri ile evlerimizi süslüyor. Estetik açıdan evlerimize büyük bir zenginlik getiren minderler, geçmişten bu yana kültürümüzün vazgeçilmez unsurları arasında yer alıyor.

Bir kilim dokuyacak olsaydınız hangi renk ve desenleri kullanmak isterdiniz?

Bir kilim dokuyacak olsaydınız hangi renk ve desenleri kullanmak isterdiniz? Nedenleriyle birlikte anlatınız.

 

Halılara kıyasla daha ince bir dokumaya sahip olan kilimler, bu özellikleri dolayısıyla daha ziyade ahşap parke ve aynı zamanda ısı yalıtımı sağlayan zeminlerde kullanılmaktadır. Anadolu kültüründen gelen kilimler, günümüzde de modern dekorasyonun bir parçası haline gelmiş ve çeşitli renk ve desenlerle evlerimizin farklı alanlarında yerini almıştır.

 

Şayet bir kilim dokuyacak olsaydım tercih edeceğim kilim; bu alacalı bir desenle birlikte hardal ve gri renklere sahip bir model olurdu. Günümüzde, mobilyalarda çok fazla tercih edilen ve oldukça popüler bir hale gelmiş olan hardal tonu, sizce de salonunuzda son derece şık durmaz mı?

 

Özellikle son dönemlerde çokça tercih edilen yeşil renk koltuk takımları ile harika bir uyum sağlanabilecek hardal renk kilimlerle mükemmel bir kombinasyon sağlanacaktır. Böylece salonumuz son derece sıcak ve şık bir hava kazanacak ve aynı zamanda da son derece modern bir görünüme kavuşacaktır.

 

Bunun dışında kilim renk ve deseni seçiminde dikkat edilmesi gereken husus kilimin tek renk mi yoksa desenli mi seçilmesi gerektiği ile ilgilidir. Şayet odanızda yer alan mobilya döşemeleri ve minderler desenli bir yapıya sahipse tek renk kilim tercih edilmesi isabetli olacaktır. Bunun tam aksine şayet mobilya ve döşemeler tek renk ağırlıklı ise kilimin desenli olması uygun olacaktır. Desenli kilim tercihinde de; kilimin üzerindeki en baskın rengin mobilya döşemelerindeki renkte olması daha uyumlu bir bütünlük sağlayacaktır.

İnsanların başarılı olmalarında etkili olan faktörler nelerdir?

Başarılı olabilmek için en önemli başlangıç inanmaktır diye düşünüyorum. Aldığımız niyetle inancımızı tam bir teslimiyetle yerine getirdiğimizde sağlam temeller üzerine oturtacağımız bir gökdelen dikebiliriz. Konuya mecaz yaklaşmak anlamın derinliği için gerekli. Bir işe başlamadan sağlam temeli oturtmamız gerekli. Bundan sonrası için tabi ki yapılacak işlerin silsilesi önemli. Sıraya itibar ederek ilerlersek başarı şansımızı arttırırız. İnancımızdan sonra çok çalışmalıyız. Yılmamalıyız. Sabırla işlerde sürekliliği sağlamalı, çalışmalarımızın kalitesini düşürmemeliyiz. Aynı sevide ilerlemeli, karşılaşılan sorunlarla mücadeleden kaçmamalıyız. Tüm sorunların bertaraf edilmesi, işin başarıya ulaşması için önemli. Öyle ya hiçbir başarıya çiçekli yollardan gidilmez. Elbette zorluklar olacak. Bizler krizleri iyi yönetmeli sonraki durumlara karşı hazırlıklı olmalıyız.

 

Kişisel tavır ve davranışlarımızda saygıyı ve hoşgörüyü elden bırakmamalıyız. Kin gütmemeli, intikam almaya çalışmamalıyız Bizimle uğraşanlara itibar etmemeli kendi yolumuza bakmalıyız. Büyüklerimizin de bizlere öğrettiği gibi bizimle uğraşanla uğraşırsak orada kalırız. Biz yolumuza bakmalıyız. Ve yine unutmamalıyız ki meyve veren ağaç taşlanır. İftiraya da uğrasak, haksızlıkta yapılsa işimizin asıl amacını unutmamalı başarıya odaklanmalıyız. Hırsla hareket etmemeli hayata kapı aralamamalıyız. Kıskanmamalı kimseyi, başarılı olanları örnek almalıyız. Başarıya giden başka yolları incelemeye almalıyız. Kendi hatalarımızla meşgul olmalı başka yerde hata aramamalıyız. Hata yapanı da hemen yok saymamalı merhametle yaklaşarak affetmeliyiz. İyilikler yapmalıyız ki başarılı olmak için hayır dua almamız da şarttır.

Sizce güler yüzlü olmanın faydaları nelerdir?

Çağımızın en büyük hastalıklarından biri mutsuz yaşıyor olmak. Görünüşte çokta büyük bir dert olarak algılanmasa da kişiye ve çevresine verdiği olumsuz etki yadsınamaz. Ekonomik buhranlar, ikili ilişkiler ve daha nicesi insanların mutsuz olmasında rol oynuyor. Ancak mutsuzluk etkilerinin bir yana bırakılması ve güler yüzlü yaşamak bizler ve toplum için faydalı olacaktır. En ufak bir sıkıntıda bile somurtmak insanın enerjisini alacağı gibi olumsuz yönde etkileyecektir. Yapılacak işlerin, kaçan hevesle yapılmaması da eksi yönlerinden.

 

Halbuki güler yüzlü olmak öyle mi? Ekstra bir enerji verirsiniz insanlara ve kendinize. Karşı tarafa önemli olduğunu hissettirirsiniz. Dertlerinizden kolayca sıyrılabilirsiniz. Dertleri içine atmak olarak adlandıranlarda var. Ama bu öyle bir şey değil. Tabi ki derdini paylaşacaksın. Tabi ki üzüleceksin. Bizim bahsettiğimiz somurtmamak. Hiçbir durumu ve iyi olan şeyi beğenmemek hayattan alınacak zevkin önüne geçer. Bizlerin mutsuzluğuna giden yolun kapısını aralar. Güler yüzlü olalım ki hem eksiklikleri azaltalım hem mutluluğa koşalım.

Örnek aldığınız bir kişinin hayatını araştırınız.

Örnek aldığınız bir kişinin (sporcu, sanatçı, yazar, bilim insanı, gazeteci…) hayatını araştırınız.

 

Ben bir şairi örnek alırım. Tabi yükümlülüklerimi tam anlamıyla yerine getiremem. Onun gibi olabilmem imkansız. Ancak hiç değilse safım belli olsun. Belki o kişiye beslediğim muhabbetten dolayı doğruya giderim. Necip Fazıl Kısakürek.

 

Ne güzel bir kişilik ki o hayatını insanlığın yoluna adamış. Daima güzel işlerde bulunmuş. Hem geçmişte hem bugün, hem de gelecekte yeniliğini koruyacak sanat eseri şiirleri de cabası. Ölümü bir ders. Yaşayışı bir ders. Her anın da doğru yolda olabilmeyi arzulamış ve insanlığa hizmet yolunda çalımalar yapmış. Kendi için değil kutlu davası için yaşayış sürdürmüş. Geçmiş yaşantısı karanlık diyip kötüleyenler olabilir. Ancak günahına tövbe edenin hiç günah işlememiş gibi temiz olduğu düşüncesi beni onun geçmişinde ki karanlığa götürmüyor bile. Hem hepimizin hatası yok mu? Neden topluma mal olmuş, faydası dokunmuş bu kişiyi önemsemeyelim.

 

Necip Fazıl Kısakürek’in Hayatı

 

Ahmet Necip Fazıl Kısakürek, 26 Mayıs 1904 tarihinde İstanbul’da dünyaya geldi. Eğitim hayatını Fransız Frerler Mektebi’nde, Amerikan Koleji’nde, Emin Efendi Mahalle Mektebi’nde, Rehber-i İttihat Mektebi, Büyük Reşit Paşa Mektebi, Aydınlı Köyü’nün ilk mektebinde ve Heybeliada Numune Mektebi’nde tamamladı.

 

Adından 1916 yılında günümüzdeki Deniz Harp Okulu olan Mekteb-i Fünûn-ı Bahriye-i Şâhâne’de eğitim gören Kısakürek, beş yıl boyunca bu okulda öğrenim gördü ve okulda Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi Akseki gibi Hamdullah Suphi Tanrıöver gibi tanınmış isimler görev alıyordu.

 

Türk şiir ve düşünce hayatında birbirlerine zıt olan Necip Fazıl Kısakürek ve Nazım Hikmet Ran, aynı okulda okumuşlardır. Necip Fazıl Kısakürek, Bahriye Mektebi’nde öğrenim gördüğü sırada şiir ile ilgilenmeye başladı ve “Nihal” adında haftalık bir dergi çıkarmaya başladı. Okuduğu okulda İngilizce öğrendi ve “Lord Byron, Oscar Wilde, Shakespeare” gibi yazarların eserlerini orjinal dilde okudu. Ahmet Necip olan adının “Necip Fazıl” olması da bu okulda gerçekleşmiştir.

 

1934 yılı, Necip Fazıl Kısakürek için bir dönüm noktasıdır. 1934 yılında bir Nakşi şeyhi olan Abdülhakim Arvasi ile tanışan Kısakürek, Abdülhakim Arvasi ile yaptığı sohbetleri sayesinde ciddi bir fikir ve zihniyet dönüşümü yaşadı ve bu tanışmayı kendisine milat olarak kabul etti. Bu tanışmanın ardından Necip Fazıl Kısakürek’in şiirlerinde tasavvufi düşüncenin izlerine rastlandı. Aynı zamanda bu tanışmayla birlikte yeni düşünce sisteminin ilk önemli eseri olan “Tohum” adlı tiyatro oyununu yazdı.

 

1936’da bir kültür–sanat dergisi olan “Ağaç Mecmuası”nı yayınlamaya başlayan Kısakürek, başarı yakaladı ve dergi Ankara’dan sonra İstanbul’da da çıkarılmaya başlandı. Dergiye Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı gibi önemli edebiyatçılar katkı sağladı. Bir kısmı İş Bankası tarafından finanse edilen dergi, 16 sayı sürdü.

 

1937 yılında tamamladığı “Bir Adam Yaratmak” adlı piyesi ilk defa 1937-38 tiyatro sezonunda, İstanbul Şehir Tiyatroları’nda Muhsin Ertuğrul tarafından sahneye kondu ve büyük ilgi yarattı.

 

Hayatı boyunca birçok esere imza atan Necip Fazıl Kısakürek, 25 Mayıs 1983 tarihinde 78 yaşındayken İstanbul’da hayatını kaybetti.

 

Sahip olduklarınız mı yoksa sahip olduklarınızla yaptıklarınız mı önemlidir? Neden?

Şahsi olarak ben bir şeye sahip olduğumu düşünmüyorum. Çünkü sahip olmanın bir sınırı olmaz. Ancak biz insanlar elbet bir gün öleceğiz. O yüzden bende var olan Her şeye emanetçi gözüyle bakıyorum. Bana verilen tüm emanetler bugün benimse yarın bir başkasının olacaktır. O yüzden bende olan ne varsa bunların kullanımı ile yapılanlar önemlidir benim için. Eğer ki kendi ihtiyaçlarımı karşılamanın yanı sıra birde başkasına faydam dokunuyorsa bunlarla oh ne ala.

 

Kullanılan her malzeme yahut cisim başkasına faydalı olmam hususunda bana yardımcı olacaksa bu daha önemli. Kendim için bir şey istemek bana bencilce geliyor. İnsanlığın iyiliği adına hizmet etmek nimet olsa gerek. Büyüklerimizin sözleri akıllarımıza kazınıp da zihnimizde bu şekilde yer etmiş.

Yerinde söz söylemeyi bilen, özür dilemek zorunda kalmaz sözüyle ilgili bir yazı yazınız.

Yerinde söz söylemeyi bilen, özür dilemek zorunda kalmaz.” (Fatih Sultan Mehmet) sözüyle ilgili bir yazı yazınız.

 

Bizler fiili olarak yaptığımız hataların yanı sıra sözlü de hata yapabilir, farkında olmadan insanları incitebiliriz. Bu nedenle konuşurken daha dikkatli olmalı insanları incitici konuşmamalıyız. Çevremizde ki insanların nasıl ki bizlerin hatalarını konuşması yahut sözlü olarak bizleri alçaltıcı konuşması kırıcı olursa, bizlerinde aynı şekilde davranması başkalarını incitir, kırar. Konuşurken daha dikkatli olmalıyız. Söylediğimiz lafın nelere sebebiyet vereceğini ölçüp biçip tartıp konuşmalıyız. Ben böyleyim açık sözlüyüm diye boş boğazlık yapmamalıyız. Senin öyle olman senin bir meziyetin değil düzeltilmesi gereken bir hatandır.

 

Hem her doğru her yerde söylenmez. Doğruyu dahi yerinde söylemek gerekirken neden başkalayıcı ve ötekileştirici konuşup insanları incitelim? İnsanların üzülmesi bize bir şey katmaz ki. O sizi üzmüş olabilir. Ancak intikam hırsı ile hareket etmeniz en çok size zarar verir.  Yerinde söz söylemediğimizde hata yaparız. Bu nedenledir ki özür de dileriz. Ancak Fatih Sultan Mehmet’in de belirttiği gibi yerinde söz söylemeyi bilirsek eğer özür dilemek zorunda kalmayız.

Ramazanda Davulcular Neden Gezerler?

İslam kültürü ile Türk kültürünün birleşmesinin bir neticesi olan ramazan davulcuları, çağın teknolojik imkanlarına adeta meydan okuyarak sürdürülebilirliğini koruyor.

 

Ramazan ayında sahura kalkması için insanlara alarm vazifesi gören davulcular söyledikleri manilerle de gönüllere dokunuyor incitmeden uyandırıyor. Onların gezmeleri ise daha çok insana ulaşabilme daha çok kişiyi uyandırabilme amaçlıdır. Tek bir yerde davul çalmaları hem aynı muhitte ki insanlara rahatsızlık verebilir hem de diğer yerlerde ki insanlara sesin ulaşmamasını sağlar. Bu nedenledir ki ramazanda davulcular gezerler.