Şiir düzyazıya çevrildiğinde aynı anlam, duygu ve ahengi yansıtır mı?

Şiir düzyazıya çevrildiğinde aynı anlam, duygu ve ahengi yansıtır mı? Tartışınız.

Tabi ki hayır. Öncelerde şiirlerin yazılışında ki hece sayısına kadar tartışma konumuz olmuştu. Bunu kabullenmek demek kendimizle çekişmek olmaz mı? Düzenini dahi önemsediğimiz duygu yüklü bulut onlar. Nasıl olur da düzyazıya çevirildiğinde aynı anlamı, duyguyu ve ahengi yansıtsın. Yanlış anlaşılmak istemem. Düz yazılarda da duygular anlatıla bilir. İstenilen anlam okuyucuya aktarılabilir. Ancak var olan bir şiir bozularak, tekrar düzenlemek sureti ile düzyazıya çevirmek şiirin yazarına yapılan hakarettir diye düşünüyorum. Çünkü o yazarken, bu cümle örgüsünü oluştururken, o hece ölçüsünü düşünürken, biz ona senin emeklerini yok sayıyoruz demektir.

 

Düzyazıya önem veriyorum elbette. Herkes şiir sevmek zorunda değildir. Sevse iyi olur tabi ama sevmesede kendi bilir. Kaybettikleri ona yeter zaten birde sevmiyor diye eleştiremem. Ama ben düzyazıya da önem veriyorum, şiirede. İkisinin de duygularımın tercümanı olduğu sürece değerli olduğu bana fayda sağladığı benim gerçeğim. Şimdi düzyazı haline getirilen şiir yüzünden düzyazıya küsecek değilim. Bunu yapana kızarım. Şairin emeğini nasıl yok sayar? Nasıl binlerce okurun kendini bulduğu bir şiiri düzyazı haline getirerek ilin ciddiyetini bozar?

Ahmet Haşim’in “En güzel şiirler, manalarını karîin (okuyucunun) ruhundan alan şiirlerdir.” sözünden ne anladığınızı açıklayınız.

Ahmet Haşim’in “En güzel şiirler, manalarını karîin (okuyucunun) ruhundan alan şiirlerdir.” sözünden ne anladığınızı açıklayınız.

Şiir konusunda ne kadar yorum yaparsak yapalım eksik kalırız diye düşünüyorum. İnsanın kendisi için olanı kabullenmekte zorlanmasına anlam veremiyorum. Şiir insanın ruhu için. Okuduğunda bizzat kendisini iyi hissetmesi gereken şiirleri neden okumaz ki insan ? Huzursuz olmak, kendini bulamamak diyoruz ya hep bizi yansıtacak olan durumlara kayıtsız kaldığımızdan olmasın. Nasıl yapsak da bu durumu değiştirsek diye debelenip dururken iki satır duygumuza tercüman olan mısraların arasında otursak kendimize geliriz diye düşünüyorum.

 

Peki diyelim ki ruhumuzu yansıtan şiirlere yöneldik. Ya birde kolay beğenmeyen bir kişiliğimiz varsa ? Çok mu seçiciyiz bilemem ama seçici kişilikte iseniz en iyisini okumak istemek tabi ki hakkınız. Burada yapmamız gereken Ahmet Haşim’in bu sözüne kulak vermek; -En güzel şiirler, manalarını karîin ruhundan alan şiirlerdir. Yani okuyucunun ruhundan alınan manaların olduğu şiirler. Ne kadar güzel bir yaklaşım değil mi? Şimdi seçici olanlarımıza seslenmek istiyorum. Ruhumuza göre şiirleri, bizler için en güzel şiirler olduğunu düşünen bir yazar var. Şimdi bizim oo güzelmiş deyip atladığımız şiirler var ya onlar değil şiirin en güzelleri. Bizim içimizde ki duygunun ta kendisi şiirin en güzeli. Yani bizim duygularımız. Bizi bize anlatan şiirler. Kendinden kaçmayıp yüzleşmeyi sevenler kendinizi anlatan şiirleri okuyun. Sizi size anlatsın. Umulur ki kendinizi bulasınız.

Şiirde anlamın açık mı yoksa kapalı mı olması gerektiğini tartışınız.

Şiirde anlamın açık mı yoksa kapalı mı olması gerektiğini tartışınız.

Eski diye tabir ettiğimiz şiirlerin hala günceliğini koruyor olması ne kadar da garip değil mi ? Kalıcı olmak demek bu işte. Her şiir kalıcılığını koruyamıyor. Kısa sürede okuyucuyu etkileyen sadece bulunduğu zaman içerisinde hüküm süren şiirler var ya onlardan bahsediyorum. Anlamın açık olduğu şiirler. Benim düşüncem bu şekilde. Ben yazarın günü birlik yazdığı şiiri evet o gün anlayabilirim peki ya yıllar sonra okunduğunda bir anlam ifade edecek mi ? Yunus Emre’nin şiirlerine bakıyorsunuz her okuduğunuz da farklı bir anlam yüklüyorsunuz kelimelere. Bu sayede yıllardır dilden dile dolaşıyor. Büyük bir örnek oldu ama öyle. Kalıcı olmak için de kapalı şiir yazacağım diye uğraşmayın. Açık yazabiliyorsanız yine yazın ama kendinizi büyük şairlerle kıyaslamadan yazın. Mehmet Akif yıllar önce yazdığı İstiklal Marşı’mızı kapalı bir şekilde ifade etmiş. Ama bakın sanki bugün yazılmış kadar taze ve güncel. Her okuduğumuzda ayrı bir anlam ifade ediyor bizler için. Değerli olduğu fikrini şöyle koyun ama kapalı bir anlayışla yazılması ona olan hayranlığı arttırıyor.

 

Açık yazılan şiirlerin arasında da güzeli vardır elbet. Onları tam anlamıyla eleştirdiğim için söylemiyorum. Sadece ileriye taşımanın imkansız olduğundan bahsediyorum. En fazla 10 yıl veriyorum ben o şiirlere. Sonrası muamma. Bizlerin hislerine tercüman olurlar mı ? Evet. Ama hepsine değil. Ben o gün öyle hissedip okurum .Yarın nasıl hissedeceğim konusunda ben bile fikirsizim. His bu her gün aynı olmuyor. Şiir de o yönde seyir etmeli. Eğer ki duygulara tercüman diye adlandırıyorsak bu tüm zamanlar için olmalı. Açık şiirler sevilmez demiyorum bakın kalıcı olmaz. Yani kötü veya sevmediğimden de değil. Benim de sevdiğim güncel şiirler olabilir. Ama ne kadar sürer ona olan sevgim bilinmez.

Şiirin müzikle ilişkisi hakkındaki düşüncelerinizi belirtiniz.

Şiirin müzikle ilişkisi hakkındaki düşüncelerinizi belirtiniz.

Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldeyim
Gidiyorum gündüz gece
Gündüz gece
Gündüz gece
Gündüz gece

 

Ne güzel söylemiş Aşık Veysel. Bugün hem yazıp hem yorumladığı bu şiiri dinlemek büyük keyif veriyor insana. Sadece keyif de değil götürüyor kendisiyle birlikte seni de. Uzun ince bir yolda gitmeye başlıyorsun en geriye, yahut ta ileriye. Sadece şiir olarak kalsaydı toplumda bu kadar etki uyandırır mıydı ? Sanmam. Şimdiler de hemen her gün bir çok yeni şarkı çalıyor radyolarda. Hangisini kazıyoruz ki hafızamıza. Ezberimizde kalsa da unutuveriyoruz bir ay sonra. Halbuki türküler öyle mi? Üzerinden yıllarda geçse bir Pazar sabahı uyandığında dinlemek istiyor insan. Neşet Ertaş’ın sazından dökülen nameler çınlıyor kulaklarda. Kızarken sevdiğimize hep sen mi ağladın ben de gülemedim yalan dünyada diyoruz. Şiir okumayı sevmeyen birini çevirin size birer birer okusun bu mısraları. Hayatında bir kere bile şiir okumamıştır belki. İşte bu müziğin sağladığı bir başarı. Müzikleşen şiirler hafızalarda kalmıyor okuma yazma bilmeyenlerinde gönlüne yazılıyor. Gönülden dinleyen yok mu sanıyorsun. Bazen duymak için kulak yetmez. Gönülden hisseder duyarsın mısraları. Şiir böyle bir şey işte. Duyguları müzikle buluşturdun mu  birde işte o zaman dinle. Tüm güzellikler çıkar ortaya.

 

Müzik ruhun gıdasıdır deriz ya her zaman ruhu yansıtan da şiirdir işte. Aralarında böyle bir ilişki var şiirle müziğin. Şiirin gıdası yani müzik. Bize dinletilen her müziği de karıştırmayalım şiirle. Müzik demeye bin şahit gereken anlamsız tıngırtılar var maalesef. Ciddiye almayın onları. Üzerinde düşünmeye bile gerek görmüyorum zaten. Kısa süre unutulmaya yüz tutan gereksiz tıngırtı olarak aklınız da yer etsin yeter.

Kelimelerin düzenlenişi, dizelerin uzunluğu kısalığı vb. aracılığıyla içeriğin görsel olarak şiirin şekline yansıtılması hakkındaki düşüncelerinizi ifade ediniz.

Kelimelerin düzenlenişi, dizelerin uzunluğu kısalığı vb. aracılığıyla içeriğin görsel olarak şiirin şekline yansıtılması hakkındaki düşüncelerinizi ifade ediniz.

Derdi olanın yazabildiği bir edebi sanat eseridir demiştik şiir için. Sanatla iç içe olup duyguların açıkça hissedilebilir olduğu kanaatine varmıştık. Şiir; hasta olan kişiye verilen ilaç. Aç kalana verilen yemek, uykusuza uyku diyelim şimdide.

 

Şiirler yazılıyorken elbette kelimelerin düzenlenişi, dizelerin uzunluğu-kısalığı ve içeriğin görsel anlamda şiirin şekline yansıtılması önemlidir. Okurun bu güzellikleri okuyup görmesi için yansıtılan duygunun estetik bir biçimde sunulması hafızalarda kalıcılık sağlayacaktır. Kelimeler öyle bir düzenlenmeli ki hece ölçüsüne dikkat edilmeli. Aruz vezni kullanılsa nasıl oluyor diye bakılmalı. Görsel anlamda uzunca cümleler şiiri yapısal bütünlüğüne zarar verebilecektir. Okura  Bir hikaye veya bir metin okuduğu gibi sunarsanız şiiri, şiir yazmamış olursunuz. Tabi bunlar duygudan sonra ikinci planda kalıyor. Ancak önemlidir, elzemdir.

 

Bizler okumaya başlamadan kitabın kaç sayfa olduğuna bakan insanlarız. Büyük romanları okumaktan korkanlar uzun hece ölçülü şiirleri okumaktan sıkılırlar. Öz eleştiri de diyebilirsiniz. Asıl mesele uzun cümleler kurularak yazılan şiirlere eleştiride bulunmak. Rast gele herkesin yazamayacağını bilmesi gerekir. Şiir bir oyuncak değildir ki, her önüne gelen oynamak istesin. Duyguların ta kendisidir şiir. Ama öyle duygulu olmakta yetmiyor gördüğünüz gibi. Hece ölçüsüne dikkat etmelisiniz. Okuyucu sıkmayacak kadar kısa tümceler kullanmalısınız. Bunlar daha hiçbir şey. Araştırma yapmalı şiir için gerekli kuralları bilmelisiniz. Şiir bu yüzden şiir. Yoksa bunlara dikkat etmeyerek yazdığınız her şiir benzeri yazı büyük bir çöplük oluşturacaktır. Bunun oluşturduğu koku hepimizi etkiler. Dikkatli olalım şiir kirlenmesin.

Şiirle resim sanatının ilişkisi hakkındaki düşüncelerinizi belirtiniz.

Şiirle resim sanatının ilişkisi hakkındaki düşüncelerinizi belirtiniz.

Hem şiir hem de resim sanatı duygulardan beslenir. Her ikisi de yaşanan duygu yoğunluğunu dışa vurumu olarak çıkar karşımıza. Ve her ikisi de duygularının hissedilmesini güzel bir dille sunar insanlığa.

 

Şiir; yazarının içinde konuşan dostu, en yakın arkadaşı bazen de aşkıdır. Kimi zaman kızar, kimi zaman sevindirir. Uzaklara götürür okurunu. Oturduğun yerden dünyanın öbür ucuna gidersin. Hüzünlenirsin, neşelenirsin onunla. Okuyor olmanın verdiği keyfi aldıysan başka bir güzellik aramazsın. Yazarı isen vay haline… Ama iyi anlamda vay haline. Şiir yazarları dertli insanlardır. Derdi vardır dermanını aradığı. ’Bir derdim var bin dermana değişmem’ demeleri dertlerinin güzelliğidir. O dert onlara yazdırır şiirleri. Dertleri ne kadar güzel olursa o kadar çok okunur yazdıkları. Çok okulsun diye de yazarlar mı bilemem ama bizlerin o güzel duyguları okuma isteği baki olacaktır.

 

Resim; ressamının elinde bir bebek gibi, istediği tüm gülümsemeleri onda bulur. Çizilen her güzel resim insanların dikkatini çeker. İnsanlar her resim de bir şey bulamayabilir. Ama illa ki her insanın kendini yansıtan bir resim tablosu vardır. Tablo merakı resim arayışı olan insanlar buna yönelir. Kendilerini ararlar aslında. Buldukları zamansa tek yapacakları şey ona sahip olmaktır. Ressamın elinde ki tabloya çizdiği resimler ressamın hayal dünyasında ki güzelliklerin bir parçasıdır. Ne kadar güzel duygu ve düşüncesi varsa onu yansıtmak için çizerler. Farklı tarz da ki insanların resim de ortak noktada buluşmaları resmin insanların bizzat ruhuna dokunduğunun kanıtıdır.

 

Her ikisi içinde insanların duygularına tercüman olduğunu söyleyebiliriz. Şiir ve resim sanatları arasında ki bu bağ insanların duygusal yönlerinin ağır bastığı zamanlarda ortaya çıkar. Duygular anlatılmaz yaşanır sözünün çürüdüğü birer sanat eserleridir her ikisi de.

Sanat, sanat için mi olmalı yoksa toplum için mi?

Sanat, sanat için mi olmalı yoksa toplum için mi? Tartışınız.

Sanatın geliştiği 1400 lü yıllara, Rönesans dönemine baktığımızda ilk olarak sanatın, sanat için geliştirildiğini görürüz. Tabi göze hitap eden güzelliklerinin de insana verdiği hazzın insan için de olabileceği gerçeği var. İnsanlar yaşadıkları topluma göre düşünme becerisini yönlendirir. Her insan yaşadığı toplumda oluşan fikirlerden beslenir. Kimi zaman aynı fikri savunurken kimi zamansa bu fikirlerden beslenerek kendi görüşünü ortaya koyar. Bizlerin yaşamış olduğu toplumda ise sanatın ne için yapıldığı görüşü çok önemlidir. Ülkemizde bu durum insana verilen değerin minimum ölçekte az olduğu ve daha çok sanatın sanat olarak kalması görüşü yaygındır. Toplumu etkilemesi gereken sanatsal ürünler sadece sanat olarak kendi çevresinde gelişmekte olup insanlara fayda sağlayıp sağlamadığı çok da önem arz etmemektedir. Bizlerin istediği tabi ki bu güzelliklerin toplumumuzla buluşturulması.

 

İnsanımız için gelişim göstermesi. Ancak durum çok farklı. Sanata değer verilmeyen toplumda sanatta ne kadar toplum için yapılabilir o da ayrı bir konu. Konuyu daha çok açacak olursak; sanatın değer görmesi ve gelişim göstermesi için insanların ona yönelmesi gereklidir. Eğer ki toplum olarak sanatın gelişimi için çaba harcıyor olsaydık sanatın da toplum için yapılacak olmasından kuşku duymazdık. Bu nedenle toplumumuzda evet sanat, sanat içindir. Ancak olmasını istediğimiz gelişmiş toplumlar ki örnekleri gibi sanatın toplum için olmasıdır. Toplumumuz sanatın sunacağı tüm güzelliklerden faydalanmalı ki sanata olan bakışı değişsin. Sanat sanatçıların onu geliştirilmesini beklememeli. Sunduğu ürünleri topluma fayda sağlamalı ki onu geliştirecek olanla iş birliği yapabilsin.

Namık Kemalin “Edebiyatsız millet, dilsiz insan gibidir.” sözünden ne anlıyorsunuz?

Namık Kemal’in “Edebiyatsız millet, dilsiz insan gibidir.” sözünden ne anlıyorsunuz?

Edebiyatın gelişimine büyük katkıları olan usta kalem. Namık kemal. Elbette ki, söylediği sözlerle kitlelere ulaşmayı hedefleyen muhterem şahsiyet, yine bir benzetme ile gözümüzün görmesini istediği önemsiz sanıp es geçtiğimiz bir durumu el alıyor.

 

Edebiyatın ülkemizde ki gelişimi için çok uzağa gitmemiz gerekmiyor aslında. Osmanlı devletinin gerileme sürecine girdiği yıllarda ortaya çıkan yazarlar, yazılan makaleleri ile dergilerde ki yerlerini alıyor kendi akımlarını başlatıyorlardı. Bu yazarların arasından biri olan Namık Kemal se edebiyatsız milleti dilsiz insana benzetiyor cümlesinde. Söylenen bu söz çok açık aslında. Konuşma yetimizi sağlayan organımız dil olmadan nasıl ki konuşmamız mümkün değil, edebiyatta bu dil gibi insanların konuşması için gerekli bir organ gibi düşünülmüş cümlede. Dahası edebiyatsız konuştuğumuz her cümlenin aslında boş olduğu, dilsiz birisi gibi hiç konuşulmamış sayılacağı gerçeğini gün yüzüne çıkarıyor. Dilsiz bir insan kendini ifade etmesini çok zordur. Gerçek anlam için söylüyorum. Bunu mecazi anlama yoran ve bir benzetme sanatı yapan usta kalem Namık Kemal, edebiyatsız bir insanın kendisini ifade etmesinin zorluğunu anlatıyor bizlere.

 

Her bilgiyi haznemize alırken düşünme yetimize kaybetmemeliyiz. Düşünmeliyiz öğrendiğimiz bir bilgiyi. Kulaktan duyma sözlerle kendimiz bilgili olarak nitelememeliyiz. Yoksa edebiyatın tadını da alamayız. Kuru kuruya bilgi sahibi olmak ezberlemekten başka bir şey değildir. Bizi geliştirmez aksine geriletir. Bu sebeplerle edebiyatı kazanım haline getirmek için edebiyatı anlayarak öğrenmeli düşünerek geliştirmeli ve kullanarak dilsiz bir insan tabirinden kendimizi uzak tutmalıyız.

Kişinin kendini zaman zaman mutsuz hissetmesinin nedenleri neler olabilir?

Kişinin kendini zaman zaman mutsuz hissetmesinin nedenleri neler olabilir? Tartışınız

Psikolojik nedenler buna sebep oluyor  olabilir. Bu kadar kısa ve öz değil tabi ki. Bir çok nedeni vardır bunun. Her insan zaman zaman bu mutsuzluk halini elbette yaşar. Her insanın da mutsuz olabilmesi için kendine göre nedenleri vardır. Hepsi birbirinden farklı, hepsinin mutsuzluk oluşturabilecek seviyesi ayrıdır.

 

Bütün insanları etkileyecek mutsuzluk nedenleri de vardır. Ancak soruda bunun kastedildiğini düşünmüyorum. Nedensiz hissedilen bir mutsuzluğun zaman zaman yaşanıyor olmasının nedeni sorulmuş. Cümleyi biraz açınca saçma geliyor sanırım. Daha fazla açıklık getirelim madem. Şimdi kişi evinde televizyon karşısında meyvesini yiyorken birden bire kendini mutsuz hissetti. İşte bu neden kaynaklanıyor diye düşünelim.

 

Bence daha önceleri yaşadığı büyük üzüntüler kişinin hayatında kalıcı bir etki bırakmış, yediremeyip kendi içine attığı sıkıntılar kendi kendini hırpalamasına neden olmuş olabilir. Bu bir ihtimal. Devamında üstünden yıllarda geçmiş olsa dahi kendinin bile unuttuğu bu üzüntü nedeni ile hiçbir neden yokken, aklında bile değilken bir anda mutsuzluk onu kaplamış şekilde bulabilir kendini. Böyle hisseden insanlar psikolojik danışmanlara yönlendirildiğinde genelde geriye giderek düşünülür, sorun bulunup çözülür. Kişinin çocukluğuna kadar inilir bu seanslarda. Faydalı mıdır ? Yani faydasız olsa bu kadar geniş çaplı bir çalışmaya zemin hazırlamış olmazlar. Daha başka neden arıyorsak kişinin çevresine de bakmalıyız. Yaptığı işe yediği yemeğe kadar her şeyi ayrıntılarıyla bilmemiz gerekiyor. Yoksa nereden bilebiliriz o kişinin ne düşündüğünü. Belki yine bilemeyiz ama hiç değilse hakkında fikir sahibi oluruz. Çevresinde ki insanların mutsuzluğu bile çoğu zaman başlıca bir sebepken kendi haline üzülmeyen kişilerin sayısı da az değildir.

Bireyin yalnızlaşmasında modern yaşamın etkileri var mıdır?

Bireyin yalnızlaşmasında modern yaşamın etkileri var mıdır? Tartışınız.

Gelişen teknoloji ve sağladığı imkanlar gün geçtikçe artıyor durumda. Özellikle cep telefon konusu üzerinde önemle durulması gereken bir mesele. Biliyoruz ki artık cep telefonları sadece konuşmak için değil sosyal medyanın en aktif kullanıldığı cihazlar haline geldi. Özellikle genç kitlelerin dünyaya olan entegresi sosyal mecralar da oluyor. Ancak ne kadar faydalı bilgilere erişilme imkanı sunsa da yine de zarar oluşturacak durumlarda söz konusu. Her faydalı olanı alma gibi bir yapıya sahip olmayanlar tüm zararlı alışkanlıkları bu sosyal platformlarda kolayca kabullenebiliyor. Zararlı olan her durum maalesef engellenemiyor. Son yıllarda mavi balina olarak adlandırılan oyun, dünyamızın bir kısmında yaygın olarak kullanılmış bir çok gencin ölümüne neden olacak kadar zarar vermiştir. Bizlerin de günlük hayatımızda her sıkıldığımız anda elimize aldığımız telefonlarımızla bazı sosyal medya platformlarında gezdiğimiz bir gerçek. Yanlış olanı bilmemiz yeterli gelebilir bize. Ama her insan için aynısını söyleyemeyiz. Yanlış olanın zarar verecek olanın daha cazip hale getirilmesi tercihleri o yöne kaydırıyor.

 

Modernleşen bu yaşam tarzı insanların sıkılmasında ki duyguyu kullanarak insanların kendilerini iyi hissetmelerini sağlıyor. Halbuki durum çok vahim. Her bunalıp elime aldığımız telefonlar, bizlerin etkileşim kurduğu dış dünya ile aramızda büyük engel teşkil ediyor. Kullanılan cihazlar yüzünden insanları dinlemiyor konuşulan konulara odaklanamıyoruz. Bu durumdan huzursuzluk duyan karşı taraf konuşulmaması gerektiğini düşünerek irtibatı kesiyor. Veya ilgimizi çeken paylaşımlar yüzünden biz diğer insanlarla irtibatı kesiyor yanlarına daha gitmeyerek sosyal medyada gezintiye devam ediyoruz. İster öznel deyin ister genel eleştiri. Tam anlamıyla hayatımızda yalnızlaştığımız buna da modern yaşamın etki ettiği yadsınamaz bir gerçektir.