Yolculuk önce seni sözsüz bırakır, sonra da iyi bir hikâye anlatıcısına dönüştürür

Yolculuk önce seni sözsüz bırakır, sonra da iyi bir hikâye anlatıcısına dönüştürür sözü ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi sözlü olarak paylaşınız.

 

İbn-i Batuta tarafından söylenen  “Yolculuk önce seni sözsüz bırakır, sonra da iyi bir hikâye anlatıcısına dönüştürür.” oldukça etkili ve anlamlı bir duruma işaret etmektedir.

Bu söz ile anlatılmak istenen asıl kavram insanların birinci elden görmüş olduklarının hayatlarında yer edindiği ve tecrübe sahibi olabildikleridir. İkinci düşünceye göre ise bilgi sahibi olanın bir konu hakkında konuşabileceği ve fikir beyanında bulunabileceği ile ilgilidir. Şimdi bu iki düşünce üzerinden sözün asıl anlam bağını yakalamaya çalışalım.

 

Yolculuğa çıktığımızda, özellikle bilinmeyen ve daha önce gidilmemiş bir yer için ise, insanların pek bir fikri ve bilgisi yoktur. Ancak belli bir zaman sonra yavaş yavaş edinilen izlenim ve birikime bağlı olarak insanların genel hatlarıyla fikirleri oluşur. Bu nedenle de başlangıçta en ufak fikri olmayan kişiler, yolculuğun ardından mekan ve yer hakkında geniş ve detaylı bilgiye sahip olacaktır.

 

Bu sözü başka bir yönüyle de ele alırsak, hayattan edinilen tecrübe ile ilgili de yansımaya sahip olduğundan bahsedebiliriz. Hayatın sonu nerede biteceği belli olmayan bir yolculuk olmasından hareketle, yıllara bağlı olarak kazanılan hayat tecrübesinde artış yaşanır. Örneğin bebek çocuğun bir olmaması ya da genç delikanlı ile yetişkin hatta yaşlı bir bireyin aynı konumda olmaması gibi de düşünülebilir.

 

Sonuç olarak insanlar görüp duydukça ve okudukça bilinmeyenler bilinene dönüşecektir. Tecrübe ve bilgi yaşamın devamı ile doğru orantılı şekilde artmaktadır.

 

Diğer yazılarımız için dershane anasayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Sizce insanlarda çevre bilinci oluşturmak için neler yapılabilir?

Sizce insanlarda çevre bilinci oluşturmak için neler yapılabilir?

 

Çevre bilinci, çevrenin korunmasının önemini anlamaktır. Çevreye saygı duymak, onu korumak ve onun sorumluluğunu taşımak ideolojisidir. Çevrenin, doğanın ve içinde yaşayan varlıkların kendine özgü bir değere sahip olduklarını anlamaktır. Çevrenin kırılganlığının, yok olabileceğinin ve çevreyi tehdit eden sorunların farkında olmaktır. Tüm çevre sorunlarının birbiriyle iç içe olduğunun ayırdında olmaktır.

 

Çevresel sorunların, kaygı verici bir halde gelecek nesillere miras kalmasını önlemek üzere, çevre bilincini önce kendi içinde bulunduğumuz küçük toplulukta yaratmakla ya da olanı geliştirmekle başlayabiliriz. Günümüze kadar çevreye verilen zararı devir alacak çocukları eğitmekle başlamak bu süreçte oldukça önemlidir.

 

Çevresel sorunlardan, gelişmelerden, tehditlerden, gündemden haberdar olmak, onları takip etmek gerekir.  Bu hususlarda kapsamlı kitaplar okumak, ilgili internet sayfalarını takip etmek, seminerlere, sempozyumlara katılmak vb. bizi zenginleştirecektir. Öğrendiklerimizi ilk temasta olduğumuz ailemiz, arkadaşlarımız, akrabalarımız, komşularımız vb. ile paylaşmaya başlamamız, çevre bilincini yaratmak ya da geliştirmek için iyi bir başlangıç olacaktır.

 

Çevre ile ilgili sosyal sorumluluk projelerinde, sivil toplum örgütlerinde ya da derneklerde çevre sorumlusu olarak rol alabilir; böylece hem çevre için faydalı şeyler üretebilir hem de içinde bulunduğumuz topluma çevre bilincini öğretmek için girişimde bulunabiliriz. Çevresel sorunların tümü için etrafı, işletmeleri, yönetimleri vb. suçlamak yeterli çözüm değildir. Çözüm için farkındalığı arttırmak, yaşamımızın her kesiminde çevreyi korumak, çevre dostu olmak adına seçimler yapmak ve yapılmasını sağlamak önemlidir. Kişisel düzeyde başlayan bu girişim giderek toplulukları, toplumu, dünyayı etkiler bir hal alabilir.

 

Diğer yazılarımız için dershane anasayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Bir olayın, durumun, konunun haber yazısı olabilmesi sizce neye bağlıdır?

Bir olayın, durumun, konunun haber yazısı olabilmesi sizce neye bağlıdır?

 

Bir olaya, duruma ya da konuya haber değeri veren neler olabilir önce bunun tespit edilmesi önemlidir. Bu tespit yapıldıktan sonra bilgiler toplanır, toplanan bilgiler içinde bir hiyerarşi oluşturulur, doğruluğu ve tarafsızlığı gözden geçirilir,planlama yapılır, amaç belirlenir, akıcı ve anlaşılır bir dille haber yazısı oluşturulur.

 

  • Olay, durum ya da konun içinde ünlü ya da tanınmış bir isim varsa, olayda etkileyen ya da etkilenen ise o zaman haber değeri taşıyabilir. Örneğin; yerel bir ilkokulu ziyarete Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk ziyarete giderse bu bir haberdir.
  • Eğer olay, durum ya da konu alışılmadık, şok edici ya da tuhaf bir hal içeriyorsa haber değeri taşıyabilir. Örneğin; Avusturalyalı bir kadın geçirdiği trafik kazası sonrası hiç Fransa’da bulunmamasına rağmen Fransız aksanıyla konuşmaya başlamış.Bu haber değeri taşıyabilir.
  • Olay, durum ya da konu tartışmalara, anlaşmazlıklara veya rekabete sebep oluyorsa o zaman haber değeri taşıyabilir.Spor, din, siyaset, insan ve hayvan hakları ihlalleri, savaşlar vb. hususlarda yaşanan gelişmeler haber değer taşıyabilmektedir.
  • Olay, durum ya da konu herhangi bir duygusal tepkiye sebep oluyorsa haber değeri taşıyabilir. Örneğin Sapanca’da dört patisi ve kuyruğu iş makinesi ile kesilen ve bu yüzden ölen köpek yavrusu bütün Türkiye’yi sarsmıştır; bir haberdir.
  • Olay, durum ya da konu ilk, en iyi, en uzun, en küçük vb. çarpıcı nitelik taşıyorsa haber değeri taşıyabilir. Örneğin; Türkiye’nin ve dünyanın en uzun insanı Sultan Köse’nin Türkiye’de yaşıyor olması bir haberdir.
  • Olay, etkinlik, durum ya da konu okuyucuların bulunduğu konumdan uzakta bir yerlerde, onların etkilenmeyeceği bir lokasyonda gerçekleşiyorsa onlar için haber değeri taşıyabilir.
  • Olay, durum ya da konudan okuyucular direkt etkileniyorsa ya da etkilenen insan sayısı fazlaysa haber değeri taşıyabilir. Örneğin; asgari ücrette ya da emeklilik maaşlarında artışbir haberdir.

 

Diğer yazılarımız için dershane anasayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Yaşadıklarınızı günü gününe yazmayı mı yoksa üzerinden zaman geçtikten sonra aklınızda kaldığı kadarıyla aktarmayı mı tercih edersiniz?

Yaşadıklarınızı günü gününe yazmayı mı yoksa üzerinden zaman geçtikten sonra aklınızda kaldığı kadarıyla aktarmayı mı tercih edersiniz? Düşüncelerinizi nedenleriyle paylaşınız.

 

Yaşadıklarımı günü gününe yazmayı tercih edebilirim. Çünkü olaylar daha yeni yaşanmış olduğu için ayrıntılar daha nettir. Hafızamızda olaylar tazedir. Yaşanan olaylar ve anlatılan olaylar ile ilgili zaman farkı olmaz.Eksik ya da fazla bir şey anlatmak pek söz konusu değildir. Daha gerçekçi olabilir. Ama şöyle de bir şey söz konusu, henüz olay hakkında duygularımız veya düşüncelerimiz netleşmemiş olabilir. Anın sevinci veya üzüntüsü ile ani yargılarda bulunabilir, hatalı yaklaşımlarda bulunabiliriz. Yaşananların gerçekliğini tam kavrayamaya biliriz. Olayın üzerinden belirli bir zaman geçtikten sonra farklı düşünebilir, çıkarımlarda bulunabiliriz. Zaman geçtikten sonra aklımızda kalanları yazarsak, fikirlerimiz ve duygularımız değişebilir.

 

Yaşananların bir kısmını hatırlamaya biliriz ya da farklı hatırlayabiliriz veya kendimize göre bir anlam katabiliriz. Günü gününe yazmanın sonuç olarak daha gerçekçi olduğunu düşünüyorum. Amacımız ayrıntıları ile gerçekleri anlatmak ise ya da gelecekte, yaşananları daha net hatırlamak için yazıyorsak, günü gününe yazmak daha mantıklı görünüyor. Tabi o zaman yazdıklarımız anı değil günce veya günlük olur. Günlükler okuyucu düşünülerek değil, kişinin kendisi için yazdığı yazılardır. Bu yüzden kişisel ve özeldirler. Olayı yaşayan kişi tarafından yazıldıkları için de içten ve samimidirler. Olaylar doğrudan doğruya yaşayan kişi tarafından aktarılır. Kendimiz için yazdığımız, başkasının yazdıklarımız hakkında ne düşüneceği çok önemli olmadığından dürüstçe yazılırlar. Ama bazen insan kendisine bile yeterince dürüst olamayabilir.

 

Diğer yazılarımız için dershane anasayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Tarihte topluma katkısı olmuş hangi kişiyle ilgili bir anınız olsun isterdiniz?

Tarihte topluma katkısı olmuş hangi kişiyle ilgili bir anınız olsun isterdiniz? Niçin?

 

Tarihte topluma katkısı bulunmuş birçok şahsiyet vardır. Bilim, sanat, milletlerin özgürlüğü, dünya barışı gibi alanlarda katkıları bulunan insanlar ile tanışmış olmayı, onlar ile bir anı paylaşmış olmayı hepimiz isteriz. Ben küçük yaşlarımda hep Atatürk keşke yaşasaydı, onunla tanışsaydım diye hayal ederdim. Hala da ulu önder, büyük kurtarıcı, Kurtuluş Savaşı’nın başkomutanı, Cumhuriyetimizin kurucusu ile tanışmak rüyalarımı süsler. Ankara’ya ilk geldiğimizde annem ve babam beni Anıtkabir’e götürdüler. O zamanlar Atatürk’ü görebileceğimi, Anıtkabir’in onun evi olduğunu düşünüyordum. Anıtkabir’de onu göremeyince çok üzülmüştüm ama yine de ona ait birçok şey gördüğüm için mutlu olmuştum.

 

Tarihte topluma katkısı olmuş, ünlü bir fizikçi olan Albert Einstein ile tanışmış olmayı da çok isterdim. O bir bilim adamı olmasının yanın da bir barış insanı ve bir filozoftu. Her zaman otoriteye karşı çıkmış, özgür ruhlu birisiydi. Aynı zaman da eğitimine devam ederken birçok güçlük yaşamış. Başarısız biri olarak görülmüş, birçok okul değiştirmiş, küçümsenmiş hatta zekâ geriliği olduğu söylenmiş. Fiziğe ve matematiğe olan ilgisini fark ederek, bu yönde ilerleme kaydedip, Nobel Fizik Ödülü sahibi olmuş. Herkesin bildiği İzafiyet Teorisi’ni geliştirdi. Kuantum fiziği hakkında birçok çalışmalar yaptı. Yaşadığı tüm olumsuzluklara aldırmadan kendi yolunda ilerledi ve zamanın en büyük dehalarından biri olarak tarihe geçti. Güçlüklere boyun eğmeden, yılmadan başarıya ulaşan bu iki şahsiyetle birer anı paylaşmayı çok isterdim.

 

Diğer yazılarımız için dershane anasayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Anı yazmak diğer edebi türlere göre daha kolay mıdır?

Anı yazmak diğer edebi türlere göre daha kolay mıdır? Düşüncelerinizi nedenleri ile paylaşınız.

 

Anı yazılarında yaşadığımız ya da tanık olduğumuz olaylar anlatılır, olay yaşanıp bitmiştir. Sonuçları vardır. Olay esnasında konuşmalar gerçekleşmiş, duygular yaşanmıştır. Aynı zamanda aklımızda kalan şekli ile yazılır. Günlük gibi günü gününe yazma zorunluluğu yoktur. Bir konu üzerine sıfırdan bir kurgulama yapma gereksinimi yoktur. Olayın akışına uygun, hissettiklerimizi, konuşmaları aktarabiliriz. Biyografilerdeki gibi tarihe veya kendi yaşantımıza da sıkı sıkıya bağlı kalmamıza gerek yoktur. Tabi anı yazısının da ilgi çekici bir yanı olmak zorundadır. Yoksa sıradan bir günü anı diye anlatmamız çok da mantıklı olmaz.

 

Anı yazıları kişinin bakış açısına göre yazıldığı için gerçeklik anlamında farklılıklar söz konusu olabilir. Şöyle ki, arkadaşımızla ilgili bir anıyı yazarken olayı o farklı, biz farklı hatırlıyor olabiliriz veya yaşananlar onun zihninde farklı yorumlara, düşüncelere, duygulara yol açmış olabilir ama bizim için bambaşka bir gerçeklik söz konusudur. İnsanın kendi kendini anlatması da güç olabilir kimi zaman. Kimi zaman duygu ve düşüncelerimizi net olarak anlatamaya bilir veya istemeden de olsa sansürleyebilir ya da saptırabiliriz. Tabi her yazılan anı edebi bir yazı olarak kabul edilemez. Edebi bir yanı, değeri olması gerekir. Akıcı bir dil kullanılması, samimi bir anlatımın olması gereklidir. Bazılarına göre zor olduğu gibi bazılarına göre kolay olabilir. Bence yaşanmış bir olay anlatıldığı, olay anlatan kişinin çevresinde döndüğü için öykü, roman gibi türlere göre daha kolaydır.

 

Diğer yazılarımız için dershane anasayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Çocukluğunuza ait sizde derin bir iz bırakan, sizi etkileyen güzel bir olay var mı?

Çocukluğunuza ait sizde derin bir iz bırakan, sizi etkileyen güzel bir olay var mı? Anlatınız.

 

Çocukluğumuza ait güzel veya tam tersi üzücü olaylar genellikle üzerimizde derin izler bırakır. Hayatımızı oluşturan yaşadığımız olayların bütünüdür. Yaşadığımız olayları veya tanık olduğumuz durumların anlatıldığı yazılara anı yazısı denir. Anı yazıları samimi bir dil ile yazılır. Bir anımızı anlatmak istediğimiz de genellikle etkileyici olmasını isteriz. Bu sebeple de anı yazıları ilgi çekici yazılardır.

 

Beni etkileyen, çocukluğuma ait güzel bir olayı anlatacak olursam hemen aklıma gelen, ilk iki tekerlekli bisikletim olur. Yaz tatillerinde anneannemlerin yaşadığı köye giderdik. Köy dediğime bakmayın aslında bir kasabadır. Dedem çiftçilik yaptığı için bana hep köye gidiyormuşuz gibi gelirdi. O sene ben henüz okula gitmiyordum. Sanırım beş altı yaşlarındaydım. Benim evde, apartmanın bahçesinde kullandığım üç tekerlekli bir bisikletim vardı. Ama artık daha büyük bir bisiklete binebilirdim. Keşke anneannemde de bir bisikletim olsa diyordum içimden. Ne güzel gezerim…

 

Bir gün daha erken saatlerdi, daha kahvaltı bile etmemiştik. Kapı çalındı. Kapıyı annem ya da teyzem açtı. Dedem gelmişti. Dedem daha biz kalkmadan işe giderdi bazı günler. Ama dedem ismimi sesleniyor, beni kapıya çağırıyordu. Bende gittim. Birde ne göreyim! Dedemin elinde iki tekerlekli, turuncu bir bisiklet var, hem de kocaman. Dedem zilini çalarak kapıda beni bekliyor. “ Bu benim mi dede?”, dedim inanamayarak.” Senin” dedi dedem, “hadi bin bakalım.” Çok sevinmiştim, dünyalar benim olmuştu.

 

Diğer yazılarımız için dershane anasayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Hangi sıklıkla gazete ve dergi okursunuz?

Hangi sıklıkla gazete ve dergi okursunuz?

 

İnsanlık tarihinin başlangıcından beri yaşanılan olayların paylaşılması ve bu olaylardan haberdar olmak önemli bir iletişim ihtiyacı olmuştur. Bu ihtiyaç doğrultusunda iletişim organları zamanla gelişim göstererek gazeteler ve dergiler olarak evlerimize kadar girmiştir.

 

Gazeteler; siyasi, ekonomik ve kültürel bağlamda toplumu ve toplumu oluşturan insanları ilgilendiren konularda her türlü içeriğinbilgi veya yorum şeklinde verildiği yayın araçlarıdır. Günlük, haftalık veya daha uzun süreli olarak yayımlanabilmektedirler. Güncel yayın organları olarak da adlandırılabilen gazeteler güncel haber verme zorunluluğuna sahiptir. Ülkemizde birçok ulusal ve yerel gazete bulunmaktadır. Bilgi çeşitliliği sayesinde her kesimden okura hitap eden gazeteler uzun yıllar boyu ülkemizde haber ve bilirkişi yorumlarını ilk elden almak isteyen okurların gözdesi olmuştur.

 

Dergiler süreli yayın olarak adlandırılmaktadırlar. Çeşitli konularda bilgi ve yorum paylaşma amacı gütmektedirler. Gazetelerden farkları günlük olarak yayımlanmamalarıdır. Haftalık, iki haftalık veya daha uzun süreli periyodlarda yayımlanan iletişim araçlarıdır. Konularına göre sınıflara ayrılabilirler ve bu okuyucuları arasında seçme şansı doğurabilmektedir. Dergiler resim konusunda da zengin içerikli baskılardır.

 

Gazete ve dergiler uzun yıllar boyu kitlelerin bilgi edinme ve paylaşabilme aracı olmuştur. İnsanlar güncel haberlerden bilgi sahibi olabilmek ve olaylar hakkındaki çeşitli yorumlara başvurabilmek amacıyla gazete ve dergilerden yararlanmaktadırlar. Günlük olarak çıkan gazeteleri takip ederek veya düzenli periyodlardaki dergileri satın alarak gündem hakkındaki merakını giderip kültürel olarak birikim sağlayabilirler. Günümüz teknolojisiyle bu yayın organları e-dergi ve e-gazete formatında okurun kullanımına sunulmaktadır. İnsanlar istedikleri her ortamda gazete ve dergi okuyarak bu kitle iletişim araçlarından yararlanabilmektedirler.

 

Diğer yazılarımız için dershane anasayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Gazete ya da Dergilerde Hangi Tür Haberleri Okumaktan Hoşlanırsınız?

Gazete ya da Dergilerde Hangi Tür Haberleri Okumaktan Hoşlanırsınız?

 

Gazete ve dergiler güncel bir olayı veya olaylar hakkındaki yorumları okuyucuya aktarmakta görevli basın organlarıdır. Gazeteler ‘güncel yayınlar’ olarak adlandırılırken Dergiler ise ‘süreli yayın olarak adlandırılabilmektedir.

 

Gazeteler sınırlı sayfa formatında hazırlanan iletişim araçlarıdır. Gazetelerde konular belirli sayfa aralıklarına göre değişkenlik göstererek sıralanmaktadırlar. İlk sayfasında gazetenin adı ve tüm toplumu ilgilendirecek güncel haberler yer almaktadır ve aynı zamanda gazetenin ilerleyen sayfalarındaki içeriklerle ilgili içerik özetleri yer alabilmektedir. Bu sayede okuyucular, ilgi ve zevkleri yönünde bu sayfalar arasında seçim yapabilmektedirler. Her kesimden ve her yaştan okuyucuya hitap eden gazeteler; bilgi içeriği, kültürel içerikli yazılar ve eğlence kısımlarıyla okuyucusunun taleplerine karşılık sunmaktadırlar.

 

Dergiler güncel haberleri derleyerek belirli periyodlarda sunan süreli yayınlardır. Türlerine göre çeşitlilik gösterebilmekle birlikte olayların anında yayımlandığı ve ilk elden öğrenildiği iletişim araçları sınıfında yer almamaktadırlar. Bu yönden gazetelerden ayrılırlar. Dergiler; Ekonomiden, Politikaya, Oyun ve Teknolojiden, Sanata, Edebiyattan, Dini dergilere ve Tarih başta olmak üzere pek çok kategori ve konu çeşidine ayrılmaktadırlar. Bu nedenle okuyucular zevk ve ilgi alanlarına göre dergi seçimi yapabilirler. Bu yönden insanların ilgi duydukları alanlarda kendilerini kültürel ve bilgi birikimi bağlamında geliştirebilmeleri için önemli kaynaklardır. Dergiler konu çeşitliliği sayesinde her yaştan ve her türden insanın ilgi alanlarına karşılık vererek okuyucularının beğenisini kazanarak talep edilmektedirler.

 

Diğer yazılarımız için dershane anasayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar.

Yahya Kemal Beyatlı’nın “İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar.” sözüyle ilgili düşüncelerinizi sözlü olarak ifade ediniz.

 

İnsan hayalleri olduğu müddetçe onları gerçekleştirmek için yaşadığını hisseder. Hayatta tutunabilmek, yaşamla mücadele etmek ve zorluklara göğüs germek, hayallerini ve ideallerini gerçekleştirmek için insanda bazı özelliklerin olması gerekir. Hayali ideali olan kişi zorluklara göğüs germesi lazımdır. Zorlukları aşmak bir kerede gerçekleşmeyebilir. Sabır ve azim gerekir. Sabrı ve sebatı olmayan kişinin hayattan istediklerini alması zordur. Sabır, ideale vefa, azimle hareket etmek, sonuna kadar mücadele etmek insanın hayatının şekillenmesini sağlar. İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar demiş Yahya Kemal Beyatlı çünkü, ideali, hayali olmayan kişi kendine canlı dememelidir. Her canlının bir hayali vardır. Bitki büyümek ister, kedi sevilmek ister, köpek evi korumak ister. İnsan ise hayallerini gerçekleştirmek için mücadele eder. Şayet insan hayalleri yoksa canlı değildir yaşamıyordur.

 

Hayatın, canlı olmanın, nefes aldığını hissetmenin en temel kaynağı amacın, hedefin, idealin olmasıdır. İdeal, sonu yaşama çıkan önemli bir yoldur. Hayallerin bittiği yerde insan ruhu canlılığını yitirir. Yarışmalarda, müsabakalarda hedefini elde edemeyen kişiler yığılır kalır. Peki o kişiyi tekrar ayağa kaldıran nedir? Tabiki bir sonraki yarışmayı kazanmaktır. Bir hedef bitince yenisini hedefe koymak lazımdır. Liseyi bitirmeyi hedefine koyan kişi okul yaşamına devam etmek için üniversite sınavını kazanmayı hedefler. Üniversiteyi kazanan mesleğini eline almayı hedefler. İnsanın hedefinin bittiği yaşlılık çağında ise yaşam da bitmektedir. Canlılığınızı bitirmemek için hedefinize sizi motive edecek idealler koyun ki hayata tutunabilesiniz.

 

Diğer yazılarımız için dershane anasayfamızı ziyaret edebilirsiniz.