Ramazan ayı toplumsal yardımlaşma ve dayanışma olgusunu nasıl etkilemektedir?

Ramazan ayı toplumsal yardımlaşma ve dayanışma olgusunu nasıl etkilemektedir? Gözlem ve deneyimlerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

 

Ramazan ayı bizim inancımıza göre oruç tuttuğumuz ve Allah’a belirli saatler arasında nefsimizi körelterek ve aç bırakarak irademizi ispat ettiğimiz oruç tutma ibadetini gerçekleştirildiğimiz zaman dilimidir. Ramazan için en hayırlı ay, on bir ayın sultanı gibi benzetmeler yapılır.  Çünkü ramazan sadece kişilerin aç kalması ile ibadet ettikleri bir ay değildir.  Ramazan yoksulun halinden anlayabilmenin zamanıdır bizler için ve yine bizler için nefsi köreltmek arzu ve istekleri yalnızca Allah’ın rızası için törpülemenin zamanıdır.

 

Ramazan ayı geldiğinde ülkede sanki milli birlik beraberlik ve seferberlik ilan edilmiş gibi bir hava ile karşılaşırız.  Herkes birbirine yardımcı olmak ister. Oruç tutan insanlara karşı ibadetlerini rahat yapmaları için saygı duyarız ve eğer oruç tutamıyorsak bile karşılarında yemek yemeyiz.  Her ramazanda yardım kumpanyaları düzenlenir ve toplum olarak birbirimizin eksikleri kapatmak için koşturur dururuz.

 

Ramazan aylarının en güzel taraflarından biri de iftar sofrası geleneğimizdir. İftarların kalabalık olması bereketli olması ile eşdeğerdir bizler için.  Bu yüzden belediyelerimiz meydanlarda ramazan çadırları kurar ve ücretsiz olarak halka iftar yemekleri verir.  Bu ibadetin toplumu kaynaştırma ve birleştirme özelliği vardır. Ramazan aylarında, her insanda ve hatta insanları da geçin yaratılmış her canlıda bir huzur ve huşu hali gözlemlemek mümkündür. Ramazanın insanın hem bedenine hem de ruhuna iyi gelen bir zaman dilimi olduğunu düşünüyorum.

Ortak kültür ve tarih mirasına sahip olup farklı coğrafyalarda yaşayan milletlerin edebiyatlarında ne gibi benzerlikler olabilir? Açıklayınız.

Ortak kültür ve tarih mirasına sahip olup farklı coğrafyalarda yaşayan milletlerin edebiyatlarında ne gibi benzerlikler olabilir? Açıklayınız.

 

Bir birey erişkinlik dönemine kadar bir kültürde yetişmiş ise dünyanın neresine giderse gitsin aynı kültürünün izlerini taşıyacak ve aynı kültürün gelenek ve göreneklerini yerine getirmek isteyecektir. Örneğin Türk kültür ve mirasına sahip olan milletler farklı coğrafyalarda yaşasalar bile aynı kültürün Gelenek göreneklerini devam ettireceklerdir. İslam dinine mensup Bir Türk vatandaşı İngiltere’ye göç ettiğinde Kurban Bayramı zamanında kurban kesmek isteyecektir. Aynı şekilde dini vecibelerini de yerine getirmek isteyecektir.

 

Toprak ortak değilse bile öğrenilen kültür ve atalarından miras kalan gelenekler kişiler ve aileler aracılığı ile bir sonraki kuşağa aktarılmaktadır. Kültür kuşaktan kuşağa aktarılan bir bilgiler bütünü olduğundan aile büyükleri ve kültürü bilen insanlar özlerini kaybetmedikçe ve asimile olmadıkça kültür kuşaktan kuşağa aktarılmaya devam edecektir. Farklı coğrafyalarda dahi olsalar aynı kültüre mensup insanlar edebiyatlarında benzer noktalar bulunacaklardır.

 

Örnek vermek gerekirse; Azerbaycan’da yaşayan bir vatandaş ile Türkiye’de yaşayan bir vatandaşın yazacağı romanda aile yapısı benzer özellikler gösterir. Çünkü temelde aynı kültürde yoğrulmuş insanlardır. Türk aile yapısında ataerkil sistem devam ettiğinden ve baba son sözü söyleyen kişi olduğundan bu diğer Türk milletlerinin farklı coğrafyalarda yaşayan aile yapılarında da aynı şekilde sentezlenecektir. Kültür sözlü olarak aktarılan bir bilgiler bütünü demiştik bu sebeple milliyeti aynı bile olsa kendi öz kültürü ile hiç temas etmemiş bir insan kendi kültürüne dair eserler ortaya koyamaz.

Küçük yerleşim bölgelerindeki dağ, göl, ova gibi yer adlarının tanınmasında buraların adına şiirler yazılmış olmasının etkisi olabilir mi? Tartışınız.

Küçük yerleşim bölgelerindeki dağ, göl, ova gibi yer adlarının tanınmasında buraların adına şiirler yazılmış olmasının etkisi olabilir mi? Tartışınız.

 

Küçük yerleşim yerlerindeki dağ göl ve ovaların ya da yer adlarının tanınmasının altında buralara şiirler şarkılar ve hikâyeler yazılmasını çok büyük bir rolü olduğunu düşünüyorum. Bunu da bir atasözü ile açıklamak istiyorum.

 

Söz uçar yazı kalır der atalarımız. Yazılan her şeyin ölümsüz olabileceğini de düşündürebilir bu söz bizlere. Herhangi bir mecra bir oluşum edebi eser şeklinde yazıya geçirilip oradan da tarihe geçirildiğinde o artık bir kişi veya sadece bir topluluğun bilgisine de değil tüm dünyanın bilgisine açık hale gelir.  Yani bilgi evrenselleşir. Bugün Türkiye’ye hiç gelmemiş biri bile Necip Fazıl Kısakürek’in kaleme almış olduğu Sakarya Türküsü adlı şiiri okuduğunda Sakarya nehri hakkında bilgi sahibi olacak ve dolaylı yoldan böyle bir oluşumun varlığı da aklına kazınacaktır.

 

Yine bir örnek verecek olursak Çanakkale ‘de var olan aynalı çarşıyı bilmeyen yoktur peki kaçımız Çanakkale’ye gidip aynalı çarşıyı görme imkânına sahip olduk.  Belki de pek azımız.  Bu durumda diyebiliriz ki Çanakkale içinde aynalı çarşı diye başlayan türkünün bize katkısı bu öğrenme olmuştur. Tokat yollarının taşlı olduğunu bilmek için tokatlı olmak değil türküyü bilmek gerekir. Bu da bir başka örnektir bu duruma. Edebi eser hem zamanı, hem doğayı, hem de yaşanılan anı ölümsüzleştirme vasfına sahiptir.

Enerji üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarına ağırlık vermek ülkemize ve dünyamıza neler kazandırabilir? Düşüncelerinizi paylaşınız.

Enerji üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarına ağırlık vermek ülkemize ve dünyamıza neler kazandırabilir? Düşüncelerinizi paylaşınız.

 

Yukarıdaki resimde görüldüğü üzere yenilenebilir enerji kaynakları;

  • Güneş enerjisi
  • Hidrolik enerjisi
  • Jeotermal enerji
  • Biokütle enerjisi
  • Dalga enerjisi
  • Rüzgâr enerjisi

 

Yenilenemeyen enerji kaynakları ise

  • Kömür
  • Doğalgaz
  • Petrol ve nükleer enerji

Olarak sıralanır.

 

Yenilenebilir ve yenilenemez enerji kaynaklarına baktığımızda yenilenebilir enerji kaynaklarının zararsız olduğu belirgin bir şekilde göze çarpmaktadır. Ancak yenilenemeyen enerji kaynakları birçok örneği ile beraber gözetildiğinde faydası kadar zararı da çok yoğun olan kaynaklardır. Eğer enerji üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarına ağırlık verecek olursak dünya daha temiz daha yaşanılır bir hale gelecektir. Ayrıca yenilenebilen enerji kaynakları yenilenemeyen enerji kaynaklarına göre daha fazla ve daha ucuzdur. Daha ucuz bir şekilde elde edilen enerji daha ucuz bir şekilde halkın hizmetine sunulacak ve halkın üzerindeki maddi enerji tüketim yükü azalacaktır.

 

Örneğin ısınmak için kullanılan kömür yandığında meydana çıkardığı karbondioksit gazıyla havadaki oksijeni zehirler ve ozon tabakasına zarar verir. Ancak ısınmak için jeotermal enerji ya da güneş enerjisi kullanıldığında doğa bundan zarar görmez. Daha kolay elde edilen ve doğada daha çok bulunan yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanmasıyla ülkemizin ekonomisi de kalkınacaktır. Doğanın sunmuş olduğu enerji kaynaklarında sürekli kendini yenileyen enerji kaynaklarını tüketmeye yöneldiğimiz de çocuklarımıza ve torunlarımıza daha yaşanılabilir ve temiz bir dünya bırakabiliriz.

Edebiyat, hayatı ve içinde var olduğu toplumu yansıtmalı mıdır? Tartışınız.

Edebiyat yanlış anlaşılan ve tam anlamı ile bilinmeyen kavramlardan biridir. Edebiyat yalnızca şiir ve roman olarak tanımlanmakta ancak edebiyatın bir güzel sanat olduğu gerçeği unutulmaktadır. Güzel sanatlar içerisinde edebiyat değerlendirildiğinde içerisinde hayatı ve toplumun ister istemez barındırdığı kabul edilecektir. Edebiyat yalnızca bireyin kendi duygularını, içsel karmaşasını, yalnızlığını ya da mutluluğunu paylaştığı bir iç dökme aracı değildir. Toplumu etkileyen topluma yön veren kişilerin ve olayların incelendiği sentezlendiği ve her bireyin düşünmesi gereken olaylar hakkında bazı gerçekleri ortaya koyan bilim ve sanat dalıdır edebiyat.

 

Örneğin bir yazar bir roman yazmaya başladığında içerisinde hayata dair olayların ya da oluşumların var olmaması mümkün müdür? Bugün bilim kurgu türünde bile bir eser meydana getiren yazar hayatın içerisinde var olan kavramlardan yola çıkarak hayal gücünü yazıya döker. Edebi eserlerin içerisinde toplumun ve hayatın görülmemesi hiçbir koşulda mümkün değildir. Edebiyat insan zekâsının ve hissiyatının bir ürünü olduğu için içerisinde insana dair olan her şeyin bulunması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle bu konu edebiyat dünyasında belki de yüzyıllardır tartışılan bir konudur.

 

İnsanların içinden çıkamadığı şu soru hemen hemen her dönemde sorulmuştur. Sanat sanat için mi olmalı, yoksa sanat toplum için mi olmalı? Sanatı kim için ve ne için icra ederseniz edin içerisinde insana dair olguların olmadığı ve görülenin ya da hissedilenin dışında olgularla yaratılmaya çalışılmış bir eser bulabilmeniz mümkün değildir.

Doğanın tahrip edilmesini önlemek için neler yapılabilir?

Doğanın tahrip edilmesini önlemek için neler yapılabilir? Düşünce ve önerilerinizi ifade ediniz.

Doğanın tahrip edilmesini önlemek her bireyin kendine ödev olarak benimsemesi gereken davranışlar bütünüyle elde edilebilir. Örneğin yere birisi çöp attığında onu uyarmak bir ukalalık değil bir vatandaşlık görevi olarak görülmeli ve insanlar bundan çekinmemelidir.

 

Nasıl ki evlerimizi temiz tutuyorsak çevremizi de aynı şekilde ve aynı hassasiyetle temiz tutmalı ve ona da özen göstermeliyiz. Yaşadığımız dünya en az bizim kadar canlı ve bizim kadar özene ihtiyaç duyan bir dünyadır. Yemyeşil ağaçları, tertemiz sokakları ve doğanın içerisinde mutlu hayvanları gördüğümüzde nasıl mutlu oluyorsak onların hayatlarını devam ettirmesi için onları korumak birey olarak her birimizin görevidir.

 

Doğanın tahrip edilmesini önlemek için şunlar yapılabilir:

  • Yenilenemez enerji kaynaklarının kullanımı azaltılarak yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı arttırılabilir.
  • Gürültü kirliliğinden kurtulmak için kişiler bireysel araç kullanma isteği yerine toplu taşımaya yönlendirilebilir.
  • Ses kirliliğinden korunmak için gereksiz korna çalımı yasaklanabilir ve binalarda ses yalıtım sistemlerinin düzgün yapılması sağlanabilir.
  • Toprak kirliliğinin önüne geçmek için kimyasal maddelerin doğrudan doğaya bırakılması önlenebilir ve insani atıkların kimyasal, fiziksel geri dönüşümü sağlanabilir.
  • Hava kirliliğinin önüne geçmek için ozon tabakasına zarar veren çeşitli gazların kullanımı azaltılabilir.
  • Karbondioksit gazının ortaya çıkmasına sebebiyet veren orman yangınları aşırı kömür ve petrol tüketiminin önüne geçilebilir.
  • Su kirliliğinin önüne geçmek için fabrikaların, evlerin atıklarının doğal sulara karışması önlenebilir.
  • Son olarak görüntü kirliliğinin önüne geçmek için şehir planlaması ve düzgün mimari programları uygulanabilir.

Bugün dünya ölçeğinde karşılaşılan çevre sorunlarının nedenleri neler olabilir? Tartışınız.

Bugün dünya üzerinde karşılaşılan en büyük çevre sorunu kirliliktir. Kirlilik dediğimizde akla yalnızca yerlere atılan çöpler gelmemelidir.

 

Çevre kirliliğinin çeşitleri şu şekilde sıralanabilir;

  • Görüntü kirliliği
  • Gürültü kirliliği
  • Toprak kirliliği
  • Hava kirliliği
  • Su kirliliği
  • Işık kirliliği.

Peki, neden bu kadar çok kirlendik?

Eski zamanlarda var olan bir adetten ve kaybolan bir alışkanlıktan bahsetmek istiyorum. Eskiden insanlar evlerini temiz tuttukları gibi kapılarının önlerini ve hatta sokaklarını da temizler ve oralara da evleri gibi bakarlardı. Atalarımız der ki aslan yattığı yerden belli olur. Eskiden sokaklar da insanların ait olduğu ve kendilerinin saydığı yerlerdi. Dünya geliştikçe ve insanlar apartmanlara çok katlı apartmanlara yerleştikçe çevreye olan duyarlılıkları azaldı.

 

Çünkü insanın doğa ile teması otomatik olarak azalmıştı. Doğa ile iç içe olmayan insan onu koruma ihtiyacı duyar mı?

Bugün birçoğumuzun olduğu gibi apartman çocuğu diye tabir edilen bir çocukluk dönemi ortaya çıktı. Yani çocukluğunu üç artı bir evin içerisinde geçiren çocuklar. Doğa ile temas etmeyen bir kuşu bir kelebeği bir kertenkeleyi yakından görmeyen ve yaşadığı alanı başka canlılarda da paylaşması gerektiğini öğrenmeyen insanlar çevreyi temiz tutma ve doğayı koruma içgüdülerine sahip olamadılar. İnsanlar çok katlı binalarından dışarı çıktıklarında koştur koştur işlerine ya da okullarına gittikleri için etraflarında ne olup ne bittiğini de göremediler. Hayatın bu kadar yoğun ve yorucu bir şekilde yaşanması ile insanların duyarsızlaştığını düşünüyorum.

Bir metnin şiir sayılabilmesi için şiirin şekil özelliklerine uygun olması yeterli midir? Tartışınız.

Bir metnin şiir sayılması için sadece şekil özelliklerine uygun olması Bence yeterli bir kıstas değildir. Şiir sadece şekil ile oluşturulabilen bir edebi tür olmadığı için bu düşünceye katılmamaktayım.

Şiirin içerisinde hem şekil bütünlüğü hem de anlam bütünlüğü olması gerektiğini düşünüyorum. Yalnızca şekil özellikleri uyuyor diye anlamsız kelimeleri bir araya getirdiğimiz de bunun şiir olduğunu iddia edebilirdik, eğer aksi olsaydı. Anlamlı bir şekilde bir araya getirilen sözcükler belirli bir kalıba uygun şekilde yazıldığında ancak şiir halini alır.

 

Şiirin tanımına baktığımızda karşımıza şöyle bir cümle çıkmaktadır. Çağrışım, duygu, his ve izlenimlerin dizeler şeklinde dile getirildiği ve yazıya aktarıldığı söz sanatına şiir denir. Şiirin kesin ve tam bir tanımı yoktur ancak belli kalıpları vardır. Ama bütün tanımların içerisinde bir hissiyat bir anlam ve bir durum dile getirme söz konusudur. Sesler arasındaki benzerlik ve sözcüklerin uyumu bize şiirde ahengi göstermektedir. İster hece ölçüsüyle ister aruz ölçüsüyle ister serbest vezin Ne yazılmış olsun Her şey belli bir kalıp ölçüsüne riayet edilerek hazırlanır. Şekil ve anlam bütünlüğü bir arada bulunduğunda herhangi bir metnin dönüştürülmüş haline ancak o zaman şiir diyebiliriz.

 

Örnek verecek olursak;

 

Ali okula geldi
Ali okuldan gitti
Annem yemek yedi
Babam yemek yemedi

 

Şekil itibarıyla yukarıdaki cümlelere baktığımızda bir dörtlük olduğunu iddia edebiliriz ancak bir şiir olduğunu iddia etmek pek de mümkün değildir.

Toplumsal bir sorun belirleyiniz. Bu sorunu çözmek amacıyla kuracağınız sivil toplum kuruluşu veya dernek ile ilgili aşağıdaki çalışmayı yapınız.

Toplumsal bir sorun belirleyiniz. Bu sorunu çözmek amacıyla kuracağınız sivil toplum kuruluşu veya dernek ile ilgili aşağıdaki çalışmayı yapınız.

 

Biz teknoloji bağımlılığı tedavi merkezi yaptık. Günümüzde bilgisayar, tablet, cep telefonu bağımlısı olan kişiler için bu alışkanlıklardan kurtulmalarını yada azaltmalarına hizmet ediyoruz. Daha az teknoloji daha sağlıklı hayat sloganımız var.

 

Yeni bir fikre, ortama kolay alışabiliyor musunuz?

Yeni bir fikre, ortama kolay alışabiliyor musunuz? Bununla ilgili düşüncelerinizi paylaşınız.

Yeni bir fikre ya da ortama kolay alışabilme tamamen insanın yapısıyla alakalıdır. Tabi ki her insanın her ortama alışması ya da uyum sağlaması söz konusu değildir. Bu gibi durumlarda önemli olan telaş yapmamaktır. Aksine cesaretli olmak tekdüzelik ve monotonluktan kurtulmak için önemli bir adımdır. Böyle bir durumda temkinli olmak ve kontrollü davranmak kişinin hata yapmasını engelleyecektir. Yeni bir ortama girildiğinde o kişileri daha yakından tanımak, yakınlık kurmak, kişilerin mutluluk ya da üzüntülerini paylaşmak sosyalleşme açısından faydalıdır. Esnek olmada fayda var, adetlere gelenek ve göreneklere sıkı sıkıya bağlı kalmak uyum sağlama açısından hareketlerin kısıtlanmasına sebep olur. Bunun için alışılmıştan ziyade iyi ve hoş olandan yana olmak gerekir.

 

Kişi eğer kendini toplumdan geri çekerse asosyal bir kişiliğe bürünür, bu da ileride başka hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olur. Bu gibi problemlerin oluşmaması için sosyal yaşamda rahatlık ve konfordan çok çevredeki kişilerle vakit geçirmek gerekir aksi halde konfor ve eşyaların esiri olunur kişilerse ikinci planda kalır. Araya belirli bir mesafe koyarak arkadaşlık ilişkileri kurmak önemlidir. Eleştirileri değerlendirmede fayda var hatalarda diretmenin anlamı yok. Yeniliklere, yeni ortamlara ve yeni fikirlere her zaman açık olmak gerekir fakat karşı tarafın iyi kontrol edilmesi ve yanlışların görülmesi gerekmektedir. Yenilikleri yaşamaya çalışmak kişinin hayatını daha renkli ve hareketli bir hale getirecektir.