Atatürk’ün Vatanı İçin Yaptıklarını Anlatınız

Mustafa Kemal Atatürk; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı olarak bilinmektedir. Türk tarihi kadar dünya tarihi açısından da etkin bir seviyede olan kişilikler arasında öne çıkmaktadır. Her Türk vatandaşının minnet duyması gereken bir karakter olarak da görülmektedir. Hem askeri hem de devlet adamı olarak başarıları ve devrimleri ile ne kadar yeterli bir isim olduğu her insan tarafından kabul edilmelidir.

Atatürk Osmanlı’nın son zamanlarında oldukça başarılı bir subayken Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında da öncülük eden kişidir. Milli Mücadele ruhunun başlamasında da büyük görev alan Gazi Mustafa Kemal; Misak-ı Milli sınırlarını içeren idealini gerçekleştirme konusunda da yeterli bir çaba ve fedakarlık göstererek istediği sonuca ulaşmıştır. Böylelikle bu sınırlar içerisinde Türkiye Cumhuriyeti’ni de kurarak Türk toplumuna yeniden özgürlüğünü hediye etmiştir. Atatürk, Yeni TÜRKİYE CUMHURİYETİ’nun kurulumu öncesinde ve sürecinde şu savaşlarda bulundu;

 

  • Trablusgarp savaşı: 29 Eylül 1911
  • Balkan savaşları: 1912- 1913
  • Çanakkale savaşı: 18 Mart 1915
  • Arıburnu muharebeleri: 25 Nisan 1915
  • Anafartlar: 25 Ağustos 1915
  • Doğu cephesi: 3 Mart 1918
  • Suriye Filistin cephesi: 31 Ekim 1918
  • Birinci İnönü savaşı: 10 Ocak 1921
  • Sakarya savaşı: 20 Ekim 1921
  • Başkomutanlık meydan muharebesi: 4 Mart 1922

 

Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduktan sonra da elini taşın altına koyan Mustafa Kemal; yaptığı her alandaki inkılaplarla da Türk tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır. Yeni bir yönetim biçimi ile Türk toplumunu tanıştıran Atatürk; aynı zamanda da Batı’ya uyum sağlayarak çağdaş bir toplum yaratmak için elinden geleni yapmıştır. İnsanların kılık kıyafetinden eğitim biçimine kadar birçok alanda devrimler yapan Atatürk; bununla da sınırlı kalmayarak ekonomik devrimleri de ortaya koymuştur. Ülke insanının üretici safına geçerek ekonomisini kısa bir süre içerisinde tekrardan düzene koyma konusunda başarı sağlamıştır. Mustafa Kemal Paşa ülkemizin kuruluşundan sonra yaptığı bazı yenilikler ise şunlar;

 

  • Cumhuriyetin İlan etmiştir (29 Ekim 1923)
  • Eğitim ve Öğretimin Birleştirilmesi (1924)
  • Şapka Kanunu (25 Kasım 1925)
  • Kılık ve Kıyafette Değişiklik (1925-1934)
  • Takvim Saat ve Ölçülerde Değişiklik (1925-1935)
  • Medeni Kanunun Kabulü (1926)
  • Türk Ceza Kanunu (1926)
  • Türk Kadınının Medeni ve Siyasi Haklarına kavuşması (1926-1934)
  • Medreselerin Kapatılması (1926)
  • Kabotaj Kanunu (1 Temmuz 1926)
  • Harf Devrimi (1928)
  • Üniversite Reformu (1933)
  • Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934)

Atatürk’ün Hangi Özelliklerini Biliyorsunuz?

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Atatürk; aynı zamanda örnek bir insan modeli olarak Türk gençliğinin örnek alması gereken bir kişidir.

Vatanseverliği:

Atatürk vatan savunması sürecinde her fedakârlıkta bulunmuş bir devlet adamıdır. Türk milletine güvenerek vatanın kurtulacağına canı gönülden inanan Mustafa Kemal Paşa; bunun için elinden geleni yapmıştır.

İdealistliği:

Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmakla kalmayan Atatürk, aynı zamanda da Türk halkının refah seviyesini de yükseltme amacıyla hareket etmiştir. Bu amaçlarına da en kısa süre içerisinde ulaşma gayreti içerisinde yer almaktadır.

Sabırlı ve Disiplinli Olması:

Önemli bir karar almadan önce Atatürk iyice inceleyerek düşünmesi bu özelliğini gösterirdi. Kararı aldıktan sonra da ne zaman uygulanacağı konusunda sabır gösterirdi.

Açık Sözlülüğü:

Türk halkı ille ilgili düşüncelerini paylaşma konusunda herhangi bir çekince içerisine girmezdi. Yanlışı olduğunda da halkın kendisini eleştirmesi gerektiğini belirtirdi.

İleri Görüşlülüğü:

Olayların gidişatını önceden tahmin eden Atatürk; önlemini de buna göre alabilirdi. Buna en büyük örnek Çanakkale Cephesi’nde düşmanın hangi kıyıya çıkarma yapacağını önceden sezebilmesi gösterilmektedir.

Eğitimci Yönü:

Türk milletinin özgürlüğünü kavuşmasında pay sahibi olan Atatürk; aynı zamanda da uygarlık zirvesinin en ileri evresine taşımak için eğitime büyük önem veren bir yapıdadır. Eğitimli gençlerin Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği olduğunu ifade etmektedir.

Yöneticiliği:

Atatürk yönetici olmak için tüm özellikleri içerisinde barındırdı. Kibar, dürüst ve entel duruşu ile Türk milletini başarıyla yansıtan bir tarihi kişidir.

 

 

Atatürk’ün Başarısının Kaynağı Nedir?

Atatürk oldukça başarılı bir subay ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu siyasal karakteri olarak bilinmektedir. Bu denli başarılı olarak yıkılan bir imparatorluktan yeni bir cumhuriyet ortaya koyma konusunda öncü olmuştur. Bu konuda başarılı olmasını sağlayan sırları ve özellikleri bulunmaktadır. Bu sırlar oldukça çağdaş ve akılcı olması ile etkili olan unsurlardır.

  • Çalışkan, akılcı yaklaşan bir yapıda olmak
  • Vatana ve Türk toplumuna kendini adayarak idealistliğini kullanmak
  • İdealist yönünü kullanmak için gerekli gücü Türk ulusundan almak
  • Doğru zamanda doğru kararlar alarak uygulamaya koymak
  • Savaş ve barışta nasıl davranılması gerektiğini bilmek
  • Ulusla tüm düşüncelerini paylaşarak beraber hareket etmek
  • Popülist kültürden uzak durmak
  • Ekonomide her zaman öncü olmaya çalışmak
  • Ordu ile vatandaşları eğitim konusunda birleştirmek
  • Laik ve Cumhuriyetçi bir tavır takınmak
  • Gerçekçi bir milliyetçilik düşüncesi
  • Her alanda diğer ülkeler ile yarış içerisine girmek.

Atatürk’ün bu sırları kısa süre öncesinde kurulan bir ülkenin hızlı sıçrayışına sebebiyet vermiştir. Ülkenin şu anki konumuna gelmesi konusunda da başı çeken kişi olarak gündeme gelmektedir. Aynı zamanda da ülke içerisinde yaşayan kişilerin de çıkarlarını düşünerek özgür bir ülke içerisinde hayatlarını sürdürmeleri konusunda çalışmalarını hayatı boyunca sürdürmüştür. Daha çağdaş ve daha modern bir refah düzeyine ulaşmaları konusunda da etkili bir konumda yer almaktadır. Türk tarihi için de ön planda yer alan bir kişilik olarak da yer almayı sürdürmektedir.

Atatürk’ün Akla ve Bilime Verdiği Önemi Anlatan Sözlerini Bulunuz

Atatürk her zaman akıl ve bilimden yana olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni yaşatacak olan Türk gençliğinin bunların ışığında yürümesi halinde ülkelerinin baki kalacağını ifade etmiştir. Bunu ifade ettiği birçok cümle de kullanmıştır.

Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.

Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız.

Bilim, gerçeği bilmektir.

Ülkemizin en bayındır, en latif, en güzel yerlerini üç buçuk yıl kirli ayaklarıyla çiğneyen düşmanı yenen zaferin sırrı nerededir bilir misiniz? Orduların yönetiminde, bilim ve fen ilkelerini kılavuz edinmektir. Ulusumuzu yetiştirmek için temel olan okullarımızın, yüksek okullarımızın kurulmasında aynı yolu izleyeceğiz.

Evet; ulusumuzun siyasal, toplumsal yaşamında ulusumuzun düşünce bakımından eğitiminde de kılavuzumuz bilim ve fen olacaktır.

Akıl ve mantığın çözümleyemeyeceği mesele yoktur.

Her işin esas hedefine kısa ve kestirme yoldan varmak arzu edilmekle beraber, yolun kabul edilebilir; mantıki ve özellikle ilmi olması şarttır.

Fikirler, zorla ve şiddetle, top ve tüfekle asla öldürülemez!

Bütün ilerlemeler, insan fikrinin eseridir. Fikri harekete getirmek birinci işimiz olmalıdır. Bir kere millet benliğine hakim olsun ve düşünebilsin, yeter! Başlangıçta hatalı düşünse de, az zaman sonra bu hatayı düzeltebilir. Fikir bir kere faaliyete başladı mı, her şey yavaş yavaş düzene girer ve düzelir.

Fikirler anlamsız, mantıksız, boş sözlerle dolu olursa, o fikirler hastalıklıdır Aynı şekilde sosyal hayat akıl ve mantıktan uzak, faydasız, zararlı ve birtakım inançlar ve geleneklerle dolu olursa felce uğrar.

Osmanlı Devletinin Kurulduğu Coğrafyanın Sağladığı Avantajlar Nelerdir?

Osmanlı devleti kuruldu coğrafya üzerinde oldukça şanslı sayılabilecek bir beyliktir. Osman Bey tarafından 1299 tarihinde kurulan Osmanlı devleti bir uç Beyliği olarak kurulmuştur. Söğüt merkezli kurulan bu beylik daha sonra coğrafi avantajlarını da kullanarak oldukça büyük bir imparatorluğa dönüşmüştür.

 

  • Osmanlı beyliğinin kurulduğu coğrafya Asya’nın batısında, Avrupa ve Balkanlar’da oldukça yakın bir noktada idi. İpek yolu başta olmak üzere pek çok ticaret yoluna olan yakınlığı da Osmanlı beyliğinin gelişmesini sağlamıştır. Bu ticaret yolu üzerinde bulunan ve yakınlığından dolayı Bizans’a gelip giden tüccarların uğrak noktası haline gelmiş ve bu sayede alışveriş yapılan bir yer olmuştur. Ticari olarak büyümesine katkı sağlamıştır.

 

  • Osman İmparatorluğu’nun kurulduğu dönemde Bizans imparatorluğu bir karışıklık içerisindedir. Karışıklık içerisinde olan Bizans’a bu kadar yakın olmak Osmanlı devleti için en büyük avantajlarından bir tanesi idi. Bizans ile 1302 yılında gerçekleştirdi Koyunhisar Savaşında Bizans’ı yenmesi ile Bizans üzerinde yaptığı baskı daha da artmıştır.

 

  • İpek yolu üzerinde bulunan Bursa’yı Orhan Bey döneminde fetheden Osmanlı devleti yeni başkentini buraya taşınmış ve ticari olarak kendini geliştirmeye devam etmiştir. Komşu beylikler de olan karışıklıkları da kaçırmayan Osmanlı devleti ilk olarak Karesioğulları Beyliğini kendisine katılmıştır.

 

  • Balkanlar’da güçlü bir devletin olmayışı ve Bursa ve Edirne fetihlerinden sonra Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’da ilerlemesinde kolaylaşmıştır. Balkanlarda Osmanlı’ya müdahale edebilecek otoriter bir güç yoktu. Devlet kültürüne sahip olmayan milletler Osmanlıya kafa tutabilecek yada Osmanlı’yı durdurabilecek bir güce sahip değillerdi.

 

  • Asya’nın batısında kalması Osmanlı devletinin Moğol saldırılarından uzak durması açısından en büyük avantajı olmuştur. Moğolların en güçlü olduğu dönemlerde moğollora en uzak yerlerden birinde olması avantajdı.

 

  • Osmanlı Devleti Anadolu topraklarında kurulduğunda Anadolu’da 2. beylik dönemi vardı. Anadolu Selçuklu devletinden sonra kurulan beylikler bir devlet kadar güçlü değildi. Bu sebeple Osmanlı Beyliğinin büyümesine engel olabilecek çok üstün güce sahip değillerdi. Aynı zamanda bu beylikler Doğu’daki en güçlü devlet olan Moğallar ile arasında kaldığından Moğollar’ın müdahale alanında değildi. Osmanlı Beyliği zayıf beylikleri yıkarak, anlaşarak yada para ile satın alarak hızlıca büyümüştür. Kendisine kattığı her beylik kendisine ayrı bir güç kazandırmıştır.

Osmanlı Devletinin İskan Politikası Doğrultusunda Neler Yaptığını Yazınız

Osmanlı devleti ilk kurulduğu tarihten yıkılmasına kadar iskan politikasını benimsemiştir. İskan politikası sadece Osmanlıların değil ilk kurulan Türk devletlerinin de yaptığı bir politikadır. İskan politikası fethedilen topraklara kendi halkının yerleştirilmesi diler. Böylelikle fethedilen yerlerde yaşamaya başlayan Osmanlı halkı sayesinde daha hızlı Türkleşiyor ve İslamiyet’in yayılması sağlanıyordu.

Dışarıdan bakıldığında iskan ile göç edilen insanların yer değişikliğinden memnun kaldığına dair düşünceler bulunsa da iskan politikası devlet tarafından destekleniyor ve göç ettirilen halka devlet sahip çıkarak bakıyordu. Yani Osmanlı devleti fethettiği bölgelere yerleştirdi halkının ihtiyaçlarını karşılıyordu. Ayrıca iskan ile yeni yerlere yerleştirilen halktan bir süre vergi alınmıyordu.

İskan politikası Osmanlı Devleti’nin ele geçirdiği topraklarda kalıcı olmasını sağlamıştır. Çünkü Osmanlı devleti oldukça geniş bir coğrafyaya yayılan büyük bir imparatorluk olmuştur. Bu nedenle çok farklı insanlar ve çok farklı medeniyetleri bünyesine alan Osmanlı devleti bu politika sayesinde aldığı yerlerdeki kişileri Türkleştirmeyi ve İslamiyet’i yaymayı da başarmıştır.

Osmanlı Devleti’nin de cihat yapma düşüncesi de bulunduğu için iskan politikası bu alanda da Osmanlı devletine yardımcı olmuştur. Fethedilen bölgelere yerleştirilen halk Türk ve Müslüman olmasından ötürü o bölgedeki insanlar Türklerin ve Müslümanları daha yakından tanıma fırsatı bulup, İslamiyet’i benimsemiş insanları yakından görebiliyorlardı. Bu sayede Müslümanlığa geçmiş insan sayısı oldukça artmıştır.

 

Osmanlı Devleti’nin Güçlenip Büyümesine Tımar Sisteminin Ne Gibi Faydaları Olmuştur?

Tımar sistemi Osmanlı Devleti’nin memur ve askerlere verdiği bir topraktır. Osmanlı devleti asker ve memurlara bu toprağı işleyip boş bırakmaması için vermektedir. Verdiği bu toprak ile maaş ödeme yükünü ortadan kaldırmış olur. Yani bir nevi asker ve memura maaş yerine işleyeceği toprak vermektedir. Tımar sisteminde bu toprak üzerinden vergi de almaktadır.

Tımar sisteminin Osmanlının gelişmesi ve büyümesini de oldukça faydası olmuştur. Faydalar şu şekilde sıralanabilir:

* Topraklarda sürekli üretim olmaktadır. Bu şekilde devlet yapılan sürekli üretime denetleme imkanı da sağlamaktadır.

* Devlet sürekli maaş ödemesinden kurtularak maaş yükünü büyük ölçüde en az da indirmiştir.

* Osmanlı devletinde eyalet askeri bulunmaktadır. Eyalet askerleri tımar sistemi sayesinde daha fazla gelişmiştir.

* Tımar sisteminde toprak söz konusu olduğu için yerleşik hayat daha önemli hale gelmiştir. Toprağının başında kalan kişiler yerleşik hayata geçerek o bölgenin insanı olmuştur.

* Tımar sistemi devletin gelişmesi için büyük katkı sağlamıştır.

Osmanlı devleti tarafından verilen toprak ile tımar sahibi olan kişiler işledikleri toprak için vergi toplama hakkını elinde bulundurmaktadır. Tımar olarak verilen toprak kişiye aittir ve toprağı işleyen kişi öldüğünde miras olarak kalmaz. Kişi elinde bulundurduğu toprağı satamaz ya da kiralayamaz.

Tımar sahibi olan kişi toprağı işlemeden boş bırakırsa üretimin durmaması adına toprak kişinin elinden alınır.

 

Osmanlı Devleti Bünyesindeki Farklı Din, Millet, Mezhep Ve Kültüre Sahip İnsan Topluluklarını Uzun Yıllar Bir Arada Yönetmeye Nasıl Başarmış Olabilir?

Farklı din, kültür, mezhep ve millete ait olan insanları bir arada tutmak oldukça zordur. Osmanlı devleti bu kadar farklılıkları bir arada tutmayı başarmış bir devlettir. Osmanlı Devleti’nin bunu başarmış olmasının en önemli nedeni benimsemiş olduğu hoşgörü politikasıdır. Tabii ki bu politika yöneten Osmanlı padişahlarının merhamet duygusu ile de birleşince halkın devlete olan bağlılığı artmıştır.

 

Osmanlı devleti pek çok kıtaya hakim olan büyük bir imparatorluk haline gelmiştir. Bu kadar büyük ve coğrafyaya hakim olan devlette halk arasında çatışmalar çıkmıyor halk isyan etmiyordu. Çünkü Osmanlı devleti fethettiği topraklarda ki halka hiçbir zaman kötü davranmıyor hoşgörü ile yaklaşıp zorlamalar da bulunmuyordu. Zorlanma görmeyen halkta da korku duygusu oluşmadığı için devlete karşı bağlılık duygusu oluşuyordu. Böylelikle farklı ırk, millet, din, dil ve mezhebe sahip insanlar hoşgörü içerisinde bir arada yaşıyorlardı.

 

1453 yılında Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethetmesiyle beraber İstanbul’da yaşayan halk tanımadıkları bir padişahın yönetimi altına gireceği için başlarda korku duygusu yaşamıştır. Fakat Fatih Sultan Mehmet hiç kimsenin dinine, diline ve mezhebine karışmayacağını, herkesin inancı doğrultusunda ibadethanesinde ibadetine devam edebileceğini söylemiştir.

Osmanlı Devleti’nin benimsemiş olduğu hoşgörü politikası devletin ilk kurulduğu günden dağılma zamanına kadar devam etmiştir.

 

Osman Bey’in İpek Yolu Üzerinde Yer Alan Bursayı Fethetmek İstemesinin Sebepleri Neler Olabilir?

Osman Bey tarafından 1299 yılında kurulan Osmanlı devleti Anadolu’daki diğer küçük beylikler arasında bulunuyordu. Osman Bey Bursa’yı fethetmek istiyordu. Çünkü Bursa ipek yolunun geçtiği, ticaretin oldukça yoğun olarak yaşandığı ve Türk carları kullanmayı tercih ettiği bir yerdi. Bursa’yı fethetmek demek ipek yolunu da ele geçirmek anlamı taşıyordu. İpek yolunun Osman Bey’in elinde olması ile beraber Osman Bey diğer Anadolu beyliklerine göre ticari olarak üstünlük sağlayabilecek.

 

Bunların yanı sıra Bursa Marmara denizinin güneyinde yer alan önemli bir şehirdir. Anadolu beylikleri ile arasını iyi tutan Osman Bey en büyük düşmanı olarak Bizans İmparatorluğunu görüyordu. Bizans’a karşı bir üstünlük elde edebilmek için Bursa Marmara denizinin güneyinde olabilecek en önemli nokta olarak inanıyordu. Bizans’a karşı elde edilecek bu önemli merkeze Osman Beyde kayıtsız kalamadı ve ipek yolu üzerinde bulunan Bursa’yı fethetmek için hazırlıklara başladı.

Osman Bey Bursa’yı ne kadar almak istese de Bursa’nın fethi Osman Bey’in oğlu Orhan Bey tarafından gerçekleştirilmiştir. Bursa fethedilip Osmanlı topraklarına katıldıktan sonra Osmanlı Devleti’nin başkenti olmuştur. Osmanlı’nın en önemli başkentleri arasında sayılan Bursa ile Osmanlı devleti ticari anlamda daha hızlı gelişme göstermiştir ve beyliğin büyümesinde büyük ölçü de katkı sağlamıştır. Bir sonraki başkent Edirne’nin alınmasına kadar Bursa Osmanlı Devleti’nin başkenti olarak kalmıştır.

 

Hz. Muhammed’e İnen İlk Ayetin “Oku” Diye Başlaması İslam Dininin Hangi Özelliğini Gösterir?

Hz. Muhammed’e gelen ilk vahiyde oku emri bulunmaktadır. Ayet “oku” ile başlayarak devam eder. Ayetin indiği zamanlarda Arap yarım adasında cahiliye dönemi yaşanıyordu. Cahiliye dönemi eğitim önemsiz, zenginlerin fakirleri ezdiği bir dönemdi. Halk eğitim almayı bırakın okumayı bile pek tercih etmiyordu.

Hz. Muhammed’e peygamberliğin müjdelenmesi ve vahiy gelmesi ile beraber ilk gelen ayette oku yazmaktadır. İlk ayetin bile bu şekilde inmesi İslam dininin eğitimi önemsediği okumanın pek çok şeyden önce geldiğini göstermektedir.

İslam dini tembellik yapanı, okumayanı ve eğitim almayı reddedeni desteklemez. Her zaman İslam dininin de eğitimin önemi vurgulanırken, alınan eğitimler ışığında ve bilim yolunda çalışmalar yaparak insanlığa, vatana ve millete hayırlı kişiler olunması öğütlenir.

İslam dininde bir ayrım olmadan hem erken hem de kız çocuklarının eğitim alması ve okuması söylenir. İslam dini her zaman bilimi destekler. İnsanlığı geliştirecek, topluma faydalı olacak her şey İslam tarafından desteklenir.

İslam dinini benimseyerek vatana millete hayırlı evlatlar yetiştirmek istiyorsanız İslam’ın ilk emir olan “oku” ile benimsenmiş bir hayat yaşamalıyız. İslam dininin ilk ayetinden başlayarak devam ederek eğitime verdiği önemi ve okumanın vurgulanması ile gericiliği savunan bir toplum olmaktan, bilimden uzak durmaktan kaçınmalıyız. Dinimizin bize gösterdiği şekilde ilerlemeliyiz.