Milli Mücadele Dönemini anlatan bir gazete haberi hazırlayınız.

– Millî Mücadele Dönemi’ni anlatan bir gazete haberi hazırlayınız.

Halk ayaklanıyor!

Milletimizin ve vatanımızın içinde bulunduğu işgal durumu artık aziz Türk milletinin başkaldırılarına neden oluyor.  Milletin oluşturduğu kuvvetler ile işgal kuvvetlerinin karşılaşması yeterli cephaneye sahip olmayan halkın kayıplar vermesine neden oluyor. Halk, devlet büyüklerinden cephane talep ediyor.

Yaşadığı toprağa savunmak için canını yola koyan halk kahramanlık destanları yazıyor! Yurdun her köşesinden bir destan haberi geliyor!

İşgal güçlerinin topraklarımıza girmesi ile topraklarımızın ve halkımızın refah ve mutluluğu çok gerilerde bırakılmıştır.

Manda ve himayeyi kabul etmeyen halkın ayaklanması bir sonuç verecek mi belli değildir ancak halk kanının son damlasına kadar savaşmaya devam edecek.

 

Hala açıklama gelmedi!

Halkın yaşadığı köy, kasaba ve mecralarda işgal kuvvetlerine karşı ayaklanmasına hala bir devlet müdahalesi ve açıklama gelmedi.

İşgal güçleri ile kendi kuvvetleri aracılığı ile çarpışan halk kadın erkek çoluk çocuk demeden toprağını savunmaya çalışıyor. İşgale karşı çıkarken birçok ailenin hayatını kaybettiği bu savaşta halk kanının son damlasına kadar mücadele edeceğe benziyor. Kanının son damlasına kadar vatanını savunmaya, bayrağını dalgalandırmaya devam edeceğe benziyor.

 

Anadolu’da açlık var!

Bir taraftan topraklarının işgaliye bir taraftan da açlıkla mücadele eden Anadolu halkı, Milli Mücadele içinde var olan her şeyini davanın ortasına bırakmış durumda. Çok fazla kayıp olmasına rağmen, halk geri çekilmiyor açlığa ve yoksulluğa katlanarak mücadeleye devam ediyor.

Türk halkının kuvvetli imanı ve inancı sayesinde mücadelenin seyri değişebilir.

Polyannacılıkla ilgili bir araştırma yapınız.

Pollyannacılık, bir oyun oynamaktır aslında. Her şeye iyi tarafından bakmak ve fazla iyimser olmaktır bir başka deyişle de mutluluk oyunudur.

Kişi mevcut durumlar karşısında iyimserliğini kaybetmez ve bazen kendini kandırma seviyesinde iyi olduğunu düşünür.

Bu bir psikolojik savunma yöntemidir.  Ruhsal yapısı mevcut durumun gerçekliğin kabul edemeyecek kadar hassas insanlar öyle değilmiş gibi davranarak kendilerini kandırdılar.  Ama gerçeğin acı tarafı ile yüzleşmeden de ne çözüm üretmek mümkündür ne de mücadele etmek.

Örneğin: kolunuz koptuğunda ne yaparsınız?

Seçenekler:

Kolum koptu ve bu beni hayatta çok zorlayacak tüm gerçekliği görüp bunu kabul etmeliyim. Bu bir eksiklik değil, bu benim hatam da değil ama ben artık tek kol ile yaşamak zorundayım.

Ne olur sanki kolum koptuysa diğer kolum sağlam. O yeterli olacaktır.

Kolunuz koptuğunda hangisini düşünürsünüz?

Eğer ilk cümle size daha yakınsa realist bir bakış açısı ile baktığınızı söyleyebiliriz.

Ancak ikinci cümle bir Pollyannacılık cümlesidir. Çünkü insan tek kol ile yaşarken iki kola sahip bir insanın yapabilme yetisindeki işleri kolaylıkla yapamaz.

Yani burada ne durumuzu dramatize etmek ne Pollyannacılık oynamak size bir fayda sağlamaz.  Eksiğinizi ve fazlanızı kabul ederek devam etmelisiniz yola.

Tek kolla senden daha iyisini yaparım demek yerine tek kollu insanların arasında böyle bir kıyas yapmak daha doğru olacaktır.

Not: buradaki kol örneği farazi bir örnektir. Bunu hayatın içerisindeki herhangi bir olayla da bağdaştırabilirsiniz.

 

 

 

 

 

Polyannacılıkla ilgili araştırmalarınızdan yola çıkarak Polyannacı olmak isteyip istemediğinizi nedenleriyle açıklayınız.

Polyannacılıkla ilgili araştırmalarınızdan yola çıkarak Polyannacı olmak isteyip istemediğinizi nedenleriyle açıklayınız.

Bazen evet bazen hayır. Çünkü insanın kendini her zaman kandırması bir süre sonra gerçek dünya ve gerçeklikten kopmasına sebep verebilir.

Bunu istemezdim ama bazı durumlarda kendimi, fazla üzüntüden ve stresten korumak için Pollyannacılık oynayabilirim.

Hangi durumlarda evet hangi durumlarda hayır?

Örneğin, çok sevdiğim bir arkadaşımın bana sebepsiz yere kırıcı sözler kullanması durumunda evet. Çünkü benim dışımda bir sıkıntısı olabilir, canını sıkan başka şeylerden ötürü bilmeden üzerine gitmiş olabilirim, belki de ciddi anlamda psikolojik sorunları vardır ve benimle bile paylaşamıyordur. Bu her zaman yapmadığı bir şey olduğunda burada mutluluk oyununu oynamakta zarar görmem.

Ama benden yapamayacağım bir şey istendiğinde, yapabileceğimi söyleyip kendimi kandıramam.

Örneğin benden dönerci olmamı isteseler bunu ben yaparım diyemem çünkü ben bu işe uygun biri değilim ve bu konuda tecrübem yok. Yanlış beklenti oluşturmak ve hâkim olmadığım konularda bilmişlik taslamak beni yıpratacaktır.

Eğer dönerci olmak istiyorsam bunun için önce öğrenmem gerekenleri öğrenir ve yeterli donanıma sahip olduktan sonra dönerci olarak çalışırım.

 

 

Keşke ve iyi ki ile başlayan kısa bir paragraf yazınız.

Hayatta aldığımız yanlış kararlar için genellikle “keşke”, doğru kararlar için de “iyi ki” ifadesini kullanırız. Buna göre aşağıdaki ifadeleri tamamlayınız.  Keşke ve iyi ki ile başlayan kısa bir paragraf yazınız.

 

Keşke üzmeseydim annemi ve bağırmasaydım ona yerli yersiz zamanlarda, gönül koymasaydım babama bazen ay sonunu çıkaramadığında harçlık alamadığım için.

Keşke daha iyisini isteseydim ve yapsaydım hayatım için daha çok çalışsaydım daha iyi bir okulda okusaydım.

Keşke beni sevmeyen insanlara zaman ayırmasaydım. Onlar için kendimi üzmeseydim ve keşke çok daha erken bir zamanda kendi sevgimin kıymetini anlayıp onu sadece hak eden insanlarla paylaşmayı bilseydim.

Keşke, ölüm dışında hiçbir şeyin çözümsüz olmadığını daha önce öğrenseydim.

Ve iyi ki tökezlesem de, yorulsam da yolumda zorlansam da bırakmadım. İyi ki yapamadıklarıma takılıp kalmadım ve yaptıklarımla gurur duymayı başardım.

İyi ki, çok sevdim insanları, kalbimdeki sevgi ve merhameti kaldırıp çöpe atmadım.

İyi ki inanmayı hiç bırakmadım ve iyi ki hep insan kaldım.

Her hayatın bir hikâyesi olduğunu gördüğümde ve her hikâyenin zorluklarına da şahit olduğumda sevdim kendi hikâyemi.

İnsan kusurlu kusursuzdur çünkü. Çünkü insan hatalarıyla öğrenir hayatı. Düşe kalka, takılarak. Kimi kolay kalkar kimi zor ama insan kalkar.

Tüm bunları anladığımda henüz ölmediğim için de iyi ki demeliyim. Hala hayattayım ve biliyorum ki ölümden başka her derdin çaresi var. Geç kalmadım. Hiç kimse geç kalmadı ve biliyorum ki tüm keşkelerimi telafi edebilirim.

Hayatınızda aldığınız herhangi bir karar ve bu kararın sonucu ile ilgili bir konuşma yapınız.

Hayatınızda aldığınız herhangi bir karar ve bu kararın sonucu ile ilgili bir konuşma yapınız.

Hayatta ne olmak istediğinize çocuk yaşta karar verirsiniz. Eğer bir kararınız yoksa size hiçbir rüzgâr yardım etmez ve savrulur durursunuz.  Edebiyata olan ilgim çok küçük yaşlarda başladı. İlk okuma kitabımla birlikte kelimelerin büyüsüne kapıldım ve evet dedim bu benim. Ben sihirli kelimeler yazabilirim. Ve 8 yaşında ‘ Samet Behrengi- Yıldız ve Konuşan Bebek – kitabının son sayfasında kararımı vermiştim.

Yazar olacaktım! Aldığım karar başta sadece bir hayal bir etkilenme gibi görünüyordu.  Zaman geçtikçe bunun bende oldukça şiddetli bir arzuya dönüştüğünü ve yazma isteğinin engellenemez bir istek olduğunu gördüm.

‘Kararımı hayallerle hayallerimi eylemlerle süsledim.’

Eğer ben bir yazar olacaksam önce çok okumam gerekirdi. Neredeyse tüm ilkokul ve ortaokul yıllarımı kütüphanelerde geçirdim. Tanıştığım her yeni yazarın hayallerini kendi hayallerime eşleştirdim.

Kitapların önsözlerini okumadan kitapları bitirmezdim ve burada fark ettim ki,  eğitimli insanlar daha başka cümleler kurabiliyor.

Yani eğer bir gün verdiğim karar neticesinde yazar olabilirsem, eğitimli olmam gerekiyordu.

Kendime yatırım yaptım. Hayatım boyunca hiç bilgisayar oyunu oynamadım. Okumak ve anlamak üzerine geçirdim tüm vakitlerimi.  İnsanları dinledim insanları anlamaya çalıştım ve üniversite tercihimi Türk Dili ve Edebiyatı okumaktan yana yaptım.  Hem sanatı bilmeli hem de bilimi öğrenmeliydim ki güneş olmasam bile gökyüzündeki en parlak yıldız olabileyim.

Sonuç mu?

Okul bitti, hayatla baş başa kaldık. Şimdi bu yazıyı okuyan sizler gibi birçok öğrencim oldu.

Ve onlara hep şunu söyledim asla verdiğin karardan vazgeçme!

Önüne her tür engel çıkacak, başına her şey gelecek ama sen hedefini koyduysan o senindir. Koş ve onu al.  Yürüyerek ulaşamazsın koş herkesten daha hızlı koş. Ve yine çocukken vazgeçmek istediğimde dönüp tekrar okuduğum o atasözünü paylaşıyorum.  Hedefe giden yolda ışık olması dileği ile…

“Afrika’da her sabah bir ceylan uyanır; en hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini, yoksa öleceğini bilir. Afrika’da her sabah bir aslan uyanır; en yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini, yoksa aç kalacağını bilir. Aslan ya da ceylan olmanızın bir önemi yoktur. Yeter ki, güneş doğduğunda koşmak zorunda olduğunuzu bilin.” Afrika Atasözü

Çevrenizde güler yüzlü, sıcakkanlı insanlar var mı? Bu insanların hayatınızda olması size neler kazandırıyor?

Çevrenizde güler yüzlü, sıcakkanlı insanlar var mı? Bu insanların hayatınızda olması size neler kazandırıyor?

Gülen yüzlü ve sıcakkanlı insanlar var çevremde. Bu insanlar bana enerji veriyor. Gülen insanlar ve sıcakkanlı olan insanlar her daim bana kendimi iyi hissettirir ve onların iyi enerjisi sayesinde ben de daha enerjik olurum.   Gülümseyen insanlar gerilmemi engeller ve kendimi o ortamda daha rahat ve özgür hissederim. İnsan özgür hissettiğinde daha yaratıcı ve daha başarılı olur olumlu olarak bu etkilerinden yararlanabiliyorum güler yüz ve samimiyetin.

Soru sormaktan çekinmem ve samimi insanlardan ihtiyacım olduğunda yardım isteyebilirim.

Hayatımda bu insanların olması ile zor zamanları daha kolay atlatabiliyorum. Gülmek insanın stresini azaltıyor ve daha rahat bir hayat yaşamak için oldukça önemli bana göre.

Güler yüzlü ve samimi insanların aynı zamanda özgüven problemi olmaması da beni cesaretlendiriyor bu insanların hayatımdaki varlığının bana güç verdiğini düşünüyorum.

 

 

“Bu gemi umut yüklü, inanç yüklü, hız yüklü; / İçinde bu vatanın derdiyle yanan bağır, / Kurulacak yarını düşünen baş geliyor.” dizelerinde ne anlatılmaktadır?

– “Bu gemi umut yüklü, inanç yüklü, hız yüklü; / İçinde bu vatanın derdiyle yanan bağır, / Kurulacak yarını düşünen baş geliyor.” dizelerinde ne anlatılmaktadır?

Celal sahir Erozan’a ait  ‘o geliyor’  şiirinin Atatürk’ün samsuna ayak bastığı o şanlı tarih 19 Mayıs 1919 için yazılmış olması dizelerdeki manayı kavramak açısından oldukça önemli.

Her şeyin bir günde hatta saatler içinde değiştiği bir ortam ve zorlu bir mücadele zamanı mevcut.  Halk zor durumda ve vatan işgal altında. 19 Mayıs 1919 ise Kurtuluş Savaşı’nın fiilen başladığı tarih olarak tarihe kazınmıştır.

Dizeleri tek tek inceleyelim;

Bu gemi umut yüklü, inanç yüklü, hız yüklü: burada Türk milletinin umudunun gemide olduğuna vurgu yapılmıştır.

İnanç yüklü kelime öbeği ile de Türk milletinin inancına dem vurulmuş ve milletin Mustafa kemal Atatürk’e olan inancından bahsedilmiştir.

Hız yüklü kelime öbeğinde ise, geminin demir atmasıyla gelecek değişimin hızlı olacağına vurgu yapılmıştır.

İçinde bu vatanın derdiyle yanan bağır: bu dize de direk Atatürk kastediliyor, milletini düşünen ve milletinin refahı için mücadele eden, milletini dert bilen Atatürk yanan bağır benzetmesiyle dizeye aktarılmıştır.

Atatürk’ün Samsun’a çıkması ile kurtuluş savaşının fiilen başlangıcı gerçekleşmiş olduğu için Atatürk her daim yarını veren adam olarak görülmüştür.

Yarını düşünen baş: dizesinde Atatürk’ün halkın geleceğini düşündüğü konusu vurgulanmıştır.

Şiirin tamamı incelendiğinde çıkan genel anlamdan anlaşıldığı üzere, milletimizin en zorlu mücadelesi olan kurtuluş savaşının umut ve inanç dolu ilk dönemi anlatılmaktadır.

Aşağıdaki hikaye unsurlarını kullanarak hikaye edici bir metin yazınız.

Olay: Öğrencilerin kütüphanede öğretmenleriyle kitaplar üzerine sohbet etmeleri

Kahramanlar: Eren Öğretmen, Hüseyin, Çetin, Demet ve Gülşah

Yer: Okul kütüphanesi

Zaman: Cuma günü okul çıkışı

 

Kitaplar En Yararlı Dostumuzdur

Okulun koridorları hafta sonu tatiline girecek olan öğrencilerin sesleriyle yankılanıyordu. Yapılan törenin ardından öğrenciler tek tek okulu terk ederken okulun kütüphanesinin önünde heyecanlı bir bekleyiş söz konusuydu. Eren Öğretmen sınıfındaki birkaç öğrenci ile Cuma günü ders çıkışında buluşmak üzere sözleşmişlerdi. Öğrencilerden Hüseyin kütüphanenin kapısını elindeki anahtarla açıp büyük bir gururla içeri girdi. Ardından Çetin, Demet ve Gülşah kütüphaneye girip masanın etrafındaki sandalyelere sıralandılar. Eren Öğretmen buluşma saatini kaçırmadan tam saatinde kütüphaneye geldi. Çocuklara selam verdikten sonra onların heyecanlarını fark ederek bir an önce konuya giriş yaptı. Okulda düzenlenecek olan kitap okuma kampanyası için onları seçtiğini açıklayarak toplantıda bu konuda bazı kararlar alacaklarını söyledi.

 

Eren Öğretmenin elinde yapılacak olan kampanyanın broşürleri bulunuyordu. Bu broşürleri masada bulunan öğrencilerine dağıttıktan sonra öğrencilerinin kampanya hakkında fikirlerini söylemelerini istedi. Parmak kaldırarak söz alan Gülşah kitap okuma kampanyasında en çok kitap okuyana hediye olarak kitap seti verilmesini teklif etti.  Çetin ise kampanya sırasında okulun panolarının kitap ile ilgili yazı ve resimlerle donatılmasının daha çok kitap okunmasında etkili olacağını ifade etti. Eren Öğretmen öğrencilerine bu etkinliği yapmak istemesinin sebeplerini anlattı. Kitap okuyan kişinin kendini çok daha iyi geliştireceğini, çevresindeki kişilere göre çok daha fazla bilgiye sahip olacağını söyledi. Kitabın bir insan için en iyi dost olduğunu da ifade eden Eren Öğretmen toplantıya davet ederek bu projede görev alacak olan öğrencilerine birer dost hediye ederek onları evlerine gönderdi.

 

Okul kütüphanesindeki bir kitabı konuşturarak aşağıya onun duygularını anlatan, hikaye edici bir metin yazınız.

Okul kütüphanesindeki bir kitabı konuşturarak aşağıya onun duygularını anlatan, hikâye edici bir metin yazınız. Metninizi yazarken yazım ve noktalama kurallarına uymayı unutmayınız. Metninize uygun bir başlık yazınız.

 

Kütüphanede Unutulmuş Bir Kitap

Ben, bir okul kütüphanesinin ikinci katında, harf sıralamasında K kitaplığının orta rafının sol köşesinde bulunan ince bir macera ve gezi romanıyım. Gün içerisinde ödev yapma telaşı ile koşuşturan, ders çalışan ve rafları izlemek için birçok öğrenci bulunduğum katı ziyarete geliyor. Bazıları beni görmezden geliyor, bazılarıyla ise belli bir müddet bakışıyoruz. Beni raftan çıkarıp, hiç sayfalarımı açmadan yerime bırakıyorlar.

 

Görünüş olarak çevremde bulunan kitaplar arasında en dikkat çekici olanı olmasam da,  yazarımın gezdiği yerleri bir karaktere sığdırdığı ve onun dilinden yaşadığı maceraları anlattığı ilgi çekici bir konum var. Diğer kitaplar resimleri, büyük gösterişli yazıları ve renkli ciltleri ile beni gölgede bıraksalar da, beni elinize aldığınızda ve okumaya başladığınızda bırakamayacağınızı biliyorum. Bende bunları tecrübelerime dayanarak söylüyorum. Bir öğrenci gelir, beni raftan çekip çıkarır ve sayfalarımı karıştırmaya başlar. Sayfalarımı çevirmek ve okumak için can atan öğrenciyi gözünden tanırım. Beni keşfetmeye başladığında aramızdaki bağ oluşur ve bir sandalye sesi duyarım. İşte beni kütüphane masasına götürüp hevesle okumaya başladığı o an başlar. Yarıda bırakıp beni rafıma koyduğunda beni bir bekleyiş sarar. Ertesi gün yine geldiğini ve beni raftan çıkardığını anladığım an bekleyiş yerini heyecana bırakır. Ama beni en çok heyecanlandıran, evine gidip yatağına oturarak benim anlattıklarımı bitirmeden uyumamasıdır.

Günler ilerledikçe, yeni yazarlar, yeni havalı kitaplar çıkmaya başladıkça unutulmaya başladığımı hissettim. Bana bu heyecanı yaşatan çok öğrenci kalmadı. Beni gördüklerindeki heves dolu bakışları çok arıyorum. Şimdi ise, rafta öylece durmuş, tozlanıyorum. Oysa anlatacaklarımı herkese duyurmayı o kadar çok isterdim ki. Dilek hakkım olsaydı, yazarımın sihirli güçlerinin olmasını ve kitabımın üstüne bir ağız koymasını, bildiklerimi haykırarak tüm dünyaya duyurmayı ve o meraklı gözleri tekrar görebilmeyi dilerdim.

Ana dili sevgisini anlatan şiir

Yukarıdaki şiir ana dili sevgisini anlatmaktadır. Bu şiirden hareketle ana dili sevgisini anlatan bir şiir yazınız. Şiirinize başlık koymayı unutmayınız.

 

Türkçe’nin Sesi

Duyduğum her hecede bir ahenk

Kelimelerin her biri ayrı birer renk

Türkçe duyduğum en güzel ses

En güzel dil Türkçe dünyada tek

 

Ülkenin her yerinde konuşulan

Milletin yüreğinde yer bulan

Bülbülün sesi kadar güzel

Türkçe en güzel dil olan.

 

Yollara düşene birer adım

Zor durumda olana yardım

Akan yağmurun sesinde

Serinleten birer yudum

 

Türkçe dünyada en güzel ses

Duyguları anlatan tek nefes

Milletin yüreğindeki hece

Ettirir herkese pes

 

Sessizliğin bozulduğu yerde

Sözlerin çıktığı nefeste

Türkçe adını alır dünyada

Bülbüle yuva olan kafes

 

Türkçe Konuşmak Gerek

Sahip çıkarsan diline,

Anlatırsın sıkıntılarını hakkıyla

İlmek ilmek işlersen hayatına

Kelimeler yollarına desen olur renk renk

Türkçe bir kuşun en güzel ötüşü

Bülbülün içinde bulunduğu altın kafes,

Keloğlan için Kaf Dağı’na ulaşmak

Türkçe yüreği yanan için su

Gönlü kırıklar için en güzel şiir

Anlatır analar en güzel duyguları

Ninnilerle, türkülerle.

Türkçe konuşmak gerek

İyi bilerek geçmişi

Görerek geleceği

Türkçe konuşmak gerek

Yollara çıkanlara en güzel kılavuz

İşe başlayanlara en güzel başlangıç

İşini tamamlayanlara en güzel kapak

Türkçe konuşmak

Türkçe yazmak gerek.

 

Türkçe Bizimdir

Dil ana kucağında öğrenilir

Tek tek örülür, yavaş yavaş büyür.

Vatana, millete borcudur

Türkçe konuşmak

Askere gidecek her gencin

Türkçe konuşmak

Boynumuzun borcudur

Şehitlere vefa

Gazilere borçtur.

Türkçe konuşmak gerek.