Ev sahibinin doğruyu söylemiş olmasından emin olunabilir mi? Yorumlayınız.

Ev sahibi söz konusu metinde ortaya koyduğu açıklamada yüzde yüz dürüst müdür değil midir, bunu bilmemiz imkânsız. Çünkü insanlar farklı sebeplerden dolayı yalan söyleyebilirler ya da durum ve olayları farklı algılayabilirler. Yine de pratik olarak dünyada yapabileceğimiz şey insanlar aracılığı ile de sürekli olarak enformasyon almaktır. Ve bunun tek yolu insanların verdikleri enformasyon verilerine bir yandan güvenirken bir yandan analitik düşünce gücümüz ve empirik araştırmalarımız ile durmaksızın onları sınamaktır.

 

Ev sahibinin de doğru söyleyip söylemediğini anlamanın biricik yolu ev sahibinin yaptığı açıklama doğrultusunda empirik ve analitik bir araştırma içerisine girmektedir. Bu şekilde verilen önermenin sağlaması yapılabilir ve ev sahibinin doğru söyleyip söylemediği araştırılabilir. Bunu bu metin üzerinden yapmanın yolu ise ev sahibini soba boruları ile söylediği şeyi zihnimizde canlandırmaktır. Emin olmak adına yapılabilecek ilk şey elbette boruları saymak. Eğer ev sahibinin dediği gibi borular sayıldığında sobanın yeterince yükselmesi için başka bir şeye gerek kalmıyorsa yüksek ihtimal ile ev sahibi doğru söylüyor demektir. Fakat başka bir durum söz konusu ise ev sahibinin yalan söylemiş olma ihtimali de bulunmaktadır.

Gündelik hayatımızda da yanlış ve doğru önermeleri birbirinden ayırt edebilmek için aklımızın gücüne ve mantık sınırlarına büyük bir rahatlık ile sırtımızı dayayabiliriz. Bu şekilde eleştirel düşünme gücümüz artacaktır.

Farklı cevapların olması, gerçeğin bunlardan biri olduğu anlamına gelir mi? Yorumlayınız.

Gerçek ve doğru birbirinden tamamen farklı iki kavramlar olsa da çoğu zaman gündelik hayatta birbirlerinin yerine kullanılmaktadır. Oysa doğru genel olarak öznel oluşumları ve hareketli değişkenleri temsil eden bir kelime iken gerçek tek bir hakikati, genel geçer kabulü temsil etmektedir. Özellikle idealistler ve Hegel gibi diyalektik düşünce liderleri doğru ve gerçek üzerine uzun zaman boyunca kafa yormuş ve bu kavramların birbirinden ayrılığının temellerini atmış kişilerdir. Doğru kavramı, kişiden kişiye değişebilen ve önermenin etrafındaki diğer önermeler ile çelişmemesi gerekliliğini doğuran bir kavramdır. Dolayısıyla bağlı olduğunu diğer doğrular ile çakışmadığı sürece doğru özneden özneye farklılık gösterebilir. Gerçek kavramı ise temel bir hakikat olan ve her şeyin sonunda vardığı ve her şeyin kendisinden yola çıktığı düşünülen idea üzerine kurulu bir kavramdır. Örneğin Spinozaya göre gerçek içkin bir Tanrı’dır. Gerçek doğanın döngüsüne içkin olarak bulunan Tanrıdır ve doğrular bu görüş etrafında şekillenir.

 

Farklı cevapların olması, farklı doğruların olması anlamına gelir. Öznellik ile beraber dikilen doğrular ise tamamen gerçek olma şansına sahip değildirler. Doğruların çokluğu, sosyal yaşamda bir renk ve kültür çeşitliliği oluşturur. Gerçek ise felsefe dünyasında yek bir genel kabul üzerine kurulur. Özet olarak, fikirlerin birbirinden farklı oluşu, birinin diğerini yanlışlayabileceği anlamına gelmemektedir.

İnsanların farklı düşüncelere sahip olmasının nedenleri neler olabilir?

Bir konu hakkında farklı bireyler birbirlerinden farklı fikirler dile getirebilirler. Dile getirilen bu fikirler ise kimi zaman birbiri ile taban tabana zıt olabilir. Düşünce tarzları ve dünya görüşleri, fikir ve zihin yapılarının oluşumunda oldukça değerli bir role sahiptir. Düşünce ve dünya görüşlerinin bu yapısı ise kişisel farklılıklar ve doğup büyünülen kültürün özellikleri dâhilinde gerçekleşir. Elbette bireydeki zihinsel ve gelişimsel süreçler salt çevresel ya da salt içsel sebeplerden kaynaklanır diyemeyiz. Fakat yine de içsel ve dışsal sebeplerin ortaklaşa bir şekilde bireyin dünya görüşünü oluşturduğunu söylememiz mümkün.

 

Materyalistlere göre bireyin dünya görüşü ve alışkanlıkları, bir fikir hakkında düşünceleri temel olarak bireyin maddi durumu ve sosyoekonomik sınıfı etrafında şekillenir. İçine doğulan sosyoekonomik sınıfın temek farklılıkları insanların farklı görüşlere de sahip olmasının temel sebebi olarak gösterilir.

İdealistlere göre ise bireylerin farklı görüşlere sahip olmasının bir sebebi her bireyin kendi id’i yani kendi iç benliği etrafında bir gerçeklik oluşturması ve o gerçekliğin içerisinde yaşamasıdır. Bundan dolayı da bireylerin gerçeklik düzlemleri ile algılama biçimleri birbirinden farklıdır. Algı ve algılama biçimlerinin ise farklı düşünce oluşumlarının temelini oluşturduğu söylenebilir. Bundan dolayı insanlar aynı konu hakkında birbirlerinden tamamıyla zıt düşüncelere sahip olabilir ve çatışabilirler. Bireylerin bu gibi durumlarda objektif bir düzlemden sorunu tartışmaları gerekmektedir.

Yapılan her eylem bilinçli midir? Örnek vererek yorumlayınız.

Günlük hayatta sergilediğimiz pek çok eylem, o güne kadar görsel, işitsel ya da dokusal olarak sağladığımız bilgi birikimimiz, hormonel olarak beynimiz tarafından verilen mesaj ve kimyasal çarpışmalar sonucu oluşur. Hareketlerdeki hızlı geçişler, bizlere bu kimyasal ve elektriksel döngülerin çok hızlı gerçekleştiğine dair önemli bir mesaj verir. Beynimiz duyu organlarımızdan aldığı mesajı işlemekte, bu mesaja uygun bir tepki emri geliştirmekte ve yollamakta, ardından mesaj yollanan yer emri yerine getirmektedir. Peki, her eylemin bu koşullar altında bilinçli olması mümkün mü? Elbette hayır.

 

Bilinç bir makine gibi tertemiz işleyen ve otomatik çarkları olan bir malzeme değildir. Bunun yerine beyin, yatkınlıkları ve zayıf noktaları zaman içerisinde oluşan bir organ olarak gündelik yaşama önemli derecede yön verir. Daha önce yaşamış olduğumuz ve zihnimizde iz bırakan bir olay, bundan sonraki tercih ve kararlarımızı direkt olarak etkileyebilir. Ve bizler bunun farkına bile varmayabiliriz. Örneğin çocukken fındık yiyen ve bu deneyimi sırasında boğulma tehlikesi geçiren birinin yetişkinlik döneminde de fındık tüketmeyi reddetme eylemi sergilemesi doğal ve bir o kadar da örtük sebeplidir. Çünkü kişi zihninde yer edinen boğulma anısını aktif olarak hatırlamak ve bu reddetme davranışı ile anısı arasında herhangi bir bağlantı kurmaz. Fakat yine de bilinç dışı bir şekilde reddetme eylemine devam eder.

Mısır ve Hitit ordularınının birbirlerine üstünlük sağlayamamalarının nedenleri neler olabilir?

Öncelikle şunu belirtelim ki savaş zamanlarında dönemin en güçlü iki devleti idi bu devletler. İkisi de Suriye topraklarına hakim olma peşindeydi. İlk hücum eden Hitit’ler savaşı kazandıklarını sandıkları sırada Mısır’lıların saldırıları karşısında geri çekilmek zorunda kaldılar. Savaşta birbirlerine üstünlük sağlayamamalarının en önemli sebebi iki devletinde güçlü olması, güçlü bir ordu ile savaşa girmeleri olabilir. Savaş içinde dönem dönem birbirlerine karşı üstünlük sağlamış olabilirler ama kesin bir galibiyet söz konusu değil tarih kitaplarında. Her iki devlet de kendince, kendi kaynaklarında savaşı kendilerinin kazandığını iddaa etmiş.

 

Ayrıca savaşın kazananın olmamasının bir diğer sebebi de savaşta kaybeden olana kadar savaş sürmemiş. Savaş sırasında anlaşma yoluna gitmişler. Sonunda tarihin ilk antlaşması olan KADEŞ barış anlatlaşması imzalanmış.

Verilen rakamlar size ne anlam ifade etmektedir? Siz olsaydınız yukarıdaki tarih cetveline hangi tarihi koymak isterdiniz? Neden?

Tarihlerde gerçekleşen önemli olayları şu şekilde sıralayabiliriz.

 

M.Ö. 3200  :  Yazının icadı

M.Ö. 776 : İlk olimpiyatların yapılması

M.Ö. 753  : Roma’nın Kuruluşu

M.Ö. 209 : Kara Kuvvetlerinin kuruluş tarihi olarak, Büyük Hun İmparatoru Mete Han’ın tahta çıkış tarihi olan M.Ö209 yılı esas alınmıştır.

M.S. 375 :  Kavimler Göçü

M.S. 571 : Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V)  doğdu.

M.S. 622:  Hicret .. Hz. Muhammed M.S. 622 yılında Mekke’den Medine’ye göçmüştür

M.S. 1071: Anadolu’nun kapısı türklere açıldı. Malazgirt Savaşı

M.S. 1176: Selahaddin Eyyubi´ye Halep´te suikast girişimi ve Miryakefalon Savaşı.

M.S. 1453 : İstanbul’un Fethi

M.S. 1538:  Preveze Deniz Muharebesi Osmanlı galibiyetiyle sonuçlandı.

M.S. 1789 :  Fransız İhtilali

M.S. 1881: Atatürk’ün Doğumu

M.S. 1919 : Atatürk’ün Samsun’a Çıkışı ile Kurtuluş Savaşının Başlaması

M.S. 2023 : Ülkemizin 100. yılı

Aşağıdaki terimleri birer cümleyle açıklayınız. Meşruiyet – Monarşi – Aristokrasi – Mezopotamya

Meşruiyet, bir toplumda mevcut sosyal düzenin temel normlarına dair bir karşılıklı sözleşme ve uzlaşmanın var olması demektir. Diğer bir ifade ile, toplumun sosyal ve politik problemlerini çözmede toplumda mevcut tek tek gruplar içinde ve gruplar arasında, ortak bir kabul veya inancın bulunmasıdır.

 

Monarşi: bir hükümdarın devlet başkanı olduğu bir yönetim biçimidir. Saltanatın bir başka adıdır. Seçim dışı yöntemler kullanılır. Bu hükümdar, Türkçede kral, imparator, şah, padişah, prens, emir, kağan, hakan gibi çeşitli adlar alabilir.

 

AristokrasiAristokrasi ya da soylu erki, iktidarın imtiyazlı ve genellikle soya bağlı bir toplum sınıfının elinde bulunduğu siyasi hükümet şeklidir. Ekonomik, toplumsal ve siyasi gücün soylular sınıfının elinde bulunduğu tarihi yönetim biçimidir. Sözcük “soylular sınıfı” anlamında da kullanılmaktadır.

 

Mezopotamya: Orta Doğu’da, Dicle ve Fırat nehirleri arasında kalan bölge. Mezopotamya günümüzde Irak, kuzeydoğu Suriye, Güneydoğu Anadolu ve güneybatı İran topraklarından oluşmaktadır. Büyük bölümü bugünkü Irak’ın sınırları içinde kalan bölge, tarihte birçok medeniyetin beşiği olmuştur.

 

Hayvanlardan İnsanlara Bulaşabilecek Hastalıklardan Nasıl Korunmak Gerekir? Açıklayınız

Hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklar zoonoz adı verilir. Genel olarak bir etken ya da yakınlık olmadığı sürece bu durum gerçekleşmez ancak hasta bir hayvanın etinin yenmesi de buna sebep olabilmektedir. Bu hastalıklar hayvanlardan insanlara rahatlıkla bulaşır ve deri, kalp, akciğer gibi birçok bölgede yerleşim gösterirler. Burada ciddi sağlık problemlerine neden olurlar.

Hayvanlardan gelecek hastalıklar korunmak için, aşısız ve bakımsız hayvanlardan uzak durmak en sağlıklı olandır. Hayvan ısırığı ya da tırmalaması gibi durumlarda mutlaka sağlık kuruluşa başvurmak gerekmektedir. Kuduz ve tetanos aşıları yapılarak kontrol altına alınmanız sağlanır. Hayvanlarda bulunan bazı hastalıklar, kaslarda yerleşim göstermektedir. Bu durumda, kesilen ve yenen bu hayvandan insana direk olarak bir geçiş söz konusudur. Bunlardan en sık duyduğumuz hastalık şarbondur. Şarbon hastalığı deri de kapanması mümkün olmayacak büyüklükte yaralar açmakta ve kana geçerek tüm vücudu ele geçirmektedir. Bundan dolayı güvenmediğiniz ve bilmediğiniz yerlerde et ürünü tüketmemeniz gerekir.

Sivrisinek ısırması ile karşımıza çıkan sıtma hastalığı oldukça tehlikeli bir durumdur. Sulak ve nemli alanlarda barınan bu mikroptan uzak durmak için de sivrisineklerin uzaklaştırılması ya da koruyucu kullanmak gerekir.

Hayvanlardan bulaşabilecek hastalıklara karşı önlem alınması halinde bu gibi problemler yaşama şansınız olmaz. Bu yüzden kıyafet, ilaç, aşı gibi koruyucuların uygulanması gerekir. Bu durum hem insan hem de hayvan için olması gereken bir durumdur.

Fiziksel Aktiviteler ile Yaşam Kalitesi Arasında Bir Bağlantı Var mıdır? Tartışınız

Sağlıklı yaşamın en önemli sırlarından biri sağlıklı beslenme iken bir diğeri de spordur. Spor, kişinin sağlıklı olmasının en büyük sebepleri arasında yer almaktadır. Hormon sisteminden kalp damar sistemine kadar birçok alanda etkinlik gösterir ve kişilerin en önemli olan motivasyonunu yükseltmektedir. Günlük aktivitelerin yanı sıra yapılan tempolu yürüyüş ve fitness kişinin yaşam kalitesini de arttırmaktadır.

Bu durumu bir örnek ile açıklamak gerekirse, spor yapan kişilerde adrenalin ve seratonin hormonları salgılanması artar. Bu sürecin peşinde mutluluk ve memnuniyet hissi gelir. Ayrıca, harekete bağlı olarak akciğerlerin nefes alma kabiliyeti de artar. Tam nefes alınması sporda gerçekleşen bir olaydır. Terleme ile toksin atılması da vücudun atıklardan kurtularak derinin rahat bir nefes almasını sağlamaktadır. Kalp üzerine de olumlu gelişmeleri olan sporun, damarların yapısını rahatlatması ve kan akışını değiştirmesinden dolayı rahatlama sağlamaktadır.

Spor ve sosyal faaliyetler vücut üzerinde görüldüğü üzere olumlu etkiler göstermektedir. Fiziksel aktivitenin artması hem fiziken hem de psikolojik olarak sizin daha iyi hissettirecektir. Özellikle de sabah saatlerinde yapılan spor ve akşam yatmadan önce yapılan spor, kilo verilmesine de katkı sağlamaktadır.

Sporcu olan kişilere bakıldığında hepsi gayet mutlu ve sağlıklı görünen insanlardır. Cildin yaşlanması gecikir ve seri hareket edebilmenizi sağlar. Sporun sağlığa hiçbir zararı bulunmaz. Doğru yapıldığı ve abartılmadığı takdirde sizlere sağlıklı bir yaşamın kapısını aralar.