Mukaddes emanet olan İstiklal Madalyası’na fiyat biçilmesini doğru buluyor musunuz? Neden?

İstiklal Madalyası da fiyat bitirmesini doğru bulmuyorum. Çünkü İstiklal madalyasını almaya hak kazanmanın yeterlilik sebebi maddiyatla ölçülebilecek sebeplerden oluşmuyordu.

Kişilere veya şehirlere İstiklal Madalyası verilirken gözetilen sebep vatan ve millet için yapılmış kahramanlıklar ve fedakârlıklardı.

Vatan için mücadele etmiş insanlara onurlandırmak amacıyla verilen bu madalyaların herhangi bir maddi değeri ile ölçülmesi alınıp satılması mümkün değildir.

Bazı manevi değerler vardır ki maddi olan değerlerin üstünde tutulmak durumundadır ve hiçbir zaman maddiyat ifade eden bir rakamla değeri ölçülemeyecek maneviyata sahip olan İstiklal Madalyası için bir fiyat biçilmesi doğru kabul edilemez.

Can vererek alınan bir madalyanın alındığı gibi elden çıkması gerekmektedir.

Mehmet Akif’in istiklal Marşı’nı yazdıktan sonra Allah bir daha bu milleti İstiklal Marşı yazdırmak zorunda bırakmasın dediği gibi Allah bir daha bu milleti istiklal madalyasına layık olmak için verilen mücadele ile baş başa bırakmasın demek doğru olacaktır Çünkü bu mücadele tarifi imkânsız bir mücadeledir.

Milli irade, vatanseverlik, milli kimlik, fedakarlık, Milli Mücadele, cesaret, kahramanlık, Yukarıdaki kavramlardan hareketle bir konuşma yapınız.

Milli iradenin varlığı, milletin ve vatanın bütünlüğünün sağlanması için gerekli vasıflardan biridir.

Vatanseverlik tanımlandığını şeklin ve sözlüklerde bulduğu karşılığın çok daha derininde anlamlara sahip bir kelimedir. Vatansever olmak kelime karşılığında vatanını seven birey tanımını her yönüyle doldurabilmek meziyet gerektirir.

Vatanını neden sevdiğini bilmeyen bir birey kendini vatansever olarak adlandırılamaz.

Milli kimlik ve benliğinin farkında olmayan insanlardan oluşan topluluğa millet denilemez. Bir topluluğun milli kimliğini kazanması için fedakârlık yapması tercih değil bir zorunluluktur. Gün gelir bu fedakârlık maldan, gün gelir bu fedakârlık candan yapılır. Kişinin yaşadığı toprağı anası, babası, atası gibi sevmesi sahiplenmesi ve onun için her türlü mücadeleye hazır bulunması gerekir. Millî Mücadele ruhunun her vatandaşın içinde bulunması milletin ve vatanın kurtuluş anahtarıdır.

Bahsedilen milli mücadele ruhu içerisinde cesaret ve kahramanlık barındırır. Yaşadığın toprağı bir toprak parçası olmaktan çıkartan özellik senin onu sahiplenmen ve gözünü kırpmadan canını yoluna koyabilme cesaretini gösterebilmendir.

Vatan, milletin üzerinde bulunduğu toprak parçası değil milletin özgür ve hiçbir ambargo altında kalmadan yaşayabilmesi için savunması gereken topraktır.

Milletin yediden yetmişe her bir bireyin de bu bilinç bulunmadığı takdirde vatan ve millet bütünlüğünün daimi olarak sağlanması mümkün değildir.

Sahip olduğu değerlere sahip çıkmayan insanların elinden o değerler gün gelir alınır.

Ve işte o gün milli irade, milli kimlik, cesaret, kahramanlık, milli mücadele kavramlarının içini canla başla doldurmayan insanların pişmanlık günü olacaktır.

Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır sözünden hareketle bir hikaye yazınız. Hikayenizi yazım ve noktalama yönünden düzenleyiniz.

Oldukça kararsız ne yapacağını bilmeyen en ufak bir karar verme aşamasında kendini büyük bir karmaşanın ortasında bulan tuhaf bir insandı. Durumunun farkındaydı ancak bundan nasıl kurtulacağını da bilmiyordu. Sınıf arkadaşım Ali’nin kararsızlığı ve hayat karşısında hiçbir çaba ve hırs duymaması onu gün geçtikçe daha bağımlı ve daha içe kapanık bir insan haline dönüştürüyordu. Ali’ye yardım etmek Ali’nin bu çaresizliğine son vermek ve onu içinde bulunduğu bu karanlıktan çekip almak istiyordum. Ancak ne benim ne diğerlerinin buna gücü yetmiyordu. Çünkü Ali karanlığın içerisinde debelenmeye alışmış ve zaman zaman bunu kabullenmekle yetinmişti. Ali’nin bu karanlıktan çıkabilmesi için çok çabaladım ancak zaman sonra anladım ki Ali’yi içinde bulunduğu karanlıktan yalnızca kendisi çıkarabilirdi.

İnsanın kendine yakmadığı mum, başkasının ışığında yürünecek yolu yarım bırakır derdi dedem hep. Anladım ki Ali’nin kendine bir mum yakmasının zamanı geldi de geçiyordu.

Ali’nin bir birey olabilmesi ve kendi bağımsızlığını kazanabilmesi için yalnızca kendi azmine ve kararına ihtiyacı vardı.

Ve bir gün Ali yapayalnız kaldığında çok önce vermesi gereken o kararı verdi.

Düştüğünde kalkacak cesaret kuvvet ve kararlılığı kendini en çaresiz hissettiği anda bulmuştu.

Şimdi Aliye nasıl başardın diye sorduklarında Mustafa Kemal Atatürk’ün şu cümlesiyle cevap veriyor: milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.

  1. Kemal Atatürk

İş, insanın aynasıdır.” atasözü ile ilgili düşüncelerinizi açıklayınız.

İş insanın aynasıdır atasözü insanların söylemlerinden çok yaptıklarına değer verilmesi, söylemlerin yanı sıra yaptığı işlerle onun değerlendirilmesi ve yaptıklarının sonucunda bir muameleye tabi tutulması gerektiğini söylemektedir.

Örnek verecek olursak; her sabah uyandığımda dünyayı kurtaracağım diyebilirim ancak insanlar bir gün dünyayı kurtardığım da gerçekten benim kim olduğumu anlayacaklardır.

Yaptığım iş benim aynam olacak ve beni yansıtacaktır.

Daha basit bir örnek verirsek bu atasözünde kişinin ortaya çıkarmış olduğu için kendisini yansıttığından da bahsedilmektedir.

Kişi özünden ne barındırıyorsa ortaya çıkardı eser onun bir yansıması olacaktır. Doğru ve dürüst insanlar bir iş yaparken doğru ve dürüstlükten ödün vermezler. Ortaya çıkarttıkları işte kendi karakterlerinin yansımaları görülür. Ancak zaten tembel, yalancı ve karaktersiz olan insanların ortaya çıkardığı işlerde çıkan pürüzler yine kişinin karakterini ve kendisine yorulacaktır.

Bu sebeple İş insanın aynasıdır.

Söylemleriniz ne yönde olursa olsun ortaya çıkarttığınız mahsul ürün ya da mamul kadar kendinizi izah edebilirsiniz.

En iyisini yapacağınızı söylemek bir anlam ifade etmezken yaptığınız ve ortaya çıkardınız işini en iyisi olması sizi en iyisi kılacaktır.

İstiklal Madalyası ile ilgili araştırma yapınız.

İstiklal Madalyası Kurtuluş Savaşı esnasında, yararlılık gösteren asker ve sivillere verilen bir madalyadır.

İstiklal Madalyası, İstiklal Madalyası kanunu adındaki özel bir yasaya göre verilen bir onurlandırma madalyasıdır.

Askerlere, sivillere, savaşa katılım gösteren alayların sancak birimlerine, Erzurum ve Sivas kongrelerine katılanlara verilmiştir.

1 Kasım 1926 tarihine kadar olan zaman diliminde TBMM tarafından verilen İstiklal madalyaları bu tarih sonrasında müracaat eden bireylere Milli Savunma Bakanlığı tarafından verilmiştir.

Günümüze kadar toplam 95.261 kişiye İstiklal Madalyası verilmiştir.

15 Mayıs 1919 tarihinden 9 Eylül 1922 tarihine kadar geçen sürede Kurtuluş Savaşı içerisinde cephe veya cephe gerisinde milleti için kahramanlık ve fedakârlık gösteren kişileri onurlandırmak amacıyla verilen İstiklal Madalyası bir kahramanlık göstergesi olarak insanlara verilmeye devam edilmiştir.

İstiklal Madalyası şehirlere ve ilçelere de verilmiştir.

Şanlıurfa İstiklal madalyasına sahip şehirlerden biridir ve Şanlıurfa dışında 2 şehir ve 1 ilçenin de İstiklal Madalyası vardır. İstiklal madalyasına sahip il ve ilçeler Kahramanmaraş Gaziantep ve İnebolu dur.

Gaziantep 2008 yılında İstiklal madalyasına kavuşmuştur.

Şehirlere verilen İstiklal madalyasını da gözetilen nokta kurtuluş mücadelesi sırasında şehrin birlik ve beraberliği ile kazanılan zaferlerdir.

Kurtuluş Savaşı sonrası Kurtuluş Savaşı’na katılanların bildirilmesi talebinde bulunan meclise Maraş’ta Milli Mücadele’ye katılmayan tek bir fert bile yoktur cevabının gelmesi üzerine şehrin kendisine İstiklal Madalyası verilmiştir.

Çanakkale Savaşı zamanında yazılmış aşağıdaki günlük örneğini inceleyiniz. Siz de günlük türünde bir yazı yazınız.

Çanakkale Savaşı zamanında yazılmış aşağıdaki günlük örneğini inceleyiniz. Siz de günlük türünde bir yazı yazınız. Yazınızı yazım ve noktalama yönünden düzenleyiniz.

 

Bugün cephede 10 günüm.

Silah arkadaşım Mehmet vurulalı 3 gün oluyor Mehmet’i toprağa ellerimle verdim. Vatan için çıktığım bu mücadelede Mehmet’in şehit olması Rabbimin huzuruna çıkması beni mutlu ederken Mehmet olmadan çatışacağım düşmanları düşündükçe omuz omuza verdiğim silah arkadaşı mı dudaklarını ısırarak anımsıyorum. Biliyorum üzülmemem gerekiyor ama can dostumun gidişi ile beraber kalbim kederle doldu.

Cephede her şey çok hızlı olup bitiyor. Herkes çalışıyor herkes koşturuyor. Çok şükür ki hiç kimse durumdan şikâyet etmiyor. Biliyoruz ki Vatan ve milletin refahı bizim ellerimizde feda edilecek canlar biliyorlar ki vatan ve millet böyle kurtulacak. Hiç kimse kendi canının derdinde değil. Kurşunların önüne cennete koşar gibi atlayan onlarca er gördüm.

Hiç kimse pişman değil.

Karnımız aç yalnızca bir öğün yemek yiyebiliyoruz. Açlık hissetmiyorum. Acı hissetmiyorum.

Biliyorum ki Allah’ın izniyle alnım ak bu mücadeleden çıkacağım ya da burada vatanım için şehit olacağım.

Şehit olmak istiyorum ama milletimin refaha kavuştuğunu görmek de istiyorum. Her gün dua ediyorum Rabbim milletimi içinde düştü bu zor durumdan kurtar!

Eğer mücadelemiz bitmeden şehit olursam ve bu defter birinin eline geçerse bilinmesini istediğim tek şey Mehmet gibi bu dünyadan çekip giderken mutlu ve huzurlu olduğumdur.

Çanakkale Bugün Toz ile Duman türküsünü dinleyiniz. Türkünün sizde uyandırdığı duyguları anlatan iki dörtlük yazınız.

Gözümde yaş kaldı anam, ağlayamadım yiğide yakışmaz dediler

Öldüm de karaları bağlayamadın, şehidin arkasından ağıt yaraşmaz dediler

Sevdiğimi bıraktığım toprağı öptüm de yattım, namusum dedim, sarıl bırakma dediler

Elediler anam elediler, bir bir öldük bin diriliriz dedik, bilemediler

 

Çanakkale’nin çarşısından ayna almış idim, iç cebime

Doyamadım  bakmaya yârimin gül yüzüne

Şehit olsam da ah, değse başım arşın gölgesine

Bir Mehmet gider bin Mehmet gelir anam, sen üzülme, sen üzülme…

 

 

 

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ile O Geliyor şiirini içerik bakımından karşılaştırınız. 

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ile ‘O Geliyor’ şiirini içerik bakımından karşılaştırıldığında karşımıza şu noktalar göze çarpmaktadır:

Atatürk, Gençliğe Hitabe ’sinde gençlere seslenmekte ve onların karşılaşabilecekleri zorlukları öngörerek bu konuda tavsiyeler vermektedir. Celal Sahir Erozan’ın kaleme aldı ‘O Geliyor’ şiirinde ise Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nde bahsettiği zorlu durumların yansımaları gözlemlenmektedir.

Şiir ve Gençliğe Hitabe aynı değerlendirme içerisinde düşünüldüğünde ortaya çıkan ortak sonuç milletin ve gençliğin kurtuluşa ve özgürlüğe olan inançlarını kaybetmeden mücadelelerine devam etmeleri karşılarına çıkacak her engeli inançları ile yenmeleri ve mücadelede kurtuluş önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün öngörülerini dikkate almalıdır.

Mustafa Kemal Atatürk, Gençliğe Hitabe’ sinde muhatap olarak gençleri almasının altında millete bir mesaj vermektedir. Gelecek, gençlerin umutlarında hayallerinde ve gerçekleştirmiş olduğu çalışmalarında saklıdır.

Gençlik burada fiziken gençlik ve ruhun genç kalması olarak tanımlanabilir.

Her iki durumda da gençliğe hitabenin mesajları ‘O Geliyor’ şiirinin mesajları ile karşılaştırıldığında varılacak nokta ortaktır.

Umutların her daim canlı tutulması, millet ve vatan bütünlüğünün en büyük ideal olması her iki metnin ortak noktasıdır.

Volkan konilerinin tepe kısımlarında patlamayla oluşan çukura denir.

Volkan konilerinin tepe kısımlarında patlamayla oluşan çukura Krater yada Krater ağzı denir. Bir yanardağın ağzında meydana gelen çukur. Bu çukur bazen yanardağın eteğinde de bulunabilir. Kraterin şekli ve ebatları, yanardağın püskürttüğü lavın yapısına ve yanardağın etkinliğine göre değişmektedir. Kül, cüruf ve asit lavlar çıkaran yanardağların kraterleri çoğunlukla huni veya köse şeklindedir. Bazaltlı lavlar çıkaranların ki ise, genelde leğen veya çanak şeklinde olur.

Sözler gerçeğin, tahminler olacakların yerine geçebilir mi? Yorumlayınız.

Sözler gerçeklerin, tahminler ise potansiyel olarak vuku bulabilecek her şeyin en temel temsilcileridirler. Fakat bu varlıkların gerçek ve olacakları temsil ediyor olması, onların yerine geçebilecekleri anlamına elbette gelmiyor. Gerçekler ve olacaklar vuku buldukça sözleri ve tahminleri olumlarlar. Özeyle söylemek gerekirse sözlerin ya da tahminlerin bir anlam kazanabilmesi için bir şeylerin gerçekleşmesi, bir gerçeğin gözlemlenmesi gerekir. Çıkış noktamız her zaman maddeler dünyasında ortaya çıka şeylerdir.

 

Dilerseniz şimdi de bu konuya bir örnek verelim. Diyelim ki bir sınavdan 90 alacağınızı tahmin ediyorsunuz fakat emin de olamıyorsunuz. Şans eseri, sizin de doğru hesaplamalarınız ile sınavdan gerçekten 90 aldınız. Peki, sizce siz 90 alacağınızı tahmin ettiğiniz için mi notunuz 90 olarak geldi? Elbette bu sorunun cevabı hayırdır. Notunuz zaten belliydi. Daha doğrusu notunuzu belirleyecek olan şey zaten elinizden çıkarmış, sınav kâğıdınızı hocaya vermiştiniz. Potansiyel olarak kaç puan alacağınız hoca sınav kâğıdınızı okumasaydı bile belliydi. Siz sadece olan ve biten bir olayın sonuçları hakkında bir tahminde bulundunuz ve tahminde bulunma sürecinizde süreç ve durumları ayrıntılı olarak incelediğiniz için doğru bir çıkarım ile doğru bir tahminde bulundunuz. İşte bu örnek, sözlerin ya da tahminlerin gerçekler ile olacakların yerine geçemeyeceğinin; bunların farklı kavramlar olarak değerlendirimesi gerektiğinin en büyük kanıtıdır.