Yeryüzünde sıcaklığın dağılışı düzenli midir?

Yeryüzünde sıcaklığın dağılışı düzenli midir?

 

Dünya genelinde sıcaklığın oluşması durumu, dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesi ve güneş etrafında dönmesi ile meydana gelmektedir.  Dünyanın bu şekilde iki türlü hareket etmesi sonucunda yeryüzü üzerinde bazı fiziki ve coğrafi etkenlerin şekillenmeleri hususunda sürekli ya da geçici olarak bir düzen oluşturmasında da etkili olmaktadır. Dünya hareketlerinin düzenli ve sürekli olması sıcaklık dağılımını etkilediği gibi, dünyanın sıcaklık bakımından dağılışının düzenli olduğu anlamına gelmemektedir. Bunun sebebi ise dünyanın var olan şeklinin bir düzlem olmamasından kaynaklanmaktadır. Dünya üzerinde sıcaklık dağılımlarının yüksek olmaması durumunun var olmasının yanı sıra dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesinden kaynaklı günlük sıcaklık farkları oluşmakta olup güneş etrafında dönmesi ile de mevsimler meydana gelmektedir.

 

Daha iyi açıklamak gerekir ise yeryüzünde sıcaklık dağılışı düzenli değildir. Bu dağılışı etkileyen pek çok farklı etken mevcuttur. Isı ve sıcaklık farklarının zaman içerisinde artması veya azalması durumu, güneş ışınlarının yeryüzüne düşme açıları, yeryüzünün güneşlenme süreleri, dünya üzerindeki kara ve denizlerin değişiminin söz konusu olması, nem durumu, okyanuslarda meydana gelmekte olan akıntılar, rüzgarların yönü ve bitki örtüsü sıcaklığın dağılışını etkileyen etkenlerden bazılarıdır. Sıcaklık dağılımı yağışları da etkilemektedir. Sıcaklık dağılımının dağılışının düzenli olmamasının sonucunda ise yeryüzünde güneş açılarını daha az alan bölgeler daha soğuk olurken daha dik açılar ile alan ülkeler daha sıcak iklimlere sahip olmaktadır.

Türkiye’den önce Antartikada araştırma üssü kuran ülkelerin amacı ne olabilir?

Türkiye’den önce Antarktika’da araştırma üssü kuran ülkelerin amacı ne olabilir?

 

Güney Kutbu olarak da bilinen Antarktika kıtası 20. Yüzyılın başından itibaren bilim adamlarının çalışma yapmaya başladığı alanlar olarak görülebilmektedir. Ülkemiz de diğer ülkeler gibi zaman içerisinde bu soğuk kıtaya yönelerek gereken üssü kurmuşlardır. Antarktika’da üs kurmanın farklı farklı sebepleri bulunarak; ülkelerin bu sebepler doğrultusunda Güney Kutbu’na yönelmesi durumu söz konusu olabilmektedir.

 

Antarktika içerisinde faaliyet gösteren ülkelerin amaçları içerisinde burada bulunan doğal hayatı incelemek olabilmektedir. Burada yaşayan insanların doğal ortamı ve diğer canlı türleri ile olan ilişkileri de aktif bir biçimde incelenmektedir. Özellikle sadece Antarktika’da kabileler halinde yaşayan penguenlere dayalı çalışmalar son yıllarda daha da artış göstermektedir. Buna bağlı olarak da penguenler hakkında daha da detaylı bilgi toplanması durumu söz konusu olabilmektedir.

 

Antarktika içerisinde araştırma yapmanın bir diğer amacı ise küresel ısınma sebebiyle buzların erimesi ve zaman zaman arkasından kara parçaları çıkmasından kaynaklı olarak görülebilmektedir. Kara parçaları üzerinde fosil ya da insanlara dair kalıntılar arayan bilim insanları da bu soğuk bölgede çalışmalarını sürdürmektedir. Buna bağlı olarak da arkeolojik ya da filolojik çalışmalar da Antarktika üzerinden yürütülerek; insanlığın yeni bilgilere erişmesi adına girişimler hız kesmeden devam etmektedir.

 

Antarktika daha önceden herhangi bir madencilik faaliyetinin gerçekleşmediği alanlar olarak bilinmesinden ötürü de bu noktaya kısa bir süre içerisinde rağbet olması durumu da açığa çıkmıştır. Kaynak arayışı içerisinde olan ve hammaddeleri bulmayı hedef haline getiren ülkeler de Antarktika’daki yerini araştırma grupları ile almışlardır. Petrol ve doğalgaz gibi önemli kaynakların da bu bölge içerisinde yer alması durumunun tahmin edilmesinden ötürü aramalar hız kesmeden devam etmekte olan faaliyetlerdir.

İklim koşullarının Türkiye’nin beşerî özellikleri üzerindeki etkileri nelerdir?

İklim koşullarının Türkiye’nin beşerî özellikleri üzerindeki etkileri nelerdir?

 

İklim koşulları insanların yaşamlarını ve diğer faaliyetlerini önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Aynı zamanda da insanların ne şekilde üretim yapılarak beşeri faaliyetleri de destekleyebilecek biçimde de kendini gösterecektir. İklimsel olarak temel unsurların ortaya çıkması da söz konusu olabilmektedir. İklim koşullarına dayalı olarak birincil faaliyet olarak tarım çalışmaları içerisinde son derecede etkin bir noktada yer almaktadır. Tarım faaliyetlerinde üretim sonrasında ortaya çıkan mahsuller iklimlere göre değişkenlik gösterebilmektedir. Ege Bölgesi’nde sıcaklara dayanıklı olan bitki türlerini görebilmek mümkünken; Karadeniz’de daha çok su isteyen ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde ise soğuğa dayanıklı olan bitki türlerini görebilmek mümkündür.

 

Tarımsal bitkilerin iklimlere göre değişkenlik göstermesine dayalı olarak sanayide de farklı farklı işleyişler de görülebilmektedir. Endüstriye dayalı hammadde unsurlarının da belirlenmesi durumunun üzerinde de önemli bir etkisi bulunmaktadır. Aynı zamanda da fazlasıyla hammadde kaynağına sahip olan bölgeler içerisinde de endüstriyel gelişmelere bağlı ekonomik durum da demografiye yansıyacaktır. Nüfus artışında da önemli bir pay sahibi olarak görülebilecektir.

 

Sanayiye bağlı olarak ticari ilişkiler de iklim koşullarının ideal olarak seyredilmesi aşamasında da ne kadar uygun bir sonucu sağlayabilecek olduğu aşamasında da görülmektedir. Farklı farklı hammadde kullanılarak ortaya çıkan sanayi ürünlerinin birçok farklı pazarda değişik alıcılara ulaştırılması durumu da ortaya çıkmaktadır. Bu da iklimin beşeri faaliyetler üzerinde ne kadar etkin bir konumda olduğunu da kanıtlayabilecek biçimde de yer almaktadır.

Türkiye’de birbirinden çok farklı iklim tiplerinin etkili olmasının nedenleri nelerdir?

Türkiye’de birbirinden çok farklı iklim tiplerinin etkili olmasının nedenleri nelerdir?

Ülkemizde farklı iklimlerin görülmesinin temel nedeni; ülke içerisinde var olan yeryüzü şekillerinin dağılımından kaynaklı olarak ifade edilmektedir. Aynı zamanda da ülke sınırlarının 3 kısmını çevreleyen denizler de iklimi değiştiren önemli etmenler arasında yer almaktadır. İklim şartlarını fazlasıyla değiştirerek ortalamanın altında ya da üstünde seyretmesine neden olan bu tip uygulamalardan dolayı farklı iklimler ve farklı hava koşulları görülmesi de mümkün olan bir durum olarak ifade edilmektedir.

 

Türkiye içerisinde var olan iklimlerin kendini göstermesinde ilk olarak etkin olan ülkemizin matematiksel konumu olarak ifade edilmektedir. 36-42 kuzey enlemleri içerisinde var olan ülkemizin orta iklim kuşağı bölgesinde yer aldığını söyleyebiliriz. Bundan kaynaklı olarak da matematiksel konumun etkili olduğu sonuçların başında yer alan ılıman iklim şartlarının ülkemiz içerisinde görülebildiğini de söylemek mümkündür.

 

Matematiksel konum kadar özel konum da iklimlerin belirlenmesinde açığa çıkmaktadır. Özel konumda daha çok ülkenin içerisinde var olan durumlar değerlendirilmeye alınarak iklimlerin temellendirilmesi sonucu ortaya çıkmaktadır.Özel konuma bağlı olan kara ve denizlerin dağılışı durumu denizlerin etkisinden dolayı kıyı bölgelerimizin daha sıcak bir iklime sahip olduğunun göstergesidir. Denizlerden uzaklaşılması halinde ise ılıman iklim daha sert olan karasal iklime yerini bırakacaktır. Bundan kaynaklı Ege Bölgesi; İç Anadolu Bölgesi’ne oranla daha iyi bir mevsim şartlarını içeren bölge olarak adlandırılabilecektir.

 

Yükselti de özel konumun içerisinde yer alan ve iklimi değiştiren temel kriterler arasında yer almaktadır. Türkiye içerisinde yükselti ortalaması batıdan doğuya doğru gidilmesi halinde artış sağladığından dolayı sıcaklık değerleri de aynı oranda bir düşüş yaşamaktadır.Dağların uzanış biçimi de iklimin değişmesinde son derecede etkilidir. Ege kıyılarında dik bir biçimde uzanan dağların sıcak havayı daha içlere girmesini sağlayan bir etmen olarak değerlendirilmektedir. Bunun aksine dağların paralel olarak uzandığı Akdeniz ve Karadeniz kıyılarında ise sıcaklığın etkilediği bölgeler daha sınırlı bir konumda yer almaktadır. Bu nedenle de ülke içerisinde farklı ve değişken iklim koşullarını görebilmek son derecede mümkündür.

Dünya’nın tamamında aynı iklim özellikleri görülseydi bu durum doğal ve beşerî sistemleri nasıl etkilerdi?

Dünya’nın tamamında aynı iklim özellikleri görülseydi bu durum doğal ve beşeri sistemleri nasıl etkilerdi?

Dünya farklı sıcaklık değerlerine ve yağış ortalamalarına sahip bir halde canlıların yuvası konumunda yer almaktadır. Aynı zamanda da iklim koşulları bakımından çetin ya da kolay yaşanabilecek türde de bölgeleri bulunmaktadır. Eğer ki Dünya’nın tamamında aynı iklim koşulları durumu söz konusu olmuş olsaydı bu denli bitki ve hayvan türlerini görebilme durumu da ortaya çıkmayacaktı.

 

Dünya’nın tamamının ekvatoral iklim gibi sıcak ve yağış alan bir bölgeye dahil olması halinde canlı türleri fazlasıyla yüksek olarak seyredecektir. Vücutları ya da sistemleri soğuk havayla ilişkili olan canlıları görebilmek mümkün olmayacaktır. Dünya’nın her bölgesi sık sık yağış alabileceğinden dolayı verimli topraklardan devasa ve gelişmiş bitki türlerini de görebilmek son derecede etkin bir biçimde görülebilmekte olacaktır.

 

Dünya’nın her bölgesinde kutup ikliminin görülmesi halinde ise her bölgenin aşırı soğuk iklim kuşağına dahil olmasına neden olacaktır. Minimum oranda bitki ve hayvan türlerinin Dünya üzerinde olabileceğini söyleyebilmek de mümkündür. Aynı zamanda da insanların yaşaması için ideal ortamlar da kutup ikliminde yer alan bir durum olarak ifade edilmemektedir. Böylelikle de her canının yaşamını tehdit eden bir doğal ortamın meydana gelmesi durumu da gözlemlenebilecektir. İnsanların temel ihtiyaçlarını karşılamaları da imkansıza yakın olarak da adlandırılabilecek biçimde yer alacaktır.

Farklı iklim tipleri insan ve diğer canlıların yaşamını nasıl etkiler?

Farklı iklim tipleri insan ve diğer canlıların yaşamını nasıl etkiler?

Dünya üzerinde birçok iklim türü mevcuttur. Güneyden kuzeye doğru ilerlenmesi halinde daha sert iklim şartları ile karşılaşmak olağan bir durum olarak ifade edilmektedir. Ekvatoral İklim Kuşağı, Orta Kuşak ve Kutup İkim Kuşağı olarak bilinen ikim tiplerinde farklı farklı canlılar yaşamakta ve farklı ikim biçimlerine dayalı olarak sıcaklık ile yağış dağılımını da görebilmek mümkün olabilen bir durum olarak ifade edilmektedir.

 

Ekvatoral iklim bölgesi içerisinde var olan canlıların daha k sıcağa karşı dirençli olabildiği görülebilmektedir. Sıcak havalarla karşı karşıya kalınması durumu yılın 12 ayında da ortaya çıktığından dolayı canlıların ve insanların bu şekilde bir dirence ulaşmaları da söz konusu olabilmektedir.  Aynı zamanda da bitki türlerinin de bol sıcaklık ve bol yağış almasından dolayı devamlı yeşil ve geniş yapraklı ile kalın gövdeli bitkiler olduğu da söylenebilmektedir.

 

Orta İklim Kuşağı ise mevsimsel olarak sıcaklık ve yağış dengesinin değişim gösterdiği alanlar olarak ifade edilmektedir. Hem sıcak hem de soğuk havaların yılın belli periyotları içerisinde yaşandığı bu alanlar çerçevesinde ise canlıların her iki hava koşuluna da hazırlıklı olduğu da görülebilmektedir. Bu bölgede yaşayan bitki türleri ise genel olarak bodur ve iğne yapraklı olarak ifade edilmektedir. Kışın yeşeren ve yazın kuruyan bitki tiplerini bu bölgeler içerisinde görebilmek son derecede olağan bir durum olarak ifade edilmektedir.

 

Kutup İklim Kuşağı ise tamamen soğuk havadan ibaret olan bölgelerde yaşanarak hayatı olumsuz etkileyebilmektedir. Soğuğa karşı dirençli olan hayvan ve insanların bu bölgede yer alabildikleri görülebilmektedir. Yılın hemen hemen tüm ayları içerisinde buz ve kar yağışları görülebilmektedir. Bitki örtüsü bakımından ya kışın donup yazın yeşeren ufak otsu canlılarla karşılaşmak ya da tamamen buzullarla kaplı olan bölgelere tanıklık etmek mümkündür.

Dünya üzerinde farklı iklim tiplerinin etkili olmasının nedenleri nelerdir?

Dünya üzerinde farklı iklim tiplerinin etkili olmasının nedenleri nelerdir?

Dünya üzerinde farklı iklimlerin görülmesinin farklı farklı sebepleri bulunmaktadır. İklimlerin farklı farklı biçimlerde olmasının temel sebepleri arasında Dünya’nın şekli ilk olarak baz alınmaktadır. Aynı zamanda da Güneş ışınlarının geliş açısı ve enlemler de tamamen Dünya’nın şeklinden ibaret olarak ortaya konulan nedenler olarak değerlendirilmektedir. Makroklima denilen geniş çaplı alanlar aynı iklim kuşakları olmasından dolayı sıcak değerleri bu bölgeye göre şekillenerek; burada yaşayan bitki ve hayvan değerleri de iklime bağlı olarak değişkenlik gösteren türler olarak adlandırılmaktadır.

 

Makroklima iklim bölgelerinde olduğu kadar mikroklima bölgeleri de görülebilmektedir. Bulunduğu bölgenin iklim şartlarının aksine farklı bir sıcaklık ve yağış dağılımına sahip olan bölgelere genel olarak mikroklima denilmektedir. Bu tip bölgelerin meydana gelmesi konusunda yeryüzü şekilleri ve su kaynakları da oldukça etkili bir konumda da yerini alan başlıca nedenlerdir. Kurak bir arazi içerisinde su kaynaklarının bulunduğu kısımların diğer yerlere göre daha serin ve elverişli şartları içerdiği söylenebilir. Aynı zamanda da bitki örtüsü de kısa mesafelerde bile farklılık gösterebilen temel hususlar olarak değerlendirilebilmektedir.

 

İklim kuşaklarına bağlı olarak büyük bölgelerde gözlemlenebilen farklı ikim tipleri kadar küçük alanlarda denk gelinen ikime bağlı durumlar Dünya üzerinde görülebilen durumlar olarak ifade edilebilmektedir. Bu iklim şartları kendilerine has doğal bir döngü içerisinde olmakla beraber; her iklim türüne adapte olabilecek olan canlı türlerine de sık sık denk gelebilmek de mümkün olan bir durum olarak ifade edilmektedir.

Bağıl nem oranının en az olduğu yerler nerelerdir?

Bağıl nem oranının en az olduğu yerler nerelerdir?

Bağıl nem kısaca havanın neme doymasının oranlandırılması şeklinde belirtilebilecek bir durum olarak görülmektedir. Bağıl neme bağlı olarak yağış durumlarının ortaya çıkmasından dolayı da son derecede önemli bir kavram olarak da adlandırılmaktadır.  Bağıl neme bağlı olarak yağışlar farklı biçimlerde yeryüzüne düşerek canlılık için önemli bir noktada da yer alacaktır.

 

Bağıl nem ülkemizde en fazla olarak Doğu Karadeniz  Bölgesi içerisinde görülebilmektedir. Genel olarak bu bölge kapsamında bağıl nem oranı %70-80 aralığında değişkenlik gösterebilmektedir. Bundan dolayı da Doğu Karadeniz Bölgesi kuraklığın en az görüldüğü alanlar olarak da tabir edilebilmektedir.

 

Bağıl nem oranı kuzeyden güneye doğru gidildikçe azalan bir oran olarak görülmektedir. Bunun temel sebebi ise enlem kaynaklı olup, kuzeyden gübneye doğru ilerlenmesi halinde sıcaklığın artış göstermesinden dolayı da havanın nem tutma durumu sıcaklığa göre artış gösterebilecektir. Bu yüzden de güneye dooğru gidillmesi halinde yağışın azalması durumu da görülebilmektedir.

 

Bağıl nemin en az olarak görüldüğü böllge olarak Güneydoğu Anadlu Bögesi söylenebilmektedir. Karasal iklime bağlı olarak kışın oldukça soğuk ve yazın ise tam tersi sıcaklığa sahip olan Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bağıl nemin yüksek olduğu görülmeyecektir. Bağıl nem genel olarak Güneydoğu Anadolu Bölgesi içerisinde %5’in altında seyredecektir. Bu yüzden bu bölgede kuraklığın fazlasıyla olduğu görülebilecek ve çorak arazilere rastlanabilmesi durumu da söz konusu olabilmektedir.

 

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden sonra en az bağıl nem oranına sahip olan bölge olarak İç Anadolu Bölgesi de denilebilmektedir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile hemen hemen aynı özellikleri içeren bu bölgede de karasal iklim özellikleri görülmekte ve bağıl nem oranı ortalama %10-15 civarında da olmaktadır.

Bağıl nem oranının yüksek olduğu yerler nerelerdir?

Bağıl nem oranının yüksek olduğu yerler nerelerdir?

Bağıl nem oranı nem ile sıcaklık değerinin birbirine eşit olması sonrasında yağışın ortaya çıkmasında da etkin olan bir durum olarak görülmektedir. Hava ısındıkça havanın taşıyacağı nem kapasitesi de artacağından dolayı havanın taşıyabileceği nem kapasitesine ulaşması olarak da görülmektedir. Ülkemiz içerisinde her mevsimde yağış alan bölge olan Doğu Karadeniz Bölgesi’nde de bağıl nem oranı her zaman en yüksek kapasitede de yer almaktadır. Doğu Karadeniz’de bu denli bağıl nemin fazla olmasının en temel nedenleri arasında da maksimum nemin enlem nedeniyle düşük olması ve denize yakın olmasından da dolayı mutlak nemin düşük olmasından kaynaklı olarak da ifade edilmektedir.

 

Bağıl nemin %100 oranında olması halinde mevsime göre farklı yağışların ortaya çıkmasında da etkin olmaktadır. Hava kütlesinin taşıyabilecek olduğu nemin üst seviyede olmasından dolayı ve kapasitesinin artmasından kaynaklı olarak da yağış olarak yeryüzüne düşmesi durumu söz konusu olmaktadır.

 

Bağıl nemde görülen artış sonrasında da taşınamayan hava kütlesi yeryüzüne doğru inmeye başlayacaktır. Burada gaz halinde bulunacak olan su buharının yoğunlaşarak su haline gelmesi olayı gerçekleşecektir. Hava sıcaklığına bağlı olarak da yağmur, dolu ya da kar biçimlerinde de düşerek doğa olaylarına tanıklık etmek de mümkün olacaktır. Stratüs olarak tanımlanan alçak gri bulutlar da yağmurun geleceğinin bu şekilde habercisi olarak yağışlara yol açmasıyla da bilinmektedirler.

Güneşlenme süresi neden genel olarak kuzeye doğru gidildikçe azalmaktadır?

Güneşlenme süresi neden genel olarak kuzeye doğru gidildikçe azalmaktadır?

Dünyanın şekli geoid olmasından kaynaklı olarak, dünyanın kuzey yarım küresi ile güney yarım küresi arasında farklar bulunmaktadır. Dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesi ile güneşin etrafında dönmesinden kaynaklı olarak gerçekleşmekte olan gün ve mevsimler dışında bitki örtüsü ve iklimler meydana gelmektedir. Türkiye’ye bakacak olur isek ülkemiz kuzey yarım kürede yer almakta olup matematiksel konum olarak 36-42 kuzey paralelleri arasında bulunmaktadır. Bu konuma bağlı olarak Türkiye yengeç dönencesinin kuzeyi ve kuzey yarım kürenin de orta kuşağında yer almaktadır. Bu konuma bağlı olarak ülkemizde pek çok değişiklik olmasının yanı sıra en belirgin olan özellik güneşlenme süresinin güneyden kuzeye doğru gidildikçe azalmakta olmasıdır.

 

Türkiye’nin bulunduğu matematiksel konum sebebi ile kuzeyden gelen hava rüzgarlarının hava sıcaklıklarını düşürmesi gibi güneyden gelen hava kütleleri sayesinde sıcaklıklar artmaktadır. Kuzey yarım kürede olmasından kaynaklı olarak haziran, temmuz ve ağustos aylarında yaz ayları yaşanmakta olup güney yarım kürede ise tam tersi durum söz konusudur. Bunun sebebi ise dünyanın güneş etrafındaki dönüşü ile alakalıdır. Mevsim farklılıklarının sebebi dünyanın eksen eğikliğinden kaynaklanmaktadır. İki meridyen arasındaki mesafe kuzeyden güneye doğru gidildikçe arttığı için kuzeyden güneye doğru gidildikçe gece ve gündüz süre farkı da azalmaktadır. Kuzey yarım küre ile güney yarım kürenin değişiklik göstermesi ve dünyanın sadece iki gününde sürelerin aynı olması dünyanın şeklinden kaynaklanmaktadır.