Sıra dışı yüksek sıcaklıkların enerji üretimi ve tüketimini nasıl etkileyebileceğini açıklayınız.

Sıra dışı yüksek sıcaklıkların enerji üretimi ve tüketimini nasıl etkileyebileceğini açıklayınız.

 

Sıra dışı yüksek sıcaklıklara bağlı olarak insan yaşantısının ciddi oranda zarar görebileceği söylenebilmektedir. İnsanlar genel olarak 17-31 derece arasında en uygun şartlarda yaşamlarını idame ettirmeleri mümkün olan canlılardır. Eğer ki bu sıcaklıklar 50 derece üstünde seyrediyorsa insanların olumlu bir yaşam standardına sahip olmadığı görülebilmektedir. BU yüzden de insanların farklı farklı alternatifler arayışında yer alarak tüketimlerinde de gözle görülür bir yükselme durumu ortaya çıkabilecektir.

 

Yüksek sıcaklıkların aktif olması halinde en fazla fayda sağlayacak olan olgu Güneş olarak görülebilmektedir. Güneş ışınlarının daha etkin bir biçimde geleceğinden dolayı oldukça yararlı bir biçimde kullanılması durumu söz konusu olabilecektir. Kurulacak olan Güneş panelleriyle beraber Güneş’ten gelen ışınları değerlendirme işlemi daha aktif bir boyut kazanabilecektir. Güneş panelleri sayesinde insanların enerji ihtiyacının daha büyük bir bölümü de karşılanabilecektir.

 

Enerji üretimi kadar tüketimi de sıcaklıkların normalden fazla olması halinde artış gösterebilecektir. Enerjinin taşınacağı kanallar genel olarak genleşme özelliğine sahip olduklarından dolayı zaman içerisinde genleşerek kopma riskiyle karşı karşıya kalınması durumu ortaya çıkabilecektir. Bu yüzden de enerji miktarlarında kayıp yaşanması ve nakil işlemlerinin gerçekleştirilmemesi gibi sorunlar ortaya çıkabilecektir. Bunun yanında insanların sıcaklığı düşürmek adına gerçekleştirdiği girişimlerde de enerji tüketimi daha da fazla olarak ifade edilebilecektir. Aşırı sıcaklardan etkilenmemek adına klima ya da fan ihtiyacını aktif olarak kullanacak olan kişilerin daha fazla enerji harcamaları durumu da açığa çıkabilecektir. Aynı zamanda da çalışan makinalar da aşırı sıcaklıktan dolayı sorun yaratabileceğinden dolayı, bu cihazları soğutmak amacıyla da ekstra enerji harcanması gerekebilecektir. Son olarak ise derin dondurucular ve buzdolabı gibi mekanizmalara gıdaların bozulmaması amacıyla daha çok yüklenilerek, bu tip cihazların enerji ihtiyaçları da daha fazla olarak ifade edilebilecektir.

Tsunami hangi olaylar sonucunda meydana gelir?

Tsunami hangi olaylar sonucunda meydana gelir? Açıklayınız.

 

Tsunami ya da dev deniz dalgaları olarak adlandırılan kavran genel olarak deniz yüzeyinde meydana gelen doğal afetler sonrasında etkisini gösterebilmektedir. Deniz yüzeyinde ortaya çıkan deprem, volkan patlaması, taban çökmesi ya da zemin kayması gibi durumlar sonrasında da dev deniz dalgaları oluşarak kıyılarda ciddi bir mal ve can kaybının oluşmasının temel sebebi olarak görülebilmektedir. Tektonik olaylar sonrasında açığa çıkacak olan enerjiden kaynaklı olarak deniz dalgalarının metrelerce yükseklikte olması ve fazlasıyla yıkıcı bir etkide bulunması durumu da gözlemlenebilen bir durum olarak ifade edilmektedir.

 

Deniz yüzeyinde deprem ya da volkan patlaması gibi olayların açığa çıkması sonrasında deniz dibindeki suyun tektonik olaylar sonrasında meydana gelen basınç yüzünden kıyılara doğru itilmesi durumu söz konusu olabilmektedir. Oldukça güçlü bir enerji sonrasında meydana gelecek olan dev dalgalar kilometrelerce yol alabilmektedir. Saatte 800 km hıza kadar da ulaşabilen bu tip dev dalgaların kıyılara ulaşması halinde de yaşamı ciddi oranda etkilediği de gözlemlenmekte olan bir durum olarak adından söz ettirmektedir.

 

Tektonik olayların yanı sıra meteorolojik gelişmeler de tsunami meydana gelmesine neden olabilmektedir. Büyük alçak basınç alanlarının meydana gelmesi tropikal şartların geçerli olduğu alanlarda görülebilmektedir. Bu tip basınçların meydana gelmesi sonrasında açığa çıkacak olan fırtınalar da tsunami oluşumunun temel sebepleri arasında yer alabilmekte olan unsurlar arasında değerlendirilmektedir.

Yağış Nedir? Yağışlar Nasıl Oluşur?

Yağış, atmosferdeki su buharının yoğunlaşarak yeryüzüne sıvı ya da katı halde inmesi olayıdır. Yoğunlaşmanın olması için havadaki nemin doyma noktasını aşması gerekmektedir.

 

Yağışlar Nasıl Oluşur?

Yağış oluşabilmesi için temel kural, ortamda su buharının bulunmasıdır. Bunun yanı sıra gerçekleşmesi gereken olaylar aşağıdaki gibidir.

 

Soğuma: Soğuma, sıcak havanın soğuk zeminle temas etmesi halinde (konveksiyon), gökyüzünün açık olduğu bulutsuz gecelerde, atmosferden uzaya radyasyonla ısı kaybı olduğunda gerçekleşir. Ayrıca sıcak ve soğuk hava kütlelerinin karşılaşmasıyla da soğuma oluşur. Çevresiyle ısı değişimi olmadan gerçekleşen soğuma, adyabatik soğuma olarak adlandırılır.

 

Yoğunlaşma: Yoğunlaşmanın gerçekleşebilmesi için,  suyu üzerinde tutun yoğunlaşma çekirdekleri bulunması gerekir. 10 mikrondan küçük çaplı olan yoğunlaşma çekirdekleri; okyanuslardan uçan toz parçacıkları, volkandan püsküren küller, meteorların parçalanma artıkları gibi katı zerreciklerdir. Yoğunlaşma, havanın çok soğuk olduğu zamanlarda oluşan buz kristalleri üzerinde de oluşabilir.

 

Yağış Alanına Yeni Bulutların Gelmesi: Bulutlarda 2-3 g/m³ su bulunmaktadır. Dolayısıyla yeni bulutlar gelip beslemediği müddetçe su kısa sürede tükenir ve güçlü bir yağış oluşmaz.

Birim zamanda düşen yağış miktarına yağış şiddeti denir. Düşen yağış;

2.5 mm/h ≤ ise (düşük şiddetli yağış)

2.5-7.6 mm/h ise (orta şiddetli yağış)

7.6 mm/h ≥ ise (yüksek şiddetli yağış)

 

Damlaların Büyümesi: Yoğunlaşma çekirdeklerinin etrafının su ile kaplanması durumunda, havada kalamaz hale gelir ve düşer. Düşerken diğer damlacıklarla birleşir ve yağış olayı meydana gelir.

 

Yağış Şekilleri

Dünya yüzeyinden rüzgar gibi etkenlerle havaya sürüklenen ve havadaki su buharının yoğunlaşmasıyla biçimlenmiş su buharı ürünlerine hidrometeor adı verilmektedir. Önemli olan hidrometeorlar aşağıdaki gibidir.

 

Yağmur: Bulutu oluşturan su taneciklerinin büyüyerek 0.5 mm’den büyük su damlacıklarına dönüşmesi ve sıvı halde yeryüzüne düşmesi olayına yağmur denilmektedir. İçinde 0.5 mm’den küçük damla barındıran yağmura çisenti (çise) adı verilir. Damla çapının 6 mm’den büyük olması sürtünme direncini arttırarak damlanın parçalanmasına neden olur.

 

Kar: Su buharının yükseklerde 0°C’nin altında yavaş yavaş yoğunlaşmasıyla oluşturduğu buz kristallerinin yeryüzüne düşmesine kar denilmektedir. Altıgen ve sekizgen buz kristalleri birleşerek kar lapasını oluşturur. Kar yalıtkandır ve bitkileri dondan korur. Yavaş eriyerek toprağa su depolar.

 

Dolu: Hava sıcaklığının aniden azalmasıyla meydana gelen yağış şeklidir. Yağmur damlaları donarak 0.5-5 cm çaplı buz parçacıkları haline gelir ve yeryüzüne düşer. Tek bir buluttan düşmesi sebebiyle lokal olarak görülür.

 

Çiğ: İlkbahar ve sonbahar aylarında; soğuk, açık ve rüzgarsız gecelerde meydana gelir. Toprak ve yere yakın bitkilerin sıcaklığının çevreden daha soğuk olması durumunda; su buharı, toprak ve bitki yüzeylerinde yoğunlaşır ve “çiğ” oluşur.

 

Kırağı: Oluşum şekli bakımından çiğe benzeyen kırağı, sonbahar aylarında ya da kış başlarında görülür. Sıcaklık 0°C’nin altındayken cisimler üzerinde yoğunlaşan su donarak kırağıyı oluşturur.

 

Kırç: Sisli, puslu, bulutlu ya da neme doymuş havalarda atmosferde bulunan su buharı; ağaç dalları, tel, saçak gibi maddeler üzerinde yoğunlaşarak buz tabakası haline gelir. Kırağıdan farkı, kristallerin üst üste yığılarak buz tabakası haline gelmesidir. Çoğunlukla sonbaharda görülür.

 

Yağış Tipleri

 

Yamaç Yağışları (Orografik Yağışlar)

Yatay yönde hareket eden nemli hava kütlelerinin, dağ yamaçlarına çarparak yükselmesi ve soğuması sonucunda meydana gelen yağıştır. Genellikle dağın zirvesine kar, eteklerine yağmur şeklinde düşer. Dünya’da Güneydoğu Asya’da, orta kuşaktaki karaların batı kıyılarında ve sıcak kuşaktaki karaların doğu kıyılarında fazlaca görülür. Türkiyede en çok görülen yerler; Karadeniz bölgesi, Toroslar’ın güneye bakan yamaçları ve Yıldız Dağları’nın kuzeye bakan yamaçlarıdır.

 

Konveksiyonel Yağışlar (Yükselim Yağışları)

Halk arasında kırkikindi yağışları olarak da bilinir. Yeryüzünün sıcak kesimleriyle temas edip ısınan hava, genleşir ve hafifler. Daha sonra yükselerek soğur. Belli bir yükseltiden sonra havanın içindeki nem yoğunlaşır ve yağış meydana getirir. Dünya’da en çok Ekvatoral bölgede, Türkiye’de ise İç Anadolu Bölgesi’nde ilkbahar mevsiminde görülür.

 

Cephe Yağıları (Frontal Yağışlar)

Sıcak ve nemli hava kütleleri ile soğuk ve kuru hava kütlelerinin karşılaştığı alanlarda meydana gelen yağışlardır. Dünya’da en çok Orta kuşakta meydana gelir. Türkiye’de kış aylarında görülen yağışların çoğu cephe yağışlarıdır.

 

Yağışların Ölçülmesi

Atmosferden yeryüzüne düşen yağışı ölçen aletlere plüviyometre denilmektedir. Yağışların ölçülmesinde kullanılan dört tip plüviyometre vardır.

 

Ağırlıklı yazıcı plüviyograf: Yağan yağış bir haznede birikir. Ağırlıklı yazıcının, hazne ağırlığına paralel hareket eden ucunda kalem bulunmaktadır. Bu kalem yağış grafiğini oluşturur.

 

Devrilen Kovalı Yazıcı Plüviyograf: Yağan yağış, yağış ölçerin kovasını doldurduğunda,  kova devrilir. Yazıcı uç sabit hızla dönen şerit üzerinde bir işaret atar ve bu işaretler yağışın şiddeti hakkında bilgi verir. İşaretlerin sıklaşması yağışın şiddetli, seyrelmesi az şiddetli olduğunu gösterir.

 

Yüzgeçli Yazıcı Plüviyograf: Yağan yağış kapta birikir ve biriken su yükselince yazıcı işaretleme yapar. Yağışın kaptan boşalması devrilerek değil de, yüzücü bir şamandıranın sifonu çalıştırmasıyla gerçekleşir.

 

Elektronik Plüviyograf: Limitsiz yağış kapasiteli olan elektronik plüviyograflar, yağış rejimi bilinmeyen havzalarda, 1 m² ‘ye düşen yağış miktarını elektronik olarak ölçmektedir. Yağış toplama hunisinden gelen yağış 0.1 mm dolduğunda kefe sağa doğru hareket eder. Kefenin sağa doğru yönelmesiyle boş olan kefeye su dolmaya başlar. Kefe sağa-sola devrildikçe kefenin üzerinde bulunan mıknatısın “reed contact“ altından geçmesi sırasında manyetik anahtar kapanarak datalogger’a sinyal gönderilir. Yağış devam ettikçe bu işlem tekrarlanır. Hafızada toplanan yağış bilgileri istenildiği zaman bilgisayara transfer edilebilir.

 

Radar: Yağış şiddeti alansal olarak ölçülmektedir. 1-20 cm dalga boylu mikro ışın gönderilir. Daha sonra geri yansıyan ışınlar ile yağmurun anlık şiddeti ve toplam miktarı belirlenebilir. Özellikle geniş bir bölgede, uzun bir zaman boyunca ortalama yağış yüksekliğini belirlemekte yararlı olur.

Meteor düşmesinin Dünya üzerinde yaratacağı etkilere örnekler veriniz.

Meteor düşmesinin Dünya üzerinde yaratacağı etkiler şunlar olabilir:

Meteorlar evren içerisinde herhangi bir yörüngesi olmadan hareket eden gök cisimleri olarak ifade edilmektedir. Meteorların Dünya’ya çarpmasının ardından da ciddi hasar meydana getireceğine dair teoriler bulunmaktadır. Yalnız meteorların ciddi miktarda hasar ve can kaybına neden olması adına da belli bir büyüklüğe sahip olması da gerekmektedir. Aksi takdirde atmosfer katmanı kalkan görevi görebilecek ve meteorların yeryüzüne ulaşmadan yok edilmesinde de önemli bir pay sahibi olabilecektir.

 

Meteorlar düştükleri bölgelerde doğal afet etkisi yaratabilmektedir. Aniden düşen gök cismin bölgede deprem, tsunami, sel ve ani sıcaklık değişimlerine neden olabilecek türde de var olmaktadır. Aynı zamanda da bölgede var olan tüm canlıları da olumsuz bir biçimde etkileyeceği de görülebilecektir. Canlılar için uygun yaşam şartlarının ortadan kalktığı görülebilecek olup; bununla beraber de düştüğü alanlarda herhangi bir canlılık belirtisi de söz konusu olmayacaktır. İnsanların antik çağa hızlı bir dönüş yapması noktasında meteor düşmesinin önemli bir etkisi de olabilecektir. İnsanların gelişimlerine sıfırdan başlamaları durumu da söz konusu olarak görülebilecektir.

 

Dünya’ya meteorun düşmesi noktasında canlılık faaliyetlerinin neredeyse sıfıra ineceği de tahmin edilebilecektir. Aynı zamanda da insanlığın bu zamana kadar geliştirdiği tüm teknolojik ve yaşamsal olgular da bir anda ortadan kalkabilecektir. İnsan popülasyonunun yanında diğer canlıların nüfuslarında da ciddi oranda azalma durumu da görülebilecektir. İnsanların atalarının yaşadığı gibi yaşayarak doğadan tüm ihtiyaçlarını gidermeleri durumu da ortaya çıkabilecektir. Dünya’nın büyük bir bölümü de ıssız bir durumda da olması söz konusu olabilmektedir. Bu yüzden yaşam şartlarında da ciddi oranda azalma da görülebilecektir.

 

Meteor düşmesini engellemek adına da uzay çalışmaları yapan ülkelerin büyük oranda tedbirli davrandıkları ve düşme riski bulunan meteorları yok etmeye dayalı çalışmaları gerçekleştirilerek bu sonun ortaya çıkmasının da önüne geçilmeye çalışılacaktır.

Yaşadığınız kentte size göre farklı bir kültüre, geleneğe ve yaşam tarzına sahip insanların bir arada yaşarken yaptığı olumlu ve olumsuz davranışları belirtiniz.

Kentleşmeye bağlı olarak nüfusta ciddi bir artışın görülebilmesi söz konusu olmaktadır. Şehirlerde nüfus patlamasının yaşanmasından dolayı farklı kültürlere ve yaşam tarzlarına sahip olan kişilerin bu alanda yer alabildiği de görülebilmektedir. Kentlere yeni gelen kişilerin yaşam tarzları bakımından yabancı oldukları anlaşılabilecektir. Bundan dolayı da toplumun farklılık göstermesi durumuna denk gelinebilmesi söz konusu olabilmektedir.

 

Kentleşmeye farklı kültürlere sahip olan insanların dahil olması halinde, var olan yerleşmenin farklı değer yargılarına farklı olarak gerçekleşmesi durumu ortaya çıkabilmektedir. Kent kapsamında değişik bölgelerin bulunması ile beraber bir topluluğun kendisine ait bir alanın var olduğunu da kanıtlayabilmektedir. Kent bilincine aykırı bir hareket olarak da ifade edilebilecek bir biçimde var olarak tezat oluşturacak bir durumun da görülebileceği mümkündür. Kent içerisinde de farklı kültürlerin görülmesi durumu da söz konusu olabilmektedir. Bu nedenle de şehirlerin var olan özelliklerinde değişim görülerek daha da etkili bir kültür çatışmasının görülebildiği durum da gözlemlenebilmekte olan bir detay olarak adlandırılabilmektedir. Şehrin farklılıkları bu şekilde ortaya çıkarak önemli bir ayrıntı olarak da değerlendirilebilecektir. Kent içerisinde farklı kültürlerin var olması şehir içerisinde farklı beşeri faaliyetlerin ortaya çıkması noktasında da ön planda var olarak, ekonomik düzeylerin de değişkenlik göstermesinde de nitelikli bir kriterdir.

Türkiye’de küresel iklim değişiminin olumsuz etkilerine karşı neler yapılmalı, hangi önlemler alınmalıdır?

Türkiye’de küresel iklim değişiminin olumsuz etkilerine karşı neler yapılmalı, hangi önlemler alınmalıdır? Düşüncelerinizi yazınız.

Dünya üzerinde doğaya dair olumsuz faaliyetlerin sonuçları kendini gösterebilmektedir. İnsanların gelişmek adına doğayı tahrip etmelerinin sonuçlarını tam olarak görmeden önce bir dizi önlemler alarak olabildiğince bu tip sorunlara engel olmaları da gerekmektedir. Bunun için yapılacakların tüm kişiler tarafından dikkate alınması gereken uygulamalar olduğu da önemli bir ayrıntı olarak dikkat edilmelidir.

 

Ülkemizde de çevreye bağlı sorunlardan kaynaklı olarak küresel iklim değişikliğine şahitlik edilmektedir. Yakın zamanda genel sıcaklık ortalamasının 6-7 derecelik bir artışa neden olması noktasında da bu tip önlemlerin gerçekleştirilmesi ve devamlı olarak da sürdürülmesi de gerekmektedir.

 

Sera gazlarının küresel ısınmadaki etkisinin son derecede fazla olmasından ötürü bu gazların salınımının sınırlandırılması gerekmektedir. İnsanların toplu taşımaya da özendirilmesi önemli bir detay olarak ifade edilmektedir. Özel araçların kullanımı esnasında da kurşunsuz benzine yönelmek gerektiği de görülebilmektedir. Tarım arazilerinin ve elde edilen mahsullerin iklim değişikliğine dayalı olarak belirlenmelidir. Plastik kullanımının da minimuma indirgenmesi ve doğal malzemelere yönelmek gerektiği de belirtilmektedir. Su kullanımına dair tasarruflar da halkın gerçekleştirmesi gerektiği bir durum olarak da ifade edilecek biçimde de var olabilmektedir. Son olarak da bölgelerin ağaçlandırılmasına dayalı sonuçların da etkin olarak gerçekleştirilerek, doğal düzenin korunmasına dayalı çaba harcanması da gerekmektedir.

Ormansızlaşma ile çölleşme arasında nasıl bir ilişki vardır?

Ormansızlaşma ile çölleşme arasındaki ilişki:

Ağaçlar doğanın en önemli parçası olarak görülmektedir. Doğanın var olan dengesinin işleyişi noktasında ormanların önemi son derecede fazla olarak da adlandırılabilmektedir. Ormanların zaman içerisinde azalması insanların kendi yaşam alanlarını yavaş yavaş yok etmeleri manasına da gelmektedir. Arazilerin ağaç bakımından yoksun hale gelmesine dayalı olarak o bölgede yaşayan canlı sınıfında da gözle görülür bir azalma kendini gösterebilmektedir. Ormansızlaşma durumunun ortaya çıktığı bölgelerde zaman içerisinde su buharına bağlı azalmadan kaynaklı olarak yağışın düştüğü görülebilmektedir.

 

Genel olarak su miktarının belli bir döngüde olmasını sağlayan ağaçların yok olmasıyla yağışların düzensiz hale gelmesi durumu ortaya çıkabiliyor. Böylelikle bölgede yer alan nehir ya da göl gibi su kaynaklarında da su miktarında azalma görülebiliyor. Aynı zamanda da insan sağlığını olumsuz etkileyecek olan karbon materyallerinin artış gösterdiği de gözlemlenebiliyor. Suyun ve karbonun olumsuz etkisi sonrasında da sıcak ve kuru iklimlerin görülmesi durumu söz konusu olabilmektedir.

 

Ormanlardan yoksun olan bölgede çorak arazilerin zaman içerisinde ortaya çıkması durumu da görülebilmektedir. Buna bağlı olarak bitkilerin bu bölge içerisinde yetişmemesi ve bitkilerin yetişmemesinden kaynaklı olarak da canlılar için uygun olmayan bir konuma erişmesi söz konusu olabilmektedir. Suyun ve gıdaların yoksun olunduğu bölgede çölleşmenin de kaçınılmaz olduğu ifade edilebilmektedir. İklim değişimi de bu bölgenin en önemli farklılık gösteren seçenekleri arasında yer alabilmekte olup, kesinlikle önlem alınması gereken bir durumdur.

Ormansızlaşmanın küresel iklim değişimi üzerinde etkili olmasının nedenini açıklayınız

Ormansızlaşmanın küresel iklim değişimi üzerinde etkili olmasının nedeni şöyle olabilir;

Ormanlık arazilerde var olan ağaçların Dünya’nın doğal dengesinin en önemli halkalarından bir tanesi olarak da görülmektedir. Doğanın işleyişi bakımından da ne kadar ön planda var olan bir unsur olduğu da görülebilmektedir. Ağaçların var olması ile beraber karbon emiliminin gerçekleştirilmesi işlemi görülebilmektedir. Sera gazlarını da emecek olan ağaçların küresel iklime bağlı değişimlerin engellenmesi de söz konusu olabilmektedir. Sıcaklığı dengeleyen nemliliği de düzenleyici etkisi vardır. Bu durum da ormanlık alanların yangınlardan kaynaklı olarak da yok olmasını dolaylı yoldan etkilemektedir.

 

Ormanların ekosisteme olan katkısı son derecede önemli bir yapıda var olmaktadır. Ekosistemdeki iklimlerin dengeli bir konumda yer almalarında da ön planda kendini göstermektedir. Aynı zamanda da dengeli yağış rejimlerinin ortaya çıkmasını da sağlayarak kuraklığın önüne geçmektedir. Havanın temizlenmesi ve hoş bir görünümün meydana gelmesi noktasında da ideal bir sonuç sağlamaktadır. Toprağın da beslenerek bitkilerin daha iyi gelişmeleri ormanların akabinde gerçekleşebilecek bir durum olarak görülmektedir. Ormanların varlığı tüm bu yararların bir döngü haline girmelerini de sağlayacak olan detaylar olarak adlandırılmaktadır.

 

Ormanların yangın ya da kesim gibi durumların akabinde azalması ciddi boyutta zararların meydana gelmesine neden olmaktadır. Atmosferdeki karbon miktarının artış göstermesi ağaçlar olmayınca engellenemeyecek bir durum olarak ifade edilebilecektir. Bu da sera gazlarının atmosfere ulaşarak ozon tabakasının incelmesine neden olacaktır. İklim değişiklikleri ve sıcaklıkların küresel olarak artmasının da temel sebebi olarak da görülebilecektir. Bu yüzden de insanların yaşantılarının ağaçların yoksunluğundan dolayı önemli bir zararın ortaya çıkmasına da neden olabilmektedir.

Depremlerin ve volkanizmanın etkili olduğu yerlerin ortak özellikleri nelerdir?

Depremlerin ve volkanizmanın etkili olduğu yerlerin ortak özellikleri şunlardır:

  • Volkanlar ve depremler yer kabuğunda olan zayıf noktalarına dayalı olarak da görülebilmektedir.
  • Volkanların ve depremlerin fay hareketleri sonrasında var olan zayıflamalara dayalı olarak da gerçekleştirilmesi durumu da gündeme gelmektedir. Bu işlemler aşamasında da küller, gazlar, volkanik çamur ve piroklastik gibi maddelerin ortaya çıktığı da görülebilecektir.
  • Volkanizma ile fay hareketleri devreye girebilecek ve deprem ya da heyelan gibi doğal afetlerin meydana gelmesi de söz konusu olabilecektir.
  • Volkanik faaliyetler ya da depremler sonrasında fay zonu hatlarında kırıklar ve çatlaklar meydana gelebilecektir. Böylelikle yeni fay hatlarının ortaya çıkacağı da söylenebilecektir.
  • Volkanik ve depreme bağlı olarak da fay hatlarının bulunduğu bölgelerin sayısında artış gözlemlenebilmektedir. Bu bölgelerde de deprem ya da volkanik hareketlerin artış görülmesi durumu da açığa çıkabilmekte olan bir durum olarak ifade edilmektedir.
  • Deprem ya da volkanik faaliyetlerinin insanların gündelik yaşamlarını da ciddi bir biçimde etkilediği görülebilmekte olduğu da gözlemlenebilmektedir.
  • Deprem ya da volkanik faaliyetlerin etkin olduğu bölgelerde yeraltı kaynaklarının zengin olduğu da söylenebilmektedir. Yer kabuğunun devamlı olarak hareket haline olmasında da yer altı kaynaklarının tükenmeyen bir pozisyonda olduğu da gözlemlenebilmektedir.
  • Volkanik ya da deprem bölgelerinin tarım arazilerinin de oldukça verimli olduğu söylenebilmektedir. İklim şartlarına uyan bitkilerin oldukça gelişmesi de gözlemlenebilen bir durum olarak adlandırılabilmektedir.

Bir doğa olayının aşırı ya da sıra dışı olduğuna nasıl karar verirsiniz?

Bir doğa olayının aşırı ya da sıra dışı olduğuna nasıl karar verirsiniz? Düşüncelerinizi sınıfta arkadaşlarınızla paylaşınız.

Bir doğa olayı belli limitte görülerek belli hasarları insanlara sağlayabilmektedir. Ortalamanın üzerinde yer alan bir etkiye sahip olması halinde ekstrem ya da sıra dışı ismini de alabilmektedir. Bu tip doğal afetler insanların daha fazla can ve mal kaybına neden olduğu da görülebilmektedir.

 

Sıcaklığa bağlı gelişen doğal afetlerde havaların ortalamanın üstünde ya da altında kalması sonucunda meydana geldiği görülebilmektedir. Son zamanlarda Avrupa ve ABD içerisinde görülmekte olan bu tip sıcaklık değerleri insan yaşantısını olumsuz bir biçimde de etkilemektedir. Aynı zamanda da nemin de bu noktada önemli bir detay olduğu da gözlemlenebilmektedir. Bu tip afetlerin meydana gelmesi halinde insanlarda verim azalması söz konusu olabilmektedir. Aynı zamanda da enerji üretimi ve ulaşım konusunda da aksaklıklar görülebilir. Son olarak da orman yangınları da ortaya çıkabilmektedir.

 

Ani ve yüksek basınç farklılıklarının meydana gelmesi aşırı şiddete sahip olması görülebilmektedir. Basınç dengesinin sağlanması adına ortaya çıkan rüzgar ve fırtınalarının insan yaşantısına da ciddi sorunlar da baş gösterebilmekte olan bir durum olarak ifade edilebilmektedir. En yıkıcı olan ve en gelişen fırtına biçimleri de tropikal bölgelerde görülerek siklonik fırtınalar olarak adlandırılmaktadır. En güçlüleri de tayfun ve kasırga adını da almaktadır. Meksika Körfezi, Güneydoğu Asya ve Karayip Adaları civarında da gözlemlenebilmektedir. Ortalama bir fırtınanın ortaya çıkması halinde açığa çıkan enerjinin bir nükleer patlama ile eşdeğer olduğu ad söylenebilmektedir.

 

Meteorolojik afetlerin yanı sıra jeolojik doğal afetler de görülebilmektedir. Depremlerin şiddetinin farklılık göstermesi noktasında depremin büyüklüğü ve depremin derinliği de en önemli etkenler olarak ifade edilebilecektir. Depremlerin yıkıma sebep olması noktasında şahit olunduğu yerleşim yerleri de ön planda var olan bir kriter olarak görülmektedir. Büyük yerleşim yerlerinde ciddi boyutta yıkımların meydana geldiği görülmektedir. Küçük yerleşim noktalarında ise sadece ekonomik boyutta ciddi olmayan hasarlara da sebebiyet verebilecek türde sonuçları ortaya koyabilmektedir.

 

En ciddi doğal afetler arasında yer alan depremin sonucunda can ve mal kayıplarının yaşandığı görülmektedir. Ulaşımın aksaması, yangınların görülmesi ve binaların hasar alması sonucu da ortaya çıkabilmektedir. Aynı zamanda da denize kenarı olan bölgelerde de tsunami alarmı da verilebilmektedir. Yer altında var olan materyallerin de yer kabuğunda meydana gelen çatlaklardan üste doğru çıkması sonucu da ortaya çıkabilmektedir. Son olarak da sağlık hizmetlerinin yetersiz kaldığı da görülebilmektedir.