Pillerin çevreye rastgele atılmasının zararları neler olabilir?

Pillerin çevreye rastgele atılmasının zararları neler olabilir?

 

Atık pillerin içerisi çeşitli kimyasal maddeler ile doludur. İçerisinde yer alan metaller ağır metaller grubuna girmektedir. Ağır metaller çevreye atıldığında canlı ve çevre için son derece zararlıdır. Piller içerisinde ayrıca tepkimeyi gerçekleştirebilmek için çinko klorür, amonyum klorür, potasyum hidroksit gibi elektrolit bileşikler bulunmaktadır. Bunlarda doğaya oldukça etkisi olan zararlı maddeler grubuna girmektedir.

 

Atmosfer şartları nedeniyle doğaya rastgele atılan pillerin dış yüzeyleri deforme olur ve içerisinde bulunan ağır metaller toprağa karışır. Bu kimyasallar toprağı zehirler ve topraktan beslenen canlılara büyük zararlar vermektedir. Su döngüsü olayında yağmur olarak yeryüzüne düşen sular toprağa karışarak yer altı kaynaklarını oluşturmaktadır. Bu piller nedeniyle yer altı suları ağır metaller ile karışarak tüm canlıların yaşam kaynağını etkilemektedir. Bu suların zarar görmesi başta suda yaşayan balıklar ve sulama sonucunda bitkilerin zarar görmesine neden olur.

 

Döngü sürekli devam ederken bitkilerle beslenen hayvanlar ağır metaller yüzünden ciddi zararlar görebilir. Pillerin içerisinde bulunan civa metali eser miktarda dahi canlı vücuduna girdiğinde geri dönüşü olmayan sonuçlara sebep olmaktadır. Örnek vermek gerekirse 1 adet kalem pilin deniz içerisine atılması 2 ton balığın telef olmasıne sebep olmaktadır. Yine 1 adet kalem pilin toprağa atılması sonucunda yakınlarında bulunan 6 metre kare toprağı tamamen zehirlediği yapılan araştırmalar sonucunda ifade edilmiştir.

 

Piller içerisinde bulunan bu ağır metallerin temiz içme sularına karışması durumunda ise insanlar böbrek rahatsızlıkları, kanser ve karaciğer hastalıkları ile karşı karşıya kalmaktadır. Günümüzde yaşanan kanser vakalarının neredeyse %15’i içme sularına karışan ağır metaller sebebiyle yaşanmaktadır.

Bir çok belediye tarafından kurulan atık pil istasyonlarını kullanarak elinizde bulunan kullanılmış pillerden kurtulabilir aynı zamanda da doğaya verdiği zararı en aza indirebilirsiniz.

Ozon tabakasının incelmesinin canlılar üzerindeki olumsuz etkileri neler olabilir?

Ozon tabakasının incelmesinin canlılar üzerindeki olumsuz etkileri neler olabilir?

 

Dünya üzerinde bir çok faydası bulunan ozon tabakası bir çok nedenle incelenmektedir. Bu incelme halk arasında ozon tabakasının delinmesi olarak da bilinmektedir. Bu delik ozon tabakası üzerinde gerçekten yer alan bir delik değil sadece ozon tabakasında meydana gelen bir incelemedir.

 

Tabaka üzerinde yer alan bu incelme beşeri etkiler sebebiyle gün geçtikçe artmaktadır. Bu sebepler arasında başta insanlar olmak üzere canlıların havaya saldığı kimsayal maddeler en önemli sebep olarak yer almaktadır.

 

Ozon tabakasının en önemli özelliği güneşten gelen ve ultraviyole adı verilen zararlı ışınlardan bizleri korumasıdır. Ozon tabakasının incelmesi sonucu bu zararlı ışınlar atmosferi geçerek yeryüzüne ulaşır. Bu ışınların en önemli zararı, insanlar üzerinde cilt kanserine sebep olabilir. Bu gibi sebeplerden ozon tabakasının sağlam halde bulunması tüm canlı yaşamı için çok önemlidir.

 

1970’li yılların ortasında bilim insanları bizler tarafından oluşturulan ve atmosfere salınan kloroflorokarbon adı verilen gazın ozon tabakasını incelttiği sonucuna varmışlardır. 1980 yılında ise tüm Dünya ülkeleri bir anlaşma imzalayarak bu gazın yeryüzünde kullanımını yasaklamıştır. Bu sayede ozon tabakasına verilen zarar azalmış ve olası etkilerin önüne geçilmiştir.

 

Bu zararlı etkilerin ortadan kaldırılması sonucunda ozon tabakasının bir süre sonra kendisini yenilemesi beklenmektedir. Bu süre oldukça uzun sürecek bir süre olduğundan kimyasal madde kullanımı en aza indirerek ozon tabakasının yenilenme sürecine katkı sağlayabiliriz. Parfüm, deodorant ve sanayi gazları gibi bir çok kimyasal bu süreci olumsuz yönde etkilemektedir.

Sera etkisi denildiğinde aklınıza ne geliyor? 

Sera etkisi denildiğinde aklınıza ne geliyor? 

 

Güneşten gelen ışınların bir kısmı yeryüzü ve bulutlar sayesinde geri yansıtılır. Atmosfer üzerinde yer alan bazı gazlar ise bu ışınların bir kısmını soğurur. Bu soğurma sayesinde yeryüzünde yer alan deniz ve okyanusların sıcaklıkları belirli bir dengede kalırken donmaları engellenir.

 

Atmosferde yer alan metan, karbondioksit ve su buharı sayesinde güneş ışınları tutulur. Bu sayede hem su kaynakları hem de Dünya ısınmış olur. Atmosferde oluşan bu duruma ise “sera etkisi” adı verilir. Ormanların yangınlar sebebiyle yok olması ve fosil yakıt kullanımı sonucunda sera gazı ( karbondioksit, su buharı ve metan ) miktarı artarak atmosfere yayılır. Artan bu sera gazlarının etkisiyle küresel ısınma adı verilen ve canlı yaşamını büyük ölçüde tehdit eden olay tetiklenmektedir.

 

Güneş tarafından gönderilen ışınların %30’u uzaya geri gönderilirken %20’si atmosfer tarafından emilir. Emilen bu güneş ışıklarının neredeyse %50’si kızılötesi ışınlar yardımıyla yeryüzüne tamamen oluşur. Sanayi atıkları, tarım ilaçları kullanımı gibi sebepler hem hava kirliliğine neden olurken sera etkisine de artırarak Dünya’nın aşırı derecede ısınmasına sebep olur.

 

Peki bu sera etkisinin normal değerlerde olmasının yararları nelerdir ?

  • Bu etki sayesinde Dünya üzerinde canlı yaşamı için gerekli olan sıcaklık yeryüzüne ulaşmaktadır.
  • Sera gazları adı verilen karbondioksit, metan gazı ve su buharı Dünya’nın üzerinde doğal bir örtü oluşturur.

 

Küresel ısınmaya da sebep olan sera etkisi ve gazlarının artmasının zararları nelerdir ?

  • Bir çok canlı yaşamını buzullar üzerinde sürdü Sera etkisinin artmasıyla oluşan aşırı sıcaklık nedeniyle buzullar erir ve buna bağlı olarak okyanuslar yükselir.
  • Okyanusların yükselmesiyle kıyı kesimlerde bulunan toprak miktarı azalır.
  • Artan sıcaklık nedeniyle bazı yerlerde su kaynakları azalarak kuraklık ve çölleşme meydana gelir.

Hava kirliliğine neden olan etkenler neler olabilir?

Hava kirliliğine neden olan etkenler neler olabilir?

 

Canlıların yaşadığı çevreyi ve bu çevre ile olan ilişkilerini inceleyen bilim dalına ekoloji adı verilmektedir. Sanayi devriminin yapılmasından sonra hızla artan insan nüfusu, sanayileşme, çarpık kentleşme, kullanılan tarım ilaçları ve deterjanlar ekolojiyi bozmaya sebep olurken aynı zamanda da bir çok çevre sorunlarına yol açmaktadır. Bu çevre sorunlarının en başında ise “hava kirliliği” yer almaktadır.

 

Atmosfer üzerinde %78 oranında azot, %21 oranında oksijen ve %1 oranında diğer gazlar bulunmaktadır. Nükleer denemeler, küresel iklim değişikliği ve biyolojik çeşitliliğin azalması gibi bir çok çevresel nedenlerle atmosferde bulunan bu gazların oranı bozularak canlı yaşamını olumsuz etkilemektedir. Bu olaya ise hava kirliliği adı verilmektedir.

 

Hava kirliliğinin nedenleri doğal ve yapay kaynaklar olarak ikiye ayrılır. Yapay kaynaklar daha çok insanlar tarafından gerçekleştirilen nedenlerdir. Peki nedir bu nedenler ?

 

Isınmadan kaynaklı : Kış aylarında ısınmak amaçlı yaktığımız odun, kömür ve doğalgaz sonucunda havaya çeşitli gazlar yayılmaktadır. Bu gazlar içerisinde yer alan zehirli bileşikler nedeniyle hava kirliliğine neden olmaktadır. Yine başta insan olmak üzere bir çok canlının hayatını olumsuz yönde etkilemektedir.

 

Motorlu taşıtlardan kaynaklanan : Ulaşım amacıyla kullandığımız araçlarımız ister benzinli ister motorin olsun, bu yakıtların yanması sonucunda atmosfere CO2 salınımı yapmaktadır. Artan motorlu taşıt kullanımı sonucunda bu gaz miktarı artarak hava kirliliğine sebep olmaktadır.

 

Sanayiden kaynaklı : Sanayi alanında kullanılan bazı kimyasal maddeler istemli veya istemsiz gaz olarak doğaya salınmaktadır. Zehirleyici etkiye sebep olan bu gazlar canlı ekosistemine zarar vererek hava kirliliğine sebep olmaktadır.

 

Yapay olan bu sebeplerin dışında volkanik faaliyetler ve orman yangınları gibi doğal kaynaklar sebebiyle de hava kirliliği artmaktadır. Bunların önüne geçilemeyeceğinden yapay sebepleri bir nebze de olsa azaltarak hava kirliliğinin önüne geçebiliriz.

İçme sularının tadının farklı olması neden kaynaklanıyor olabilir?

İçme sularının tadının farklı olması neden kaynaklanıyor olabilir?

 

Su, evren üzerinde yaşayan her canlı için bir yaşam kaynağıdır. İnsan, bitki ve hayvanların yaşayabilmesi suyun varlığına bağlıdır. Çeşmeden akan veya içmek için satın aldığımız suların tadları birbirinden farklıdır. Peki bu farklılığın sebepleri nelerdir ?

 

Su döngüsü sırasında kaynak sularından buharlaşan sular yağmur suyu olarak yeryüzüne tekrar döner. Bu dönen sular yerçekimi sayesinde toprak ve kayalar ile karışarak yer altına iner. Yeraltında bu sular toprağın içerisinde bulunan bazı mineralleri içerisine alır. Bu minerallerden bazıları suyun rengini, tadını ve kokusunu değiştirir. Evimizde çeşmelerden akan veya hazır şişeler içerisinde bulunan sular doğada hazır halde bulunan suların arıtılması ve temizlenmesi sonrasında bizlere ulaşır. Arıtılması esnasında ise Ph dengesi sağlanarak içerisinde bulunan mikroorganizmalardan arındırılır. Her suyun Ph değeri ve içerisinde bulunan minerallerin miktarının farklı olmasından dolayı her suyun tadı, kokusu ve rengi farklıdır. Peki ideal bir su nasıl olmalıdır ?

 

  • İdeal bir suyun içerisinde demir, mangan ve hidrojen sülfür gibi elementler kesinlikle bulunmamalıdır. Üzerinde yazan değerlere bakarak bu konuda fikir sahibi olabilirsiniz.
  • Vücudumuzun dengesini bozacak veya hastalık yapabilecek mikroorganizmaları kesinlikle iç
  • Renksiz, kokusuz, berrak ve yeterli derecede yumuşak bir yapıya sahip olmalıdır.
  • Bazı kimyasal maddeler canlı vücudunda zehirli bir etkiye sahip olabilir. Civa, arsenik, krom ve selenyum gibi bu maddelerin su içerisinde bulunmaması gerekmektedir.

 

Çeşme suyu olarak evimize ulaşan sular devlet tarafından arıtma tesislerinde gereken işlemlerden geçerek son haline ulaşmaktadır. Yapım tarihi eski olan binalarda su tesisatları da yıpranmış, küflenmiş bir yapıya sahip olduğundan içerisinde bazı kimyasal maddeler barındırabilir ve kokabilir. Bu yüzden içme sularını dışarıdan satın alırken yukarıdaki özelliklere hassaslıkla dikkat ederseniz hastalıklardan kendinizi korumuş olursunuz.

Dünya’nın %70’inin sularla kaplı olmasına karşın içilebilir su kaynakları bunun yalnızca %1’i kadardır. Sizce bunun nedeni ne olabilir?

Dünya’nın %70’inin sularla kaplı olmasına karşın içilebilir su kaynakları bunun yalnızca %1’i kadardır. Sizce bunun nedeni ne olabilir?

 

Yeryüzünde bulunan başlıca su kaynakları denizler, göller, akarsular, buzullar ve yer altı kaynaklarıdır. Bu kaynaklarda yer alan sular güneş ve yerçekimi sayesinde gerçekleşen su döngüsü ile asla kaybolmaz ve yağmur suyu olarak tekrar yeryüzüne iner.

 

Dünya’da %70 oranında yer alan su kaynaklarından %97.5’i canlıların yaşamına elverişli olan tuzlu sudan oluşmaktadır. Bu tuzlu sular canlı vücuduna büyük zararlar verdiğinden içme suyu olarak kullanılamamaktadır. Geriye kalan %2.5 oranında ise tatlı su kaynakları bulunmaktadır. Bu tatlı su kaynaklarının bir kısmı bataklık ve bir kısmı da buzullar olduğundan, bu kaynakların tamamı da içme suyu olarak kullanılamıyor. Canlı vücudu için büyük öneme sahip olan içme suları ise sadece bu geriye kalan ve sadece %1’lik bir kısmı oluşturan göl ve nehirlerden sağlanmaktadır.

 

Dünya üzerinde en fazla tatlı su kaynağına sahip olan bölgeler :

  • Amazon Havzası,
  • Kanada,
  • Avrupa’nın kuzey kesimlerinin tamamı ve batı bölgelerinin bazı kesimleri,
  • Sibirya,
  • Kongo Havzası,
  • Avusturya Kıtası tatlı su kaynaklarının en çok bulunduğu bö

Ülkemiz ise tatlı su kaynakları bakımından Avrupa’da 4.sırada yer almaktadır.

 

Tatlı su kaynaklarına en az sahip olan ve kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya olan bölgeler ise ;

  • Kenya,
  • Büyük Sahra,
  • Arabistan Çölü,
  • Pakistan,
  • Polonya çevresi olası bir kuraklıkta içme suyu sorunu yaşayacak bölgelerin başında yer almaktadır.

 

Su kaynaklarının Dünya üzerinde çok az bir miktarda bulunmasından dolayı günlük hayatımızda suları israf etmeden kullanmalıyız. Evde yapacağımız bir kaç yöntem ile hem ekonomimize katkı sağlayabilir hem de olası bir kuraklık tehlikesinden kendimizi ve ülkemizi koruyabiliriz.

Denge buhar basıncını etkileyen faktörleri yazınız.

Buharlaşma hızının yoğuşma hızına eşit olduğu denge durumunda sıvının yaptığı buhar basıncına denge buhar basıncı denir. Denge buhar basıncını etkileyen faktörleri yazınız.

 

Sıvı ısıtıldığı andan itibaren mutlaka üzerinde buhar bulunmak zorundadır. Belirli bir süre sonra kap içerisinde bulunan sıvı ile buhar arasında bir denge oluşur. Bu denge fiziksel özelliklere sahiptir. Sıvı buhar basıncı veya denge buhar basıncı olarak adlandırılır. Dengenin sağlanabilmesi için sabit bir sıcaklık ve üzeri kapalı bir kap kesinlikle bulunmalıdır. Denge buhar basıncını etkileyen faktörler sıcaklık, safsızlık ve sıvının cinsidir.

 

Safsızlık : Bir maddenin içerisinde başka bir maddenin çözülmesi o sıvının fiziksel özelliklerini değiştirir. Son halinde sahip olduğu özelliklere ise safsızlık adı verilir.

Bir sıvı içerisinde katı bir madde ( şeker,tuz vs. ) çözünürse o sıvının kaynama noktası artarken, donma noktası ve denge buhar basıncı azalır.

Bir sıvı içerisinde uçucu özelliklere sahip bir madde ( alkol, eter vs. ) çözünürse o sıvının kaynama noktası ve donma noktası azalırken denge buhar basıncı ise artar.

 

Sıcaklık : Her madde üzerinde etkisi olan sıcaklık ile denge buhar basıncı doğru orantılıdır. Sıcaklık arttıkça denge buhar basıncı da aynı oranda artar. Örnek olarak kaynarken denge buhar basınçları İzmir’de iken Ankara’dan daha fazladır. Bu karşılaştırmayı yaparken safsızlık ve sıvı cinsi aynı kalmalıdır.

 

Sıvının cinsi : Bir maddenin denge buhar basıncını etkileyen en önemli faktörlerdendir. Sıvının uçucu özelliklere sahip olması denge buhar basıncının da o ölçüde fazla olması anlamına gelmektedir. Örnek olarak su ve alkolü karşılaştırırsak uçucu özelliklere sahip olan alkolün denge buhar basıncı suya göre daha fazladır. Kolonya, alkol ve eter gibi maddeler uçucu özelliklere sahiptir. Aynı sıcaklık ve basınç altında daha az uçucu maddelere oranla buhar basınçları daha yüksektir.

Isıtma devam ettikçe sıvı miktarı ve buharlaşan molekül sayısındaki değişimi ve nedenini açıklayınız.

Isıtma devam ettikçe sıvı miktarı ve buharlaşan molekül sayısındaki değişimi ve nedenini açıklayınız.

 

Sıvı halde bulunan bir maddenin ısı alarak gaz haline geçmesi olayına buharlaşma adı verilmektedir. Bir sıvı ister 10 derece olsun ister 150 derece olsun her sıcaklıkta buharlaşabilir. Kaynama ise buharlaşmadan farklı olarak sadece belirli bir sıcaklıkta gerçekleşebilir.

 

Buharlaşan bir sıvı kapın üst kısmına belirli miktarda basınç uygulamaktadır. Bu basınca ise buhar basıncı adı verilir. Buhar basıncını etkileyen bazı faktörler bulunmaktadır. Bu faktörler :

 

Sıvının cinsi : Molekülleri arasında yer alan çekim kuvveti zayıf olan maddeler daha kolay buharlaşır. Bu tür maddelere uçucu sıvı adı verilir. Uçucu olan sıvıların buhar basıncı aynı sıcaklıkta bulunan daha az uçucu sıvılara oranla daha yüksektir. Örnek olarak kolonya uçucu bir yapıya sahiptir. Elimize döktüğümüz anda bile vücut ısımızla buharlaşabilir.

 

Sıcaklık : Bütün sıvılar soğuk dahi olsa her sıcaklıkta buharlaşabilir. Sıcaklık arttıkça buharlaşma da artar. Yukarıdaki soruda, ısıtma devam ettikçe sıvı miktarı ve buharlaşan molekül sayısındaki değişimi sorulmaktadır. Isıtma süresince sıvı madde yavaş yavaş gaz hale döndüğü için sıvı miktarı azalır. Buharlaşan gaz miktarı da arttığından molekül sayısı da doğru orantılı olarak artmaktadır. Kapta bulunan sıvı tamamen buharlaştığında buharlaşan gaz miktarı en yüksek hale ulaşır ve sıvı miktarı sıfırlanır.

 

Sıvın saflığı : Bir sıvı içerisinde bu sıvıdan daha uçucu özelliğe sahip madde çözünürse buhar basıncı artar. Yine aynı sıvı içerisinde daha az uçucu olan bir madde çözünürse buhar basıncı doğru orantılı olarak azalır.

Buhar basıncı :

  • Kap içerisinde bulunan sıvının miktarına,
  • Sıvının bulunduğu ortamdaki basınca,
  • Ortamın yükseltisine,
  • İçerisinde bulunduğu kabın şekline ve yüzey genişliğine kesinlikle bağlı değildir.

İyonik katı nedir? İyonik katıların özelliklerini açıklayınız.

İyonik katı nedir? İyonik katıların özelliklerini açıklayınız.

 

Bir metal elementi ile ametal elementi arasında elektron alışverişi ile oluşan bağlara iyonik bağ adı verilmektedir. Bazı katılar ise içerisinde bu tür bağ bulundururlar. Bu bağı bulunduran katılara ise iyonik katı adı verilmektedir.

 

Bu katı türünü diğerlerinden ayıran en önemli özellikler şunlardır :

  • Elektron vererek pozitif yüklenen atomlara katyon, elektron alarak negatif yüklenen atomlara anyon adı verilir. Bu tür katıların örgü noktalarında negatif ve pozitif yüklü iyonlar bulunur. İsmini de bu özelliğinden almaktadır.
  • Bu tür katıları bir arada tutan kuvvet, aralarındaki çekimden dolayı oluşan elektrostatik çekim kuvvetidir.
  • İyonik bağlı bileşiklere MgSO4, NaCl, KI gibi bileşikleri örnek olarak verebiliriz.
  • Erime ve kaynama noktaları aralarında bulunan yüksek çekim kuvveti nedeniyle oldukça yüksek değerlere sahiptir.
  • Bu tür maddeler katı halde elektriği iletmezler. Sulu çözeltilerinden de bazıları elektriği iletebilmektedir. Bu çözeltilerde elektronlar rahat bir şekilde hareket ettiğinden elektrolit bir yapı kazanırlar.
  • İyonik katılar hegzagonal veya kübik bir yapıya sahip olabilirler
  • Bu katı türü içerisinde bulunan bağ sebebiyle sert bir yapıya sahiptir, bu yüzden kırılgandır.

 

Burada en çok dikkat etmemiz gereken nokta ; her iyonik bağa sahip olan maddeler iyonik katıdır diyemeyiz. Bu bağa sahip olan maddeler oda koşullarında katı, sıvı veya gaz halde bulunabilirler. Sıcaklığın değişmesiyle sıvı veya gaz halden katı hale geçtiklerinde iyonik katı olarak adlandırılırlar.

Meteorolojide atmosferdeki su oranı hangi kavram ile ifade edilir?

Meteorolojide atmosferdeki su oranı hangi kavram ile ifade edilir?

 

Su tüm canlılar için önemli olan, hayatın vazgeçilmez bir parçasıdır. Suyun birçok hali doğada mevcuttur. Suyun buharlaşarak havada oluşturduğu su buharına nem adı verilir. Nem 3 şekilde ölçülmektedir. Birincisi mutlak nem, hava içerisindeki su buharının gram ağırlığına denilmektedir. Sıcaklık ve buharlaşmanın fazla olduğu yerlerde çok, soğuk ve dağlık yerlerde mutlak nem azdır. İkincisi maksimum nem, 1 metreküp havanın belli bir sıcaklıkta taşıyabildiği nem oranıdır. Sıcaklığa bağlı değişkenlik göstermektedir. Bağıl nem üçüncü nem ölçüm çeşididir.

 

Meteorolojide atmosferdeki su oranı bağıl nem kavramı ile ifade edilmektedir. Mutlak nemin, maksimum neme oranına bağıl nem denmektedir. Yüzde olarak ifade edilmektedir. Bağıl nem oranının yüzde yüz olabilmesi için suya doymuş olması gerekmektedir. Aynı zamanda bağıl nemin %100 olması demek, denge buhar basıncının ve buhar basıncının birbirine eşit olduğunu ifade etmektedir. Bağıl nemin yüksek olduğu yerlerde su daha yavaş buharlaşırken, düşük olduğu yerlerde su daha hızlı buharlaşmaktadır. Bu dolmakta olan bir bardağın daha yavaş dolarken, boş olan bardağın daha hızlı olmasına benzemektedir.

 

Örneğin; Sıfır derecedeki bir hava kütlesi hemen hemen 5 gram nem taşımaktadır. Bu sıcaklıktaki hava içinde 4 gram nem var ise havanın bağıl nem oranı yaklaşık %80’dir. Geriye kalan %20 ise nem açığı olarak ifade edilmektedir. Bu ve bunun gibi birçok örnek sayesinde, bağıl nem oranının havada nem ile doğru orantılı olduğunu görebiliriz.