“Ön yargıları yok etmek atomu parçalamaktan daha zordur.” sözü sizce ne ifade etmektedir?

Albert Einstein (Albert Aynştayn)’ın “Ön yargıları yok etmek atomu parçalamaktan daha zordur.” sözü sizce ne ifade etmektedir?

 

Günümüzde insanlar, dış görünüşüyle yargılanarak kıyafeti, saçı, sakalı veya düşünce yapısı yüzünden ağır eleştiriler altında kalmaktadırlar. Bu önyargılar insanların içine yerleşmiş ve çıkarılması zor düşüncelerdir. Albert Einstein başarması zor bir iş olan atomu parçalayarak tarihe geçmiştir ve bu sözüyle insanlara, kişilerin beyninde oluşan ve kemikleşen düşünce yapısını değiştirmek en zorlu görevlerden bile daha imkânsızdır olgusunu vurgulamıştır.

 

Bu durumun önüne geçebilmek için her insanın başta kendisini sorgulaması gerekmektedir. Dünya üzerinde hiç kimse mükemmel özelliklere sahip kusursuz insan değildir. Bu sebeple herkesten kusursuz olmayı beklemektense önce herkes kendini düzeltmeli ve önyargılarından sıyrılmalıdır. Dünya, herkesin birbirini kusurları ve hataları ile kabul ettiği, kimsenin dış görünüşüne veya düşüncelerine karışılmadığı, saygı çerçevesinde yaşamın sürdürüldüğü bir ortam olduğu anda daha yaşanılası bir gezegen durumuna gelmektedir. Çok büyük yanlışlar içerisinde olan insanlara karşı ise, hiçbir şekilde önyargıda bulunmadan doğru düşünceye çekilmeli ve doğrular gözler önüne serilmelidir.

Yukarıdaki Kızılderili atasözünde küresel sorunların hangi yönüne değinilmiştir?

“Son ağaç kesildiğinde, son nehir kuruduğunda, son balık tutulduğunda paranın yenilemeyeceğini göreceksiniz.”

 

Yukarıdaki Kızılderili atasözünde küresel sorunların hangi yönüne değinilmiştir?

 

Dünya üzerinde para veya eşdeğer olan maddi eşyaların dışında ağırlık verilmesi gereken bir konu, doğaya verilmesi gereken değer ve önemdir. Şüphesiz paranın satın alamayacağı veya değer bulamayacağı durumlar mevcuttur. Her duruma para yönünden bakmak çok yanlış bir olgudur. Doğa, tüm canlılara birçok hediye sunmuştur. Ancak paranın varlığı ve hayat üzerindeki etkisi bu hediyeleri görünmez kılarak “para her şeyi satın alır” faktörü ortaya çıkmıştır. Ebette dünya üzerinde yaşam kaynağı olan unsurlar olmadığı zaman, para hiçbir değer kazanmamaktadır. Dünya kuraklığın ve açlığın hüküm sürdüğü bir ortam olduktan sonra, milyonlarca değerde para hükümsüz kalmaktadır.

 

Paranın bu denli değerli olduğu bu dünyada, insanlar sunulan nimetleri korumanın ve devamlılığını sağlamanın bir yolunu bulmak zorundadır. Yaşam kaynağı olan faktörler, neslin sürdürülebilirliği açısından gereklidir. Aksi takdirde insanlar, cepleri para dolu, cüzdanları şişkin ancak mideleri boş canlılar olarak kalacaklardır. İnsanlara paranın değerinden çok dünyadaki yaşam kaynaklarının değeri konusunda eğitim verilmeli ve bu yönde yetirilmelidir.

Dünyayı Etkileyen Sorunların Neler Olduğunu Ve Bu Sorunların Hayatınıza Etkilerini Tartışınız.

Dünyayı Etkileyen Sorunların Neler Olduğunu Ve Bu Sorunların Hayatınıza Etkilerini Tartışınız.

 

Asırlardır tüm canlılara ev sahipliği yapan ve yaşam kaynağı sağlayan, ne kadar diğer gezegenler araştırılsa da yaşam olan tek gezegen unvanına sahip dünya, insanlara sağladığı fayda kadar, sorunlarla da mücadele ediyor. Dünyayı etkileyen sorunların başında hava kirliliği ve doğal yaşam alanlarının kısıtlanması gelmektedir. Bu sorunlar, canlı hayatına olumsuz etkiler yaratmaktadır. Örneğin havanın temiz olmaması canlı sağlığını olumsuz etkileyerek, dünyayı yaşanması güç bir gezegen yapmıştır.

 

Dünyayı etkileyen insan kaynaklı unsurların yanında doğal faktörler de mevcuttur. Dünya üzerinde yaşanan yangın, sel, deprem ve heyelan gibi doğal afetler, yer şekillerinin yapısını bozduğu gibi, can ve mal kayıplarına da yol açmaktadır. Dünyayı daha yaşanır bir gezegen haline getirmek için insanoğluna çok görev düşmektedir. Örneğin doğal afetlere karşı alınacak önlemler ile kayıplar en aza indirilebilir.

 

Manevi boyutta bakıldığı zaman, insan sevgi duygusunu ne kadar diğer insanlardan esirgerse, karşı taraf için katlanılması zor bir durum olur. Yaşanılan bütün sorunlarla duygusal olarak mücadele etmek mümkündür.

Verilen habere göre TANAP’ın ülkemize ve bölge ülkelerine neler kazandıracağını yazınız.

Verilen habere göre TANAP’ın ülkemize ve bölge ülkelerine neler kazandıracağını yazınız.

 

TANAP, Azerbaycan ve Türkiye arasında gerçekleştirilen işbirliği neticesinde Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı olara stratejik öneme sahip dev bir projedir. Bu projenin hayata geçirilmesi hem siyasi hem de ekonomik anlamda Türkiye’ye birçok avantajları olacaktır. Bunlardan birincisi; Türkiye’nin giderek artan doğalgaz ihtiyacının daha kısa yoldan karşılanmasıdır. Ayrıca diğer ülkeler de doğal gaz ihtiyacını bu boru hattı sayesinde daha çabuk ve daha ucuza temin edebileceklerdir.

 

Türkiye için ikinci önemi ise, kardeş ülke olarak görülen Azerbaycan’dan gelen doğalgazın diğer ülkelere kıyasla daha ucuza mal etmek için pazarlık payının yükselmesidir. Bilindiği üzere ülkemizde doğalgaz tüketimi her geçen yıl artmakta ve elektrik üretimi de doğalgaz kullanılarak yapılmaktadır. Böylece hem doğalgaz fiyatlarında hem de elektrik fiyatlarında bir indirim elde edebiliriz.

 

Ayrıca bu işbirliği sayesinde dünya doğalgaz ihtiyacı hem kolay hem de daha ucuza ve kısa bir zaman zarfında her ülkenin elde etmesi kolaylaşacaktır. Böylece, iki devletin yaptığı işbirliği sayesinde nasıl bir fayda elde edilebileceği de diğer ülkelere bu dev proje sayesinde ispatlanmış oluyor.

 

Diğer taraftan, 1850 km. uzunluğunda olan bu dev boru hattı, 20 şehir merkezi ve 67 ilçeden geçeceği için bu bölgelerin ekonomik refahına ve istihdama da büyük katkıları olacağı kesindir. Böylece Türkiye’nin doğusunu ve Batısını birbirine bağlayan proje adeta bir köprü görevi de görecektir.

Demokrasi yönetiminin monarşi, oligarşi ve teokrasi gibi yönetim biçimlerinden ne gibi farkları olduğunu düşünüyorsunuz?

Demokrasi yönetiminin monarşi, oligarşi ve teokrasi gibi yönetim biçimlerinden ne gibi farkları olduğunu düşünüyorsunuz? Yazınız.

 

Demokrasi‘nin gerçek anlamda uygulanmaya başlaması 1789’da Fransız İhtilalı’ndan sonra başlamıştır. Günümüze kadar uygulama aşamasında çeşitli değişikliklere uğrasa da halkın egemenliğine dayalı ve devlet yöneticilerinin halkın oyuyla seçilmesi nedeniyle dünya devletleri tarafından kabul edilen en ideal yönetim şeklidir. Bugün birçok ülke en demokratik yönetim rejimi olan Cumhuriyet’i tercih etmektedir.

 

Monarşi ise; devleti yöneten kişinin, padişah, kral, hükümdar, prens ve emir gibi unvanlara sahip tek bir kişinin elinde olmasıdır. Monarşi’yi diğer devlet yönetim şekillerinden ayıran en önemli özellik devlet başkanı olan kişinin bu yetkisini hayatı boyunca devam ettirmesidir. Cumhuriyet’te ise halk kendi idarecilerini yapılan seçim yoluyla belirleyebilmektedir.

 

Oligarşi’de ise, devlet yönetimin tek bir zümrenin elinde bulundurulmasıdır. Bu zümre, askeri, siyasi veya ekonomik üstünlüğe sahip olan gruplar tarafından oluşturulur. Bu gruplardan hangisi daha güçlüyse yönetim onun eline geçer ve devlet yönetiminde tek söz sahibi o zümre olur.

 

Teokrasi’ye baktığımızda; bu yönetim şekli tamamen dine dayalı bir yönetim anlayışıdır. Teokrasi’de dini otorite organları diğer siyasi otorite organlarının yerine yönetimde söz hakkına sahiptir. Bu bir şekilde devlet yönetiminde “ruhban sınıfı” olarak tabir edilen bir grup tarafında devletin yönetilmesidir.

 

Cumhuriyet, milletin egemenliğini önceleyerek, devlet yönetiminde tek söz sahibi olarak halkı kabul eder. Tüm devlet yöneticileri ve siyasi otoriteler yapılan seçimlerle halkın oylarıyla belirlenir.

İrade-i Milliye ve Hâkimiyet-i Milliye isimlerinin verilmesinin sebepleri ne olabilir?

Millî Mücadele yıllarında yayınlanan gazetelere İrade-i Milliye ve Hâkimiyet-i Milliye isimlerinin verilmesinin sebepleri ne olabilir? Yazınız.

 

Milli mücadele yıllarında yayınlanan gazetelerin çıkması Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde alınan kararları halka duyurmak amacıyla çıkarılmış ve tüm gelişmelerden ülke vatandaşlarının haberdar olması sağlanmıştır. Bununla birlikte yurt dışına verilmesi gereken mesajlar yine bu gazeteler vasıtasıyla olacaktır.

 

Erzurum Kongresi’nin yapılış amacına şöyle bir göz atarsak; Atatürk alınacak kararların ve uygulanacak kurtuluş politikalarının halkın desteğiyle ve onların görüşleriyle gerçekleşebileceğine inanmış ve bu düşüncesini katıldığı tüm toplantılarda dile getirmiştir.

 

Mustafa Kemal Atatürk, yapılacak mücadelede milli kuvvetlerin etkin rol oynaması gerektiğini ve milli idarenin de hâkim olması gerektiğini önemle vurgulamış ve çıkarılan gazeteler tüm bu düşünceler ışığında “İrade-i Milliye ve Hâkimiyet-i Milliye” olarak çıkartılması kararlaştırılmıştır.

 

Milli mücadele hareketinin başlamasından sonra Sivas Kongresi’nde alınan kararlar çıkartılan ilk gazete olan “İrade-i Milliye”’de yayınlanmıştır. Daha sonra oluşturulan temsil heyetinin Ankara’ya gitmesinin ardından “Hâkimiyet-i Milliye” olarak değişmiş ve ileri yıllarda “ Milli Gazete” olarak yayın hayatına devam etmiştir.

Milli Mücadele döneminde çok etkin rol üstlenen bu gazetelere konulan isimler Mustafa Kemal Atatürk’ün demokrasiye ne derece önem verdiğini ispatlar niteliktedir.

Tarih boyunca devletlerin farklı yönetim şekillerine sahip olmasının sebebi ne olabilir?

Tarih boyunca devletlerin farklı yönetim şekillerine sahip olmasının sebebi ne olabilir? Tartışınız.

 

Tarihte kurulan devletler baktığımızda genellikle bir aile veya etnik bir grubun üyelerinin devleti oluşturduğu ve yönettiğini görürüz. Bu hem kurulan Türk devletleri için hem de dünyadaki diğer devletler için geçerli bir uygumaydı. Tabi kurulan bu devletlerin o dönemdeki konjonktürel durumdan kaynakladığını da unutmamak gerek.

 

Tarih boyunca kurulan ve farklı yönetim şekillerine sahip olan devletler ile örneklerle açıklayacak olursak;

Osmanlı Devleti’nin kuruluş aşamasını inceleyerek işe başlayabiliriz. Şöyle ki; Selçuk Devleti’nin Anadolu’ya gelişi ile başlayan süreçte birçok Türk Beyliği kendi içlerinde bağımsız olsalar da Selçuklu Hükümdarlarına bağlıydılar. Bu beylikler genellikle göçebe bir hayat sürüyorlardı ve zaman içinde yerleşik düzene geçti. Örneğin, Ertuğrul Gazi’nin Oğuzların Kayı boyundan gelen bir bey olduğunu hatırlayalım.

 

Ertuğrul Bey kendi hedeflerini gerçekleştirmek için abisinin başta olduğu obadan ayrılarak “Söğüt” bölgesine göç etmiş ve orada yerleşik düzene geçmiştir. Ertuğrul Bey’in başında olduğu oba elbette birçok aileden oluşmaktaydı. Ancak yapılan seçimlerle Kayı Boyu’nun lideri olarak Ertuğrul Bey kabul edildi.

Bunun en büyük nedeni Ertuğrul Bey’in yapmış olduğu seferler ve elde ettiği büyük başarılardan kaynaklıdır. Kazanılan savaşlar neticesinde obasındaki herkes maddi bir refaha da kavuşmuştur. Diğer bir neden ise Ertuğrul Bey’in babası Süleyman Şah’ın obadaki stratejik konumudur. Aslında bu bir nevi babadan oğlu geçen bir töre sistemi olarak da düşünebiliriz.

 

İleri ki zamanlarda Ertuğrul Bey’in oğlu Osman Gazi, çevresindeki tüm beyliklerle anlaşarak batıdaki Bizans’a karşı güçlü olmak için bir atılım yaparak Osmanlı Devleti’ni kurmuştur. Bu yeni devletin kurulmasının en büyük nedeni ise Selçuklu Devleti’nin parçalanmasıdır. Kendi varlıklarını devam ettirmek için Türkler her devirde dönemin şartlarına uygun yeni devletler kurmayı başarmıştır.

Osmanlı Devleti’nin devamında yukarda da değindiğimiz gibi en büyük emeği ve çabayı Kayı boyu gösterdiği için bir devlet geleneği olarak Padişahlık babadan oğla geçerek devam etmiştir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında yeni bir partinin kurulmasına neden ihtiyaç duyulmuş olabilir?

Cumhuriyetin ilk yıllarında yeni bir partinin kurulmasına neden ihtiyaç duyulmuş olabilir? Söyleyiniz.

 

Cumhuriyetin ilk yıllarında tek parti olarak CHP kurulmuş ve ülke yönetimden tek söz sahibi olan bu parti temsilcileri olmuştur. Savaştan çıkan bir ülkenin yeniden ayağa kalkması için ilk yıllarda tek partili sistem mecburen uygulanmış olsa da ileri zamanlarda bazı sorunları da beraberinde getirmiştir.

Zaten Cumhuriyet yönetim şeklinin demokratik bir rejim olması için ülkenin çok partili sistemle yönetilmesi gerekiyordu. Tek partili bir yönetim demokratik bir yönetim şekli değildir.

 

Özellikle ikinci dünya savaşı zamanında tüm dünyada yaşanan ekonomik ve siyasi gerilimler Türkiye’yi de etkisi altına almış ve CHP içerinde muhalif seslerin yükselmesine neden olmuştur. CHP hükümeti 1920-1950 yılları arasında görev yapmış ve tüm bu çalkantılı dönemlerde ülkeyi yönetmeye çalışmıştır. Ancak gelişen ve değişen yenidünya sistemine ayak uydurmak ve demokratik bir yönetimden bahsetmek için çok partili sisteme geçmek kaçınılmaz olmuştur. Aslında en doğrusu da budur.

 

Çünkü tek partili bir yönetim sisteminin ileri de ülkenin başına açabileceği birçok sorun bulunmaktadır. Her zaman farklı düşüncelere ve farklı görüşlere ihtiyaç duyulmuştur. Bu farklı fikirlerin dile getirilmesinin en demokratik olanı ise muhalefet partilerinin oluşumuyla gerçekleşmesi olacaktır. Böylece ülke idaresinde bulunan hükümetin yaptığı bazı yanlış uygulamalar ve aldığı kararlar sorgulanacak ve gerekirse yönetim başka kişilerin ellerine bırakılabilecektir.

Tüm bu nedenlerle Mustafa Kemal Atatürk’ün emir vermesi üzerine CHP dışında, Serbest Cumhuriyet Fırkası ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kurulması kararı alınmıştır.

Cumhuriyetin bize sağladığı yararlar nelerdir?

Cumhuriyetin bize sağladığı yararlar nelerdir? Söyleyiniz.

 

29 Ekimde Atatürk’ün önderliğinde Türk devletinin resmi olarak yönetim şekli “Cumhuriyet” olmuştur. Cumhuriyet, halkın egemenliğine dayalı en ideal yönetim şekillerinden biridir. Bu nedenle halkın seçme ve seçilme hakkına sahip olması ve ülke idarecilerini kendilerinin seçimle belirlemesi bu yönetim şeklinin en büyük avantajlarından biridir.

 

Cumhuriyet’in sağladığı faydaları hem kültürel, hem siyasi hem de sosyal olarak değerlendirmek gerekir. Cumhuriyet yönetimi, modern dünyanın yönetim biçimlerinden biri olarak da görülür. Bu sistem halkın yararına çalışan, halkın egemenliğine dayalı ve halkı önceleyen bir yapı olması nedeniyle en demokratik rejimlerden biri olarak kabul edilir.

 

Cumhuriyetin sağladığı diğer faydaları şöyle sıralayacak olursak;

  • Hak, adalet, özgürlük ve eşit haklar sunar.
  • Halkın yönetimde etkin rol oynamasına olanak sağlar.
  • Barışın güven ve huzurun teminatıdır.
  • Halkın doğrudan seçimler yoluyla seçilmesinde faydalıdır.
  • Din, vicdan, hoşgörü, adalet ve merhamet duygularının yerleşik hale gelmesinde etkindir.
  • Devlet idareciler halk tarafından seçildiği için, temsilin halka yaklaşması kolaylaşır.
  • Bireysel olarak tüm haklar korunma altına alınır.
  • Kişilerin her konuda fikir beyan etmeleri ve düşünce özgürlüğüne olanak sağlar.

Osmanlı Devleti fethettiği yerlerdeki derebeylik yerine tımar sistemine geçerek hangi alanlarda gücünü arttırmayı amaçlamıştır?

Osmanlı Devleti fethettiği yerlerdeki derebeylik yerine tımar sistemine geçerek hangi alanlarda gücünü arttırmayı amaçlamıştır? Yazınız.

 

Osmanlı Devleti fethettiği yerlerdeki derebeylik yerine tımar sistemine geçmesi hem ekonomik hem de siyasi alanlarda birçok faydayı da beraberinde getirmiştir. Şöyle ki; Osmanlı Devleti fetih politikaları ile birlikte derebeylik sistemin terk etmiş ve o döneme kadar yaşanılan sömürgecilik anlayışını ortadan kaldırmıştır. Bununla birlikte hoşgörüye dayalı bir devlet sistemi getirerek herkesin eşitlik ve adaletten yararlanmasının da yolunu açmıştır.

 

Osmanlı Devletinin tımar sistemine geçişi bulunduğu coğrafyada topraklarını genişletmesini, ekonomik kalkınmanın hızlanmasını ve yapılacak olan seferlere istihbarat sağlanmasını da kolaylaştırmıştır.

 

Daha sonraki dönemde tımar sitemi Osmanlı Devletinin toprak politikalarının temel taşı olarak yerini almıştır. Tüm bunlarla birlikte derebeylik sisteminde tımar sistemine geçiş Osmanlı Devleti’ne şu faydaları da sağlamıştır:

 

  • Fethedilen ve daha sonra fethedilecek olan toprakların askerler eliyle işlenmesi sağlayarak o bölgelerin güvenliği sağlanmıştır.
  • Çevre bölgeler hakkında istihbaratın daha kolay toplanması sağlanmıştır.
  • Devlet memurlarının maaşlarının daha rahat bir şekilde ödenmesi için tarıma dayalı bir ekonomi politikası izlenmiştir.
  • Osmanlı Devleti tımar sistemiyle birlikte merkezi otoritesini her zaman güçlü tutmayı da başarmıştır.