Dünya Gücü Olmak İçin Hangi Güç Unsurlarına Sahip Olmak Gerekir?

Belirli bir düzen dahilinde farklı alanlarda planlama yapmak suretiyle kısa ve uzun vadede başarı elde etmek ve dünya üzerinde söz sahibi olmak mümkündür. Ekonomisi sağlam temellere dayanan ve tarım, sanayi gibi sektörleri destekleyerek üretim ekonomisini tercih eden devletler pek çok alanda dışa bağımlılığı azaltmakta ve ihracat hacmini artırarak çok daha güçlü ve büyük bir ekonomiye sahip olmaktadır.

 

Petrol ve doğalgaz gibi stratejik kaynaklara sahip olan ve bu kaynakları sanayi başta olmak üzere farklı iş kollarında doğru bir şekilde değerlendiren ülkeler hem güçlü hem de bağımsız bir ekonomi modeline sahip olmakta ve dünya gücü olma yolunda amaçlarına kolay bir şekilde ulaşabilmektedir. Demokrasi sistemi ile yönetilen ülkelerde insana ve insan haklarına yeteri kadar önem verilmesi ve bu alanda ortaya çıkabilecek ihtiyaçlar doğrultusunda iyileştirilmelerin yapılması süper güç olma yolunda dikkat edilmesi gereken bir diğer husus olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Hukukun üstünlüğü prensibini tercih eden ve kişilerin hangi makam ve güce sahip olduğuna bakılmaksızın adalet önünde eşit bir konumda bulunmasını sağlayan devletlerin istediği gücü elde etmesi çok daha kolay bir hal almaktadır. İnsanına verdiği değer ve sunduğu imkanlar doğrultusunda kaliteli eğitim sistemini tercih eden ve bu alana ciddi derecede kaynak ayıran ülkelerin kısa ve uzun vadede nitelikli bir toplum yapısına sahip olması mümkündür. Teknolojik gelişmeler ile desteklenen askeri güç unsurları da dünya devi olma amacında önemli derecede etkisi bulunan bir diğer husustur.

Devletlerin modernleşmesinde hukukun etkisi nedir?

Modernleşme kavramına baktığımızda, toplumların siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel özelliklerinin belli bir yapıda bulunduğu toplumlar ile geleneksel olarak nitelenen toplumsal yapıları birbirinden ayırmak için kullanıldığını görmekteyiz. Hukuk kavramı ise, devletin yaptırımlarıyla güç bulan kural ve kanunların bütünü olup toplumun uyumunu ve düzenini sağlamak gibi bir görevi vardır. Toplum içerisinde güvenle hayata devam etmek için hukuka olan ihtiyaç yadsınamaz.

 

Tarih serüveni içerisinde hukuka bakıldığında, kökünün oldukça derine gittiği görülmektedir. Yazının icadına kadar sözlü hukuk kuralları topluma rehberlik ederken yazının bulunmasıyla bu kurallar yazıya aktarılmıştır.

 

Modern bir devlet, hukuk alanında belli bir seviyeye gelmiş olan devlettir. Adalet mülkün temelidir sözü de buradan gelmektedir. Burada bahsi geçen mülk devlet demektir. Hukuk toplumunda kişi hakları korunduğundan bir güven ortamı oluşur, adalet vardır. Devletler ise bu güveni halkına tahsis etmekle yükümlüdür. Bu nedenle hukukun etkisi oldukça fazladır.

 

Evrensel bazı hukuk kurallarının doğuşu ve devletlerin arasındaki ilişkilerde kullanılmaya başlanması da bu aşamada ulusal devletlerin oluştuğu 15. ile 16. yüzyıllarda rast gelmiştir. Yani hukuka verilen önem artmaya başlamıştır. Öte yandan verimli bir hukuk sisteminin oluşmuş olması, halka götürülen hizmetin verimliliğine de yansıyacaktır.

 

Ekonomik olarak da hukukun gelişkin olduğu devletlerde, üretici devlet kurumlarına güven duyar ve daha çok üretmek için çabalar. Hukukun sorunsuz görevini yerine getirdiği devletlerde kişiler de daha özgür hareket edebilmektedir. Modernleşme kapsamında bunlar çok önemli unsurlardır. Bu nedenle de hukuk, modernleşmede olmazsa olmaz bir konumdadır.

Devletler Neden İttifak Kurma İhtiyacı Duyarlar?

İttifak, devletlerarasında özellikleönemli süreçlerde yapılan bir birleşme politikasıdır. İttifak anlam olarak”Halklar, gruplar ya da egemen devletlerarasında ortak faydayı sağlayacakkarşılıklı çıkarlara dayalı kurulmuş ilişkilerdir. ” açıklanabilmektedir.Devletlerin ittifak kurma ihtiyaçları ise:

 

  • Başka ülkelerin saldırısına karşı veyafarklı tehditlere karşı kendi ülkesini korumak amacı ile
  • Başka ülkeler üzerinde hakimiyetkurmak ve söz varlığını güçlendirmek amacı ile
  • Ortak düşmanlara karşı sağlananbirliktelik ile güçleri birleştirmek için,
  • Düşman ülkelere caydırıcı görünmekiçin
  • Belirlenen siyasi amacıgerçekleştirmek için
  • Ülke adına ekonomik, siyasi, sosyal vedini birtakım kazançlar sağlamak için
  • Barış ortamının varlığınısürdürebilmek için ittifak kurma ihtiyaçları ortaya çıkmaktadır.

 

Tarihi olaylardan ittifak kurmayaörnek vermek gerekirse, Hristiyan ülkeleri Türklere karşı ülkelerini korumak,dini kazanç sağlamak ve servet kazanmak için Haçlı seferleri adı altındaittifak kurmuşlardır.

 

Birinci dünya savaşında yine ülkeler kendi çıkarları doğrultusunda kendine yakın gördüğü ülkeler ile ittifak kurmuşlardır. Savaşlarda kurulan ittifaklarda amaç ittifak devletlerine gerekli askeri ve maddi yardımı yapmaktır. Zor durumda olan devlete yapılan yardım ile savaşların kazanılması hedeflenmiştir. Her zaman olmasa da tarihin sayfalarına baktığımızda ittifak ülke çıkarı açısından fayda sağlamıştır. İttifak kurma sürecinde en önemli konu ülkeler arasındaki güvendir. Güvenin olmadığı bir ortamda kurulan ittifak kötü sonuçlar doğurabilmektedir.

Osmanlı devleti ile ilk Türk İslam devletlerini analiz ederek, bu devletlerin yönetim anlayışlarını benzerlik ve farklılıkları

Osmanlı devleti ile ilk Türk İslam devletlerini analiz ederek, bu devletlerin yönetim anlayışlarını benzerlik ve farklılık açısından değerlendiriniz.

İlk Türk İslam devletlerinde töreler, İslam dininden daha ön planda tutulmuştur. Zamanla gelişen Türk – Arap kültürel bağların bir sonra ki devletlerin yönetim anlayışlarına etkisi olmuştur.

 

Osmanlı Devletiyle ilk Türk İslam devletleri arasında ki benzerlikler:

1-) Hakimiyet sembolleri benzerdir. Para bastırma, hutbe okutma, tıraz, hilat, çetr, saray, menşur gibi hakimiyet sembollerine sahiptirler.

2-) Devlet yönetiminde törelerin yanında İslam hukukunun ve kültürünün etkili olmasıdır.

3-) Sultan unvanı Kağan gibi unvanların yerini almıştır.

4-) Divan gibi unsurların işleyiş biçimleri benzerdi.

 

Osmanlı Devletiyle ilk Türk İslam devletleri arasında ki farklar:

1-) Osmanlı devletinde, İslami terimler ve kurallar daha fazla uygulanmaktaydı.

2-) İlk Türk İslam devletlerinde ise Türk örf ve adetlerine daha fazla rastlanmaktaydı.

Devletlerin kurulduğu coğrafyalar, onların yönetim anlayışlarını nasıl etkilemiştir?

Gerek coğrafi koşullar, gerek ise o coğrafyada bulunan diğer milletler sebebiyle değişik yönetim biçimlerine girmiştir. Arabistan’da kurulan bir devletin Arap örf ve adetlerine göre devlet yönetimlerini şekillendirirken, İskandinavya’da kurulan diğer bir ülkenin oraya ait coğrafi koşulları ve kültürüne göre şekillenmiştir. Bu yönetim anlayışlarına o coğrafyada bulunan efsaneler, masallar, destanlarda etkili olmuştur.

Farklı milletlerden oluşan bir devletin uzun yıllar ayakta kalabilmesinin sebepleri sizce ne olabilir?

Her milletin kendi has yetenekleri bulunmaktadır. Bir milletin savaşçı özelliği olabilirken diğer milletin yönetimde iyi kararlar alabilmesi bunlara bir örnektir. Sonuca bakarsak savaşta iyi olan milletler bir savaş esnasında ön planda olacaklardır, arkalarında kalan yönetimde iyi olan milletler ise daha iyi diplomatik hamleler yaparak devletin ömrünün biraz daha uzamasına neden olabilir.

 

Bu şekilde örnekler çoğaltılmayla birlikte, milletler arasında ki uyumda oldukça önemlidir. Çıkar çatışmalarının bir kenara bırakılıp tek bir devletin çatısı altında birleşen bazı milletlerin kendi  aralarında ki kaynaşma, kültür alışverişi birbirlerine olan güven ve sadakati artıracağı için el birlikteliği ile bir sorun karşısında güçlü kalabilirler.

Sü uyur, düşman uyumaz atasözünden ne anlıyorsunuz?

Sü kelimesi ordu anlamına gelmektedir. Ordu da bulunan askerlere düşmanın her şeyi yapabileceğini, ufacık bir hatanın geri dönülmez sonuçlar doğurabileceğini, düşmanın en savunmasız anları kolladığını belirtir.

 

Ordu kelimesi eskiden kumandanın çevresinde bulunan kurmaylar ve kurmay grupları için kullanılan tabirdir. Bu durumda kumandan ve çevresinde bulunan kurmayların hataları her şeyin bir anda değişmesine ve savaşın kaybına yol açabilir. Aslında uyur derken yapılan hatalar kast edilmektedir.

İlk Türk İslam devletlerinde divan sayısının neden artmış olabileceğini açıklayınız.

İlk Türk devletlerindeki kurultay ile Türk İslam devletlerindeki divan teşkilatını karşılaştırarak, ilk Türk İslam devletlerinde divan sayısının neden artmış olabileceğini açıklayınız.

Kurultay, devlet erkanının oluşturduğu meclistir, Divan ile aynı amaca hizmet etmektedir. Kurultay ilk Türk devletleri de kurulmuş olsa da Divan Selçuklu-Osmanlı devletleri zamanında kurulmaya başlamıştır.

Devletin önemli kararlarının alındığı, yönetimde ki gelişmelerin değerlendirildiği, halkın refahının konuşulduğu ve devlet adına adımlar atılan kurumlardır.

 

Kurultay ile Divan arasındaki farklar:

  1. Divana Osmanlı’da vezir, Selçuklu da padişah başkanlık eder. Kurultayda ise devletin kağanı (Yöneticisi) başkanlık eder.
  2. Kurultayda kağanın eşi (Hatun) yer alırdı.
  3. Kurultayda Türk törelerine, örf ve adetlere göre kararlar alınırken Divanda ise bunların yanında İslami emirler ve cezalarda değerlendirildi. Divanda İslam hukuku ön plandaydı.
  4. Kurultaya göre Divanda daha teşkilatlı ve kalabalıktı. Yerleşik hayatın getirdi yönetimsel sorunları Kurultay gibi tek bir yerden idare etmek sorun olacağı için her vilayette Divanlar bulunmaktaydı.

 

Kurultay ile Divan arasındaki benzerlikler

  1. Kurultay ve Divanda son söz yöneticidedir (Padişah, Kağan, Yönetimi kim idare ediyorsa).
  2. Her ikisinde de söz babadan oğula geçmekle birlikte, son karar yine hanedan ailesine aitti.

Selçuklularda “Ülke toprakları hanedan ailesinin ortak malıdır” anlayışının merkeziyetçi yapı açısından değerlendiriniz.

Selçuklularda topraklar hanedan ailesine aittir ve tüm topraklar miri arazi olarak geçer. Diğer kısımlara ayrılan araziler ise beş kısma ayrılmıştır.

 

Has Arazi : Elde edilen gelirlerin tümü devlete aktarılmaktadır, Hükümdar ve ailesinin tüm ihtiyacı bu topraklardan elde edilen gelirden sağlanır.

İkta Arazi : Devlet arazisidir ancak gelirler ikta askerlerine ve arazinin çiftçisine gitmektedir. Bu sebepten dolayı asker bakım maliyetleri azalmaktadır.

Vakıf Arazi: Vakıflara aittir. Sosyal veya dini amaçlı kurulan vakıflar tarafından değerlendirilmektedir. Buralardan gelen gelir ile hanlar, kervansaraylar, camiler, hastaneler ve mektepler yapılmaktadır. Devlet hazinesini oldukça hafifletir.

Haraci Arazi: Vergi oranı yüksektir, geliri çiftçiye gider ve Gayr-i Müslimlere aittir.

Mülk Arazi: Özel mülk olarak geçer. Sahibi tarafından alım-satım işleri yapılabilen tek arazi bunlardır. Başarı ödülü olarak devlet tarafından verilmektedir. Yönetim ve askerlik alanında ki devlet adamlarının elinde bulunmaktadır.

 

Sonuç olarak değerlendirmek gerekirse ; Topraklar kendi içerisinde beş kısma ayrılmaktadır ancak yönetimi ve sahipli devlete aittir. Olası bir durumda devlet el koyabilir, istediğini yönetici olarak atayabilir. Hazineye katkısı olduğu gibi halka da yararı oldukça fazladır. Askerlerin bakım maliyetlerini kısarak, çiftçi ve halka kalan gelir payı artırılabilir.

Türkler İslamiyete geçince yönetim anlayışlarında neler değişmiştir?

Türkler İslamiyete geçtikten sonra kültürel ve yaşamsal biçimlerinde değişiklikler olmuştur. Elbette bu değişimler yönetim şekline de yansımıştır. Bunların başında gelen eski Türk gelenekleri ile İslami kurallar birleştirilip yeni bir devlet tipi oluştuğudur. Eski şamanizm ve kut anlayışları yavaş yavaş yok olarak, Allah’ın takdiri veya Allah’ın nasibi  anlayışına dönüşmüştür. Türklerin İslamiyete geçmesi 751 yılında Talas savaşıyla gerçekleşmiştir, o dönemden bu döneme kadar gerek devlet yönetim gerekse halkın şekillenmesinde oldukça etkili olmuştur. Devlet kararlarının alındığı “Toy” (Kurultay) yerine “Divan” adının verilmesi bunlara örnektir.

 

Diğer etkiler ise şöyledir ;

 

1- Bağımsızlık sembolleri olarak eskiden Türk Hükümdarları adına basılan paraların yerine halife adına hutbe okutulması

2- Yönetimdeki çeşitli unvanların adların İslami unvanlara göre şekillenmesi

3- Türk cihan hakimiyeti düşüncesi, cihat anlayışıyla bütünleşmesi

4 – Devlet yönetiminde etkili olan Türk örf ve adetlerin yanında İslami emir ve yasaklarda etkili olmuştur.