Bir tiyatro oyunu mu yoksa sinema mı sizi daha çok etkiler?

Bir tiyatro oyunu mu yoksa sinema mı sizi daha çok etkiler? Düşüncelerinizi sözlü olarak ifade ediniz.

 

Hem görsel hem işitsel sanat dalları içinde olan sinema ve tiyatro oyunları, insanı insana anlatması bakımından çok önemlidir. İkisi de iyi yapıldığı takdirde çok etkileyici olmaktadır. Ancak tiyatro oyunlarının etkileyiciliği bir tık daha öndedir. Çünkü tiyatro oyunları sinema filmlerine göre daha canlı ve heyecan vericidir. Sahnede, etiyle tırnağıyla performans sergileyen oyuncular, üç boyutlu şekilleriyle karşınızdadır. Zaman zaman yapılan küçük hatalar, dil sürçmeleri bile bu derinliği arttırarak seyirciye zevk verebilmektedir.

 

Sinemada ise hataya yer yoktur. Belki de yüzlerce denemeden sonra yakalanan mükemmel kayıtlar bizlere ulaşmaktadır. Bunun yanı sıra sinemada, performans sırasındaki bazı küçük hatalar bilgisayar efektleri, ışık veya ses oyunları ile kolayca düzeltilebilmektedir. Tiyatro oyununda ise hem oyuncu hem de seyirci için tek gerçek bir an vardır. O da oyunun oynandığı o andır. Hatayı geri alıp düzeltemezsiniz ya da daha iyi oyunculuk sergilemek için sahneyi tekrarlayamazsınız. O an nasıl yaşarsanız öyle oynamak durumundasınızdır.

 

Tiyatro oyuncuları bu nedenle çok daha büyük bir emek harcamaktadırlar. Hataya yer olmadığından ezberleri mükemmel olmak zorundadır. Jest ve mimiklerini kontrol etmeleri gerekir. Ve sinemanın aksine karşılarındaki seyirci de kanlı canlı olduğundan mümkün olduğunca seyirciden etkilenmemeleri lazımdır. Öte yandan bu oyuncuların zaman zaman seyirci ile göz temasında bulunması ya da seyirciye yönelik replikleri, oyunu daha etkileyici yapmaktadır. Çünkü bu şekilde seyirci pasif durumdan çıkarak kendini daha çok oyunun içinde bulacaktır.

 

Diğer yazılarımız için dershane anasayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Kostüm, ışık, dekor, makyaj gibi unsurların tiyatro eserinin başarı ile sahnelenmesindeki önemi

“Kostüm, ışık, dekor, makyaj…” gibi unsurların tiyatro eserinin başarı ile sahnelenmesindeki önemi ile ilgili neler düşünüyorsunuz?

 

Tiyatro, birbirinden farklı oyunların oyuncular tarafından bir sahnede canlandırıldığı bir sanat dalıdır. Sahnesi, sahne arkası ve seyirciler için oturma alanlarının bulunduğu bölümleri bulunmaktadır. Tiyatro oyunu, seyirci ile birebir ilişki içinde olduğundan diğer sanat dallarına göre daha zordur. Zira seyircilerin hareketlerinden, çıkardıkları seslerden etkilenmeyerek oyuna devam etmeleri gerekmektedir.

 

Tiyatroyu tiyatro yapan oyunun bütününe yansıyan havadır. Oyunculuklardan sahnenin düzenlenmesine kadar pek çok unsur da bu havayı desteklemektedir. Tiyatro eserinin başarısı da; kostüm, makyaj, ışık ve dekorun birbirleriyle uyum içerisinde seyretmesiyle doğru orantılıdır. Eserde anlatılmak istenen duygunun ya da fikrin seyirciye daha iyi geçebilmesi için ortamın yaşatılması lazımdır.

 

Seyircinin sahnede oynanan oyunla kendini bağdaştırması, empati kurması tiyatro eserinde esastır. Kendisini oyuna kaptırabilmesi, kendini anlatılan hikayenin içinde bulabilmesi için de kostüm, dekor ve diğer unsurların birbirlerine uyacak şekilde kullanılması büyük önem taşımaktadır. Zira bu unsurların toplamı sayesinde sahnede gerçeklik olgusu yaratılmakta ve oyuncu ile seyirci arasında bağ oluşturulmaktadır.

 

Oyun metninde yazılanların inandırıcı ve gerçekçi olabilmesi için bu unsurlara ihtiyaç duyulmaktadır. Oyun metni ve tüm bu unsurlar ne kadar çok birlik ve bütünlük içinde olursa tiyatro oyununun başarısı da o ölçüde artacaktır. Kullanılan bu gereçler olabildiğince gerçeğe uygun ve kendi doğallığında olmalıdır. Görsel ve işitsel etkenler bu bağlamda iyi değerlendirilmeli ve öncesinde gerekli kontroller yapılmalıdır. Çünkü iyi bir tiyatro eserini tüm bunlar oluşturmaktadır.

 

Diğer yazılarımız için dershane anasayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Aklın aynı anda inkar etmek ya da doğrulamak zorunda kaldığı şey, gülünçtür.

 “Aklın aynı anda inkâr etmek ya da doğrulamak zorunda kaldığı şey, gülünçtür.” sözüyle ilgili düşüncelerinizi nedenleriyle paylaşınız.

 

İnsanı güldürebilecek nitelikte olan, alaya alınmaya müsait durumlar için gülünç ifadesi kullanılmaktadır. Bu bakımdan gülünç ve komik kelimeleri birbirinden ayrılmaktadır. Komik demekle bahsedilen kişi ya da durumun eğlendirici olduğu anlatılmak istenirken, gülünç kelimesinin içeriğinde bir aşağılama, alay etme hali de bulunmaktadır. İnsanları neyin güldürdüğü konusu ise başka bir konudur. Gülmek ve gülünçlük insana özgü bir şeydir ve insandaki bu gülme dürtüsü, içindeki üstünlük hissinden hareketle ortaya çıkmaktadır.

 

Bir başka bakış açısıyla insanları güldüren şeylerin çelişkilerden meydan geldiği de söylenebilir. “Aklın aynı anda inkâr etmek ya da doğrulamak zorunda kaldığı şey gülünçtür.” Sözü de bu anlamda kullanılmıştır. İnsanı güldüren şey, reddetmek ve kabul etmek arasında bocaladığı durumlardan ibarettir. Her çelişkinin aynı biçimde gülünç bulunup bulunmayacağı ise meçhuldür. Zihinde çarpışan iki ayrı fikrin yarattığı karmaşanın gülünç olması çok da tuhaf bir olay değildir. Küçük bir paradoksun yarattığı bu hal, hem güldürmekte hem de içten içe düşündüren ve küçük görülen bir şeydir.

 

Çelişki, bir tanesinden birini tutamama durumuna verilen isimdir. “Aklın aynı anda hem inkar etmek hem de doğrulamak zorunda kaldığı şey, gülünçtür.” Cümlesinde de bir çelişki ve ikilem bulunmaktadır. Hayatta öyle durumlar olur ki, kabul etmek ya da reddetmenin ötesine geçer. Bu durumlar da insanları güldürür. Bu sözden hareketle insanların taraf tutamayacağı durumların oluşturulmasıyla güldürme eylemi de gerçekleşmiş olacaktır.

 

Diğer yazılarımız için dershane anasayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Edebi türlerden hangisinin bir insanın iç dünyasını yansıtmada daha etkili olduğunu düşünüyorsunuz?

Edebî türlerden hangisinin bir insanın iç dünyasını yansıtmada daha etkili olduğunu düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi nedenleriyle paylaşınız.

 

Edebî türlerden insanın iç dünyasını yansıtmada daha etkili olduğunu düşündüğüm eserler psikolojik yönü ağır basan edebi eserlerdir. Bireyin iç dünyasını esas alan yazarlar insanın gerçekliğini farklı bir bakış açısıyla anlatarak psikoanalitik gibi bilimlerden ve görüşlerinden faydalanarak bu eserleri yazarlar. Ayrıca bu tür edebi eserler de psikolojik öğelere de sıkça yer verilir. Bireyin iç dünyasını esas alan bireysel çözümlemeler önemli yer tutmuştur. Bireyin ruh hali ve iç çatışmaları, gerçekçi psikolojik tasvirlerle açıklanmıştır.

 

Yazarlar, bireyin iç dünyasını esas alan bu eserlerde; bunalım, yabancılaşma, yalnızlık, sıkıntı, bilinçaltı, bireysel sorgulamalar, evrenin düzeni, toplumsal bunalımlar gibi konuları genellikle ele almışlardır. Olay örgüsünü bireyin ruh hali, iç çatışmaları, psikolojik betimlemeler aracılığı ile anlatarak bu konularla ilgili psikolojik tahlillerde bulunmuşlardır. Ruhun üstünlüğüne de önem vermişlerdir.

 

Kişinin iç dünyasını esas alan edebi eserlerde insana özgü gerçekçilik ön plandadır. Olaylardan ve insanlardan hareketle bireyin iç dünyasını anlatan bu eserlerde iç gözlem, psikoloji ve empati en esas kavramlardır. Okuyucu bu tarz edebi eserleri okurken kendi iç dünyasına yönelir aslında. Bu psikolojik eserler bizim de kendi kendimize bir iç gözlem yapmamızı sağlar. Kişi kendi içinde yaşadığı ya da çevresindeki aslında bir takım gerçeklikleri fark edebilir. Çünkü, okuyucunun iç dünyası anlatılan bu eserler de olay örgüsü insana özgü bir gerçeği ifade etmek üzere psikoloji biliminden yararlanılarak yazılmıştır.

 

Diğer yazılarımız için dershane anasayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

 Bir romanın sadece kendi yazıldığı dönemde önemli olan bir sorunu ele almış olması, o eserin değerini ve kalıcılığını nasıl etkiler?

 Bir romanın sadece kendi yazıldığı dönemde önemli olan bir sorunu ele almış olması, o eserin değerini ve kalıcılığını nasıl etkiler?

 

Bir edebi eser de ele alınan olay örgüsü, edebi eserlerin önemli bir parçası hatta asıl unsurudur. Bir romanın sadece kendi yazıldığı dönemdeki önemli bir sorunu ele alması o romanın evrensellikten uzak, dönemlik bir eser olarak kalmasına neden olur. Kısacası o romanın çok kalıcılığı olmaz. Bu tarz eserler döneminde çok beğenilen bir eser olsa bile değer ve kalıcılık konusun da sorun yaşayacaktır.

 

Geçmişten günümüze kadar gelmiş halen eski kalıcılığına devam eden eserler, hala toplumun hemen hemen her kesimine hitap eden, daha genel içerikli eserlerdir. Dönemlik konular sürekli değişen şart ve koşullardan kaynaklı zamanla geçerliliğini yitireceklerdir. Örneğin, bilimsel içerikli bir yapıtın bilimsel kuramın geçerliliğini kaybettiği zaman değerini ve kalıcılığını kaybetmesi gibi dönemin güncel bir konusu ile yazılan bir roman da kalıcı olmayacaktır. Oysaki her döneme hitap edebilecek konularda yazılmış eserler yüzyıllar boyunca evrenselliklerini, canlılıklarını ve güncelliklerini hâlâ koruduklarını görmekteyiz. Bu eserler zamanla yalnışlanmazlar ve her durumda değerlerini korurlar.

 

Bunun için bir romanın konusunun özgün olması, geniş temsil gücünün bulunması çok önemlidir. Klasik romanlara baktığımızda da onların kendi türlerinde emsalsiz olduklarını ve kendi türünün en iyisi olduğunu görürüz.  Zamana dayanıklı, derinlikli yapılara sahip eserlerdir, tüm insanlığın duygularını zenginleştirir. Bu yüzden bir romanın sadece kendi yazıldığı dönemde önemli olan bir sorunu ele almış olması o eserin değerini ve kalıcılığını yitirmesine neden olur.

 

Diğer yazılarımız için dershane anasayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

 Bir eserdeki kahramanların isimleri ile kişilik özellikleri arasında bir bağ olmasının sizce okuyucuda nasıl bir etkisi vardır?

 Bir eserdeki kahramanların isimleri ile kişilik özellikleri arasında bir bağ olmasının sizce okuyucuda nasıl bir etkisi vardır?

 

Yaşamımız da önemli yeri olan edebiyat eserlerinde, eserin kahramanları büyük bir önem taşımaktadır. Bir eserdeki kahramanlara verilen isimler okuyucuya kahramanların kişilik özellikleri hakkında bir fikir verir. Yani bir nevi okuru yönlendirir. Okuyucu eserin kahramanının ismi doğrultusunda kahramanın iyi bir kişilik mi yoksa kötü bir kişilik mi ya da farklı karakter özelliklerine sahip bir kişilik mi olup olmadığı kanısına bu sayede varır. Okuyucu eserdeki kahramanın ismi ile kişilik özellikleri arasında ister istemez bir bağ oluşturacaktır. Eserdeki kahramanın kişilik özellikleri olabilecek; cesurluk, dostluk, dürüstlük, adalet, sadakat, iyilik gibi özellikleri taşıyan kahramana verilen isim de, bu kişilik özelliklerine yakışır anlam da olmalıdır. Eserdeki kahramanın özellikleri bu kavramların tam tersi de olabilir.

 

Eserdeki kahramanların dış görünüşü, konuşması, diyaloğu kısacası eserdeki kahramanın okura sunuluş biçimi kadar, isminin de önemli unsurlardan biri olmasının bir sebebi de, kahramanın ismi ile kişilik özellikleri arasında bir bağlantı kurulursa karakterin daha akılda kalıcı olmasıdır. Bu yüzden, kahramanların okuyucuyla daha iyi bir bağ kurması için kahramana verilen isime de yazarın önem vermesi gerekmektedir. İsim deyip geçmemek gerekmektedir. Bir isim çok büyük farklar yaratabilir.

 

Edebiyat eserlerindeki en bilinen kahramanların isimlerine baktığımız zaman da eserlerdeki kahramanların isimlerinin kişilik özelliklerini yansıttığını görüyoruz. Bu da okuyucunun eserdeki kahramanla bir bağ kurarak kahramanı daha çok benimsemesine neden olmaktadır.

 

Diğer yazılarımız için dershane anasayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Özellikle görmeyi istediğiniz bir yer var mı?

Özellikle görmeyi istediğiniz bir yer var mı? Nedenleri ile söyleyiniz.

 

İşte ülkemizden kilometrelerce uzakta, bin yıllık tarihi, müthiş doğası, bol oksijenli havası sade ve sakin yaşam tarzı ile Yeni Zelanda… Yeni Zelanda Pasifik Okyanusu’nun güneybatısında, adalardan oluşmuş bir ülkedir. J.R.R Tolkinen’in en ünlü eseri olan Yüzüklerin Efendisi serisine ilham kaynağı olan adalar ülkesi.

 

Size Yeni Zelanda’yı ziyaret etmeniz için 6 Neden;

  • Doğa. Yeni Zelanda’da yağmur ormanlarından dağlara, göllere, buzullara ve hatta volkanlara kadar dünyanın en çeşitli doğal zenginlikleri vardır. Bu farklı doğal özelliklerin çoğu aynı gün ziyaret edilebilirsiniz.
  • İklim. Yeni Zelanda’da dört mevsim olmasına rağmen, diğer birçok ülkede bulunabilecek aşırı sıcak ve soğuk uçları yoktur. Yılın herhangi bir zamanı Yeni Zelanda’nın harikalarını keşfetmek için güzel bir zamandır.
  • İnsanlar. Yeni Zelandalılar doğal olarak sıcak ve arkadaş canlısı insanlardır ve özellikle turistler için misafirperverdir. Nereye giderseniz gidin, samimi bir gülümseme ve sıcak bir karşılama alacaksınız.
  • Güvenlik. Yeni Zelanda’da suç oranı oldukça düşüktür ve bir turist olarak sorunla karşılaşmanız pek mümkün değildir. Dahası, Yeni Zelanda’nın vahşi yaşamı arasında neredeyse hiç ölümcül yaratık yoktur; böylece yemek yerken ya da doğayı gözlemlerken ısırılma endişesi yaşamadan keşif yapabilirsiniz!
  • Kültür. 1700’lü yıllarda Avrupalıların gelmesinden önce Maoriler adı verilen yerel halk Maori’ye yerleşmişti. Bugün Yeni Zelanda, birçok farklı ülkeden insanlarınoluşturduğu barışçıl bir toplumda gelişen bir kültürlerin büyüleyici karışımıdır.
  • 100 mil yarıçapında bir alanda ve hatta aynı gün içinde sörf, kayak, snowboard, kano, tramping, yelken, yüzme, paraşütle atlama, ata binme veya mağara gezisi yapabilirsiniz. Yeni Zelanda’ya gitmişken kendi keşifleri olan meşhur bungeejump’i denemeyi unutmayın.

 

Diğer yazılarımız için dershane anasayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Ramazan ayında düzenlenen geleneksel eğlencelerin birlik ve beraberlik ruhunu canlı tuttuğunu söyleyebilir misiniz?

Ramazan ayında düzenlenen geleneksel eğlencelerin birlik ve beraberlik ruhunu canlı tuttuğunu söyleyebilir misiniz? Neden?

 

Ramazan ayında düzenlenen geleneksel eğlencelerin birlik ve beraberlik ruhunu canlı tuttuğunu söyleyebiliriz. Çünkü; insanlar toplumsal varlıklardır. Ramazan ayı geldiği zaman herkeste bir heyecan başlar. Çünkü; Ramazan ayı ibadetin en yoğun şekilde yaşandığı bir ay olduğu kadar, Ramazan ayında yapılan eğlenceleri ile de özellikle çocukların beklediği özel bir zaman dilimidir. Bunun sebebi; bu ay da pek çok eğlence ve etkinlikler düzenlenir. Bunlara örnek verecek olursak;  canbazlar, hokkabazlar, karagöz ustaları, meddahlar, ortaoyuncuların oynadığı ramazan eğlenceleridir. Macuncular, kağıt helvalar satılır. Sabaha karşı sahur vaktin de bekçiler davul eşliğinde okudukları manilerle sahuru haber verirler. En önemlisi de ramazan ayın da büyük büyük iftar sofraları, iftar çadırları kurularak çeşit çeşit yemekler yapılır. İnsanlar bu ayda sofralarında ki yemekleri daha çok sevdikleri ile paylaşmak isterler.

 

Aç ve yoksulların halini daha iyi anladığımız bu ayda İnsanlar daha çok paylaşmaya çalışır. İhtiyaç sahibi insanların ihtiyaçları giderilmeye çalışılır. Tüm bunlar bizim maneviyatımızı daha da kuvvetlendirerek, toplum olarak birbirimize olan sevgi bağlarımızı daha da güçlendirir.

 

Ramazan aylarında düzenlenen geleneksel eğlenceler eski zamanlardan beri günümüze kadar taşınmaya çalışılmış, halen günümüzde de eskisi kadar olmasa da yapılmaya çalışılarak gelecek nesillere taşınmaya çalışılan etkinliklerdir. Ramazan ayında düzenlenen bu eğlenceler bizim adet ve ananelerimizdir. Bizleri birbirimize bağlayarak, birlik ve beraberlik duygularımızı daha da canlı tutar.

 

Diğer yazılarımız için dershane anasayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Güldürü ağırlıklı tiyatroları izlemekten hoşlanır mısınız?

Güldürü ağırlıklı tiyatroları izlemekten hoşlanır mısınız? Niçin?

 

Güldürü ağırlıklı tiyatroları izlemekten hoşlanırım. Çünkü; gülmek insanı rahatlatır, sakinleştirir, kötü bir ruh halindeysek bizi rahatlatır. Kısaca gülmek; insan için zevktir, kişinin ruhu için, bedeni için sağlıktır. Yani bir nevi kötü duygulardan arınma gibidir, insanların sorunlarını ve acılarını unutturur.

 

İnsan için; gülmeden, gülümsemeden bir ömrün nasıl geçeceğini düşünmek bile çok zordur. Gülme her kültürde onaylanmış evrensel duygulardan biri olarak kabul edilir. Bunların yanı sıra gülme, insanları sosyal çevrede de bir arada tutmaya da yarar. Bu sosyal çevrelerden birisi de güldürü ağırlıklı tiyatrolardır. İnsanlar güldürü ağırlıklı tiyatrolar da hem mutlu olurlar hem de bir sorun, sıkıntıları varsa kısa süre de olsa rahatlayıp, sıkıntılarından sıyrılmış olurlar. Bunların yanında sosyal bir etkinlikte bulunup kendilerine de güzel zaman ayırmış olurlar. Bu yüzden güldürü ağırlıklı tiyatrolara mutlaka gitmeliyiz. Hiç güldürü ağırlıklı bir tiyatroya gitmemiş kişilere de tavsiye etmeliyiz.

 

Geleneksel Türk tiyatrosunun başlıca güldürü öğeleri genellikle; abartılı tavırlar, doğaçlama espriler, belli bir tiplemenin taklidinin yapılması, yanlış anlaşılmalar, söz kavgaları ve değişik yörelere özgü şive ve ağız taklitleridir. Doğaçlamaya dayanan bu tiyatronun temel öğesi güldürüdür. Gülmeyi seven herkesin seveceği bir sosyal faaliyettir güldürü ağırlıklı tiyatrolar. Ben de hem zamanımı iyi değerlendirmek için hem de bana mutluluk, keyif verdiği kendimi iyi hissettirdiği için güldürü ağırlıklı tiyatroları izlemekten hoşlanıyorum.

 

Diğer yazılarımız için dershane anasayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Çevrenizdeki insanlarla iletişiminizde yanlış anlaşılmayı engellemek için neler yapılabilir?

Çevrenizdeki insanlarla iletişiminizde yanlış anlaşılmayı engellemek için neler yapılabilir?

 

İletişime kişilerin birbirini anlama süreci diyebiliriz. Çünkü iletişimin amacı anlaşılabilmektir. İletişimin insan hayatındaki önemi çok büyüktür. İnsanoğlu var olduğu günden bu yana sürekli iletişim kurmaya ihtiyaç duymuştur. Bundan dolayıdır ki iletişim geçmişten günümüze kadar sürekli gelişmiş, halen de gelişmektedir. Günümüz teknolojisinin hızla ilerlemesi de buna örnek olarak gösterilebilir.

 

Birey sosyal bir varlık olduğu için iletişim hayatın vazgeçilmez bir ihtiyacıdır. Aile, okul, iş, arkadaş, eş, kurumlar gibi birçok yerde kısacası hayatımızın her yerinde iletişime ihtiyaç duyarız. Kişi sosyal çevresi ile sağlıklı ve mutlu bir hayat sürdürebilmek için iletişim kurmak zorundadır. Ayrıca bireyin çevresi ile iyi ilişkiler içerinde olması bireyin ruhsal olarak da kendini daha iyi hissetmesine de yardımcı olur.

 

Bazen iletişim kurarken çevremizdeki insanlarla iletişiminizde birtakım yanlış anlaşılmalar yaşarız. Bu yanlış anlamaları engellemek için kişiler arası iletişimimizde yaptığımız yanlış davranışlara dikkat etmeliyiz. Öncelikle karşı tarafla iletişime geçmeden önce anlatmak istediğimiz şeyi düşünerek mesajımızı karşı tarafa açık ve net olarak ifade etmeliyiz. Düşüncelerimizi karşı tarafa anlatırken beden dilimiz de çok önemlidir. Bu yüzden yüz ifademize de dikkat etmeliyiz. Karşı tarafı suçlayıcı ifadelerden de kaçınmalıyız. İletişimin en önemli unsurlarından biri de dinlemektir. Mutlaka karşı tarafa da söz hakkı vermeliyiz. Belki anlatmak istediklerimizi tam olarak anlatamamış olabiliriz. Bu yüzden karşı taraf söylediklerimizi anlamamış olabilir. İletişim de bunlara dikkat ettiğimiz takdirde çevredeki insanlarla iletişimimizdeki yanlış anlaşılmayı büyük oranda engellemiş oluruz.

 

Diğer yazılarımız için dershane anasayfamızı ziyaret edebilirsiniz.