Çanakkale Savaşı zamanında yazılmış aşağıdaki günlük örneğini inceleyiniz. Siz de günlük türünde bir yazı yazınız.

Çanakkale Savaşı zamanında yazılmış aşağıdaki günlük örneğini inceleyiniz. Siz de günlük türünde bir yazı yazınız. Yazınızı yazım ve noktalama yönünden düzenleyiniz.

 

Bugün cephede 10 günüm.

Silah arkadaşım Mehmet vurulalı 3 gün oluyor Mehmet’i toprağa ellerimle verdim. Vatan için çıktığım bu mücadelede Mehmet’in şehit olması Rabbimin huzuruna çıkması beni mutlu ederken Mehmet olmadan çatışacağım düşmanları düşündükçe omuz omuza verdiğim silah arkadaşı mı dudaklarını ısırarak anımsıyorum. Biliyorum üzülmemem gerekiyor ama can dostumun gidişi ile beraber kalbim kederle doldu.

Cephede her şey çok hızlı olup bitiyor. Herkes çalışıyor herkes koşturuyor. Çok şükür ki hiç kimse durumdan şikâyet etmiyor. Biliyoruz ki Vatan ve milletin refahı bizim ellerimizde feda edilecek canlar biliyorlar ki vatan ve millet böyle kurtulacak. Hiç kimse kendi canının derdinde değil. Kurşunların önüne cennete koşar gibi atlayan onlarca er gördüm.

Hiç kimse pişman değil.

Karnımız aç yalnızca bir öğün yemek yiyebiliyoruz. Açlık hissetmiyorum. Acı hissetmiyorum.

Biliyorum ki Allah’ın izniyle alnım ak bu mücadeleden çıkacağım ya da burada vatanım için şehit olacağım.

Şehit olmak istiyorum ama milletimin refaha kavuştuğunu görmek de istiyorum. Her gün dua ediyorum Rabbim milletimi içinde düştü bu zor durumdan kurtar!

Eğer mücadelemiz bitmeden şehit olursam ve bu defter birinin eline geçerse bilinmesini istediğim tek şey Mehmet gibi bu dünyadan çekip giderken mutlu ve huzurlu olduğumdur.

Çanakkale Bugün Toz ile Duman türküsünü dinleyiniz. Türkünün sizde uyandırdığı duyguları anlatan iki dörtlük yazınız.

Gözümde yaş kaldı anam, ağlayamadım yiğide yakışmaz dediler

Öldüm de karaları bağlayamadın, şehidin arkasından ağıt yaraşmaz dediler

Sevdiğimi bıraktığım toprağı öptüm de yattım, namusum dedim, sarıl bırakma dediler

Elediler anam elediler, bir bir öldük bin diriliriz dedik, bilemediler

 

Çanakkale’nin çarşısından ayna almış idim, iç cebime

Doyamadım  bakmaya yârimin gül yüzüne

Şehit olsam da ah, değse başım arşın gölgesine

Bir Mehmet gider bin Mehmet gelir anam, sen üzülme, sen üzülme…

 

 

 

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ile O Geliyor şiirini içerik bakımından karşılaştırınız. 

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ile ‘O Geliyor’ şiirini içerik bakımından karşılaştırıldığında karşımıza şu noktalar göze çarpmaktadır:

Atatürk, Gençliğe Hitabe ’sinde gençlere seslenmekte ve onların karşılaşabilecekleri zorlukları öngörerek bu konuda tavsiyeler vermektedir. Celal Sahir Erozan’ın kaleme aldı ‘O Geliyor’ şiirinde ise Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nde bahsettiği zorlu durumların yansımaları gözlemlenmektedir.

Şiir ve Gençliğe Hitabe aynı değerlendirme içerisinde düşünüldüğünde ortaya çıkan ortak sonuç milletin ve gençliğin kurtuluşa ve özgürlüğe olan inançlarını kaybetmeden mücadelelerine devam etmeleri karşılarına çıkacak her engeli inançları ile yenmeleri ve mücadelede kurtuluş önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün öngörülerini dikkate almalıdır.

Mustafa Kemal Atatürk, Gençliğe Hitabe’ sinde muhatap olarak gençleri almasının altında millete bir mesaj vermektedir. Gelecek, gençlerin umutlarında hayallerinde ve gerçekleştirmiş olduğu çalışmalarında saklıdır.

Gençlik burada fiziken gençlik ve ruhun genç kalması olarak tanımlanabilir.

Her iki durumda da gençliğe hitabenin mesajları ‘O Geliyor’ şiirinin mesajları ile karşılaştırıldığında varılacak nokta ortaktır.

Umutların her daim canlı tutulması, millet ve vatan bütünlüğünün en büyük ideal olması her iki metnin ortak noktasıdır.

Volkan konilerinin tepe kısımlarında patlamayla oluşan çukura denir.

Volkan konilerinin tepe kısımlarında patlamayla oluşan çukura Krater yada Krater ağzı denir. Bir yanardağın ağzında meydana gelen çukur. Bu çukur bazen yanardağın eteğinde de bulunabilir. Kraterin şekli ve ebatları, yanardağın püskürttüğü lavın yapısına ve yanardağın etkinliğine göre değişmektedir. Kül, cüruf ve asit lavlar çıkaran yanardağların kraterleri çoğunlukla huni veya köse şeklindedir. Bazaltlı lavlar çıkaranların ki ise, genelde leğen veya çanak şeklinde olur.

Sözler gerçeğin, tahminler olacakların yerine geçebilir mi? Yorumlayınız.

Sözler gerçeklerin, tahminler ise potansiyel olarak vuku bulabilecek her şeyin en temel temsilcileridirler. Fakat bu varlıkların gerçek ve olacakları temsil ediyor olması, onların yerine geçebilecekleri anlamına elbette gelmiyor. Gerçekler ve olacaklar vuku buldukça sözleri ve tahminleri olumlarlar. Özeyle söylemek gerekirse sözlerin ya da tahminlerin bir anlam kazanabilmesi için bir şeylerin gerçekleşmesi, bir gerçeğin gözlemlenmesi gerekir. Çıkış noktamız her zaman maddeler dünyasında ortaya çıka şeylerdir.

 

Dilerseniz şimdi de bu konuya bir örnek verelim. Diyelim ki bir sınavdan 90 alacağınızı tahmin ediyorsunuz fakat emin de olamıyorsunuz. Şans eseri, sizin de doğru hesaplamalarınız ile sınavdan gerçekten 90 aldınız. Peki, sizce siz 90 alacağınızı tahmin ettiğiniz için mi notunuz 90 olarak geldi? Elbette bu sorunun cevabı hayırdır. Notunuz zaten belliydi. Daha doğrusu notunuzu belirleyecek olan şey zaten elinizden çıkarmış, sınav kâğıdınızı hocaya vermiştiniz. Potansiyel olarak kaç puan alacağınız hoca sınav kâğıdınızı okumasaydı bile belliydi. Siz sadece olan ve biten bir olayın sonuçları hakkında bir tahminde bulundunuz ve tahminde bulunma sürecinizde süreç ve durumları ayrıntılı olarak incelediğiniz için doğru bir çıkarım ile doğru bir tahminde bulundunuz. İşte bu örnek, sözlerin ya da tahminlerin gerçekler ile olacakların yerine geçemeyeceğinin; bunların farklı kavramlar olarak değerlendirimesi gerektiğinin en büyük kanıtıdır.

Ev sahibinin doğruyu söylemiş olmasından emin olunabilir mi? Yorumlayınız.

Ev sahibi söz konusu metinde ortaya koyduğu açıklamada yüzde yüz dürüst müdür değil midir, bunu bilmemiz imkânsız. Çünkü insanlar farklı sebeplerden dolayı yalan söyleyebilirler ya da durum ve olayları farklı algılayabilirler. Yine de pratik olarak dünyada yapabileceğimiz şey insanlar aracılığı ile de sürekli olarak enformasyon almaktır. Ve bunun tek yolu insanların verdikleri enformasyon verilerine bir yandan güvenirken bir yandan analitik düşünce gücümüz ve empirik araştırmalarımız ile durmaksızın onları sınamaktır.

 

Ev sahibinin de doğru söyleyip söylemediğini anlamanın biricik yolu ev sahibinin yaptığı açıklama doğrultusunda empirik ve analitik bir araştırma içerisine girmektedir. Bu şekilde verilen önermenin sağlaması yapılabilir ve ev sahibinin doğru söyleyip söylemediği araştırılabilir. Bunu bu metin üzerinden yapmanın yolu ise ev sahibini soba boruları ile söylediği şeyi zihnimizde canlandırmaktır. Emin olmak adına yapılabilecek ilk şey elbette boruları saymak. Eğer ev sahibinin dediği gibi borular sayıldığında sobanın yeterince yükselmesi için başka bir şeye gerek kalmıyorsa yüksek ihtimal ile ev sahibi doğru söylüyor demektir. Fakat başka bir durum söz konusu ise ev sahibinin yalan söylemiş olma ihtimali de bulunmaktadır.

Gündelik hayatımızda da yanlış ve doğru önermeleri birbirinden ayırt edebilmek için aklımızın gücüne ve mantık sınırlarına büyük bir rahatlık ile sırtımızı dayayabiliriz. Bu şekilde eleştirel düşünme gücümüz artacaktır.

Farklı cevapların olması, gerçeğin bunlardan biri olduğu anlamına gelir mi? Yorumlayınız.

Gerçek ve doğru birbirinden tamamen farklı iki kavramlar olsa da çoğu zaman gündelik hayatta birbirlerinin yerine kullanılmaktadır. Oysa doğru genel olarak öznel oluşumları ve hareketli değişkenleri temsil eden bir kelime iken gerçek tek bir hakikati, genel geçer kabulü temsil etmektedir. Özellikle idealistler ve Hegel gibi diyalektik düşünce liderleri doğru ve gerçek üzerine uzun zaman boyunca kafa yormuş ve bu kavramların birbirinden ayrılığının temellerini atmış kişilerdir. Doğru kavramı, kişiden kişiye değişebilen ve önermenin etrafındaki diğer önermeler ile çelişmemesi gerekliliğini doğuran bir kavramdır. Dolayısıyla bağlı olduğunu diğer doğrular ile çakışmadığı sürece doğru özneden özneye farklılık gösterebilir. Gerçek kavramı ise temel bir hakikat olan ve her şeyin sonunda vardığı ve her şeyin kendisinden yola çıktığı düşünülen idea üzerine kurulu bir kavramdır. Örneğin Spinozaya göre gerçek içkin bir Tanrı’dır. Gerçek doğanın döngüsüne içkin olarak bulunan Tanrıdır ve doğrular bu görüş etrafında şekillenir.

 

Farklı cevapların olması, farklı doğruların olması anlamına gelir. Öznellik ile beraber dikilen doğrular ise tamamen gerçek olma şansına sahip değildirler. Doğruların çokluğu, sosyal yaşamda bir renk ve kültür çeşitliliği oluşturur. Gerçek ise felsefe dünyasında yek bir genel kabul üzerine kurulur. Özet olarak, fikirlerin birbirinden farklı oluşu, birinin diğerini yanlışlayabileceği anlamına gelmemektedir.

İnsanların farklı düşüncelere sahip olmasının nedenleri neler olabilir?

Bir konu hakkında farklı bireyler birbirlerinden farklı fikirler dile getirebilirler. Dile getirilen bu fikirler ise kimi zaman birbiri ile taban tabana zıt olabilir. Düşünce tarzları ve dünya görüşleri, fikir ve zihin yapılarının oluşumunda oldukça değerli bir role sahiptir. Düşünce ve dünya görüşlerinin bu yapısı ise kişisel farklılıklar ve doğup büyünülen kültürün özellikleri dâhilinde gerçekleşir. Elbette bireydeki zihinsel ve gelişimsel süreçler salt çevresel ya da salt içsel sebeplerden kaynaklanır diyemeyiz. Fakat yine de içsel ve dışsal sebeplerin ortaklaşa bir şekilde bireyin dünya görüşünü oluşturduğunu söylememiz mümkün.

 

Materyalistlere göre bireyin dünya görüşü ve alışkanlıkları, bir fikir hakkında düşünceleri temel olarak bireyin maddi durumu ve sosyoekonomik sınıfı etrafında şekillenir. İçine doğulan sosyoekonomik sınıfın temek farklılıkları insanların farklı görüşlere de sahip olmasının temel sebebi olarak gösterilir.

İdealistlere göre ise bireylerin farklı görüşlere sahip olmasının bir sebebi her bireyin kendi id’i yani kendi iç benliği etrafında bir gerçeklik oluşturması ve o gerçekliğin içerisinde yaşamasıdır. Bundan dolayı da bireylerin gerçeklik düzlemleri ile algılama biçimleri birbirinden farklıdır. Algı ve algılama biçimlerinin ise farklı düşünce oluşumlarının temelini oluşturduğu söylenebilir. Bundan dolayı insanlar aynı konu hakkında birbirlerinden tamamıyla zıt düşüncelere sahip olabilir ve çatışabilirler. Bireylerin bu gibi durumlarda objektif bir düzlemden sorunu tartışmaları gerekmektedir.

Yapılan her eylem bilinçli midir? Örnek vererek yorumlayınız.

Günlük hayatta sergilediğimiz pek çok eylem, o güne kadar görsel, işitsel ya da dokusal olarak sağladığımız bilgi birikimimiz, hormonel olarak beynimiz tarafından verilen mesaj ve kimyasal çarpışmalar sonucu oluşur. Hareketlerdeki hızlı geçişler, bizlere bu kimyasal ve elektriksel döngülerin çok hızlı gerçekleştiğine dair önemli bir mesaj verir. Beynimiz duyu organlarımızdan aldığı mesajı işlemekte, bu mesaja uygun bir tepki emri geliştirmekte ve yollamakta, ardından mesaj yollanan yer emri yerine getirmektedir. Peki, her eylemin bu koşullar altında bilinçli olması mümkün mü? Elbette hayır.

 

Bilinç bir makine gibi tertemiz işleyen ve otomatik çarkları olan bir malzeme değildir. Bunun yerine beyin, yatkınlıkları ve zayıf noktaları zaman içerisinde oluşan bir organ olarak gündelik yaşama önemli derecede yön verir. Daha önce yaşamış olduğumuz ve zihnimizde iz bırakan bir olay, bundan sonraki tercih ve kararlarımızı direkt olarak etkileyebilir. Ve bizler bunun farkına bile varmayabiliriz. Örneğin çocukken fındık yiyen ve bu deneyimi sırasında boğulma tehlikesi geçiren birinin yetişkinlik döneminde de fındık tüketmeyi reddetme eylemi sergilemesi doğal ve bir o kadar da örtük sebeplidir. Çünkü kişi zihninde yer edinen boğulma anısını aktif olarak hatırlamak ve bu reddetme davranışı ile anısı arasında herhangi bir bağlantı kurmaz. Fakat yine de bilinç dışı bir şekilde reddetme eylemine devam eder.