Gülerseniz dünya güler, ağlarsanız yalnız ağlarsınız.

“Gülerseniz dünya güler, ağlarsanız yalnız ağlarsınız.” özdeyişle ilgili duygu ve düşüncelerinizi açıkladığınız bir konuşma yapınız.

 

Dünyada, inanlar birlik ve beraberlik içinde yaşayarak hayatlarını daha da kolaylaştırmaktadır. İnsanlar bu birlik ve beraberlik duygusuyla birlikte arkadaşlıklar ve dostluklar kurarlar. Kurdukları bu dostlular onlara çok şey kazandırır. Örneğin yaşanılan mutluluklar ancak paylaşılınca çoğalır ve yaşanılan acılar da yine paylaşılınca azalmaktadır. Bu duyguları paylaşmak için yanımızda bizi seven ve değer veren insanların olması çok önemlidir.

 

Bu insanları bulmak aslında bizim elimizdedir ve kurduğumuz ikili ilişkiler sayesinde bizi seven dostlarımızı arttırabiliriz. Böylece yaşadığımız her sevinci ve her mutluluğu onlarla paylaşma fırsatı buluruz. Yaşadığımız acıları, kaderleri ve üzüntülerimizi de bizi sevenlerle paylaştığımızda acımız geçmese de bir nebze azaldığını hissedebiliriz.

 

“Gülerseniz dünya güler, ağlarsanız yalnız ağlarsınız” özdeyişine gelecek olursam; bence bu özdeyişte aslında anlatılmak istenen, insanlara sevgi ve şefkatle yaklaşıldığında onların güldürmenin kolay olacağını ve bu şekilde biz mutluysak çevremizdeki kişilerinde mutlu olarak gülümseyeceğidir.  Ancak yaşadığımız acıları her ne kadar çevremizdeki kişiler anlamış olduklarını belirtseler de bizim o anda neler hissettiğimizi ve ne tür bir acı çektiğimizi tam olarak anlayamadıklarından dolayı, kederli olduğumuz zamanlarda yalnızca kendi acılarımız için yalnız ağlayacağımızdır.

 

Bu kişilerin bizi gerçekten anlamaları için empati değil sempati duymaları gerekir. Sempati duymak, aynı acıyı aynı şekilde hissetmektir. Fakat günümüzde bu duyguları bizimle paylaşacak insanları bulmak oldukça güçtür.

Aile içi iletişimin önemi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Aile içi iletişimin önemi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

 

Aile birliğinin devam etmesi ve sağlıklı bir şeklide işlemsi için birçok önemli kavram bulunur. Bu kavramlardan biri de ile içi iletişimdir. Aile içi iletişim son derece önemli bir kavramdır ve azaldığında veya ortadan kalktığında o ailede huzur ve mutluluktan söz edilemez. Çünkü aile içi iletişimde, ailenin mutluluğu, sevinci, huzuru, birbirlerine olan anlayışı, hoşgörüsü, sevgi ve saygı duyguları gibi asla yok sayılamayacak değerlerdir.

 

Bir ailede iletişim ne kadar kuvvetliyse o ailede huzur, mutluluk ve beraberlikte o derece kuvvetlidir. Böylece birbirlerine sıkı sıkıya bağlanmış olan aile bireyleri her ne yaşarlarsa yaşasınlar birbirlerine her konuda destek olurlar ve asla yıkılmazlar. Ancak aile içi iletişimin zayıf olan ailelerde bunun tam tersi bir durum söz konusu olur. Bu ailede iç huzursuzluklar baş gösteriri ve aile bireyleri birbirlerinde koparak yalnızlaşırlar. O kadar çok birbirlerinden uzaklaşırlar ki onların bir aile olduğunda artık söz etmemiz mümkün değildir.

 

Bu nedenle her koşulda ve şartta aile içi iletişimin öneminin farkında olarak hareketlerimize dikkat etmeli ve ona göre davranmalıyız. Böylece aile içi iletişimi kuvvetli olan aileler birlik ve beraberlik duygusuyla hareket ederler ve güzel bir yuvada yaşam fırsatı bulurlar. Bunun için her türlü gayreti göstermeli ve aile bireyleriyle iletişimimizi iyi ayarlamalıyız. Unutmayalım ki bir toplumun refahı ve mutluluğu o toplum en küçük yapı taşı olan aileden geçmektedir. Mutlu aileler mutlu ve huzurlu toplumları oluşturur.

Çocukların ebeveynleriyle iletişiminin önemi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Çocukların ebeveynleriyle iletişiminin önemi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

 

Aile içi iletişimde çocuk ebeveyn ilişkisinin önemi çok büyüktür. Çocuklar gelişme çağında ilk örnek aldıkları kişiler aile bireyleridir. Bu nedenle anne ve babaların çocuklarına gösterdikleri tavırları ve tutumları çocukları tarafından içselleştirilir ve büyüdüklerinde benzer davranışlar sergilerler.  Aile içinde çocuk ve ebeveyn ilişkisi açık ve net olmalıdır. Çocuğa karşı takınılacak agresif tavırlar ve sert davranışlar çocuğun psikolojik gelişimin olumsuz yönde etkileyerek özgüven yetersizliği yaşamalarına yol açar. Eğer tutarlı ve anlayışlı bir şekilde çocuklar yetiştirilmezse başta kendisine faydası olmadığı gibi aile ve toplumda pek bir faydası dokunmaz.

 

Bu nedenle tüm uzmanlar çocuk ve ebeveyn ilişkisinin çok sağlıklı olması gerektiğini önemle vurgulamakta ve ebeveynleri bu konuda uyarmaktadır. Ailenin çocuklarıyla kurduğu ilişkilere dikkat etmediği durumlarda çocuklar tutarsız davranışlar sergilemeye başlar ve yanlış kişilere yönelerek zararlı arkadaşlıklar kurabilir. Bu da hiç istenmeyen sonuçların doğmasına neden olur.

 

Burada anne- babaların ve çocukların yapmaları gereken belli başlı davranışlar vardır. Bunlar;

  • İlk önce anne ve baba çocuklarını koşulsuz sevmeli ve bunu onlara hissettirmelidir.
  • Tabi bu durumda çocuklarda aile içinde kendisine düşen sorumlukluları eksiksiz yerine getirmelidir. Asla anne ve babalarının üzüleceği davranışları sergilememelidir.
  • Çocuklar ailesine saygı çerçevesinde davranmalıdır.
  • Aile içinde demokratik bir ortam oluşturulmalı ve belli kurallar konularak aile düzeni sağlanmalıdır.
  • Aile içinde sevgi ve saygı ön planda olmalıdır.
  • Çocuklar anne ve babalarına duygu ve düşüncelerini çekinmeden söyleyebilmeli ve bu tür bir ortam oluşturulmalıdır.
  • Çocuklar rahatsızlık duyduğu şeyleri ailesinden kesinlikle saklamamalıdır.
  • Böylece anne-baba ve çocuk arasında bir güven tahsis edilmelidir.
  • Ancak bu şekilde huzurlu bir aile düzeni kurulmuş olur ve bu da mutlu bir toplumun oluşması demektir.

Oysaki, başka bir deyişle, özellikle, ilk olarak, son olarak ile ilgili cümle

“Oysaki, başka bir deyişle, özellikle, ilk olarak, son olarak” ifadelerinden her birini birer cümlede kullanınız. Cümlelerinizi defterinize yazınız.

 

1-Oysaki: Ben her sabah muz yerim oysaki akşamları da muz yiyebilirim.

2-Başka bir deyişle: Tarladaki otların başka bir deyişle çimenlerin üzerine oturmak çok zevkli.

3-Özellikle: Dondurmayı özellikle kış aylarında tüketmemeliyiz.

4-İlk olarak: Sözüme ilk olarak kendimi tanıtmakla başlamak istiyorum.

5-Son olarak: Son olarak şunu söyleyebilirim, her zaman düzenli çalışmak başarıyı getirir.

Oysaki, başka bir deyişle, özellikle, ilk olarak, son olarak

“Oysaki, başka bir deyişle, özellikle, ilk olarak, son olarak” ifadeleri sizce bir konuşma sırasında hangi amaçla kullanılır?

 

“Oysaki, başka bir deyişle, özellikle, ilk olarak, son olarak” gibi kelimeler konuşmada veya yazılı bir metinde düşüncemizi açıklamak ve o düşünceyi açarak vurgulamak için başka bir cümleyle bağlantı kurmak için kullanılır.

Örneğin; “oysaki” kelimesini bir düşünceyi açıklamak için kullanırız.

“başka bir deyişle” sözcüğünü ise, anlatılmak istenen şeyin farklı bir tarzda açıklamak ve eş anlamlı olarak kullanmaktayız.

“Özellikle” kelimesini de anlatılmak istenen düşüncenin önemini belirtmek için,

“İlk olarak” dediğimiz zaman söze en önemli detaydan başladığımız durumlarda,

“son olarak” sözcüğünü de anlatılan konu ve düşüncenin sonuç bölümünde yazıyı ve konuşmayı bitirmek istediğimiz zaman kullanırız.

 

Bu sözcüklere bir örnek verecek olursak;

Başımdan geçenleri yazıya dökmeyi çok seviyorum oysaki yazdıklarımı daha da kalıcı olabilmesi için bir kitap haline getirebilirim. Başka bir deyişle günlük olarak tutmak istediğim ve iç âlemimi yansıttığım satırlarımı kısa hikâyeler şeklinde yayınlamam da mümkün. Özellikle internet sitelerinde paylaşılmasını çok istiyorum, çünkü daha fazla kişiye ulaşabileceğimiz düşünüyorum. İlk olarak küçük sitelerde paylaşıp daha sonra okuyucu kitlesi yüksek olan sitelerde yayınlanması çok hoş olur. Son olarak da en popüler gazetelerde belki benim hikâyelerim de yayımlanır. Kim bilir!

İyon – dipol etkileşimine bir örnek

İyon – dipol etkileşimine bir örnek veriniz.

 

Zayıf etkileşim türlerinden olan Van Der Waals bağlarının alt başlıklarından birisi de iyon-dipol etkileşimleridir. Bu tür etkileşimler NaCl ve KCl gibi iyonik özelliklere sahip katıların su gibi polar özelliklere sahip çözücüler içerisinde çözünmesiyle oluşur. İyon moleküllerin kısmi yüklü kısımları ile polar molekülün kısmi yük kısmı arasında elektrostatik bir çekim kuvveti oluşur ve bu çekim katının çözünmesini sağlar. İyonun anyon yüklü kısmı pozitif yüklü kısma, katyon yüklü kısmı ise negatif yüklü kısım ile etkileşim sağlar.

 

Yemek tuzu olarak bilinen NaCl bileşiğinin su içerisinde çözünmesi olayı buna verilecek en güzel örnektir. Suyun içerisinde bulunan karşıt yüklü kısımlar iyonların yüklü kısımları ile etkileşime geçerek onları bulunduğu konumdan koparır. Bu sayede NaCl iyonları su içerisinde dağılmaya başlar. İyonlar ile su molekülleri arasındaki uzaklık arttıkça çekim kuvveti de o oranda azalacaktır.

 

Bu etkileşimlerde maddeleri bir arada tutan en önemli kuvvet negatif ve pozitif uçların birbirine uyguladığı çekim kuvvetidir. Sıcaklık, basınç ve çözünen maddenin cinsi bu tür etkileşimlerin kuvvetini değiştirecektir.

 

Sıcaklık: Tüm bağları doğrudan etkilediği gibi iyon-dipol etkileşimler de sıcaklığa bağlı olarak kuvveti değişmektedir. Her ne kadar tuzun su içerisinde çözünmesini hızlandırsa da bağ kuvvetini azaltmaktadır. Hızlı çözünmesinin en önemli sebebi de budur. Sıcaklık Na+ ve Cl iyonları arasında bulunan çekim kuvvetini azaltacak ve çabuk erimesini sağlayacaktır.

 

Basınç: Su içerisinde çözünmekte olan kristal yapıya sahip maddelere dışarıdan bir kuvvetle basınç uyguladığımızda yine aralarında bulunan bağların kopmasına neden olacaktır. Çözünme hızını artıran sebeplerden biri olarak bilinir.

 

Maddenin cinsi: Sıvı içerisinde çözünen iyonların elektron alma eğilimi fazla olduğundan çekim kuvvetini doğru orantılı olarak etkileyecektir.

Örnek olarak:

  • AlN-HBr
  • LiBr- C2H5OH
  • BeO-H2SO4 gibi karışımlar verilebilir.

Dipol – dipol etkileşimine bir örnek

Dipol – dipol etkileşimine bir örnek veriniz.

 

Kimyasal türler arası etkileşimlerden olan zayıf etkileşimler Van Der Waals ve hidrojen bağları olmak üzere ikiyi ayrılır. Van Der Waals Bağları ise dipol-dipol, iyon-dipol ve indüklenmiş dipol olarak 3 gruba ayrılır.

 

Bir molekülün iki ucunda bulunan yük miktarları eşit değil ve bir tarafta yük birikmesi mevcutsa bu moleküllere polar molekül adı verilmektedir. Bu tür moleküllerin kutuplu anlamına gelen diğer bir adı da dipoldür. Polar moleküller aralarında bulunan yüksek çekim kuvvetinden dolayı kalıcı yapılardır. Birden fazla polar molekülün bir araya gelerek oluşturduğu etkileşimler dipol-dipol etkileşimi olarak adlandırılır. Bir ucu kısmi olarak pozitif olan bir polar molekül ile ucu kısmi olarak negatif yüklü başka polar molekül yaklaştırıldığında zıt kutuplar arasında elektrostatik bir çekim kuvveti oluşur. Örnek olarak HCl bileşiği polar yapıya sahiptir. Dipol-dipol etkileşiminin özelliklerinden bazıları şunlardır.

 

  • Bu etkileşimi oluşturacak moleküllerin elektronegatiflikleri arasında bulunan fark arttıkça dipol-dipol etkileşiminin kuvveti ve molekülün sahip olduğu polarlık artar.
  • Polar atomları arasında bulunan dipol-dipol kuvveti arttığında o maddenin sahip olduğu erime ve kaynama noktası da aynı oranda artar.
  • Bu tür etkileşimler London etkileşimlerinden daha güçlü iken hidrojen bağlarından daha zayıf bir yapıya sahiptir.

 

Polar özelliklere sahip çözücü ve çözünen maddenin oluşturduğu çözeltiler de dipol-dipol etkileşimine örnek olarak gösterilebilir. Etanol ve sudan oluşan karışımlar bu türe bir örnektir.

 

Her etkileşimi olumlu ya da olumsuz olarak etkileyen sıcaklık faktörü dipol-dipol etkileşimleri de etkilemektedir. Sıcaklığın yüksek olması arada bulunan çekim kuvvetini azaltacağından sıcaklık olumsuz yönde etkileyebilir diyebiliriz.

 

Dipol- dipol etkileşimlerine örnek olarak göstereceklerimiz ise HCL, NH3 ve C2H5OH gibi bileşiklerdir. Bu tür bileşikler polar yapıya sahiptir ve yalnızca polar özellik taşıyan çözücüler içerisinde çözünür.

KCl tuzunun aynı sıcaklıktaki çözünürlüğü kaçtır?

40 gram tuz içeren 200 gram KCl tuzu çözeltisine aynı sıcaklıkta 20 gram daha KCl tuzu eklendiğinde çözelti doygun hâle geliyor. KCl tuzunun aynı sıcaklıktaki çözünürlüğü kaçtır?

 

Farklı iki maddenin farklı oranlarda bir araya gelerek oluşturduğu homojen karışımlara çözelti adı verilmektedir. Bu tip karışımlarda çözücü ve çözünen olmak üzere iki adet madde bulunur. Miktarı daha fazla olan ve genellikle sıvı halde bulunan maddelere çözücü, diğer madde veya maddelere ise çözünen adı verilir. Her çözücü belirli miktarda maddeyi çözebilir. Örnek olarak 100 gram suda en fazla 35 gram X maddesi çözünebilir ise bu miktar çözündüğü anda çözelti doygunluğa ulaşmış anlamına gelmektedir.

 

Çözeltiler derişimlerine göre aralarında karşılaştırılabilir. Derişim ise içerisinde çözünmüş madde miktarına göre değişmektedir. Örnek olarak 100 gram suda 30 gram tuz çözünen bir karışım ile yine aynı miktardaki suda 50 gram tuz çözeltisini karşılaştırdığınızda ilk çözelti daha derişiktir. Aşırı doymuş olarak adlandırılan çözeltiler kararsız bir yapıya sahiptir. Zamanla doymuş çözelti haline gelebilirler. Bu durumda ise bazı maddelerde kristalleşme meydana gelir. Bal ve reçel gibi maddelerin üzerinde oluşan yapılar bu sebepten meydana gelmektedir.

 

Yukarıdaki soruda ise 40 gram tuz içeren 200 gram KCL tuzu çözeltisine ifadesinde dikkat etmemiz gereken nokta; 200 gram olarak verilen miktar yalnızca çözücü miktarı değil çözeltinin toplam miktarıdır. Bu çözeltide 40 gram tuz ve 160 gram çözücü bulunmaktadır. 20 gram daha KCl tuzu eklendiğinde toplam 60 gram tuz ve yine 160 gram çözücü miktarı bulunmaktadır. Son durum doygun çözelti olduğundan bu çözücü daha fazla miktarda maddeyi çözemez. 160 gram çözücü içerisinde 60 gram KCL tuzu çözündüğünden çözünürlüğü 60/160 olarak yazılabilir. Bu ifade 160 gram çözücü içerisindeki en fazla miktarı ifade etmektedir.

Buzdolabına koyduğumuz bal neden kristallenir?

Buzdolabına koyduğumuz bal kristallenebilir. Nedenini ve kristallenmeyi yok etmek için neler yapılabileceğini araştırınız.

 

Satın aldığımız balları buzdolabına koyduğumuzda kristalleşmesi bir başka deyişle de donması gayet doğal bir olaydır. Kavanozda bulunan balın üst kısımları zamana bağlı olarak katılaşır ve üzerinde kristal yapılar oluşur. Bu olay tamamen fiziksel bir değişimdir. Diğer konulardan hatırlayacağınız üzere fiziksel değişim maddenin yalnızca dış görünüşünde meydana gelen değişimdir. Bu olayda da balın kimyasal yapısında herhangi bir bozulma ya da değişim meydana gelmez.

 

İçerisine kimyasal yollarla şeker şurubu vs. eklenmiş olan sahte ballar bu şekilde kristalleşme olmadan uzun zaman boyunca kalabilir. Almış olduğumuz balda bu olay meydana geldiğinde balın gerçek olduğunu anlayabiliriz. Özellikle kış aylarında balın elde edildiği çiçek ya da başka şartlara bağlı olarak kısa zamanda kristalleşme meydana gelebilir. Bu şekilde tüketildiğinde sağlık açısından herhangi bir zararı bulunmamaktadır. Bu şekilde tüketmek istemeyenler benmari usulü olarak da bilinen sıcak su ile dolu bir kabın içerisinde balı ısıtarak bu kristallerden kolayca kurtulabilirsiniz.

 

Kristalleşmenin en önemli sebepleri içerisinde yer alan polen ya da diğer partiküllerin miktarı, bal oluşumu sırasında yararlanılan çiçeklerin türü ve balın saklanıldığı yerin nem ile sıcaklık değerleri yer almaktadır. Bal içerisinde yer alan glikoz doyum noktasına ulaşır ve kristal duruma geçer. Balın kristalleşme sırasında meydana gelen olaylar yalnızca bundan ibarettir. 10 derecenin altında ve 25 derecenin üstüne kristalleşme daha zor meydana gelmektedir. Bu olay için en uygun sıcaklık 14 derecedir. Ballarımızı muhafaza ederken bu sıcaklık değerlerine dikkat ettiğimizde yaşanması daha uzun süre alacaktır.

 

Ülkemizde kristalleşmiş ballar ilgi görmezken diğer ülkelerde bir doğallık göstergesi olarak algılandığından daha çok ilgi görmektedir.

Ali ve Ayşe yağlı tabakları yıkamak için deterjanı sıcak suyla kullanmayı tercih etmişlerdir.

Ali ve Ayşe yağlı tabakları yıkamak için deterjanı sıcak suyla kullanmayı tercih etmişlerdir. Sıcak suyu kullanmalarının sebebi sizce ne olabilir?

 

Bir sıvının üst yüzeyinin esnek bir zar özelliği taşıması olayına yüzey gerilimi adı verilir. Bu olay sırasında sıvının yüzey katmanı olası en küçük alanı dahi kaplayacak şekilde büzülür. Tam tanımı olarak yüzey gerilimi birim uzunluk miktarına düşen kuvvet anlamındadır.

 

Sıvı molekülleri arasında birbirini tutmalarını sağlayan kohezyon adı verilen bir kuvvet bulunmaktadır. Sıvı yüzeylerinden oluşan yüzey geriliminin temel sebebi de budur. Bu kuvvet sıvının yüzeyinde iç kısımlara daha göre daha güçlüdür. Bir maddeyi sıvı yüzeyinde hareket ettirmek içerisinde hareket ettirmekten daha kolaydır.

Sıvı yüzey gerilimi aşağıdaki faktörlere bağlı olarak artış ya da azalış göstermektedir.

 

Sıvının türü: Sıvıların molekül yapıları birbirinden farklı olduğundan yüzeylerinde oluşan gerilim kuvvetleri de birbirinden farklıdır. Örnek olarak aynı sıcaklık altında su, etil alkol ve civanın yüzey gerilimleri karşılaştırıldığında civanın yüzey gerilimi en büyükken, etil alkolün gerilim kuvveti en küçüktür. Yapılacak her işlemde yüzey gerilimlerine göre sıvı seçimi yapmak işlerimizi kolaylaştıracaktır.

 

Sıcaklık: Tüm maddeler üzerinde belirli etkiye sahip olan sıcaklık, yüzey geriliminde de oldukça etkilidir. Yüzey gerilimi kuvvetiyle sıcaklık arasında ters bir orantı vardır. Sıcaklık arttığında yüzey gerilimi azalırken, sıcaklık azaldığında yüzey gerilimi artar. Moleküller sıcak ortamlarda daha fazla titreşim hareketi yaptığından bu da kohezyon kuvvetinin azalmasına neden olur.

 

Sabun ve deterjan eklemek: Bu kimyasal maddeler sıvı moleküllerinin arasına girerek kohezyon kuvvetini bozar ve yüzey geriliminin azalmasına sebep olur.

Evlerimizde yaptığımız temizliklerde hem deterjan hem de sıcak su kullanılmasının sebebi de yüzey gerilimini azalmaktır. Bu sayede su molekülleri kirler üzerinde daha kolay hareket eder ve çabuk temizlenmesini sağlar.