“Hiç Kimsenin İzinsiz Olarak Bir Başkasının Evinin İçine Bakması Helal Değildir. Eğer bakarsa (Eve) girmiş demektir…” Hadis-i Şerifte Bahsedilen Durumun Başınıza Gelmesi Size Neler Hissettirir?

“Hiç Kimsenin İzinsiz Olarak Bir Başkasının Evinin İçine Bakması Helal Değildir. Eğer bakarsa (Eve) girmiş demektir…” (Tirmizi, Salat 148.) Hadis-i Şerifte Bahsedilen Durumun Başınıza Gelmesi Size Neler Hissettirir?

Mesken kişilerin güvenle barındıkları mekanlardır. Tüm ev halkının bir araya geldiği, yaşam, istikrar, dinlenme, sükunet, rahatlama ve huzur yeridir. Evin içi kişilerin mahrem alanları olarak sayılabilmektedir. Ev halkının izni olmadan değil yabancıların girmesi kapı önünden bakması bile İslam dinine göre hoş karşılanmamaktadır. İnsanı değerler bakımından başkasının özeline göz dikmek veya gözetlemek toplum tarafından dışlanan davranışlar arasındadır. Çünkü bu tür davranışlar insanlar tedirgin olmasını sağlamaktadır. Ev içinde aile bireylerinin güven ve huzur içinde yaşaması için saygılı davranmak gerekmektedir. Aynı ev içinde yaşayan kişilerin bile şahsi odalarına girme istekleri izin dahilinde olmalıdır. Bir eve veya odaya girmeden önce kapıyı çalıp müsaade istemek gerekmektedir.

 

Kur’an’da Yüce Allah şöyle buyurmuştur “Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere geldiğinizi fark ettirip ev halkına selam vermedikçe girmeyin. Bu, sizin için daha iyidir; herhalde (bunu) düşünüp anlarsınız. Orada kimse bulamadınızsa, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eğer size ‘Geri dönün!’ denilirse hemen dönün. Çünkü bu, sizin için daha temiz bir davranıştır. Allah yaptığınızı bilir.” (Nur, 24/ 27-28).

 

İslam dininde Kur’an ve Peygamber Efendimiz gibi güzel rehberler sayende insanların nasıl davranmaları gerektiği açıkça belirtilmiştir. Uygun olan davranışlar ve güzel sözler çevresinde hareket edildiği zaman toplum içindeki huzur ve güven büyük oranda sağlanmış olacaktır.

İslam’ın Aileye Verdiği Önem

İslam’ın Aileye Verdiği Önemi Belirterek Kısaca Açıklayınız

Aile; anne, baba ve çocuktan oluşan ve toplumu meydana getiren en küçük birimdir. İslam dini için aile en önemli unsurlardan biridir. Aile insanların evlenerek çoğalabilmeleri için helal kılınmıştır. Bir genç evlenmek istediği zaman usulüne uygun olarak nikâhını kıyarak aile olabilir. Ardından helal dairede mutlu bir yaşam sürerek çoğalma arzusu ile çocuk sahibi olunur. Aile çocukların gelişi ile daha da büyümektedir. İnsanlar inançlarını, değerlerini, gelenek ve göreneklerini, terbiyelerini ailelerinde almaktadırlar.

 

Aile yetiştirdiği çocukları nasıl terbiye eder ise topluma o kadar faydalı insanlar olabilmektedirler. Toplumun huzuru için aile en önemli kavramların başında yer almaktadır.

Anne ve babaların çocuklarına verdiği terbiye ve eğitimler çok önemlidir. İslam dinide bu eğitimleri ve terbiyeyi oldukça önemsemektedir. Ailesinden doğru eğitimi alan her birey topluma daha faydalı olmaktadır.

İslam dininde aile büyüklerine verilen değerlerde önemli bir yere sahiptir. Saygı ve sevgi olan dinimiz anne baba hakkı ve evladın anne babası üzerinde bulunan hakları konusunda da oldukça hassas bir anlayışa sahiptir.

 

İyi bir Müslüman huzuru ve sevgiyi sadece helal dairesinde ve ailesi ile bulmaktadır. Helal daire insanları haramdan korur ve günaha yaklaşmaktan alıkoyar. Huzurlu bir aile yaşantısı olan Müslümanlar topluma faydası dokunan iyi insanlar olmaktadırlar. Dinimiz iyi bir müslümanın her konuda örnek olması gerektiğine vurgu yapmaktadır ve en iyi örnek olunabilecek konuların başında da aile yaşantısı gelmektedir.

İnsanı Değerlerin Toplumun Genelinde Zayıflamasıyla Yaralanma ve Öldürme Olaylarının Artması Arasındaki İlişki

İnsani değerlerin toplum genelinde zayıflamasıyla yaralama ve öldürme olaylarının artması arasındaki ilişkiyi arkadaşlarınızla değerlendiriniz.

İnsanların huzurlu, mutlu ve güven içinde yaşaması için bazı insani değerler ön plana çıkmaktadır. Bu değerlere duyulan saygı insanların daha rahat yaşamasına olanak sağlamaktadır. İnsani değerler eşitlik, özgürlük, kardeşlik, adalet, sevgi, saygı, hoşgörü, dostluk ve dayanışma insanlara verilen ortak değerlerdir. Bu değerlere duyulan saygının kaybedilmesi toplumun bozulmasına en büyük etkendir. Bozulan toplumda hırsızlıkta görülür cinayette çünkü tek bir değerin bile bozulması insanlar arasında çatışma çıkmasına etkendir.

 

  • Özgürlük; her insan özgür doğar ve özgür yaşama hakkında sahiptir. Bazı kişilerin çıkıp bunu engellemeye çalışması insanlar arasındaki güveni zedelemektedir.
  • Eşitlik; insanlar toplum içinde eşit haklara sahiptir. Eğitim hakkından, barınma hakkına kadar her konuda eşitlik söz konusudur. Son zamanlarda bu değerin ihlal edilmesi insanların ezilmesine sebep olmaktadır.
  • Adalet; kanun önünde herkes eşit haklara ve yargılanma hakkına sahiptir. Statü ve mevki doğrultusunda ihlal edilen bu hak daha büyük haksızlığın meydana gelmesine etkendir.
  • Hoşgörü; insanların yaşamları, davranışları, kazançları, özel hayatları kendilerini ilgilendiren kavramlardır. Üstümüze vazife olmadan girilen işlerin sonucu ortaya karmaşa çıkmaktadır.
  • Dayanışma; Hem toplum olarak hem de dini vazife olarak dayanışma bizim için önemli konulardan biridir. Komşusu aç iken uyuyamayan Peygamberin ümmeti olarak üstümüze düşeni ne kadar yapıyoruz. Bozulan toplumun her bir zerresinde bizim davranışlarımızın önemi vardır. İnsanlar üzerine düşen görevleri eksiksiz yerine getirdiği zaman hem düzen hem eşitlik hem huzur sağlanmış olacaktır.

Birinin Size Açıktan Mı Yoksa Gizlice Mi Düşmanlık Etmesi Daha Kötüdür?

Birinin Size Açıktan Mı Yoksa Gizlice Mi Düşmanlık Etmesi Daha Kötüdür?

Aslında düşmanlık her zaman kötü davranışlar arasındadır. İnsanların birbirleri ile iyi geçinmesi dost olması gerekirken neden düşman olunur ki? Baktığımızda açıktan yapılan düşmanlık daha iyidir çünkü karşıdaki insanın niyetini bilerek ona göre önlem almak mümkündür. O insanı değiştirmek için verilen bazı uğraşlar ile yolundan döndürmek mümkün olabilir. Gizliden sinsice yapılan düşmanlık bizim için her zaman daha kötüdür. Dost gibi görünüp, zor günümüzde yanımızda olup arkamızdan iş çeviren kötü niyetli insanlar her zaman daha tehlikelidir. İnsanlar böyle kişilere güvenmekte ve her şeyi paylaşmaktadır. Kötü niyetli bu insanlar iyi bildikleri tanıdıkları insanların en hassas noktasından yaklaşabilmektedir. Bu nedenle her zaman gizliden yapılan düşmanlıktansa açıktan yapılan düşmanlık daha iyidir.

 

Bu konu ilgili hadislere baktığımızda;

“Dost tokadı daha acıdır.” insan her zaman en yakınının vefasızlığından ve hıyetinden acı çekmektedir. Dosttan gelen düşmanlık aynı zamanda dostun kaybedilmesine neden olmaktadır. İki kat acı olarak insana dönmektedir.

 

Diğer bir hadiste “Birbirinizden nefret etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir Müslümanın din kardeşiyle üç günden fazla küs durması helal olmaz.” Aslında düşmanlık ve küslük şu geçici dünya yüzünden ebedi dünyanın heba olmasına neden olmaktadır. Bu nedenle rüya aleminden gerçek aleme geçene kadar insanlarla dost olup iyi geçinmek gerekmektedir.

Can Güvenliğinin Olmadığı Toplumda Yaşamak Ne Tür Sonuçlar Doğurur?

Can Güvenliğinin Olmadığı Toplumda Yaşamak Sizce Ne Tür Sonuçlar Doğurur?

İnsanların hayatlarını onurlu, güvenli ve huzurlu geçirmesi için vazgeçilmez bazı temel hakları vardır. Bunlar; din akıl, namus, can ve mal güvenliğidir. Korunması gereken bu haklar dinin vazgeçilmez temel değerleri olarak adlandırılmaktadır.

Can güvenliği; insanın güvenle yaşama hakkıdır. Bu hak bütün insanlara verilmiştir. Bu hakka sahip olmayan bir kişinin diğer haklarını koruyup sahip çıkması pek mümkün değildir. İnsanlar Allah tarafından yaratılan en değerli varlıklardır. Bu nedenle insanların Allah’a karşı bazı sorumlulukları vardır. İnsanların bu sorumlulukları tam olarak yerine getirebilmesi için can güvenliğinin olması gerekmektedir. Can güvenliği olmayan bir kimsenin sorumluluk alması mümkün değildir. Aynı insanların zamanda aile kurabilmesi, soyunu devam ettirebilmesi için can güvenliği mutlaka olmalıdır.

 

İslam dininde insan hayatına büyük önem verilmektedir. Kur’an-ı  Kerimde “Kim bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarma (gibi bir sebep) olmaksızın öldürürse, o bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa bütün insanları yaşatmış gibi olur…” buyrulmuştur. Yine başka bir ayette ” Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın” (İsra. 17/ 33) buyrulmuştur.

 

İslami kaynaklarda görüldüğü üzere insan can güvenliğine büyük önem verilmektedir. Biz aciz insanlar  bu kadar büyük rehberlerin gösterdiği yoldan ayrılmaktayız. Ve ne yazık ki kibir, kıskançlık ve mal sevgisi yüzünden gerçek ve ebedi hayatı yok etmekteyiz.

Bir Günahı İşlememekle O Günaha Yaklaşmamak Arasında Ne Gibi Farklar Vardır?

Bir Günahı İşlememekle O Günaha Yaklaşmamak Arasında Sizce Ne Gibi Farklar Vardır?

Allah’ın hoşnut olmayacağı ve ceza gerektiren davranışlara günah denilmektedir. Allah’ın rızasını kazanmak için günah işlememek oldukça mühimdir. Bir hadiste ‘ Ufacık günahtan kaçınmak bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir.’ Denilmektedir. Günah işlememek ise o günahı bilip ondan uzak durmak demektir. Allah u Teâlâ kullarının günahlarını ve hangi konularda günah işleyeceklerini zaten bilmektedir. Ancak Allah kullarının yaptıkları bu hatalarından dolayı kendilerinden af dilemesini ve tekrar aynı günahtan uzak durmalarını istemektedir.

 

Günaha yaklaşmamak ise bildiğiniz bir günahın işlenme ihtimali olan ortamdan bile uzak durmak manasına gelmektedir. Mesela İslam dininde büyük günahlar bulunmaktadır. Af dilenmediği sürece en büyük ceza verilecek günahların başında zina gelmektedir. Peygamber efendimiz bu büyük günah hakkında bilgilendirirken zina günahını işlemekten kaçınılmasını değil kesinlikle zinaya yaklaşılmaması gerektiğini dile getirmektedir. Yani zinanın işlenme olasılığı bile olan ortamlardan bile uzak durulması gerektiğini vurgulamaktadır.

 

Her kul ister istemez hataya düşerek günaha yönelebilir. Ancak Allah tövbe kapısını her daim açık tutmaktadır. Af dileyen kullarını Allah affedeceğini zaten bildirmiştir. İyi bir kul olmak için ibadetlerinizi düzenli bir halde yerine getirerek günah işlemekten ve günaha yaklaşmaktan uzak durarak Allah’ın rızasını kazanan kullardan olabilirsiniz. Bir günahı işlememek için kul olarak gereken özeni göstererek nefsiniz üzerinde hâkimiyet kurmanız gerekmektedir. Günaha yaklaşmamak için ise Allah yolundan ve helal daireden uzaklaşmayarak kendinizi koruya bilirsiniz.

Akıl ve İradesini Kullanamamak İnsana Neler Kaybettirir?

Akıl ve İradesini Kullanamamak İnsana Neler Kaybettirir?

Akıl ve irade Allah’ın yaratmış olduğu tüm varlıklar arasında sadece insana verilmiş olan bir özelliktir. İnsanlar aklı ile iyiyi kötüyü ayırt ederler ama iradeleri ile ise tercihte bulunurlar. İnsanlar yaşadıkları bir olay karşısında akıl yürüterek doğru ve yanlışa kolalıkla ulaşırlar. Ancak bu doğru veya yanlış arasında tercihlerini kendi iradeleri ile gerçekleştirmektedirler.

 

Dinimizde akıl ve irade sahibi olmayanlar sorumlu kabul edilmemiştir. Yani bir günah işleseler bile bundan sorumlu değillerdir çünkü aklen iyi ve kötü arasında ayrım yapabilecek halde değillerdir. İnsanların akıl ve iradesini kullanamaması yanlış davranışlar sergileyerek günaha ve harama yönelmesine neden olabilir. Akıl ve iradenin kullanılamadığı her alanda insan her hatayı kolaylıkla yapabilir. Bazı insanlar dünyevi bir takım şeyleri kullanarak da akıllarını kullanmayı engeller duruma gelebilmektedir. Her kötülüğün anası olan alkol ve uyuşturucu insanların akıl muhakemesi yapması engellemektedir. Bu nedenle bu kötülüklerden uzak kalarak akıl ve iradenizi etkin olarak kullanmanız mümkündür.

 

Eğer insanlar akıllarını ve iradelerini doğru olarak kullanırlar ise hem bu dünyada hem de ahrette mutluluğu yakalayabilirler. Allah kullarının neler yapacağını elbette ki bilmektedir. Ancak yol ayrımına geldiğinizde tercihinizi akıl yürüterek ve kendi iradeniz ile en doğru tercihi belirlemeniz için kullarına cüzi bir irade bahşetmiştir. Bu iki unsuru kullanmayarak hem çevrenize hem kendinize zarar verebilirsiniz. Unutmayınız ki topluluk halinde yaşayan insanlardan birinin yanlışa yönelmesi direk olarak diğer toplum üyelerini de etkilemektedir.

Isparta gülü ile ilgili üretim çalışmaları yapan bir kişi istediği özelliklere sahip yeni bir bitki ederken eşeysiz üremenin hangi çeşidinden yararlanılmalıdır?

Isparta gülü ile ilgili üretim çalışmaları yapan bir kişi istediği özelliklere sahip yeni bir bitki elde etmiştir. Bu bitkinin ticari üretiminin sağlanabilmesi için eşeysiz üremenin hangi çeşidinden yararlanılmalıdır?

Bir canlının başka bir canlıya ihtiyaç duymadan, üreme hücresi oluşturmadan, döllenme olmadan, kendi ile aynı kalıtsal özelliklerde bir birey meydana getirmesine eşeysiz üreme denir. Eşeysiz üremede yeni canlılar mitoz bölünme sonucu oluşur. Bundan dolayı oluşan her canlı ata canlı ve diğer oluşan canlılar ile aynı kalıtsal özellikleri taşımaktadır. Bu durum zayıf özellikler bakımından dezavantaj oluştursa da güçlü özellikler bakımından da canlıya avantaj sağlar. Eşeysiz üreme hızlı gerçekleşir. Eşeysiz üreme çeşitleri arasında ikiye bölünme, tomurcuklanma, sporla üreme ve vejetatif üreme yer alır. Bunların arasında vejetatif üreme yüksek yapılı çiçekli bitkilerde görülür. Yani bu bitkiler hem tohumla eşeyli olarak hem de eşeysiz olarak üreyebilir.

 

Eşeysiz üremede kalıtsal özelliklerim doğrudan, değişime uğramadan aktarıldığından bahsetmiştik. Bu özellik insanlar tarafından özellikle bitki ıslah çalışmalarında kullanılmaktadır. İstenilen özelliklerdeki bitkinin eşeysiz üremeyle çoğaltılmasıyla aynı özellikte bitkiler oluşur. Var sayalım ki Isparta gülü ile ilgili üretim çalışmaları yapan bir kişi istediği özelliğe sahip bir gül elde ettiğinde bu bitkinin eşeysiz üremesini sağlayarak aynı özellikte güller elde edebilir. Gül normalde eşeyli üreyebilen yüksek yapılı bir bitkidir. Fakat eşeyli üreme sonucunda istenilen özellikler ortaya çıkmaya bilir. Bu yüzden ticari üretim yapılacak güllerde vejetatif üreme yöntemi kullanılır. Bu sayede birbiri ile aynı özelliklere sahip güller elde edilebilir.

Eşeysiz üremeyle ilgili 5 kavram

Aşağıdaki boşluklara eşeysiz üremeyle ilgili 5 kavram yazınız.

Tek bir canlının herhangi bir eşe ihtiyaç duymadan, kendiyle aynı kalıtsal özelliklerde yeni bir canlı oluşturmasına eşeysiz üreme denir. Oluşan yeni bireyin ata canlı ile aynı kalıtsal özellikte olması eşeysiz üremenin özellikleri arsında sayılabilir. Bunun dışında eşeysiz üremede bütün bireyler mitoz bölünme sonucu oluşur, kalıtsal çeşitlilik gözlenmez, eşeysiz üreme çok hızlı gerçekleşir ve özellikler nesilden nesle değişmeden aktarılır. Ata canlı erkek veya dişi olarak değerlendirilemez.

 

İkiye bölünme, sporla üreme, tomurcuklanma, vejetatif üreme ve mitoz eşeysiz üremeyle ilgili kavramlar arasında sayılabilir. Bunların bazıları aynı zamanda eşeysiz üremenin çeşitleridir. Eşeysiz üreme çeşitleri 4 tanedir. Bunlardan ilki ikiye bölünme daha çok tek hücreli canlılarda görülür. Mitoz bölünme ile iki canlı oluşmasını ifade eder. Sporla üreme bir diğer eşeysiz üreme çeşidi olup mantarlarda ve çiçeksiz bitkilerde üreme amacıyla tercih edilir. Tomurcuklanarak üremede ana canlının vücudunda oluşan tomurcuktan yeni bir canlı gelişir. Bira mayalarında, hidralarda, mercanlarda bu üreme yöntemi kullanılmaktadır. Son eşeysiz üreme çeşidi olan vejetatif üreme ise yüksek yapılı çiçekli bitkilerde görülür. Vejetatif üremenin de kendi içinde dört farklı türü vardır. Çelikle, yumru ile, sürücü gövde ile ve soğan ile vejatatif üreme mümkündür. Ata canlı ile aynı özellikle bireyler oluştuğundan özellikle yüksek özelliklerin aktarılması için bu yöntemler kullanılır.

Hücre döngüsünde kontrol edilen üç temel faktör nelerdir?

Hücre döngüsünde kontrol edilen üç temel faktörü yazınız.

Hücre bölünmesi canlının büyüyüp gelişmesi, çeşitli sebeplerden dolayı canlılığını yitiren hücrelerin yerine getirilmesi ve üreme faaliyetleri için gereklidir. Bu sayede canlı gelişimini tamamlar, kendini yeniler ve sahip olduğu genetik bilgileri gelecek nesillere aktarır. Tek hücreli canlılar ikiye bölünerek yeni bireyler meydana getirirken çok hücreli canlılar ise yeni bireyi meydana getirecek olan üreme hücrelerini üretir.

 

Hücrenin büyüyüp bölünmeye başlamasından bir sonraki bölünmeye kadar geçen sürece hücre döngüsü denir. Hücrenin bölünebilmesi için gerekli büyüklükte olması gerekir. Bölünme sonucu oluşan hücre bir sonraki bölünmeye kadar olgun hale gelir. Bu evreye interfaz evresi denir. Yeterli olgunluğa ulaşan hücre çekirdek ve sitoplazma bölünmesi geçirecektir. Bu evreye ise mitotik evre denir. Hücre bölünmesi kontrollü bir şekilde gerçekleşir. Çeşitli etkilerle oluşan uyarılar hücre döngüsünü başlatır. Bölünme sırasında bölünmenin sorunsuz devam edip etmediği kontrol noktalarında tespit edilir. Eğer ters giden bir durum varsa bölünme gerçekleşmez. Eğer bu sistem devre dışı kalır ve kontrolsüz bölünme gerçekleşirse kanser oluşur. Hücre döngüsünde bulunan kontrol noktalarının interfaz G1 evresinde bulunur. Bu noktada hücrenin büyüklüğü ile birlikte yeterli genetik materyale ve besine sahip olup olmadığı kontrol edilir. İkinci kontrol noktası interfaz G2 evresinde bulunur. Burada DNA hasarları ve hücre büyüklüğü kontrol edilir. Son kontrol noktası ise mitotik evrede bulunur. Bu kontrol noktasında bölünmeden hemen önce bölünmeyi sağlayacak iğ iplikçiklerinin kromozomlara doğru bağlanıp bağlanmadığı kontrol edilir.