Türkiye’de Yerleşmeler Nasıl Sınıflandırılır?

Türkiyede Yerleşmeler Nasıl Sınıflandırılır?

Türkiye içerisindeki yerleşmeler nüfus ve ekonomik faaliyetlere göre sınıflandırılmaktadır. Her iki koşulda da ortaya farklı farklı coğrafi terimler ortaya çıkarak; insanların yaşam şartları da bu sınıflandırma kapsamında baz alınan durumlardan bir tanesi olarak değerlendirilebilmektedir.

 

İlk olarak ekonomik şartların ele alındığı sınıflandırma biçiminden söz etmek gerekirse; iki farklı yerleşme şeklini görebilmek mümkündür. Kırsal ve kentsel olarak yapılan bu ayrımda da insanların yaşam alanlarında göstermiş olduğu çalışmalar söz konusu olmaktadır. Kırsal yerleşmeler köy ve köy altı yerleşmeleri olarak iki farklı kısımda ortaya çıkabilmektedir. Köylerde yaşayan insanların tarım ve hayvancılıkla ilgilenmesinin yanı sıra aynı zamanda da nüfus olarak bu bölgenin düşük sayıda kişileri barındırmasından dolayı bu sınıfın ilk maddesi olarak ifade edilmektedir. Köy altı yerleşmeler de nüfusun düşük olması ve ekonomik faaliyetlerin tarım ve hayvancılıktan ibaret olarak görülmesinden dolayı yayla, divan, mezra ve kom adlarıyla da var olmaktadır.

 

Kentsel yerleşmeler ise daha çok nüfusa sahip olan yerleşim alanlarıdır. Aynı zamanda da ekonomik etkinliklerin bu tip yerleşim alanlarında daha çok çeşitlilik gösterdiği de görülebilmektedir. Sanayi, ticaret, turizm ve idari amaçlar doğrultusunda kurulan şehirler aynı zamanda da nüfuslarına göre değişik isimler de alabilmektedir. Küçük, orta ve büyük şehirler olarak da nüfus sayısına göre farklı şekillerde tanımlanabilmekte olan yerleşim birimleri olarak görülebilmektedir.

Türkiye Mevcut Mutlak Konumuna Göre 25 Derece Daha Kuzeyde Yer Alsaydı Bu Durum Yerleşmelerin Dağılışını Nasıl Etkilerdi?

Türkiye Mevcut Mutlak Konumuna Göre 25 Derece Daha Kuzeyde Yer Alsaydı Bu Durum Yerleşmelerin Dağılışını Nasıl Etkilerdi?

 

Enlem etkisi ülke içerisindeki yaşayışı etkileyen en temel faktördür. Bir ülkenin matematiksel konumuna göre iklim şartları ve yaşanabilirlik oranı ortaya çıkmasından ötürü de oldukça ön planda olduğu bir detay da gözlemlenebilir. Türkiye matematiksel konumu ile bir orta kuşak ülkesi olarak değerlendirilmektedir. Sıcak ve soğuk iklimlerin görülebildiği bu kuşakta aynı zamanda farklı tip bitki ve hayvan türlerini görebilmek de son derecede olağan bir gelişme olarak ifade edilmektedir. Bu da daha elverişli şartları ortaya koyma konusunda etkin bir durumu sağlamaktadır. Eğer ki ülkemiz 25 derecede daha kuzeyde yer alsaydı bu tip iklim şartlarına bağlı gelişmelerin ortada olmayarak daha zorlu bir konumda yer alması söz konusu olabilecekti.

 

Türkiye’nin 25 derece daha kuzeyde yer alması demek kutup kuşağı ülkeleri arasında yer alıyor olması manasına gelebilecekti. Bu ülkeler daha çok soğuk bir noktada yer alarak aynı zamanda da yaşayış için zorlu koşullar içermektedir. Tarım ve hayvancılık gibi ekonomik faaliyetler de minimum düzeyde seyrederek avcılık faaliyetinin daha da arttığı gözlemlenebilirdi. Aynı zamanda da gece gündüz saatlerinde de oldukça fazla bir fark ortaya çıkarak Güneş’in batmayacağı beyaz geceler bile yıl içerisinde görülebilen bir unsur olarak adlandırılabilen bir durum olurdu.

Türkiye Topraklarının İlk Yerleşmelerin Kurulduğu Alanlardan Biri Olmasında Etkili Olan Faktörler Nelerdir?

Türkiye Topraklarının İlk Yerleşmelerin Kurulduğu Alanlardan Biri Olmasında Etkili Olan Faktörler Nelerdir? Açıklayınız.

Türkiye üzerinde var olan toprakların ilk yerleşim alanları arasında var olmasında genel olarak doğal nedenler yatmaktadır. Türkiye’nin tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmasındaki temel unsurlar bu şekilde kısaca ifade edilebilmektedir. İlk insanlardan itibaren doğal kriterler Türkiye’nin elverişli bir konumda olduğunu gösterebilmektedir.

 

Türkiye sınırları içerisinde görülen iklimin ne kadar elverişli olduğu ve insan yaşamını sürdürebilme noktasında da etkin olduğu görülebilmektedir. Farklı iklimlerin görülmesinden dolayı da bu bölge içerisinde yer alan bitki ve hayvansal gıdaların çeşit çeşit olmasına da olanak vermesi önemli bir kriter olarak kabul görmektedir.

 

Türkiye içerisindeki ilk yerleşim yerleri Fırat ile Dicle arasındaki bölge olarak bilinen Mezopotamya ile beraber Büyük Menderes Ovası ve Kızılırmak ile Yeşilırmak kenarları olarak görülmektedir. Önceki çağlarda yaşamış olan insanların temel su ihtiyaçlarını gidermek adına medeniyetlerini bu tip bölgelerde kurmalarına özen gösterdikleri de aşikar bir durum olarak ifade edilmektedir.

 

Tarıma uygun olan toprak yapısına sahip nitelikte var olan bölgelere dayalı olarak da yerleşimlerin ilk zamanlarda ortaya çıktığı görülebilmektedir. İnsanların ilk klanları kurmaları ve yerleşik hayata geçmelerinin temel nedeni olarak görülen etkenin tarım olmasından kaynaklı olarak verimli arazilere yerleşmeleri de son derecede normal bir durum olarak ifade edilmektedir. Türkiye içerisinde ise delta ovaları yerleşim açısından ilk medeniyetlere ev sahipliği yapsa da Tuz Gölü etrafı ve Taşeli Platosu gibi yerlerde pek fazla insanın yaşadığı söylenemez.

Türkiye’de Yerleşmelerin Dağılışı Düzenli Midir?

Türkiye’de Yerleşmelerin Dağılışı Düzenli Midir? Açıklayınız.

Türkiye’de var olan yerleşim alanlarının dağılımı farklı kategorilere göre değişkenlik göstermektedir. Bu tip yerleşim alanları farklı coğrafi bölgeler içerisinde de görülerek düzensiz bir konumda var olmaktadır. Türkiye’de farklı farklı iklimlerin görülmesinden kaynaklı olarak yerleşim biçimlerinin değiştiğini gözlemlemek mümkün olmaktadır. İklim şartlarının yeterli olduğu alanlarda daha aktif yerleşim alanlarını görebilmek mümkün olmakla beraber düzenli bir yerleşim alanının ortaya çıktığı da söylenebilmektedir. İklim açısından elverişsiz olan alanlarda da tam tersi bir durumun ortaya çıktığı da gözlemlenebilmektedir.

 

Türkiye’de var olan yeryüzü şekillerine dayalı olarak da yerleşim seçeneklerinin farklılık göstereceği söylenebilmektedir. Engebeli ve yüksek alanlarda dağınık yerleşme etkin olurken; bu bölgenin gelişmesini de olumsuz olarak etkilemektedir.  Aynı zamanda da Karadeniz Bölgesi gibi dağınık yerleşme alanlarında nüfus yoğunluğunun az olduğu da söylenebilmektedir. Marmara ve Ege Bölgesi içerisinde düzlük yeryüzü şekillerinden kaynaklı olarak da nüfus yoğunluğunun fazla ve toplu yerleşme alanları görülebilmektedir.

 

Toprağın biçimi de yerleşim alanlarını etkileyebilecek kriterler arasında var olmaktadır. Çorak ve kıraç arazilerin bulunduğu bölgelerde nüfus oranının son derecede düşük olduğu görülebilmekte olup; verimli arazilerde ise tam tersi bir durum da ortaya çıkabilmektedir. Tuz Gölü ve Konya Ovası gibi bölgeler en iyi iki örnek olarak değerlendirilebilmektedir.

 

Ekonomik faaliyetler ve kaynaklar da yerleşme düzenini belirleyen faaliyetler arasında önemli bir noktada varlık göstermektedir. Endüstriyel çalışmaların var olduğu bölgelerde iş gücüne fazlasıyla talep olmasından dolayı göç almakta ve yerleşime bağlı nüfus yoğunluğu da artış göstermektedir. Marmara Bölgesi’nin Çatalca Kocaeli Bölümü içerisinde bu tip göçlere bağlı nüfus yoğunluğunun arttığı görülebilmektedir.

 

Maden ve enerji kaynaklarının fazla olduğu bölgelerde de insani güce gereksinim fazlasıyla duyulmaktadır. Burada da ideal bir çalışma sahası meydana getirileceği üzere insanların kas gücüne ihtiyaç duyulabilecektir. Yine Marmara Bölgesi’nde olduğu gibi aynı zamanda da Zonguldak, Batman, Denizli ve İzmir gibi bölgelerde de sık sık rastlanabilmektedir.  Böylelikle ekonomik ve sosyal olarak da gelişme göstererek aktif bir pozisyonda var olmaktadır.

Bazı Kırsal Yerleşmelerde Evler Birbirine Çok Yakın Kurulurken Bazılarında Evlerin Uzak Olmasının Nedenleri Nelerdir?

Bazı Kırsal Yerleşmelerde Evler Birbirine Çok Yakın Kurulurken Bazılarında Evlerin Uzak Olmasının Nedenleri Nelerdir?

Kırsal yerleşmeler içerisinde evlerin birbirlerine olan konumunda yeryüzü şekilleri ve su kaynakları da etkili olmaktadır. Bu yerleşimler farklı farklı isimleri alarak mimari yapılarına dayalı olarak da insanların ikamet ettiği noktalar olarak da adlandırılmaktadır.

 

Toplu yerleşme adı altında ortaya çıkan kırsal kesimlerde evlerin birbirlerine yakın olarak inşa edilmesi söz konusu olabilmektedir. Genel olarak ova ve platolardan kaynaklı olarak da köylerin toplu bir yerleşme özelliği içerisinde olduğu görülebilmektedir. Su kaynaklarının yetersizliğinden dolayı insanların suyu etkin kullanmak adına bu şekilde bir planlama hazırladıkları da görülebilmektedir. Güneydoğu Anadolu, İç Anadolu, Marmara ve Ege kırsallarında toplu yerleşmelere denk gelebilmek de mümkün olabilmektedir.

 

Dağınık yerleşme seçenekleri içerisinde de evlerin birbirlerine uzak olduğu görülebilmekte ve evler arasındaki uzaklıklar dağlık ve engebeli alanlardan kaynaklı olarak görülmektedir. Birkaç yüz metreye kadar ulaşabilen evler arasındaki mesafelerde aynı zamanda da tarım alanlarının da son derecede küçük ve parça parça olduğu da görülebilmektedir. Doğu Karadeniz Bölümü, Akdeniz Bölgesi’nin Toros Bölümleri ve Doğu Anadolu’nun Erzurum Kars yöresinde görülebilmektedir. Dağınık yerleşim alanları içerisinde ise bahçecilik ve hayvancılık gibi ekonomik faaliyetlerin gerçekleştirilmesi de gerekmektedir.

 

Çizgisel yerleşmelere bağlı olan kırsal bölgeler kapsamında da bir akarsu ya da yol çizgisinde binaların olduğu alanlar olarak ifade edilebilmektedir. Bu tip yerleşim alanlarının ekonomik faaliyetleri içerisinde de balıkçılık, tarım ve hayvancılık olarak da görülebilmektedir.

 

Dairesel yerleşmeler ise düz ve herhangi bir engebeli arazi içermeyen alanlarda da tercih edilebilmektedir. Bu kırsal alanlarda ise bir merkeze sahip olan yerleşim bölgeleri olarak da görülebilmektedir. Tarım, hayvancılık ve ormancılık gibi faaliyetler bu tip yerleşim alanlarında yaşayan kişilerin gerçekleştirdiği faaliyetler olarak görülebilmektedir.

 

Kıyı boyu kırsal yerleşmeler kapsamında da deniz ve göl kenarlarına kurulan yerleşim alanlarını görebilmek mümkün olmaktadır. Turizme de açık olan bu alanların aynı zamanda da denizcilik, balıkçılık, tarım ve hayvancılık ekonomik etkinlikler içerisinde olduğu da söylenebilmektedir.

Yerleşim Birimleri Hangi Özellikleri Bakımından Birbirinden Farklılık Gösterir?

Yerleşim Birimleri Hangi Özellikleri Bakımından Birbirinden Farklılık Gösterir? Açıklayınız.

 

Yerleşim birimlerinin birçok alanda farklı özelliklere sahip olmasından ötürü farklılık göstermektedir. Kırsal, kentsel, endüstriyel, toplu, dağınık ve planlı bir biçimde gerçekleştirilmektedir. Aynı zamanda da büyüklükleri, işlevleri ve lokasyonları ile de sınıflandırılabilmektedir. Ancak genel olarak kırsal ve kentsel olarak ayrım yapılmasından dolayı da etkili olarak görülebilmektedir. Kentsel ve kırsal olarak ayrılan yerleşim yerlerinin nüfus ve ekonomik faaliyetler öncü olarak baz alınarak bölümlendiği de söylenebilmektedir. Bundan kaynaklı olarak coğrafi alanların birçok farklı amaca ulaşması durumu da ortaya konulmaktadır. Kırsal ve kentsel olarak ayrımların halkın ekonomik anlamda ayrışmasında da etkin bir yerde bulunabilecektir.

 

Kırsal yerleşmeler içerisinde var olan tarlalar, bağlar, bahçeler, ormanlar, meralar ve kırsal konutları içermesi ile bilinmektedir. Daha çok tarım, hayvancılık ve ormancılık ile de geçimini sağlamak durumunda da kalabileceklerdir. Bu durumda da köy ve köy altı yerleşmeler de ortaya konulabilecektir. Köy ve köyden küçük yerleşim noktaları bu detaylar etrafında şekillenmektedir.

Kır yerleşmelerinin ortak özellikleri içerisinde nüfusun oldukça düşük olduğu söylenebilmektedir. Yerleşim kurulan alanların son derecede zor olduğu da görülmektedir. Kırsal kesimde yaşayan nüfus arasında dayanışmanın da had safhada olduğu görülebilmektedir. Etnik yapı bakımından tekil olarak görülmektedir. Belli bir sınırların ortak alan olması gibi aynı zamanda da özel mülkiyetleri de barındıran alanlardır.

 

Kentsel yerleşmeler ise kırsallara göre daha fazla nüfus içererek etnik yapı bakımından daha da çoğulcu olan alanlar arasında yer almaktadır. Yerleşim alanları bakımından da çok geniş sınırları içerebilmektedir. Ekonomik fonksiyonlarına ve nüfuslarına göre de değişkenlik gösteren isimleri içermektedir. Tarım, sanayi, ticaret ve turizm gibi ekonomik işlevleri içeren kentlerin öte yandan idari, askeri, kültürel ve sanatsal olarak da faaliyetlerini gösterebilmektedir. Fonksiyonları bakımından da şehirlerin şartlarının kırsal alanlara göre daha aktif olduğu da görülmektedir. Bundan dolayı da insanların daha aktif yaşam sürdüğü ve farklı alanlara da yönelebileceği tarzda da ön planda yer alarak daha fazla da talep çekebilecek tarzda da tasarlanabilmektedir.

Türkiye Neden Antarktika’da Araştırma Üssü Kurmak İstemektedir?

Türkiye Neden Antarktika’da Araştırma Üssü Kurmak İstemektedir?

Antarktika yakın zamanda itibaren ülkelerin dikkatini çekerek araştırma merkezleri arasında yer almaktadır. Antarktika’nın henüz tamamen keşfedilmeyen bir kıta olmasından dolayı herhangi bir biçimde araştırmaların merkezi olarak da görülmektedir. Farklı farklı ülkelerin Antarktika içerisinde bilim adamları ve araştırmacılarıyla varlık gösterme içerisindeki faaliyetlerine Türkiye de dahil olmak istemektedir. Antarktika’da var olan yeni canlı türlerinin yanında maden yataklarına dayalı bir girişimin olduğu da görülebilmesi noktasında da önemli bir girişimin sonuçlanabileceğine dair bir durum da ortaya çıkacaktır. Bu noktada da Türkiye’nin de diğer ülkelerle aynı gelişime sahip olması adına ve ülkeler arasında var olan rekabete de dahil olması noktasında son derecede başarılı bir sonuca ulaşmaları da gerekmektedir.

 

Güney Kutbu olarak da bilinen Antarktika kıtası içerisinde var olan canlı türlerine dayalı olarak araştırma yapmak son derecede mümkün olan bir durumdur. Özellikle sadece bu kıta üzerinde yaşayan penguenler için yapılacak olan araştırmaların mutlak bir gereklilik olarak görülmesi de söz konusudur. Bunun temel sebebi olarak ise penguenlerin sosyalliği ve canlılık özelliği hakkında tamamen bilgi sahibi olunmadığından dolayı bu tip bir araştırma işlemi de hayata geçirilecektir. Biyomların ve yaşam çeşitliliğinin ortaya konması noktasında da önemli bir araştırma parçası olarak da görülmekte olup; Antarktika’ya bambaşka bir önem de kazandırmaktadır.

 

İnsanlığın uzun zamandır enerji kaynaklarına dayalı maden gereksinimleri ortaya çıkmaktadır. Diğer kıtalarda bu tip gereksinimleri gidermek adına hammaddelere dair yeni kaynakların bulunmasına dayalı çalışmalar da gerçekleştirilmektedir. Antarktika içerisinde gerçekleştirilen incelemelerden dolayı da maden yatakları bakımından bu bölgenin zengin bir noktada olduğunu da gösteriyor. Buna bağlı olarak sanayileşme konusunda hammadde materyallerine gereksinim duyan ülkelerin Antarktika’ya bağlı yönelim içerisinde oldukları da görülebiliyor. Türkiye de gelişmekte olan ülkeler sınıfında olduğundan dolayı Antarktika’ya yönelmek durumunda olmak zorunda hissetmektedir. Türkiye’nin sanayi ve bilim alanında gelişme göstermesi için Güney Kutbu’na dayalı harekete geçmesi söz konusu olarak; çoğu kesim tarafından da önerilen bir durum olarak da ifade edilen bir süreç olarak görülebilmektedir.

Osmanlı Devleti’nin uyguladığı İstimalet politikasını açıklayınız.

Osmanlı Devleti’nin uyguladığı İstimalet politikasını açıklayınız.

 

İSKAN POLİTİKASI

İslam dünyası, Osmanlılardan önce Roma İmparatorluğunun ülkesini Bilâd-ı Rum veya Memleketü’l Rum olarak tanıyordu. Selçuklularla birlikte Türk hakimiyetine geçen Anadolu’da Rum ismi vaktiyle Bizans idaresinde bulunmuş olan Anadolu’yu gösteren coğrafi terim olarak kullanılır oldu. Osmanlı Devleti’nin Rumeli’ye geçmesiyle birlikte devlet, ele geçirdiği topraklara Anadolu’nun çeşitli yerleşim yerlerinden önemli miktarda Türk nüfusunu yerleştirmiştir. Bu durum bir yerde yeni fetihlere de zemin hazırlamıştır. Çünkü her yeni fethedilen yöreye nakledilen nüfus sayesinde ordunun daha ileri mesafelere gitme imkânı doğmakta ve bu yerleştirilen nüfus orduya gıda, barınma, binek hayvanı gibi lojistik destek sağlamaktaydı. Bu cümleden olarak Osmanlı iskân politikasının bu ilk devresi, devletin genişlemesiyle paralel olarak dışa dönük bir iskân şeklinde adlandırılabilir.

Kuruluş devrinde birçok tarikat mensubu dervişin önderliğinde başlayan bu ilk iskân hareketleriyle birlikte, yeni alınmış yerlere ahali yerleştirildi. Çeşitli yerlerde vakıflar tesis edildi. Derbent tesisleri kurulup buralara ahali yerleştirmek suretiyle özetlenebilen bir metotla iskân siyaseti gerçekleştirildi.

 

OSMANLI DEVLETİ’NDE İSTİMALET SİYASETİ

Sözlük manası meylettirme, cezbetme, gönül alma, birinin gönlünü celp etme reayaperverlik (XIX. yüzyılda) veya engin hoşgörü olan bu kelimenin, Osmanlı siyasi tarihinde hem farklı hemde önemli bir yeri vardır. Özellikle Hıristiyan reayaya karşı takip edilen hoşgörülü siyasetin tarifi demek olan İstimalet, imparatorluğun son devrine kadar uygulanmıştır. Bu hoşgörülü siyaset başlangıçta Osmanlı fetihlerinin başta gelen düsturu olmuştur. Osmanlı Beyliği’nin daha başlangıçta Bizans tekfurlarıyla iyi münasebetler kurmak istemesi, zaman zaman da başarılı olması İstimalet politikasını ifade edebilmektir.

İlk Türk İslam devletleri ile İslam öncesi Türk devletlerinin yönetim anlayışlarını karşılaştırınız.

İlk Türk İslam devletleri ile İslam öncesi Türk devletlerinin yönetim anlayışlarını karşılaştırınız.

 

“Türk Cihan Hakimiyeti Ülküsü” İslâmiyet’in kabulü ile “Cihat” anlayışıyla birleşerek “İslamiyet’in dünyaya hâkim olması” şekline dönüşmüştür.

İlk Türk devletlerindeki “kut” inanıcı İslamiyet’i kabul ettikten sonra İslami bir anlam kazanarak “Allah’ın takdiri veya nasibi” olarak yorumlanmıştır. Kut’un belli bir hanedana verildiği düşüncesi aynen devam etmiştir.

 

Türklerin İslâm dünyasına hâkim olması İslâm devlet hukukunda da bir takım değişikliğe neden oldu. Emeviler ve Abbasiler döneminde halifeler hem siyasi hem de dini işleri idare ederdi. Büyük Selçuklulara kadar İslâm Dini ’ni kabul eden devletlerin hükümdarları halifenin yüksek otoritesini tanımaktaydılar. Bu kural 1058 tarihinde Abbasi Halifesi temsil ettiği siyasi otoriteyi bir törenle Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’e devretti. Böylece İslâm tarihinde ilk defa resmen dini ve siyasi otorite birbirinden ayrıldı.

İlk Türk Devletlerinde devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı meclise kurultay (toy, kengeş) adı verilmiştir.

 

10 soruluk ilk türk devletleri çözümlü sorular testi için tıklayın

 

Kurultaya hakan, hatun, vezirler, Boy beyleri, komutanlar, ileri gelenler, idari görevliler katılmıştır.

Devletten devlete bir farklılık göstermekle birlikte kurultayın aldığı kararlar bağlayıcı nitelikteydi. Kağan kurultayın kararlarını dikkate almak zorundaydı. Alınan karara uymazsa ortaya çıkan sonuçlardan sorumlu tutulurdu. Kurultay, hükümdarın uygulamalarını kabul etmeyebilirdi. Mesela Kök Türk Devletinde Bilge Kağan’ın (716-734) şehirlerin surlarla çevrilmesi ve Budizm’in kabul edilmesi istekleri kurultay tarafından reddedilmiştir.

İlk Türk devletleri ile Türk İslam devletlerini teşkilat yapısı açısından karşılaştırınız.

İlk Türk devletleri ile Türk İslam devletlerini teşkilat yapısı açısından karşılaştırınız.

 

TÜRK-İSLAM KÜLTÜRÜNÜN ORTAYA ÇIKIŞI

Talaş Savaşı’ndan sonra İslamiyet, Türkler arasında hızla yayılmaya başladı. X. yüzyıldan itibaren Türklerin İslam medeniyetinin etkisi altındaki bölgelere yerleşmesiyle Türk ve İslam kültürleri etkileşim sürecine girdi. Uzun bir süreçte gerçekleşen bu etkileşim neticesinde her iki kültürün değerlerini de bünyesinde barındıran “Türk-İslam kültürü” ortaya çıktı.

  • Türklerde bugünkü anlamda devlet, “il” (el) kelimesi ile ifade edilmiştir.
  • İl kelimesi barış anlamına da gelmektedir.
  • Türk devletlerinde kağan yönetme yetkisini Gök Tanrı’dan alır. (Karizmatik İktidar: Kaynağını Tanrıdan alan iktidarlara verilen isimdir.)
  • Kağan, bu yetkiyi sadece kendi devletinde değil yeryüzündeki bütün insanlar üzerinde kullanmayı amaçlamıştır. “Türk cihan hâkimiyeti” olarak adlandırılan bu görev ilk Türk devletlerinden başlayarak süreklilik arz eden millî bir ülkü hâline gelmiştir.
  • Devlet belirli kurallara göre idare edilmiştir. Yeni kurulan devlette ya da iktidar değişikliğinde kağanın yaptığı ilk icraat töreyi tespit etmektir. Töreye uymayan kağanlar, Tanrı ve halk nezdinde itibarını kaybederek iktidardan uzaklaştırılmıştır

Türklerde devlet “bağımsızlık, halk, ülke ve teşkilat” olmak üzere birbirini tamamlayan dört unsurdan meydana gelmiştir.

 

TÜRK-CİHAN HÂKİMİYETİ

İlk Türk devletlerindeki; Türk Cihan hâkimiyeti ülküsü ise “Cihat” anlayışıyla birleşerek “İslamiyet’in dünyaya hâkim olması” şekline dönüşmüştür. 

 

DEVLET HALK İÇİNDİR

  • İlk Türk devletlerinde görülen” ülkenin töreye uygun ve adaletli yönetilmesi”, “Devlet halk içindir” anlayışı Türk İslam devletlerinde de devam etmiştir.