Bilimsel Çalışmalarla İlgili Duyduğunuz En Son Gelişme Nedir?

Bilimsel Çalışmalarla İlgili Duyduğunuz En Son Gelişme Nedir?

Günümüzde bilim ve teknoloji o kadar hızlı ilerlemekte ve gelişmektedir ki, insanın bu hıza anlık olarak erişmesi, anlaması ve bu gelişmelere adapte olması o denli kolay olamamaktır. Nitekim uzay teknolojileri, 3D yazıcılar, yazılımlar, elektrikli otomobiller, robotik teknolojiler ve yapay zekâ çalışmaları son dönemde en popüler çalışmalardır.

 

Yapay Zekâ Neler Getirecek?

Yapay zekâ, insan tarafından geliştirilmiş ve insanlık tarihini kökünden değiştirecek bir buluş olacaktır. Nitekim bugüne kadar pek çok bilimkurgu roman, hikâye ve filmlerine esin kaynağı olması bile henüz gelişim evresinde olan yapay zekânın etkileri arasında sayılabilir.

İnsan eliyle yapılan bir yapay zekâ ünitesinin temel özelliği, tıpkı insan gibi öğrenebilen bir yapıya sahip olmasıdır. Öğrendiklerini uygulayan ve bunun için de dışarıdan herhangi bir müdahaleye ihtiyaç duymayan makinalardır.

 

Bu makinalar tıptan bahçıvanlığa, büyük sanayi komplekslerinde üretim yapmaktan insanlara ev işlerinde yardım etmeye kadar pek çok alanda kullanılabilecektir. Bu da üretim süreçlerinde insana olan ihtiyacı son derece azaltacaktır. Ancak durum insanoğlunun bir nevi dışlanması anlamına geliyorsa, insan geçimini nasıl sağlayacak soruları akla gelmektedir. Bu seviyelere ulaşılması halinde, vatandaşlık maaşı veya insanların günde bir veya iki saat çalıştıkları bir gelecek bizi beklemektedir diyebiliriz. Bu sayede bol ve boş zamana sahip olacak olan insanoğlu kültürel, sanatsal ve felsefi olarak kendini geliştirme imkânlarına daha fazla kavuşmuş olacak.

Anadolu’yu Yurt Edinme Açısından Malazgirt Savaşı İle Miryokefalon Savaşı Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır?

Anadolu’yu Yurt Edinme Açısından Malazgirt Savaşı İle Miryokefalon Savaşı Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır?

Anadolu’ya yapılan Türk göçlerinin çok eski tarihlere dayanmasına rağmen bir yurt olarak görülmeye ve yeni bir fetih hedefi haline gelmesi ise Türklerin İslamiyet’i kabulü sonrasında meydana gelmiştir.

Nitekim Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan’ın başkomutanlığında diğer Türk beyleri ve İslam devletlerinin de desteği ile Malazgirt’te Bizans ordusu arasında büyük bir savaş yaşanmış ve bu savaşı Türkler 1071 tarihinde kazanarak Anadolu’nun kapılarını açarak Türklere yeni bir yerleşim ve yurt edinmenin fırsatını sağlamıştır.

 

Malazgirt Savaşı İle Miryokefalon Savaşı Arasındaki İlişki

Bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmek isteyen Türk boyları ve beylikleri akın akın Anadolu topraklarına göç etmeye ve Anadolu’ya yerleşmeye başlamıştır. Ancak Bizans Malazgirt’te hezimete uğramış olsa da Anadolu’ya yerleşmek isteyen Müslüman Türkleri bu topraklardan atmak için çeşitli siyasi ve askeri ittifaklara gitmiş ve haçlı seferlerinin başlatılmasını sağlamıştır. Fakat haçlı seferleri de Müslüman Türk akınlarının durmasını sağlayamamıştır.

Anadolu’daki Türk ilerleyişini kesin olarak durdurmak isteyen Bizans büyük bir ordu ile günümüzde Denizli Çivril civarında bulunan Miryokefalon’da Türk ordusu ile karşı karşıya gelmiş ve 1176 tarihinde gerçekleşen bu savaş neticesinde artık Anadolu’da Türk hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmıştır.

Bu iki savaş arasındaki en kuvvetli ilişki Malazgirt’le açılan Anadolu’nun kapıları sonrası Miryokefalon savaşı sonrası Anadolu tamamen Türk hâkimiyeti altına girmesi olmuştur.

Anadolu’ya Yönelik Türk Akınlarının Giderek Artması Bizansı Nasıl Etkilemiştir?

Anadolu’ya Yönelik Türk Akınlarının Giderek Artması Bizans’ı Nasıl Etkilemiştir? Bizans İmparatoru Böyle Bir Durumda Neler Yapmış Olabilir?

Anadolu üzerine Türk akınlarının artmasında pek çok etken söz konusudur. Bunların başında Moğol tehlikesi gelmektedir. Ayrıca Orta Asya’da iklim koşullarının her geçen gün kötüleşmesi de Türklerin göç etme sebeplerindendir. Çünkü genel olarak göçebe yaşam tarzını benimsemiş ve hayvancılık yaparak geçimlerini sağlamakta olan Türkler yeterli otlak alının olmaması nedeniyle daha verimli topraklara göç etmeye başlamışlardır.

 

Türklerin Anadolu’ya Gelişleri

Türklerin Anadolu’ya gelişleri 1071 tarihinde kazanılan Malazgirt Muharebesi ile olmayıp daha önceki tarihlerde de göçler yaşanmış ancak Bizans’ı ve Avrupa’yı tedirgin edecek kadar bir etki yaratmamıştır.

Ancak 1071’de Türklerin kazanmış oldukları bu önemli başarı, bu topraklara olan Türk göçlerini hızlandırdığı gibi Anadolu’nun artık bir fetih hedefi olduğunu ve gazaların arkasının kesilmeyeceğini ortaya koymuştur. Bu amaç doğrultusunda Anadolu’nun fethedilerek bir Türk yurdu haline dönüştürülmesi Bizans ile Türkler arasında savaşlar ve çatışmalar yaşanmıştır.

Anadolu’ya yönelik Türk akınlarının durduramayacağını anlayan Bizans’ın tedirginliği giderek artmıştır. Hıristiyan Ortodoks mezhebinden olmalarına rağmen Katolik Avrupa devletlerinden ve Vatikan’dan yardım istemişlerdir. Bunun üzerine Avrupa’da kurulan Kutsal İttifak yani Haçlı Orduları Türklerin üzerine gitmek ve kutsal saydıkları Müslümanların hâkimiyetinden almak için harekete geçmişlerdir.  Ancak tüm bu siyasi ve askeri hamleler başarısızlıkla sonuçlanmış, Türkler Anadolu’ya yerleşmiş, İstanbul fetih olunmuş ve Türkler Avrupa’nın içlerine kadar ilerlemişlerdir.

Alparslan’ın Anadolu’nun Fethine Beylerini Görevlendirmesinin Sebepleri Neler Olabilir?

Alparslan’ın Anadolu’nun Fethine Beylerini Görevlendirmesinin Sebepleri Neler Olabilir?

1071 tarihinde gerçekleştirilen Malazgirt Savaşı sırasında Alparslan’ın Türk beylerini görevlendirmesinin asıl sebebi bir Türk birliği kurarak Anadolu’nun fethedilmesini hızlandırmaktır. Böylelikle elde edilecek bir galibiyette payları olacak olan Türk beyleri bu coğrafyada yaşama ve İslam’ı yayma konusunda daha istekli bir hale geleceklerdir.

 

Çünkü Anadolu’nun fethi Hıristiyan âlemi için bir tehlike teşkil edecek ve ilerleyen süreçlerde kutsal ittifak altında Müslüman Türkler ile Hıristiyan haçlı orduları karşı karşıya gelecektir. Bu durumun farkında olan Sultan Alparslan bu fetih sürecinde kendi milliyetinden olan Türk beylerinin yanı sıra diğer İslam devletlerinin de destek verme yönündeki isteklerini geri çevirmemiştir.

 

Anadolu’nun Fethi ve Yarattığı Etkiler

Türkler tarafından Anadolu’nun fethedilme sürecinin başlamasıyla siyasi, ekonomik ve askeri pek çok etki ortaya çıkmıştır. Anadolu’nun fethi yavaşlamaya başlayan İslam’ın yayılmasına tekrardan bir dinamizm katmış ve Hristiyan âleminin kontrolünü elinde bulunduran Vatikan’ı ve Ortodoks âleminin önderi olan Bizans’ı birbirlerine yakınlaşmasına neden olmuştur. Bu yakınlaşma sonucunda kurulan kutsal ittifak hem siyasi hem de askeri anlamda Hıristiyanların birleşmesine neden olmuştur.

Anadolu’nun fethi iktisadi etkilerde yaratmıştır. Çünkü doğu ve batı arasındaki ticaretin en yoğun olarak yapıldığı ipek yolunun ana güzergâhlarından olan Anadolu kimin hâkimiyetine geçerse gücü de elde etmiş olacaktı. Bu coğrafyanın Türklerin eline geçmesi Avrupa devlerini ekonomik acıdan da tedirgin etmiştir.

Bu hâkimiyet mücadelesi Avrupalıların haçlı ordularını kurmaları ve yıllarca sürecek olan Müslüman Hristiyan çatışmalarını başlamıştır.

 

Tarihte kahramanlığıyla ün yapmış kişilerden en çok hangisi sizi etkilemiştir?

Tarihte kahramanlığıyla ün yapmış kişilerden en çok hangisi sizi etkilemiştir? Niçin?

 

Tarih boyunca her milletin belli dönemlerde kahramanları var olmuştur milletin içine düştüğü sıkıntılarda ve değişimin gerektiği zamanlarda ortaya çıkan bu kişiler fedakârlık sadakat ve özveri ile çalışarak milletine farklı bir bakış açısı ve hatta yaşam tarzı kazandırmıştır. Dediğim gibi her milletin farklı bir kahramanı vardır ama benim için, örnek aldığım ve takdir ettiğim tek bir kahraman var. Tarihte kahramanlığı ile ün yapmış ve beni en çok etkileyen kişi Mustafa Kemal Atatürk’tür.

 

Bugün burada olmamızı ve eğitim almamızı kendimizi ifade edebilmemizi, ailemizin ve sevdiklerimizin sağlıklı ve rahat bir şekilde hayatlarını sürdürmesini, yaşam standartlarımızı ve refahımıza onun sebep  olduğunu düşünüyorum. Atatürk’ün kurduğu cumhuriyette ona sadık ve onun düşüncelerine de riayet eden yöneticilerin varlığı ile günümüze kadar ulaştığımızda kabul edilir bir gerçekliktir.

 

Eğer O ve silah arkadaşları ile birlikte milletimiz fedakârlıklar yapmasaydı ve milleti için bir mücadele vermiş olmasaydı biz ne bugün burada olurduk ne de sevdiklerimiz rahat ve huzur içinde yaşıyor olurdu. Hepimizin örnek alması gereken karakterde ve çalışkanlık da olan Mustafa Kemal Atatürk hiç vazgeçmeden, hiç yılmadan milleti ve vatanı için çalışmış benim gördüğüm en büyük kahramanlardan biridir. Tarih boyunca Atatürk gibi, milletlerin kaderini değiştiren birkaç tane büyük kahraman vardır ama benim kendime örnek aldığım ve her daim gurur duyduğum en büyük kahramanı Mustafa Kemal Atatürk’ dür.

Kütüphanelerde kitapların çeşitli ölçütlere göre gruplandırılması, bize ne gibi kolaylıklar sağlayabilir?

Kütüphanelerde kitapların çeşitli ölçütlere göre gruplandırılması, bize ne gibi kolaylıklar sağlayabilir? Düşüncelerinizi belirtiniz.

 

Kütüphanelerde kitapların belli ölçülere göre gruplandırılması ulaşım açısından kolaylıklar sağlayabilir. Örneğin kütüphaneye gittiğimizde konularına ve türlerine göre kitaplar ayrılmamış olsa ihtiyacımız olan kitabı bulmamız saatler hatta günler alabilir. Ama kütüphanede her kitap kendi türüne ve konusuna göre ayrıldığı için kolaylıkla ihtiyacımız olan bilgiye ulaşma şansına sahip olabiliyoruz.

 

Kütüphanede kitapların gruplandırılması:

  • Zamandan tasarruf etmemizi sağlar
  • Bilgiye Kolay ulaşmamızı sağlar.
  • Kafa karışıklığının önüne geçer.
  • Kitapların uzun yıllar deforme olmadan kullanılmasını sağlar.

 

Eğer kütüphaneler karmakarışık yerler olsaydı kimse kütüphaneye gitmek istemezdi. Bununla birlikte bilgiye ulaşmamış cahil bir topluluk olarak kalırdık. Kütüphanelerde kullanılan birçok sınıflama sistemi bulunmaktadır. Bunlardan biri açık raf sistemidir. Ve Dewey onu sınıflama sistemi sayesinde konularına göre yan yana yer alan kitaplar tek tek kodlanmış olarak hizmete sunulur. Bir başka kolaylıkta çevrimiçi arama yöntemleri ile aradığımız kitabın kütüphane içerisinde var olmadığını kitaplar arasında kaybolmadan bulabilme şansına sahip olmamızdır. Sınıflandırmadaki amaç birbiriyle bağlantılı konulara sahip olan kitapları bir düzen içerisinde sıralayarak kullanımı kolaylaştırmak aynı zamanda kullanım sonrası tekrar yerine kolaylıkla olmasını sağlamaktır.

 

Dewey onlu sisteme göre kodlar ise şu şekildedir:

  • 000 genel konular
  • 100 felsefe ve psikoloji
  • 200 din
  • 300 toplum bilimleri
  • 400 dil ve dilbilim
  • 500 doğa bilimleri ve matematik
  • 600 teknoloji
  • 700 güzel sanatlar
  • 800 edebiyat ve retorik
  • 900 coğrafya ve tarih

Şeklinde sınıflandırılmıştır.

Kurtuluş Savaşı’nı anlatan bir tarih kitabı mı yoksa bu savaşı konu alan bir roman mı daha çok ilginizi çeker?

Kurtuluş Savaşı’nı anlatan bir tarih kitabı mı yoksa bu savaşı konu alan bir roman mı daha çok ilginizi çeker? Düşüncelerinizi nedenleriyle söyleyiniz.

 

Kurtuluş savaşını anlatan bir roman daha çok ilgimi çeker çünkü hikâyeleştirilmiş anlatımları daha çok ilgi çekici buluyorum. Orada yaşanan duyguları ve olayları kurgu üzerinden ve karakterler üzerinden okuduğumda daha fazla anlayacağımı düşünüyorum. Örneğin Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban isimli romanında Kurtuluş Savaşı’nda geçen bir hikâye anlatılır ve okurken kendimizi kahramanın yerine koyma şansına sahip oluruz. Yine benzer örnekler verecek olursak Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara Romanı, Halide Edip Adıvar’ın Vurun Kahpeye ve Ateşten Gömlek romanı, Kurtuluş Savaşı’nı en güzel anlatan romanlar arasındadır.

 

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban romanında 1. Dünya Savaşı’na katılmış bir subayın hikâyesi anlatılmaktadır. Roman sayesinde, Porsuk çayını ve Anadolu’nun zaman içerisindeki durumunu gözlemleme şansını elde ederiz. Paşaoğlu olan başkarakter Ahmet Celal, yerleştiği köydeki köylüler için bir Yaban olarak algılanmaktadır. Anadolu’nun durumu: cehalet, bilgisizlik ve yoksulluk bütün yönleriyle ele alındığında Kurtuluş Savaşı’nı romanlar üzerinden anlamak çok daha kolay olmaktadır.

 

Kurtuluş Savaşı ile alakalı bilgi edinmek istediğimizde kesin ve net bilgileri tarih kitaplarından edinebilir olayların insanlar üzerinde nasıl etkiler bıraktığını öğrenmek için de Kurtuluş Savaşı’nı konu alan romanlar okuyabiliriz.

Bir şey öğrenmek için seçtiğimiz kitapların basıldığı zaman dilimi, yayınevi, anlatım şekli oldukça önemlidir. İster tarih kitabı, ister roman olsun özenerek hazırlanmış bir çalışmadan yararlanmak her zaman faydalı olacaktır.

 

Hayatımın dönüm noktaları dediğiniz olayları neye göre tespit edersiniz?

“Hayatımın dönüm noktaları” dediğiniz olayları neye göre tespit edersiniz? Düşüncelerinizi sözlü olarak paylaşınız.

 

Hayatımın dönüm noktaları olarak gördüğüm olayları düşündüğümde, beni mevcut durumumdan başka bir duruma aktaran ve hayatımın değişmesini sağlayan olaylar olarak değerlendirebilirim. Bir olay olduğunda olay için hayatının dönüm noktası diyebilmem olayın gerçekten hayatıma köklü bir şekilde müdahale etmiş olması özelliğini taşımasını gerektirir.

 

Örneğin sabahları erken uyanamamak hayatımın dönüm noktası değilken sabah hiç uyanamadığım için okula hiç gidememiş olmak hayatımı değiştirecek etken olaylardan biri haline gelebilir. Burada uyanmamak hayatımın dönüm noktasını yaşamam için tetikleyici bir unsur olmuştur ama hayatımın dönüm noktasını yaşatan olay ise hiç okula gitmemiş olmamdır.

 

Örneğin üniversiteye gitmek hayatımın dönüm noktası olarak kabul edebileceğim olaylardan biri olabilir ama üniversiteye gitmemin tam anlamıyla hayatımın dönüm noktası olabilmesi için üniversiteyi de başarı ile bitirip gerçekten hayal ettiğim konumda olabilmem gerekir. Duygusal olarak hayatımın dönüm noktası olarak kabul edebileceğim olaylarda vardır. Örneğin sevdiklerimden birini kaybetmem yine hayatımın dönüm noktası olarak kabul edebileceğim noktalardan biridir. Ailemize yeni bir üyenin katılması da benim için hayatımın dönüm noktası olabilir.

Her bireyin hayatı algılaması ve hayatın içerisinde varlığını sürdürmesi kendi süzgecinden geçirdiği ve kabul ettiği değerlerle gerçekleşmektedir. Eğer hayatın dönüm noktalarını genellemeye kalkarsak burada hataya düşmüş oluruz çünkü herkesin hayatının dönüm noktası farklı olmaktadır.

“Fedakarlık, sadakat, saygı” gibi değerlerin aile ve toplum yaşamındaki yeriyle ilgili neler düşünüyorsunuz?

“Fedakârlık, sadakat, saygı” gibi değerlerin aile ve toplum yaşamındaki yeriyle ilgili neler düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi sözlü olarak paylaşınız.

 

Fedakârlık sadakat ve saygı gibi değerler aile ve toplum yaşamında büyük rol oynar. Öncelikle aile toplumun en küçük yapı taşı olduğundan eğer ailenin içerisinde bu kavramlar mevcut değilse toplum yaşamına da etki etmesi mümkün değildir. Türk aile yaşamında saygı sadakat ve fedakârlık kavramları oldukça yoğun bir şekilde yaşanmakta ve normal standartlardaki bir Türk ailesinin içerisinde bu kavramlara yoğun bir şekilde rastlamaktayız.

 

Örneğin fedakârlık dediğimizde aile içerisinde ilk akla gelen anne ve baba olmaktadır. Sadakat kavramı dediğimizde aile birliğini ve varlığına eşlerin anne baba olarak ve eş olarak sadık kalması ve çocukların da bu sadakate riayet etmesi gerekliliği gözlemlenmektedir. Ailenin içerisinde büyük küçük yaşlı ve genç hiç fark etmeksizin her bireyin birbirine saygı duyması düşüncelerini dinlemesi ve ona uygun değilse bile saygı ve anlayış çerçevesi içerisinde karşılaması gerekmektedir.

 

Ailemiz içerisinde kardeşimize, annemize, babamıza ablamız ve ağabeyimize herhangi bir zarar gelmesini istemeyiz işte aile içerisindeki bu yaşantının topluma da bütünleşmiş edilmesi gerekmektedir.

Ailenin içerisinde nasıl davranıyorsak dışarıda toplum yaşamının içerisinde de bu şekilde davrandığımızda sağlam ve karakterli bir toplum olarak yaşamımızı sürdürmemiz mümkündür. Eğer bu kavramları ailemizin içerisinde, okula geldiğimizde arkadaşlarımızla aramızda, öğretmenimize ve büyüklerimize karşı uygulamaz ve benimsemez isek toplumun bir arada kalması ve ilerlemesi kesinlikle mümkün olmayacaktır.

Edebiyatın tarihle nasıl bir ilişkisi olduğunu düşünüyorsunuz?

Edebiyatın tarihle nasıl bir ilişkisi olduğunu düşünüyorsunuz?

 

Edebiyatın tarihle çok yakından bir ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Yazının icadı tarihi için bir devir açıp bir başka devri kapatırken aynı zamanda edebiyatında yazılı olarak icra edilmesine olanak sağlamıştır. İlk İnsanlar duygularını ve olayları mağaralara duvar resimleri aracılığıyla kazırken yazının icadı ile daha kalıcı ve daha anlaşılır bir şekilde duygularını ifade etme şansına sahip olmuşlardır.

 

Edebiyatın tarihle başka bir boyuttan ilişkisi ise şöyle değerlendirilebilir. Tüm dünyanın, ülkelerin ve toplulukların geçirmiş olduğu tarihsel süreçte yaşanan olaylar insanları etkilemekte ve edebi eserlere yansımaktadır. Örneğin Kurtuluş Savaşı’nı yaşayan milletimizin edebiyat tarihinde Milli Edebiyat Dönemi oluşmuş ve milli eserler ortaya çıkmıştır. Süreçlerin edebiyatı, edebiyatında süreçleri etkilediği bu açıdan bakıldığında su götürmez bir gerçektir. Tarihi ve edebiyatı birbirinden ayrı düşünmek değerlendirmeye çalışmak anlam konusunda eksikliklere yol açacak ve ne edebiyatının ne tarihin tam anlamıyla anlaşılmasına olanak sağlamayacaktır.

 

Unutmamak gerekir ki tarihin akışını da edebiyatın gelişimini de insanlar idame ettirmiştir ve her iki olguda birbirinden ayrı düşünülemez. İnsanlar kendilerini ifade etmek istemeseler hiçbir zaman bu kadar değişmeyecek ve gelişmeyecektik. Hatta belki de hala avcı toplayıcı bir toplum olarak yaşamımızı devam ettiriyor olacaktık. Ama insanın düşünme isteği ve düşünme yeteneği sayesinde hem edebiyat hem tarih iç içe ilerlemiştir.

Bir örnek da verecek olursak matbaanın icadı tarihi bir gelişim olarak kaydedilirken edebiyatında herkese ulaşmasını sağlayan bir aracı olmuştur.