İstiklal Marşımız nerelerde okunur?

Dünya üzerinde yar alan tüm devletler; kendilerine özgü bir tarihleri, kültürleri, belli sınırlara sahip toprağı, yönetim şekli ve milli marşı gibi kendilerine özgü birtakım değerlere sahiptirler. Söz konusu bu değerler, o devleti oluşturan halkın benimsemiş olduğu, kabul ettiği ve gerektiği zaman da uğruna canını dahi göz kırpmadan feda edebileceği bir niteliğe sahiptir. Tıpkı bunun gibi milletimizin içinde bulunduğu Kurtuluş Savaşı yıllarının o sıkıntılı ve bir o kadar da heyecan dolu günlerin iman dolu havasını ve manasını terennüm etmiş olan ve gönüllere kuvvet veren büyük şair Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınan ve kahraman Türk ordusuna hediye edilmiş olan İstiklal Marşı, 12 Mart 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce kabul edilmiştir.

 

İstiklal Marşımızın Okunduğu Yerler ve Zamanlar

– 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ve diğer resmi bayram törenlerinin başlangıcında

– 30 Ağustos Zafer Bayramı geçit remi öncesi

– Devlet başkanları için düzenlenmiş olan karşılama ve uygulama törenlerinde

– Okullarda düzenlenen bayrak törenleri sırasında

– Bayrak törenlerinde

– Yüksek rütbeli komutanlar için düzenlenmiş olan karşılama ve uğurlama törenlerinde

– Milletlerarası spor müsabakalarında

– Devlet başkanının yer aldığı özel törenlerde

– Yabancı elçilerin kabulünde

– Askeri birlikler için düzenlenmiş olan yemin törenlerinde

– Bireylere madalya takma törenleri düzenlendiğinde

– Devlet büyüklerinin Anıtkebir’e yapmış oodukları ziyaret sırasında ya da diğer durumlarında gerçekleşen Anıtkabir ziyaretinde.

İstiklal Marşımızı okurken nelere dikkat edersiniz?

Türk ordusunun en önemli dönüm noktalarından bir tanesi olan Kurtuluş Savaşı mücadelesini ve Türk halkının bağımsızlığına ne denli düşkün olduğunu her cümlesi ile en iyi şekilde ifade eden İstiklal Marşı’nın, kesinlikle kurallarına uygun bir şekilde seslendirilmesi gerekmektedir. Sahip olduğu her cümlede çok derin manâların yer alması, saygıyla okunması gerektiğini en açık şekilde gösteren delildir.

 

Türk tarihinin en önemli şairlerinden ooan büyük usta Mehmet Akif Ersoy’un 12 Mart 1921 tarihinde TBBM’nin onayından geçmiş olan bu eşsiz marş, yine Ersoy tarafından Türk ordusuna armağan edilmiş ve bu tarih itibariyle milli marşımız olarak kabul edilmiştir.

 

Tam 97 yıldır milli marşımız olarak seslendirmiş olduğumuz İstiklal Marşı, ilk kelimesinden itibaren seslendirmeyi ve hissetmeyi sonuna dek hak etmektedir. Ülkemizde, bu marşı seslendirecek olan herkes, bu kurallara kesinlikle uymalıdır:

– İstiklal Marşı’nı okumaya başlamadan önce ilk olarak kılık kıyafetlere dikkatlice çeki düzen verilmeli, düzenli bir görünüme sahip olunmalıdır.

– Şapka kesinlikle kullanılmamalı, varsa hemen çıkarılmalıdır.

– İstiklal Marşı okunmadan önce sessiz ve ciddi bir tavır takınarak başlaması beklenmelidir.

– Komutun verilmesi ile birlikte derhal “Hazır ol” vaziyeti alınmalıdır.

– İstiklal Marşı söylendiği esnada gözler bayrak üzerinde olmalı, gür bir ses tonu ile söylenmelidir.

– Eğer kapalı bir mekanda söyleniyorsa ayağa kalkılmalı ve marşı yöneten kişi takip edilmelidir.

– Marş bittikten sonra “Rahat” komutu duyulmadan hareket edilmemelidir.

– İstiklal Marşı söylenirken ya da dinlenirken başka bir işle ilgilenilmemelidir.

Küçük Prense Mektup

Küçük Prens’e bir mektup yazınız. Yetişkinlerin çocukları anlaması ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Mektubu defterinize yazınız.

Sevgili Küçük Prens,

Bugün senin hikayeni okudum ve gerçekten de çok beğendim. Hikayeni okuduktan sonra, büyüyüp bir yetişkin olduğumda nasıl biri olacağıma karar verdim ve bununla ilgili olarak sana bir mektup yazmaya karar verdim. Hikayenle ilgili olarak kendim adına çıkardığım en önemli ders; herhangi bir olay ya da işi ile ilgili olarak yalnızca maddi özelliklerine bakarak değer vermemem gerektiği oldu.

 

Günümüzde, yetişkinlerin büyük bir kısmı olayları ve kişileri zengin olup olmadığına, parasına, miktarına göre değerlendiriyorlar. Ancak bana göre de bu hiç doğru değil. Çünkü kişi ya da olaylar bu özelliklerle daha değerli olamazlar. Bunun haricinde yetişkinler çocukları da tam olarak anlayamıyor. Çocuklar ise birine dever verirken onların fiziki ve maddi özelliklerine göre değil “O” oldukları için bunu yapıyor, tercihlerine de duygularını da önemsiyor. Bir eve, orada yaşadıkları ve hayallerini süslediğinden dolayı bağlanıyor. Tüm bu farklardan dolayı yetişkinler ve çocuklar birbirlerini anlama konusunda güçlük çekiyor.

 

Yetişkinlerin çocukları anlamaya çalışması daha kolay olacaktır çünkü onlar da bir zamanlar bizler gibi birer çocuktu. Bu nedenle biraz çaba gösterirlerse kendilerini bizim yerimize daha rahat koyabilirler. Böylece bizlere, çocuk kalplerinin kapılarını açabilirler.

Hikayede bizlere vermiş olduğun öğütler için çok teşekkür ederim Küçük Prens. Senin bu öğütlerin sayesinde hayatın daha güzel olacağını düşünüyorum. Yeni hikayelerde görüşmek umuduyla. Hoşçakal.

Yüz ifademizin duygularımıza göre şekillenmesi konuşmamızı nasıl etkiler? Açıklayınız.

Bireyler, gündelik yaşantılarında birileri ile iletişim haline girdiklerinde, konuşma dilinin yanı sıra beraberinde beden dilini de kullandıklarında duygularını daha iyi ve bir o kadar da etkili bir boyuta taşıma imkânına sahip olurlar. Beden dilinde en etkili olan unsur, yüz ifadeleridir. Zira yüz ifadeleri, kişinin duygularını çoğu zaman çok iyi ve çok net bir şekilde yansıtabilmektedir. Örnek verecek olursak; herhangi bir nedenden dolayı öfkelenen bir kişinin yüzü kızarmaya başlarken, bunun tam aksine mutlu olan kişiler ise gülümseyerek bu durumlarını dışarı yansıtırlar. Bunun dışında üzgün olan bireyler somurtarak tepkide bulunurken, morali bozulduğunda ise hiç tepki vermezler hatta çok büyük bir üzüntü duyduklarında da ağlayarak durumlarını yansıtırlar.

 

Tüm bu anlatmış olduklarımızdan hareketle yüz ifadeleri bize, karşımızdaki kişinin lonuşmasında duygu durumunu ifade eden en önemli ipucu niteliğindedir.

 

Yüz ifadelerimiz duygularımıza göre şekil alır ve karşımızdaki kişiyi de şu şekilde etkiler:

– Vermek istediğimiz mesajı karşı tarafa daha etkili bir biçimde ifade etme şansı buluruz.

– Konuşma esnasında dinleyenin konuşmaya olan ilgisinin kısa sürede kaybolmasını onler.

– İfadelerin pekişmesini sağlar.

– Konuşmanın daha içten ve bir o kadar da samimi bir boyut kazanmasını sağlar.

– Konuşmanın görselle desteklenmesini sağladığından daha akıcı bir nitelik kazandırır.

İşte jest ve mimikler olarak da ifade etmiş olduğumuz yüz ifadeleri, iletişimimizde oldukça önemli olup karşımızdaki kişiyi de önemli ölçüde etkilemektedir.

Milli Mücadelenin kadın kahramanları ile ilgili araştırma yapınız. Kısa bir bilgi yazınız.

Milli mücadele, gerek kadını gerekse erkeği ile büyün bir milletin yeniden varoluş mücadelesinin ismidir. Bu mücadele boyunca kadınlarımız yalnızca cephenin gerisinde değil, aynı zamanda cephede muharip olarak da görev alarak Kurtuluş Savaşının başarıya ulaşmasında çok büyük başarılar ortaya koymuşlardır.

 

Türk tarihinde gerçekleşen diğer savaşlar ile kıyaslandığında kadınlarım milli mücadeleye olan katkı ve katılımı çokndaha yoğun bir şekilde gerçekleşmiştir.  Bu durumun en önemli nedeni, Kurtuluş Savaşının özellikleilk dönemlerinde düzenli ordudan ziyade gönüllü olarak katılan halk kuvvetlerinin yürütmüş olduğu bir savaş olma niteliği taşımasıdır.

 

1878 yılında gerçeklesen 93 Harbi sırasında Ruslara karşı mücadele içerisine giren Nene Hutun ile başlayan kadınlarımızın yurdumuzu düşman işgalinden kurtarma azmi, Kurtuluş Savaşı döneminde zirve yapmıştır. Tarihimiz için önemli dönüm noktalarından olan milli mücadele döneminde cephelerde vatanı için seve seve görev almış olan kahraman Türk kadınlarından bazıları…

– Halide Edip Adıvar (Halide Onbaşı)

– Nezahat Baysel (Nezahat Onbaşı)

– Şerife Bacı

– Fatma Seher Erden (Erzurumlu Kara Fatma)

– Halime Çavuş

– Hafız Selman İzbeli

– Gördesli Makbule

– Çete Emir Ayşe

– Tayyar Rahmiye

Bugün, bizlerin bağımsız ülke topraklarımızda rahatça gezebilmemizde payı çok büyük bu annelerimizin ruhları şad olsun.

Kelime dağarcığımızı Zenginleştirmek için neler yapılabilir?

Kelime dağarcığının gelişmesinde rol oynayan en etkili faktör, düzeye uygun kitap okumaktır. Ancak yalnızca kitap okumakla kalınmamalı, aynı zamanda okunan metindeki yeni sözcükler üzerinde tartışma yapılarak kelime dağarcığının gelişmesine katkı sağlanmalıdır. Sözcük dağarcığı, her yaşta geliştirilebilir. Bunun yanı sıra kelime dağarcığının gelişmiş olması, başarıyı da büyük ölçüde arttırır.

 

Kitap okumanın yanı sıra kelime dağarcığının gelişmesine katkı sağlamak için yapılabileceklerden bir tanesi de bol bol bulmaca çözmek ve kelime oyunları oynamaktır. Oynayarak ve eğlenerek öğrenmek öğrenmeyi daha etkili hale getirdiğinden dolayı kelime hazinemizi de daha hızlı bir şekilde güçlendirecektir. Bunların yanı sıra tekerlemeler, bilmeceler, sayışmacalar vs. öğrenilmesi de kelime dağarcığının zenginleşmesinde çok büyük bir paya sahiptir.

 

Tüm bunlardan hareketle kelime dağarcığının zenginleşmesi için yapılması gerekenleri şu şekilde sıralayabiliriz:

1) Bol bol kitap okumak, cümle bağlamından hareketle kelimelerin çağrıştırmış olduğu anlamların daha rahat görülmesini sağlar ve bu sayede anlama yeteneği daha çok gelişir.

2) Türkçeyi olabildiğince yerinde ve etkili kullanan yazarların farklı edebi türlere sahip ürünlerinin popüler örneklerini okumak, sözcük dağarcığını önemli ölçüde geliştirir.

3) Okulda veya evde yapılabilecek okuma, dinleme, konuşma ve yazma etkinlikleri ole aktif bir söz varlığı meydana getirme ve bunu daha çok geliştirme çalışmaları yapmak bu anlamda oldukça etkili olacaktır.

Kelime dağarcığını geliştirmek adına tüm bu önerilerden faydalanmak oldukça yararlı olacaktır.

Benim için özgürlük …

Özgürlüğün sizin için ne anlama geldiğini boş bırakılan yere yazınız. Benim için özgürlük: …………

Özgürlük, kişinin kendini herhangi bir baskı altında hissetmeden, düşüncelerini dilediği gibi ifade edebilmesidir. Ancak özgürlük, hiçbir zaman için sınırsız bir kavram değildir. Zira özgür olduğumuza inanarak sarf etmiş olduğumuz cümleler hiçbir zaman karşımızdaki kişinin düşüncelerine, değerlerine ve değer verdiklerine saygısızlık boyutuna ulaşmamalı, hakaret ve küçük düşürücü bir niteliğe ulaşmamalıdır. Zira bu anlamda çok hassas davranılması gerekmektedir.

 

Her insan, doğumundan itibaren yetiştiği aile, yaşadığı çevre, edindiği dostluklar vs. gibi etkenler dolayısıyla birbirinden farklı düşünce kalıplarına sahiptir. Bu, gayet doğal ve olağan bir durumdur. Buna bağlı olarak da beğeniler, zevkler, davranışlar ve düşünceler insanlarda çok farklı şekillerde gözlenebilmektedir. Dolayısıyla, kimsenin görüşüne, düşüncesine, değerlerine ve yaşayışına zarar vermediği müddetçe herkes özgür düşüncesini rahatlıkla, hiçbir korku ve endişeye kapılmadan dile getirebilmeli, doğrularını ve yanlışlarını dilediği gibi ifade edebilmelidir.

 

Kişilerin birbirlerinin düşüncelerine saygı duyduğu ve herkesin özgür düşüncelerini korkmadan dile getirebildiği bir toplumda kişiler arası ilişkiler daha güçlü olur ve daha barışçıl bir toplum özelliği gözlenir. Bunların yanı sıra özgür düşünen ve özgür ifade eden insanların var olduğu bir toplumun ilerlemesi, bilimsel olarak aydınlanması daha kolay ve hızlı olacaktır. Zira yaratıcılığın en önemli zeminlerinden biri de özgür düşünebilmek ve özgür konuşabilmektir. Bu sayede yeni düşünceler toplumu daha çok geliştirecek ve dünya medeniyetleri zirvesine ulaştırabilecektir.

Bir ülkeyi yönetenlerin seçilmesinde vatandaşlar etkili midir? Açıklayınız.

Her toplumun kendine özgü bir yönetim şekli vardır. Kimi toplumlarda halk kendi yöneticisini kendisi seçerken, kimi toplumlarda halkın bu hakkı sınırlandırılmış olup hatta bazı monarşik toplumlarda halkın yöneticisini seçmek gibi bir şansı yoktur. Böyle toplumlarda iktidarlık, genellikle babadan oğula geçerek devam etmektedir.
Yöneticisini halkın, bizzat kendi çoğunluğu ile seçerek başa getiren toplumlar, demokratik toplumlar olarak adlandırılır. Ülkemiz, demokratik toplum modeline uygun bir ülkedir. Zira vatandaşların vermiş olduğu oy çoğunluğu ile iktidar seçilir ve başa gelen iktidar ülkeyi yönetir.

 

Tüm ülkelerde, yönetenleri seçen veya iş yönetimin başına gelmesini sağlayan bir etken söz konusudur. Demokratik yönetim biçimine sahip olan toplumlarda ülke yönetiminde tamamen vatandaşların takdiri etkilidir. Bu tip toplumlarda vatandaşlar, kendi öz iradelerini kullanarak özgürce seçim yaparlar ve ülkeyi kimlerin yöneteceğine karar verirler. Bunu da oy sistemi ile yaparlar. Farklı düşüncelere sahip halkın kullanmış oldukları oyların çoğunluğu, ülkeyi kimlerin yöneticilerini belirlemektedir. Yöneticisini seçmek üzere oy kullanan insanlar, oylarını kullanırken, yönetici adaylarının ahlakını, düşünce yapısını ve kişilik özelliklerini göz önünde bulundururlar. Böylece çoğunluğun oyuna sahip olan yönetici adayları ülkeyi yönetmeye başlar ve gelecek seçime kadar ülkeyi yönetirler.

 

Kısaca özetlemek gerekirse her ülkede yönetenlerin seçilmesinde vatandaşlar etkili değildir. Bu, tamamen o ülkenin yönetim şekli ile ilişkilidir. Zira bazı toplumlarda yöneticilerin seçiminde halkın herhangi bir etkisi bulunmamaktadir.

Gecenin karanlığının ardında güneşli bir gün gizlidir ifadesinden ne anlıyorsunuz?

“Gecenin karanlığının ardında güneşli bir gün gizlidir.” ifadesinden ne anlıyorsunuz?

“Gecenin karanlığının ardında güneşli bir gün gizlidir.” sözü ile bizlere anlatılmak isteneni şu şekilde ifade edebiliriz: Yaşananlar her ne kadar zor, dayanılmaz ve bitmeyecekmiş gibi görünse de, bu günler elbette bir gün sona erecektir. Gece hiç aydınlık olmayacakmış gibi karanlık olsa da elbet sonunda güneşine kavuşacaktır. Zira o gecenin sonunda o güneşli sabah gelir ve karanlığı dağıtır. Dolayısıyla bu söz, zor günlerin elbette bir gün refaha erdireceğini anlatır. Zira her karanlık gecenin sabahı muhakkak vardır. Tüm bunlardan hareketle insan, yaşadığı hiçbir zorluk karşısında ümitsizliğe kapılmamalı, kendini hayattan soyutlamamalı ve büyük bir sabır göstererek bu zorlu süreçlerin üstesinden gelmeyi başarabilmelidir.

 

Hayatımız boyunca karşılaştığımız zor günlerin en büyük ilacı, hiç şüphesiz ki sabırdır. Sabır gösterilerek aşılan her zorluk mutlaka bir gün meyvesini en güzel şekliyle verecek, kişiyi mutluluğa ve huzura erdirecektir. Bu nedenle isyan etmek ve zorlukların hiçbir şekilde dinmeyeceğini düşünerek karamsarlık içine düşmek, her şeyden önce kişinin bilhassa kendisine zarar verecektir.

 

Tüm bunlar nedeniyle yaşadığımız süre boyunca mutluluğun, üzüntünün, derdin, sıkıntının ve neşenin biz insanlar için olduğunu unutmamak ve hayata her daim ümitle ve umutla bakmak, yaşadığımız karşısında dirençle durup sabır göstermek hepimizin sahip olması gereken tutumlardır. Zira bunların tam tersine karamsar davranıp ümitsizliğe düşmenin hayatı kâbusa çevirmekten başka hiçbir işlevi yoktur.

Ne çok öldük yaşamak için sözünü açıklayınız.

Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı hakkında bildiklerinizden hareketle “Ne çok öldük yaşamak için.” sözünü açıklayınız.

Kahraman Türk ordusunun yurdunu kurtarmak için vermiş olduğu en büyük mücadelelerden biri de hiç şüphesiz ki Kurtuluş Savaşı ve bu savaşın unutulmaz bir parçası olan Çanakkale Zaferi’dir. 18 Mart 1915’te gerçekleşen Çanakkale Savaşı’nda, yurdumuzu düşmandan korumak ve bağımsızlığımızı yitirmemek için canı pahasına mücadele veren ordumuz, tam 250 bin şehit vermiştir. Kurtuluş savaşı mücadelesi boyunca verilen şehit sayısı ise yaklaşık olarak 580 bindir. Milletimizin en önemli zaferlerinden bir tanesi olan Çanakkale Savaşı, adını altın harflerle tarihe yazdırmıştır.

 

Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı ile ilgili olarak bildiklerimizden hareketle “Ne çok öldük, yaşamak için.” sözünü açıklayacak olursak; yurdumuzun bağımsızlığı tehlikeye düştüğünde, vatanımızın özgürlüğü için canını siper ederek şehit olanların çok olduğunu ifade etmektedir. Bir canlının başta gelen en temel hakkı ve isteği, hiç şüphesiz ki yaşamaktır. Ancak Türk milletinin varlığını devam ettirebilmesi için ölmek gerekmiştir.

 

Bu kanlı savaşlarda canlarını siper ederek yurdumuzun bağımsızlığa kavuşmasına vesile olan atalarımız sayesinde bugün ülkemizde özgür adımlarla yürüyebilme imkanı bulabiliyoruz. Yeni nesil Türk gençleri olarak bizler de yurdumuzu bizlere emanet eden ceddimizin göstermiş olduğu bu kahramanlıkları ve mücadeleleri hiçbir zaman unutmamalı, bunları her daim kendimize ders almalıyız. Tarihimizi okumaktan asla vazgeçmemeli, geçmişimizin bu önemli dönüm noktalarını araştırıp biliçli hale gelmeliyiz. Bu seyede geleceğe daha emin adımlarla yürüyebilir, hatalarımızdan da ders çıkarma fırsatı bulabiliriz.