Dilimizin dünya üzerinde konuşulduğu yerler ile ilgili düşüncelerinizi söyleyiniz.

Dilimizin dünya üzerinde konuşulduğu yerler ile ilgili düşüncelerinizi söyleyiniz.

Türkçemiz çok zengin kelime hazinesine sahip, bazı dillere göre zor bir dildir. Ural Altay dil ailesine mensup olan dilimiz Oğuz Grubu’na mensup bir lehçedir. Ural Altay ailesindeki diğer diller ile yakınlık göstermektedir. Günümüzde dünyanın farklı bölgelerinde Türkçe konuşan insanlara rastlamak mümkündür. Ülkemizden çalışmak için dünya devletlerine gurbetçi olarak gidenler, Osmanlı İmparatorluğu’nun hakim olduğu bölgeler düşünüldüğünde dünya üzerinde Türkçe’nin konuşulduğu çok ülke görmek mümkündür. Örneğin Balkanlar Osmanlı İmparatorluğunun hakimiyetindeydi. Şimdilerde halen Balkanların bazı ülkelerinde Türkçe kullanılmaktadır. Balkanlardaki Makedonya’nın bazı bölgelerinde 2014 yılından, Kosova’da ise 2015 yılından itibaren Türkçenin kullanımı resmileşmiştir.

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adından da belli olduğu gibi Türk bir devlettir. Bundan dolayı ülkede Türkçe konuşulmaktadır. Resmi dili Türkçe olan devletler; Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir. Dünyada, Türkiye Türkçesini konuşan insan sayısı yaklaşık olarak 71 milyondur. Amerika’da ve Avustralya’da konuşulan Türkçeyi de düşündüğümüzde bu rakam 80 milyona kadar çıkmaktadır.  KKTC ve Türkiye’de Türkiye Türkçesi konuşulurken diğer ülkelerde ikici veya üçüncü dil olarak Türkçe lehçeleri kullanılmaktadır. Türkçe lehçelerini kullananların sayısı ise 200 milyon civarındadır. Türkçe’nin konuşulduğu ülkeler arasında Bulgaristan, Makedonya, Yunanistan, Kosova, Romanya, Azerbeycan, Suriye ve Irak vardır. Ayrıca Türkçe konuşan insanların yoğunlukla göç ettiği Almayna, Hollanda, Fransa, Avusturya, Amerike Birleşik Devletleri, Belçika, İsviçre, Birleşik Krallık, Danimarka, İsveç ve Avustralya’da da Türkçe konuşan insanlar görmek mümkündür.

“Damlaya Damlaya Göl Olur” Atasözünü Açıklayan Yazı

“Damlaya Damlaya Göl Olur.” Atasözünü Açıklayan Bir Yazı Yazınız.

En büyük işler bile küçük bir adımla başlar. Yaptıklarımız gözümüze ne kadar az görünürse görünsün küçümsenmemesi gerekir. Zira küçük parçaların birleşmesiyle büyük kütleler meydana gelir. Tıpkı bir insanın tek başınayken yalnız olup diğer insanlarla birleşince toplumu oluşturması gibi. Küçük şeyler bütünün yapı taşını oluşturur. Hareket için küçük bir adım yeterlidir. O ilk adımdan sonra hızlanır insan. Birikimleriyle var olur canlılar. Kimi zaman bilgi birikimleri onların önünde yol açar kimi zaman azimli bir çalışmanın sonunda kas bağlar vücutlar.

 

Damlamak da oldukça küçük bir eylemi ifade eder. Göl ise ihtişamlı bir kütleyi. Aslında hepimiz gölün içinde yaşayan damlalardan ibaretiz. Damlalar bütünü. Bir bütünü oluşturmak için gerekli olan küçük ama değerli varlıklar. Günümüzde genellikle damlaya damlaya göl olur atasözünü, para biriktirmek mevzusu olduğu zaman duymaktayız. Bu bir yönüyle doğru olsa da eksiktir. Yalnızca para damlayarak büyümez. Hemen her şeye bu düsturu uygulayabiliriz. Garip kaçmayacaktır.

 

Tasarruf alanında sık sık kullanılan bu sözü olumsuz durumlara uyarlamak da mümkündür. Yani hayatta detaylara önem vermek gerekiyor. Ayrıntılarda hüküm süren bir dünyanın içindeyiz. Durum buyken minik bir şeyi küçümsemek oldukça zor olabiliyor. Diğer taraftan damlalara değer vermek ve onları gözetmek sabır gerektiren bir iştir de. Küçük adımlar ve sabrın birleştiği o noktada ise amaca ulaşılmış olacaktır. Hatta bunu amaca uyarlamak da mümkündür. Büyük amaçlara hizmet eden küçük amaçları olmalı insanın. Her damlanın değeri gözetilmeli.

Bir kelimeye farklı anlamlar yüklenmesinin sebepleri neler olabilir?

Bir kelimeye farklı anlamlar yüklenmesinin sebepleri neler olabilir? Tartışarak belirleyiniz.

Kullandığımız kelimeler taşıdıkları anlamlara göre çeşitlilik kazanıyor. Bunlar genel olarak şöyledir: Gerçek anlam, mecaz anlam, yan anlam, deyim anlam, soyut – somut anlam, genel ve özel anlam, argo anlam ve terim anlam. Cümlenin içinde geçişine göre sözcük temel anlamından uzaklaşarak çok farklı bir anlama bürünebilmektedir. Peki neden bir kelime yalnızca temel anlamında kullanılmayıp ona başka anlamlar da yüklenir? Bunu sebebini dilin yapısından ziyade kültürde aramakta yarar vardır. Zira yaşanmışlıklarla yahut benzetmeler yoluyla kelimeler, asıl anlamından sıyrılarak başka anlamlarda da kullanılmaya başlanır. Zamanla da bu herkesçe benimsenerek dile yerleşir.

 

Dil yaşayan ve gelişen toplumsal bir olgudur. Bu nedenle zaman zaman değişime uğraması da söz konusudur. Aksi düşünüldüğünde, o anlamı verecek başka kelimeler bulunmasına rağmen diğer sözcüğe o anlamın oturtulması bir manasızlık durumunu ortaya çıkaracak ve büyük olasılıkla halk bazında kabul görmeyecekti.

 

Kültürün bir parçası olan ve onu her zaman etkilemeye devam eden toplumun hafızasında yer eden olaylar bazen kelimelere anlam yüklenmesine neden olabilmektedir. Örneğin; asker sözcüğünün Mehmetçik kelimesiyle anlamdaş sayılmasının nedeni, I. Dünya Savaşı ve onu takip eden İstiklal Mücadelesinde şehit olan askerlerin çoğunluğunun adının Mehmet olmasından ileri gelmektedir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

 

Öte yandan kelimelerin anlamca zenginleşmesinde edebiyat eserlerinin rolü de yadsınamaz. Yazarın kullandığı bir benzetme ya da tabir bazen o kadar beğenilir ve benimsenir ki kelimeye yapışır kalır. Kısaca bu durumu dilin değişim içinde olmasına bağlamak mümkündür. Toplum yaşantılara ve o zamanın görüşlerine göre farklı kelimelere farklı anlamlar yüklemeye devam edecektir.

 

 

Bir dilin ayni anlamı, değişik yapılarda anlatabilme imkânı vermesi o dilin hangi özelliği ile ilgilidir?

Bir dilin ayni anlamı, değişik yapılarda anlatabilme imkânı vermesi o dilin hangi özelliği ile ilgilidir?

 

Dilin Sınırı Yahut Sınırsızlığı 

Bir dilin zengin olduğunun göstergelerinden biridir aynı anlamı gelecek cümleler dizgisini farklı biçimlerde söyleyebilmek. Bu dilin sınırlarının geniş olduğuna ve kişinin kulağına en güzel gelen cümle yapısını kullanmasındaki özgürlüğüne de kanıt oluşturur. Küçücük bir alana hapsolduğunuzu düşünün mesele. Hareket alanınız o yerle sınırlı kalacak ve belki koşmak isterken bir duvara çarpacaksınız. İşte dil zenginliği de  insan için o sınırı çizer.

 

Duygu ve düşünceleri yani aslında bireyin kendini ifade edebilmesinin yegane yoludur dil. Kültürü taşır, birikimleri ve bilgileri aktarır. Hislere tercüman olan ahenkli şiirler yazdırır sonra. Bir olay karşısındaki tepkiler insandan insana büyük değişim gösterebilmektedir. Ve aynı olay farklı insanların dilinde bambaşka bir hale bürünmektedir. Bakış açılarına, bilgi birikimlerine, kelime dağarcığına, hayat görüşlerine ve en önemlisi kullandığı dilin zenginliğine göre olayı anlatmak için seçecekleri cümleler değişiklik gösterecektir. Bundan daha doğal bir şey olamaz, yorum farkıdır bu.

 

Yorum farkı dedik ama bir ayrıntıyı atlamamak gerekiyor. Aynı anlamı farklı yapılarda verebilmek için dilin buna müsait olması gerekiyor. Anlamı bir iki ayrı cümle sizde aynı etkiyi de uyandırmayabilir. Cümlenin söyleniş biçimi bazen bizi cümlenin anlamından daha fazla etkileyebilmektedir. Dilin çarpıcılığı da bundan ileri gelir zaten. Zira anlam bakımından ikiz olmasına rağmen farklı yapılarıyla dilimize girmiş nice atasözü ve özdeyiş vardır. Dil sınırlarını genişletmiş ve içinde özgürce hareket edilecek bir alan bırakmışsa edebiyat gelişmiş zenginleşmiştir.

Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür.” sözünü kültür ve dil bağlamında tartışınız.

Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür.” sözünü daha önce öğrendiklerinizden yola çıkarak kültür ve dil bağlamında tartışınız.

Kültür, bir toplumun olayları düşünüş ve duyuşunu oluşturan, gelenek olarak adlandırılan her türlü düşünce, sanat ve yaşayışın toplamıdır. Tarihi açıdan gelişme sürecinde yaşanan her tülü değer kültürün bir değerini oluşturmaktadır. Bu değerle sonraki kuşaklara aktarılırken kültürün yaşandığı ülkenin dili kullanılmaktadır. Kültürün kendine özel kavramları vardır. Bu kavramlar ancak dil aracılığı ile geleceğe ulaşacaktır. Kültür, parçası olduğu topluluğun toplumsal ve doğal çevresine özgürlüğünü ve egemenliğini gösteren bir araçtır. Özgür olan toplulukların ancak kendine özgü bir kültürü ve onu anlatabileceği bir dili olabilir. Kültür eğitimi eski dönemlerdeki gibi sadece seçkin bazı kişilere özel olmaktan çıkıp bütün topluma mal olmuştur. Kültür ile birlikte zikredilecek bir kavram daha vardır ki o da sanattır. Sanat nesillerin düşünce yapılarına katkıda bulunmaktadır.

 

Atatürk, toplumun özgürlüğünün en güzel göstergelerinde biri olan kültüre çok değer vermiştir. Tabi kültürü anlatmaya, aktarmayı sağlayacak olan dili ise asla unutmamıştır. Ülkemizin kültür mozaiğini camiler, kiliseler oluşturmaktadır. Geçmişin izleriyle birlikte hayatımıza renk katan bu değerler olmadan tam ve bütün olarak Türkiye Cumhuriyeti Devletini ilelebet devam edeceğini düşünmek zordur. Devletin devamı ve bekası için ülkemizde yaşayan her Türk vatandaşı ülkesinin kültürel zenginliklerini öğrenmek, dilinin zenginliği ile anlatmakla görevlidir. Türk milletinin kültürünü farklı milletlere anlatacak, en güzel şekilde tanıtacak dili ve kalemi güçlü insanlara ayrıca ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır.

Atatürk “Millî bilincin ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması için dil ve tarih uğrunda çalışmaya mecburuz.” demiştir.

Atatürk “Millî bilincin ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması için dil ve tarih uğrunda çalışmaya mecburuz.” demiştir. Sizce Atatürk bu mecburiyetin nedenlerini neler olarak düşünmüş olabilir?

Her toplumun bir kimliği vardır. Bu kimliği nesilden nesile aktaran dil, kimliğin temelini oluşturan etken ise tarihtir. İnsanın yaşadığı, var olduğu milleti tanıması ve bu millet içinde kendine yer bulması da ancak dil ve tarihini öğrenerek gerçekleşebilir. Toplumlar başka milletlerin içinde kaybolmamak, kimliğini kaybetmemek, bağımsızlık ve egemenliğinin yok olmaması için diline ve tarihine sahip çıkmalıdır. Dili ve tarihi hakkında araştırmalar yapmalı ve devamlı bilgilerini geliştirmenin yollarını aramalıdır. Milli denildiği zaman ilk akla gelenler tarih ve dildir. Bir milleti millet yaparak milli duyguya kavuşturan tarihtir. Tarihini bilmeyen ve geçmişinde atalarının çektiğinden bi haber yaşan millet milli duyguyu kaybetmeye mahkumdur. Şartlar ne olursa olsun yeni nesillere tarihi aktarmaya ve araştırmalar yaparak bilgilerimizi geliştirmeye mecburuz.

 

Milli duyguların, şerefin aktarılmasını sağlayan etken ise dildir. Dil kendi özünde kalmayıp başkalaşmaya başlarsa milli duyguların aktarılması zorlaşacaktır. Dil tarihi, tarih ise dili etkiler. Milli bilinci ayakta tutan tarihin aktarılmasını sağlayan dilin kendi özüne bağlı olarak geliştirilmesi ve dünya dilleri arasında hak ettiği konumu alması için toplumun her bir bireyi var gücü ile çalışmalıdır. Milli olmak birlikte hareket etmeyi, birlik olmayı gerektirdiği için dil ve tarihin gelişimi için herkesin çalışması şarttır. Bu sadece ne dilbilimcilerinin ne de tarihçilerin işidir.  Tarihinin kahramanlıklarla dolu sayfaları açılıp, dil ile toplumun her bir ferdine ulaştığında o toplumun ilerlemesini durdurmak mümkün olmayacaktır.

 

 

 

 

İnsanların sorumluluklarını yerine getirmediklerinde karşılaştıkları durumlara hangi örnekleri verebilirsiniz?

İnsanların sorumluluklarını yerine getirmediklerinde karşılaştıkları durumlara hangi örnekleri verebilirsiniz?

 

Bireyler toplumda bazı sorumluluklara sahiptir. Sorumluluk bilinci de ilk olarak ailede başlar. Aile içerisinde bireylerin yaşam alanında bazı sorumlukları vardır. İnsanlar bu sorumlulukları yerine getirmedikleri zaman ortaya bazı sorunlar çıkacaktır. Buna bir örnek vererek açıklayalım.

Selman; hayvanlardan çok hoşlanıyor. Sokakta, bahçede gördüğü her hayvanı durup, seviyor ve onlarla ilgileniyor. Bundan dolayı evde hayvan beslemek için ailesine istekte bulunuyor. Ailesi Selman’ın bu isteğini yerine getirip, bir kedi alıyor. Fakat ailesi Selman’a bir şart koşuyor. Kedinin bütün sorumluluğunu Selman’a veriyorlar. Her gün düzenli olarak suyunu, yemini verecek herhangi bir sorunda bunu tespit edecek ve onunla ilgilenecekti. Bu sorumluluğu kabul eden Selman, kedinin bakımını üstleniyor.

 

Gün geçtikçe kedinin düzenli şekilde sorumlulukları ile ilgilenen Selman, yaz tatiline çıkacakları zaman yeterli yem ve suyunu koymayı unutuyor. Uzun bir tatilden dönen Selman, kediye yeterli yem ve su koymadığı için kedisini bitkin, halsiz bir şekilde buluyor. Sorumluluğunu yerine getirmekte yeterli davranmadığı için kedisini hastalanmaktan son anda kurtarıyor. Halsiz ve bitkin düşen kedisini, hemen veterinere götürerek bakımını yaptırıyor. Böylece kedisi sağlığına kavuşuyor. Örnekten de anlaşıldığı üzere sorumluluklarımızı yerine getirmezsek büyük sorunlarla karşılaşabiliriz.

Okulunuzda hangi sorumlulukları üstleniyorsunuz?

Okulunuzda hangi sorumlulukları üstleniyorsunuz? Bu sorumlulukları yerine getirebilmek için neler yapıyorsunuz?

 

Okulda da tıpkı evde olduğu gibi bazı sorumluluklar vardır. Öğretmenlerin, okul idaresinin size verdiği görevleri doğru şekilde yerine getirmek gerekir. Aksi halde sorumluluklarda aksama yaşanır ve düzen bozulur. Okulda  Ayşe veMert’in hangi sorumlulukları aldıklarını ve bu sorumlukları yerine getirebilmek için neler yaptığına bir göz atalım:

 

Ayşe’nin öğretmeni ona, beden eğitimi için kullandıkları malzemeleri toplaması, sayması ve doğru şekilde yerine koyması için görev veriyor. Ayşe bu görevi istekli olarak yerine getirmeyi kabul ediyor. Her beden dersinde Ayşe malzemeleri topluyor, sayıyor ve doğru şekilde yerine yerleştiriyor. Raketler, raket dolabına, toplar; her sporun topuna göre ayrı ayrı filelerine koyuyor ve onları tek tek sayıyor. Ayrıca diğer spor malzemelerini de sayarak yerine koyuyor. Zaman zaman bu görev için arkadaşlarından da yardım alıyor. Böylece okulunda öğretmenin verdiği sorumluluğu doğru şekilde yerine getirerek, malzemelerin kaybolmasını önlüyor.

 

Mert; yıl sonu tiyatro gösterisi için sorumluluk alıyor. Bu görevde bazı sorumluluklarını yerine getireceği için öğretmenine söz veriyor ve öğretmeninin kendisine güvenmesini istiyor. Bunun için önce, yıl sonu tiyatro konusu araştırıyor. Konuyu bulduktan sonra tiyatroyu canlandıracak oyuncu arkadaşlarını seçmeye başlıyor. Her arkadaşının oynayacağı oyun için görevlerini tek tek anlatıyor. Sonra yıl sonuna kadar boş zamanlarında bol bol çalışma yaparak oyuna hazırlanıyorlar. Yıl sonunda tiyatroyu arkadaşları ile izleyicilere sunarak herkesin beğenini kazanıyor. Böylece okulda öğretmenin verdiği sorumluluğu yerine getiriyor.

Kardeş okul uygulaması öğrencilerde hangi değerlerin ve becerilerin gelişmesine yardımcı olabilir?

Kardeş okul uygulaması öğrencilerde hangi değerlerin ve becerilerin gelişmesine yardımcı olabilir? Neden?

 

  1. Okullar arasında öğrenci yardımlaşmasını öğretir. Öğrenciler; kardeş okula yaptıkları yardımlar sayesinde paylaşmanın önemini anlar ve ihtiyacı olan arkadaşlarının da mutluluğuna ortak olurlar.
  2. Gözlem, inceleme becerisi kazandırır. Özellikle kardeş okul uygulaması sayesinde öğrenciler kendi arasında hikaye kitabı, roman gibi araç ve gereçleri kendi arasında paylaşarak farklı gözlem ve inceleme becerisi kazanır. Böylece kendi kitapları dışında daha farklı kitaplarla tanışma ve okuma fırsatı yakalar. Ayrıca okul gözlemi yaparak kendi okulunda olmayan araç ve gereçleri belirleyip, tespit yapabilir.
  3. Öğrenciler kardeş okul uygulamasıyla gerçekleştirilen faaliyetler sayesinde karşılıklı bilgi alışverişi ve iletişimi artırmaktadır.
  4. Kardeşlik, sevgi, saygı ve dostluk artmaktadır. Öğrenciler kendi sınıf arkadaşları dışında başka bir okulun öğrencilerini tanıyarak daha fazla arkadaş sahibi oluyor ve aralarında uzun sürecek dostluk, sevgi ve saygı oluşuyor.
  5. Dayanışma ve işbirliği artıyor. Bu sayede hem öğrenciler ve hem de öğretmenler işbirliği ve dayanışma ile sosyal, sportif faaliyetleri beraber yapabilmektedir.
  6. Farklı kültürleri de tanımak.
  7. Eğitim kalitesi artırmak.

Ulusal egemenlik sözünden ne anlıyorsunuz?

Ulusal egemenlik sözünden ne anlıyorsunuz?

 

Mustafa  Kemal Atatürk “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyerek ulusal egemenliği ilan etti.Ülkemiz, TBMM açılmadan önce Padişahlıkla yönetiliyordu. Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyet’i ilan ettikten sonra artık yönetim şeklimiz Türk milletinin eline geçti. Yani ulusal egemenlik ilan edildi. Egemenlik, yönetme yetkisi anlamı taşır. Ulusal egemenlik ise milletin devletin yönetiminde, yani seçme ve seçilme hakkı sayesinde kendi vekillerini kendi seçip,ülke yönetiminde söz sahibi olması anlamına gelir.

 

Ülkemizde artık millet meclisi kurulduğundan bu yana söz milletin oldu. Seçimler sayesinde herkes kendi milletvekilini özgürce seçiyor ve istediği partiye oy atabiliyor. 18 yaşını doldurmuş her vatandaş bu hakkı elde ediyor. Dolayısıyla Atatürk’ün her fırsatta ulusal egemenliği savunmasındaki nedenini şimdi daha iyi anlıyoruz. O ileri görüşlülüğü sayesinde, bugünlere kadar gelen milletin refah ve huzurunu sağlamıştır. Nutuk’ta defalarca tam bağımsız ülkeyi savunan Atamız, ulusal egemenliğe verdiği değeri de, bu uğurda gösterdiği üstün başarılarını da daha iyi anlıyoruz. Bize düşen görev ise ulusal egemenliği devam devam ettirip, bu yolda hedefte durmadan yürüyeceğimizi söz vermeliyiz.