Yurt dışında yaşayan ve Türkçe bilen birine Türkiye’de 15 Temmuz’da yaşananları anlatan bir e-posta yazınız.

Sevgili Caroline,

Merhaba uzun zamandır fırsat bulup yazamadım sana. Merak ettim topraklardan Türkiye’den bol bol selam, bol bol üzüntü, bol bol mücadele getirdim. Geçtiğimiz aylarda bir akşam vakti benim kederli ülkem ne yazık ki bir darbe girişimi ile karşı karşıya kaldı.

Sen de benim gibi vatanını çok seven bir insan olduğundan en az benim kadar kederleneceğini biliyorum. 15 Temmuz akşamı milletçe bir sınava tabi tutulduk. İnancımız gereği sınavları kabul eder ve sınavları başarıyla vermeye çalışırız. Millet olarak 15 Temmuz’da yaşadığımız darbe girişiminde de aynı kararlılığı göstermek için çok mücadele ettik. Çok kaybımız çok şehidimiz oldu. Bazı hainler bazı çocukları babasız bıraktı. Ama yine de biz o hainlerin amaçlarına ulaşmasına fırsat vermedik. Bazen insan kendi yaşadığı toprağa bile hainlik edebiliyor. İşte biz 15 Temmuz gecesi burada bunlara şahit olduk. Belki haberlerde karşılaşmışsındır kulağına geldi mi bilmiyorum ama benim için çok zor bir geceydi. Uğruna dedemi atamı kaybettiğim şehitler verdiğim toprağım onca yıldan sonra bir kez daha hain bir planla karşı karşıya kaldı. Ancak milletin tarihten bu yana getirmiş olduğu ulu özelliklerle biz bu akşamı milletin zaferi ile geçirdik.

Vatanım toprağım ve yaşamış olduğum yer beni hayata bağlayan ve bana yaşama sebebi veren yegâne şeylerden biri.

Seninle yaptığımız tüm o konuşmalara ithafen söylüyorum.

Evim yurdum ve ben güvendeyiz.

Telaşlanma ve üzülme benim milletim çok güçlüdür.

Sevgilerle arkadaşın Bahar…

Türkler İçin Ordu-Millet Tabirinin Kullanılmasının Sebepleri Nelerdir?

Türkler İçin “Ordu-Millet” Tabirinin Kullanılmasının Sebepleri Nelerdir?

Türklerin ruhlarındaki savaşçılık hiçbir zaman değişmemiştir. Bu vasıfları onlara ordu millet kavramını tarih boyunca kazandırmıştır. Türklerin hakanının bulunduğu yere ordu adı verilmişti. Türk hakanlarının da günümüzdeki başkomutan ile eş değer düşünüldüğünde Türk devletlerinin de her zaman askeri karakterde olduğu sonucuna varılabilir. Ordu kelimesi zaman içerisinde anlamını değiştirmiş ve askeri bir karakterde ilerlemiştir. Teşkilatların büyümesi ve sistemsel bir hal alması ordu kelimesinin anlamının değişmesinde etkisi vardır.

Eski Türkler’de Ordu Teşkilatlanması

Türklerin devamlı silâh başında bulunan çekirdek ordusu, Hun çağından itibaren Türk ülkesinin sınırlarını koruyordu. Bunu başka bir şekilde ifade etmemiz gerekirse Türk ordusunun sadece savaşta toplanan geçici ordu olmadığından bahsedilebilir. Türk ordusu devamlı ve kökü birlikleri ile askeri güç olmuştur. Hun çağına kadar dayanan geçmişini ele alırsak ilk olarak Mete’nin M.Ö. 209 yılında 10.000 kişi ile kurmuş olduğu düzenli ordu ile Hun tahtına çıkmasından bahsedebiliriz. Onlu sisteme göre teşkilatlandırılan ordu Türklerin tarih boyunca örnek aldığı teşkilat yapısına sahipti. Bu vasıtayla Türkler zaman içerisinde oldukça farklı coğrafyalara yönelmişlerdir.

Ordu-Millet Anadolu’da

Büyük çoğunluğu Oğuz/Türkmen kütlesinden olan Türk grupları, 1071 Malazgirt Savaşı’nı kazandıktan sonra yönlerini Anadolu coğrafyasına çevirdiler. Kısa bir sürede Anadolu’da teşkilatlandılar ve devlet kurdular. Selçuklu Devleti yıkılınca çok sayıda Türk Beyliği ortaya çıktı. İşte bunlardan biri de Osmanlı Beyliği idi. Zaman içerisinde tarihte büyük roller oynayacak ve kalıcı izler bırakacak olan Oğuzların Kayı Boyuna mensup Osmanlı Beyliği’nin yıldızı parlamış ve 600 yıl gibi uzun bir süre orduları ile dünyaya hükmetmiştir.

Osmanlıların Rumeli’de Fethettikleri Bölgelere Türk Ailelerini Yerleştirmelerinin Amaçları Nelerdir?

Türkler 14. Yüzyılda Avrupa topraklarına ayak bastıktan sonra çok kısa bir zaman içerisinde Avrupa kıtasının büyük bir kısmını fethederek çeşitli millet ve kültürlerden bölgeleri hâkimiyetleri altına almışlardır. Osmanlıların Rumeli topraklarına ayak bastıkları tarih olan 1352 senesinden itibaren ise iskân siyaseti başlamış ve böylelikle de Avrupa topraklarında varlıklarını göstermişlerdir.

Osmanlı Devleti’nin Rumeli’de Teşkilatlanması

Osmanlı Devleti Rumeli topraklarını fethetmeye başladıktan hemen sonra hem devlet teşkilatını o bölgelerde kurmaya başlamış hem de devletin gücünü ve varlığını ortaya koyan Türklerin, yeni fethedilen topraklara hızla yerleşmeleri ve yeni yerleşim yerleri açarak o bölgelerin Türkleşmesine imkân hazırlamıştır. Devlet bu iskân siyasetini uygularken bir taraftan sürgün yöntemini kullanırken bir yandan da gönüllü olarak gelen kişilerin emniyetlerini sağlamak ve onlara toprak temin etmek amacıyla tımar sistemini de Rumeli bölgesinde uygulamaya başlamıştır.

Rumeli’ye Türk Göçleri

Sürgün yöntemi ile yapılan yerleştirmelerde cezai bir maksat söz konusudur. Aşiretlerin ya da insanların bulundukları topraklarda huzursuzluk ve isyan çıkarmaları, bu isyanlara katılmaları engellenmeye çalışılmıştır. Ayrıca hâkimiyet altına alınan topraklarda ıssız ve kıraç yerlerden göçürülenlerin daha verimli topraklarla ve işlerle uğraşmaları böylelikle de istihdam ve tarımsal faaliyetlerinde artması amaçlanmıştır. Ayrıca Osmanlı Devleti fethedilen topraklara Türk ailelerini yerleştirdiği gibi bu bölgelerden olan insanları da Rumeli’de güveliği sağlamak amacıyla bir yerin savaş ile alınmasından sonra o bölgenin hâkim ailesi ve yönetim kadrosu herhangi bir isyan hadisesinin önlenmesi amacıyla Anadolu’ya göç ettirilmişlerdir.

Anadolu’nun güzelliklerinin anlatıldığı sanat eserleri araştırınız.

Anadolu’nun güzelliklerinin anlatıldığı sanat eserleri araştırınız.

‘’Bazen bir ova yolunda saatlerce gidersiniz. Karşınıza bir köy çıkar. Hayretle kalırsınız. Etrafı, insanları incelersiniz’’ der  Reşat Nuri Gültekin Anadolu Notları adlı kitabında.  Aslında biz olayları olduğu gibi okuyup geçiyoruz. Neden yazarlara bu kadar çok şey yazmalarına rağmen bu kadar az kulak veriyoruz? Bir köyden hayretle bahsediyorsa kitabında boşa demediğini neden düşünmüyoruz ? Bizler sadece teknolojiye mi hayranlık duymalıyız.. Çok soru sordum biliyorum ama güzel Anadolu’yu bırakın araştırmayı incelemeyi anlatılan güzelliklere de pek kulak asmıyoruz gibi geliyor bana. Sahip olduğumuz güzelliklerin artık değerini anlamalıyız. Bakın gelen turistler ağzı açık izliyor ülkemizi. Bizse aman Avrupa işte Amerika  ya sen gördün mü Anadolu’ yu ?

 

Reşat Nuri gibi Ahmet Hamdi  ve daha eskisi Evliya çelebi gibi değerli yazarlar Anadolu muzun güzelliklerini eserleriyle anlatmaya gayret etmişlerdir. Bu kıymetli eserleri okumak demek kısa değil uzun bir Anadolu gezisi demektir. Şimdi aklımızda o saçma soru belirmesin çok gezen mi bilir çok okuyan mı ? Bilen bilir. Bilgi hazinedir. Okudukça zenginleşiriz. Kültürel anlamda demeyin her anlamda. Seyehatname, beş şehir, Anadolu notları gibi kıymetli eserler Anadolu nun güzelliklerinin sanatla anlatıldığı bizlere örnek oluşturacak derecede anlam ifade ettiği bilinmelidir.

“Velhasıl Bursa sudan ibarettir.” Diyen Evliya Çelebiye kendi kitabında yer veren Ahmet Hamdi ‘ye bir şükran duymak yetmeyecek. Onların istediğini yapmak için anlayalım.

Sosyal yardımlaşma ile ilgili bir sivil toplum kuruluşuna üye olduğunuzu düşünün. Bu kuruluş için yapılacak olan bir yardım etkinliğini nasıl planlarsınız?

Sosyal yardımlaşma ile ilgili bir sivil toplum kuruluşuna üye olduğunuzu düşünün. Bu kuruluş için yapılacak olan bir yardım etkinliğini nasıl planlarsınız? Planınızı aşağıya yazınız.

Üye olmayla hemen plan yapılmaya izin verilse tabi ki yapalım ama ülkemizde maalesef işleyiş bu şekilde değil ki. Önce baya para vermelisin. Sonra için yine para vermelisin. Sonra yine… Bu böyle devam ediyor. Üyelerden bir plan bekleyen sosyal yardımlaşma ile alakalı bir sivil toplum kuruluşu ile karşılaşmadım şimdiye kadar. Siz en iyisi şöyle sorun bir sosyal yardımlaşma derneğinde yöneticisiniz. Bu kuruluşta ki yapılacak yardımları nasıl planlarsınız ?

 

Bakın net söylüyorum bizim zenginimiz daha çok ihtiyaç sahibi. Hiç bitmiyor istek ve arzuları. Yahu herif zevki için yaptığı harcamaları gerekli görüyor da bir ihtiyaç sahibi için istenilen bir yardımı gereksiz görüyor. İhtiyaç  sahibi olarak mı görüyor kendini yoksa ? Ya da kendinden başkasını düşünmeyen bencil mi ? Kendine bencil demez ama ihtiyaç sahibine ben çalıştım kazandım oda çalışıp kazansın der. Yazık ki ne yazık…

Her neyse konu dağılmadan planımı birinci derece ikinci derece üçüncü derece olarak ihtiyaç sahiplerinin aciliyetine göre sıraya koyarım. En acili hangisi ise ilk ona ulaştırırım yardımı. Ha bu arada yardımlar için zengin kişilere karşı isterken biraz acımasız olacağımdan çok ta tutarlar mı bilemem.

Toplumsal duyarlılıkla ilgili örnekler veriniz

Yaşadığımız dünya da tek başımıza değiliz. Evet özgürüz bunu istiyoruz. Engellemelere de karşı çıkarız en doğal hakkımız. Ancak başka birinin özgürlüğünü kısıtlayamayız. Başka birinin bizi kısıtlaması hoşumuza gitmeyeceği gibi bizim başkasını kısıtlamamız da onun hoşuna gitmeyecektir. Yaşamış olduğumuz sosyal çevre de insanlarla ilişkilerimizde başı boş olmadığımızı bilmeli istediğimiz yerde istediğimiz gibi davranmanın doğru olmadığını bilmeliyiz. Çevremizde ki insanlar arasında görsel veya yazılı bir kurallar bütünü olmasa da; örf, adet, gelenek, görenek gibi kavramlar boşa değildir. Toplum da ki işleyiş bu sözlü kurallar çerçevesinde gerçekleşirken bizlere de düşen sorumluluklar elbette bulunmaktadır. Sorumsuz lafını kendimize hakaret olarak kabul ediyorken aynı zamanda sorumluluklarımızı yerine getiriyor olmalı bilinçli davranmalıyız. Öyle ya nedir bu sorumluluklar ?

 

Kişi önce kendini bilmeli. Bundan maksat haddini bilmektir. Had nasıl bilinir diye sormayın yaşımızı biliyoruz kimliğimizi kimin soyundan geldiğimizi biliyoruz. Kendimizi tanıyoruz. O halde büyük ve küçüklerimizi de bilebiliriz. Büyük küçük demişken sorumluluk çerçevesinde ki en büyük ödevlerden biri saygılı olmaktır. Saygılı olmayı da anlatmayım artık onu bilirsiniz. Ama sadece büyüğe değil küçüğe de saygı duyulmalıdır. Herkes sizinle aynı fikirde olamaz. Herkes farklı kişiliğe sahiptir ve farklı görüşleri olabilir. Buna saygı duymak zorundayızdır.

Özet olarak toplum içinde sorumluluk bilincimizle hareket etmeli herkese saygı göstermeliyiz.

Yalnız taş duvar olmaz. atasözünü açıklayınız

“Yalnız taş duvar olmaz.” atasözünü açıklayınız

Şöyle ki yaşantımızın çoğu yerinde zorluklarla karşı karşıya kalabiliyoruz. Kimi zaman kendimiz halletmeye çalışıyor kimi zaman yardıma ihtiyaç duyuyoruz. Aslında halledebildiğimiz işler bile birinin yardımı ile daha rahat oluyor. Bu küçük bir örnekti. Aslında konu büyük.

Evet bizler kabul etsek de etmesek de tek başına bir hiçiz. Beraber var olduğumuz sürece büyüyecek birlikte olduğumuz sürece büyük kalacağız.

Ülkemizde aslında hiçbir ayrım gözetmeksizin yaşayan kardeş halkları sadece ayırmak adına iç savaş çıkarmaya çalışıyorlar. Türk, Kürt, Laz, Çerkez.. Bizler hep birlikte olduğumuz için aslında yıkılmıyoruz. Yalnız kalmamızı istiyor olabilirler. Bizi böyle yeneceklerini düşünüyorlardır. Ancak bizim içimizde bir kavga olmadığını bilmiyorlar. Eli silahlı birkaç kendini bilmezi bir grup halkı temsil ettiğini sanıyorlar. Hayır durum öyle değil. Biz birbirimizi yıllar boyunca tanımış birlikte büyümüş ve yetişmiş kardeşler olarak görüyoruz.

Yıllar önce de Çanakkale de, Kurtuluş savaşında denemediler mi ? Bize tarihimizi de kimliğimizi de unutturamazlar. Biz yalnız değiliz. Yalnız olan onlar. Hem çıkan üç beş oyunlar kardeşler arasında huzursuzluğa neden olmuş olabilir ama iki kardeş tartıştı kavga etti diye aile dağılmaz. Aile içi meseleler aile içinde kalır dışarıda da tartışılmaz konuşulmaz. Kol kırılır yen içinde kalır. Kısacası biz birlikte olduğumuz için güçlü Türkiye. Öyle olmaya da devam edecek.

 

“Gaye, bugünkü ve yarınki Türk’ün medeniyetini kucaklayacak en güzel ve ahenkli Türkçedir.” sözüyle Atatürk neyi vurgulamak istemiştir?

Ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk her zaman olduğu gibi her sözünün doğruluğuyla tam yerinde bir tespit gerçekleştirmiş. Adeta bugünümüze ışık tutuyor. Yüce Türk ulusunu böylesine mukaddes bir emanetle şereflendirmesi medeniyetimiz için çok büyük bir hediyedir. Ona ne kadar teşekkür etsek az olacaktır. Türkçe bizimdir.

Sözünde bahsi geçen konu ise hem o zaman ki hem de şimdilerde ki ulusumuzun a dan z ye her kesimin bizi biz olarak bir arada tutmasını sağlayan Türkçeyi konuşması ve koruması gerekliliğidir. Biz büyük bir medeniyetin evlatlarıyız. Tarihimizle ve gelecek vadeden projelerimizle bunu kanıtlıyor düşmanımızın bile saygısını hak ediyoruz. Bu kıskanılan birlikteliği sağlam ayaklar üzerine oturtan temelleri yine Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşları atmıştır. Bizlere kuru kuruya şükranlarımızı sunmak yerine bir vazife daha düşmektedir. Buda sözden anlamamız gerektiği gibi ahenkli Türkçe’yi korumakla mümkündür.

 

Bizlerin oluşan bu güzel dilimizi kullanmamız yetmez. Kelimelerin yerine yabancı cümleleri sokmamaya gayret göstermeliyiz. Evet yabancı dilde öğrenmeli konuşmalıyız ancak Türkçe mize zarar gelmesine engel olmalıyız. Bu Ulu Önderin bahsettiği gibi medeniyetimizin sürekliliği için gereklidir. Yoksa Türkçemiz zarar görürse toplumu bir arada tutan temel taşlar bir bir düşer. Geriye de bir şey kalmaz.

Gurbette olanların yaşadıkları sorunlar ile ilgili haber

Kendinizi bir haber sunucusu olarak hayal ediniz. Aşağıya “gurbette olanların yaşadıkları sorunlar” ile ilgili 5N1K yöntemine uygun bir haber metni hazırlayıp arkadaşlarınıza sununuz.

 

Onlar farlı iklimin bizden olanları. Onlar uzaklarda olup gönülde olanlar. Onlar bizden olup bize hasret duyanlar. Gelin bu haberimizde uzakları yakın edelim. Ya biz gidelim onların zihnine ya onları getirelim kendi zihnimize. Dertleriyle dertlenelim azaltalım yüklerini. 5N yi ifade eden soruları koyu renkle yazdık.

 

Bizde  Q TV olarak gurbette bulunan bizlerin dertlerini dinledik. Sorunlarına çözüm aradık işte o röportajlar.

 

*Kimsiniz, biraz kendinizden bahseder misiniz?

– Sivas’lı Mahmut derler bana. Sivas’ın köylerinden göçtüm geldim.

 

*Neden yurt dışı ?

-Geçim derdi evladım. İmkanlarımız çok kötüydü burada çocuğumuza daha iyi bir gelecek sunmak için geldik.

 

*Nasıl gelmiştiniz ?

-Bize o zamanlar dediler ki falanca ülkede işçi alımı çokmuş. Şu kadar da maaş veriyorlar. Bizde kalktık geldik.

 

*O zaman dediniz siz ne zaman geldiniz ?

-Kızım biz sene 89 idi geldik.

 

*Anladım efendim. Peki nereden geldiniz ?  Nereliydiniz de şartlarınız burada geldiğiniz yerden daha iyi ?

-Yok kızım ne kadar da iyi olsa keşke kendi memleketimizde olsak diyoruz. Aslen Kars bizim memleket kızım.

 

*Ne oldu da sizi böyle buralara kadar itti efendim ?

-Valla güzel kızım bizim oralarda terör belası çoktu. Dedik çoluğumuzu çocuğumuzu da alıp götürmesinler.

 

*Efendim son olarak kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz yani size burada nasıl bakıyorlar memleketinizde nasıl bakıyorlar yani siz kimsiniz ?

-Ahh kızım ahh biz ülkemizde gurbetçi burada Türk’üz. Zor ama kendi insanımız bile kabul etmiyor Türk’ lüğümüzü

Yaşadığınız yerden herhangi bir nedenle farklı bir şehir ya da ülkede yaşamak zorunda kalsanız neler hissedersiniz? Anlatınız.

Hep aynı yerde yaşar insan. Alışmıştır havasına suyuna. Orda doğmuş büyümüşse farklı bir mahalleye taşınmak bile zor gelir, aklında binlerce anıyla gider.

Alışma duygusu insana kimi zaman iyi gelir kimi zaman ise kötü. Alışkanlıklarından vazgeçemez kendini kötü hisseder hata yapar. Alışkanlıklarında ısrar eder haklı çıkar.

Zor olanı değil kolay olanı tercih ederiz çoğu zaman. Ama ya sorduğunuz gibi tek bir tercih hakkı sunulup zorunda bırakılırsak ? işte o zaman durum vahim. Sadece yaşadığımız yerden ayrı farklı bir yerde şehir veya ülke de yaşamak değil bütün durumlar zordur o zaman. Çünkü kimse zorunda bırakıldığı bir şeyden mutlu olmaz. Herkes kendi tercihini yaşamak ister iyi veya kötü..

 

Ayrı bir yerde yaşamaya zorlanmak da kötüdür. İyi şeyler hissettirmez. Hayatının dönüm noktası olur belki de. Düşünsenize özleyeceği tüm anılar hatıralar geride kalmış bir yana birde yakınlarından uzaklaşması var bu işin. Ailesi arkadaşları işi hiç biri olmayacak demek. Nerden bakarsan bak yeni bir başlangıç sıfırdan başlamaktır bu.

Ağır sonuçlar doğurur. Psikolojik olarak da, alışma zorluğu olarak da, özlem duyma olarak da.. ve şuan sayamayacağım kadar çok zorluk. Her insan kaldıramaz bunu. Kimi kendi ister gitmeyi kimi kendi ister gitmemeyi tercih hakkı varsa ben kalmak istiyorum.