İnsanların Yerine Akıllı Olarak Nitelendirilen Robot ya da Sistemler Düşünebilir mi? Yorumlayınız.

Yapay zeka programları ya da artifical intelligent olarak adlandırılan sistemler son dönemlerde oldukça ünlü olan yapılardır. Peki, insanlar yerine yapay zekaların oluşturulacaği bir döneme girmek mümkün mü? Ya da şöyle soralım: Yapay zekalar insanların tüm fonksiyonlarını yerine getirebilirler mi?

 

Nihayetinde düşünce, bellek, öğrenme, algı ve duygulanım süreçlerimizin nerdeyse tamamı birtakım bilişsel süreçlerimizin bir ürünü. Bilişsel sğreçlerimiz ise asla otomatik olmayan fakat zamanla tekrarlanarak otomatikleşen birtakım süreçler bütünü haline geliyor. Bir hücrenin herhangi bir anda eskisinden daha çok dopamine üretmesi, ‘’duygu durum’’ dediğimiz ve belki de robotlar karşısında en üstün özellik olarak kabul ettiğimiz niteliğimizi oluşturuyor. Ne yani? Her şey kimyasal mı?

Bilişsel psikologlara göre evet, her şey kimyasal. Daha doğrusu elektrokimyasal. Beyne gelen elektrik dalgaları ve karşılığında üretilmesi emredilen kimyasallar. Peki, bu sistemin benzerini robotlarda kurmak mümkün mü? Pek tabi. Peki ya insanın varoluş kaygıları, sancıları beynin tam olarak neresinde kalacak? Bir robot da ‘’ben kimin ve ben niçin buradayım?’’ diye düşünebilecek mi? Belki de… Emin olunan şey bunun uzun çalışma ve süreçler gerektirdiği. Çünkü hazır yapılı bir sistemi bir ürüne yerleştirmek kolaydır. Fakat bir irade ve özgür seçim kabiliyeti, yani karar verme mekanizması, işte böyle bir mekanizmayı ‘’kodlamak’’ pek kolay bir iş değil…

Felsefe ve Filozof Kelimelerini Duyunca Aklınıza Neler Gelir?

Felsefe ve filozof, adeta bir tuval sanatçısı ve resmi gibi birbiri ile yakından bağlantılı fakat kimi zaman birbiri ile kavga eden arkadaşlar gibidirler. Felsefe, bir filozof için gerçekleştirmesi ya da mesai harcaması gereken bir alan değil, bir yaşamı ele alış biçimidir. Bundan dolayı da felsefe filozofla içkin bir bağlantı içerisindedir ve bir filozofun yaşamının her alanında saklıdır.

 

Felsefe nedir? Felsefe, soyut ve somut kavramlar, yaşamda karşımıza çıkan her durum ve olay, bağlam ve olasılıklar üzerine düşünme eylemidir. Bu düşünme eylemi salt soyut ilişkiler kurma ve zihin şemasında kavramları yerleştirme süreci olarak işlemez. Felsefe aynı zamanda pratikte yaşamın nasıl şekilleneceği hakkında bir teorik temel oluşturma konusunda oldukça başarılıdır. Felsefe ne zaman yaşamın pratiği ile ilgili bir bilgi vermeye başlarsa, o zaman felsefe bir aşkın felsefe haline gelir. Felsefe yaşam hakkında yol gösterici ya da direktif verici olmaktan çok yaşamı sorgulayan sorular ortaya koyarak bireye, yaşam kararlarını farkında ve farklı olarak alması konusunda yardımcı olur.

Filozof, felsefeyi icra eden ve yaşamın işleyişine karşı, kendi kendisine karşı ve felsefenin bizatihi kendisine karşı sürekli olarak ontolojik sorular üreten kişidir. Filozof, yaşamını bir sorular sorma ve sorulara verdiği cevaplar karşısında sistematik bir dünya görüşü oluşturma uğraşı içinde olan bireydir.

Bilgi Sahibi Olmadan Fikir Sahibi Olunabilir Mi?

Bilgi, özellikle enformasyon bombardımanı içerisinde olduğumuz günümüz çağında neredeyse her yerdedir. Ne yazık ki fikir, ya da artık ‘’orijinal fikir’’ dediğimiz şeyi bulmak epey zor. Bunun sebebi ise her bilgi çeşidinin otomatik olarak bir fikir oluşturamayacağı gerçeği. Her bilgi bir fikri otomatik olarak oluşturmuyor, çünkü bir fikrin oluşum süreci eleştirel düşünme, tasnif, kavrayış ve yaratıcı çözümleyiş gibi bazı safhalara gereksinim duyuyor.  Peki bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunuyor mu? İşte ünlü filozof görüşleri:

 

  • Bilgi doğuştan gelir: Bu ekolün en ünlü düşünürü Platon’dur. Platon, bireylerin doğuştan bazı bilgiler ile dünyaya geldiğini ve dünyadaki kavrayışlarının bu doğumdan önce yani innate bilgilerinden ileri geldiğini ileri sürer.
  • Bilgi deneyimler ile kazanılır: Bu ekolün en ünlü düşünürü Aritosto olarak bilinir. Aristo, doğa gözlemleri ile deneyin ve gözlemin insan hayatındaki önemini vurgulayan özel bir Yunan filozofudur. Daha sonra John Locke gibi filozoflar da insanın boş bir levha olarak dünyaya geldiğini ve deneyimler eşliğinde bilgi edinerek fikir sahibi olabileceğini belirtmiştir.

Ünlü materyalistlerin bakış açısı elbette Platon’un bakış açısı ile kesinlikle uymaz. Felsefede materyalistler her zaman bilginin deneyimler ve somut ödevler karşılığında elde edilebileceğini ve bu şekilde elde edilen bilgiler olmadan fikir oluşturulamayacağını belirtirler. Çünkü soyut fikirler dünyayı yorumlama gücünden yoksundur. Ünlü filozof Karl Marx da, bir kitabında şöyle demiştir: ‘’filozoflar şimdiye kadar dünyayı yorumladılar, önemli olan onu değiştirmektir’’

Davranışın Bilinçli Ya Da Bilinçsiz Yapılması Neyi İfade Edebilir?

Gündelik hayatımızdaki davranışlarımız id, ego ve süperego olarak Freud tarafından isimlendirilen temel karakter bileşenleri tarafından şekillendirilir. Psikoloji biliminin kurucusu sayılmasa da Psikanaliz alanında oldukça önemli ve teşvik edici çalışmaları bulunan Freud, bilin dışı ve bilinçli etkinliklerimizden söz ederken, tüm bu etkinliklerimizin aslında farkında olduğumuzu fakat bazı etkinliklerimizi gündelik bilinç adını verdiğimiz daha aydınlık alana taşıyamadığımızı söylüyor. Bunu anlayabilmek için öncelikle bu üç kavramı inceleyelim.

 

İd: İd, bireyin en yabani, deyim yerindeyse en hayvani yanıdır. Bir nevi içgüdü olarak adlandırabileceğimiz id, insanın medeni toplumdan uzak en temel isteklerini temsil eder. Örneğin açlık ve cinsellik bu ihtiyaçlar arasındadır.

Super Ego: Super ego, benlik algısı içerisinde toplumun baskıları ile birlikte bastırılmış ve bilincimizde bir kenara itilmiş isteklerimizi temsil eder. Bu istekler örneğin bir toplum önünde konuşma yapmak bile olabilir.

Ego: Ego, Super egoda bastırılan hisler ile idde asla bastırılmak istenmeyen hisler arasında bir ortaklık zinciri oluşturur ve bireyi ‘’ortalama’’ bir şekilde davranması konusunda uyarır.

Bilinçli olmasak da toplum önünde bir şey söylemek istediğimiz halde söylemememiz, super ego’nun ‘’rezil olursun, sakın söyleme!’’ uyarısında saklıdır. Bunun bilinçli olarak farkına varmasak da sürekli olarak tüm bu alt benlikler bize mesajlar verirler. Sokak ortasında çekici bulduğumuz birinin ise direk olarak üzerine atlamamamızın sebebi, ego’dur. Ego, bu durumda tamamen vahşi olan id’in ‘’onu beğendim o halde almalıyım’’ isteğini bastırır ve size ‘’onu almak istiyorsan ona bir kahve ısmarlamalısın’’ mesajını verir.

Gündelik bilinç düzeyimizde bunun farkında olmasak da alt bilinç karakterlerimiz sürekli çalışmaktadır.

Aynı Sorulara Verilen Cevapların Farklılıklar Taşımasının Nedenleri Neler Olabilir?

Öznellik, kuşkusuz felsefenin üzerinde en çok tartıştığı kavramlardan bir tanesi. Rönesans’ın ortaya çıkışı, Descartes’ın düşünceyi ön plana koyan ve insanın düşünce faaliyetini değerli kabul eden anlayışı modern felsefenin temellerini düşünme eylemine endekslemeyi başarmıştır. Kartezyen ve analitik düşünmenin değerli kabul edildiği şu günlerde modern felsefenin en değerli sorularından bir tanesi, tek bir soruya verilen cevapların farklılık göstermesinin sebebinin ne olduğudur.

 

Tek bir soruya verilen cevaplar farklılık gösterebilir. Bunun hem öznede içkin sebepleri vardır, hem de özne dışında, yani aşkın sebepleri vardır. Dilerseniz Leibniz’in Monadlar Felsefesi ışığında bu iki farklı ihtimali inceleyelim.

  • Doğru cevap, felsefi düşünceye göre tek değildir. Dünyada birbirinden farklı kavram ve durumların birbirinden farklı gerçeklikleri vardır. Olaylar ve durumlar gerçekliklerini katı ve değişmez birer olgu olarak değil, birbirinden farklı bakış açıları olarak taşırlar. Bireyler ise bu farklı bakış açılarına yerleştikleri ölçüde sorulara birbirinden farklı cevaplar verirler.
  • Soru, felsefenin en temel çatışma kavramlarından bir tanesidir. Bir soru, her bireyin algı dünyasında aynı şeyin temsili değildir. Bireyler soruları birbirinden farklı imgelemler geliştirerek birbirlerinden farklı şekillerde anlayabilir. Bir başka ihtimal olarak bireyler, soruları yaklaşık olarak birbirine benzer olarak algılasalar da, zihinlerindeki cevaplar yaşam deneyimleri, bilgi birikimleri ya da çıkarsama biçimleri göz önüne alındığında farklı olabilir.

Vatan konulu bir sunum hazırlayınız.

“Bayrakları bayrak yapan, üstündeki kandır / Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır!” (Mithat Cemal KUNTAY) dizelerinden hareketle görsellerle destekleyeceğiniz “vatan” konulu bir sunum hazırlayınız.

 

Biz vatan konulu bir kompozisyon yazdık. Siz bunu sunuma dönüştürebilirsiniz…

 

İnsanların bir arada aynı kültür ve değerlerden etkilenerek yaşadıkları yerlerde toplum bilinci oluşur. Toplum bilinci aynı şeye ağlayıp aynı şeye gülmek ile eşdeğer olarak yorumlanabilir. Bilinçli toplumlarda bireyler değerlerinin farkındadırlar. Vatan kavramı da ancak böyle bilinçli ve bir arada yaşamayı başaran toplumların oluşturabildiği bir topluluktur. Vatan denen şeyin sadece belirli bir toprak parçası üzerinde kurulan devletten oluşmayacağı aşikardır. Sınırları belli olan topraklar üzerinde bilinçli bir toplumun kurduğu devlet ile vatan olunur. Vatan, annedir. Vatan, babadır. Vatan, her şeydir.

Vatan bazen uğrunda savaşarak, can verilerek elde edilir. Bazen de can vererek korunur. Vatan için canını vermekten çekinmeyen bilinçli ve fedakar vatandaşlara ihtiyaç vardır. Aksi halde vatan kavramı bütünsel olarak algılanamaz ve hep eksik kalır. Vatan fedakarlıktır. Fedakarlığı anneniz için, babanız için ve toplumun geri kalanları için yaparsınız.

Vatan dediğimiz şey bayraksız düşünülemez. Vatan, bayraktır. Aynı bayrağın altında insanların huzurla ve mutluluk içinde yaşadıkları yerdir. Huzurun hissedildiği ve toplumun dayanışmasının hissedildiği her yer vatandır aslında. Devlet kurulmadan vatan olur mu? Devletsiz de vatan olunabilir belki ama devlet ile otoriter bir kurum ile desteklenen topluluklarda vatan bilinci daha da gelişir.

Yaşadığınız çevrede gördüğünüz toplumsal bir ihtiyacı belirleyiniz. Aşağıdaki etkinliğe katılarak bu ihtiyacı karşılamaya yönelik bir sivil toplum kuruluşu oluşturunuz.

  1. Hangi toplumsal ihtiyaca yönelik?

Toplumda güven ve huzur ihtiyacını gördüm. Bu sebeple tarih okumanın faydalı olacağına inandım.

  1. Topluma ne tür yardımlar yapacak?

Toplumu bir arada tutacak. Aynı değerlerden etkilendiğimiz gerçeğini gösterecek. Tarih boyunca bir olmayan ve birbirine güven vermeyen toplumların yok olup gittiği örneğini göstermiş olacak. İnsanların birbirine karşı güven duygusu beslemesini ve buna uygun hareket etmesini sağlayacak.

  1. Kuruluşu desteklemek için neler yapmalıyız?

Kuruluşu desteklemek için bol bol tarih kitabına ihtiyacımız var. Tarihte örnek olabilecek olayların anlatıldığı kitaplar, hikayeler ve çeşitli derlemeler bir araya getirilmelidir.

  1. Kuruluşun faaliyetlerine katılımı nasıl arttırabiliriz?

İnsanlara tarihi ve tarih okumayı sevdirerek amacımıza daha kolay ulaşabiliriz. Asıl amaç gizlenerek amacımız tarihi okutmak ve öğretmek olmalıdır. İnsanlar bu kaynakları okuduktan sonra kendiliğinden bu dersi çıkartacaklardır.

Dini inançlarınızın günlük yaşantınıza etkileri nelerdir? Örnekler veriniz.

Dini inançlar zaten günlük yaşamı şekillendirmek amacı ile getirilmiştir. Haliyle de günlük yaşamda etkisi değil kendisi bulunmaktadır. Yapılan her eylem, her söyleyiş dini inançlar doğrultusunda ve dini inançlar ile uyumlu olarak yapılmaktadır. Dininde yalan söylemenin caiz olmadığı söylenen bir kişi günlük hayatını dürüstlük üzerine kurmaktadır.

 

Hırsızlık yapmanın, zina etmenin haram olduğunu bilen kişiler de günlük hayatında hırsızlığa ve zinaya karşı dururlar. Bir başka örnek ise güne başlama saatimizdir. Sabah namazının emredildiği bir dini inanışa sahip olan kişiler sabahın erken saatlerinde uyanırlar. Abdest alıp namaz kıldıktan sonra günlük yaşamlarına devam ederler. Fakat sabah namazının olmadığı bir dine inanan kişiler daha geç uyanır ve günlük hayatlarını ona göre programlarlar. Dolayısıyla din günlük yaşama fazlasıyla etki etmektedir. Etkiden ziyade günlük hayatı şekillendiren güçtedir. Dini inanışları gereği gün içinde camii veya kliseye gitmek zorunda olanlar günlük işlerini bu zaman dilimini gözeterek yaparlar. Hayatın her alanında; işte, okulda, evde ve her yerde dini inanışlara göre hayat sürdürülür. Diğer her şey dini inançlar doğrultusunda uygun olacak şekilde planlanır.

Destana göre Uygurlar niçin göç etmek zorunda kalmışlardır? Tartışınız.

Destanda Uygur hükümdarının zorlu ve uzun yıllar süren Çin savaşları anlatılır. Ardından savaşın ardı arkası kesilmeyince Uygur prensi Çin prensesi ile evlendirilir. Böylelikle barış sağlanmış olur. Tanrı dağının eteklerinde bulunan bir taş ya da kaya bulunuyordu. Bu kayaya Kutlu Dağ ismi verilmiş ve Türk toplumu için özel olduğuna inanılmıştı. Tanrı dağlarının zaten Türk toplumu için özel bir yere sahip olduğu bilinmektedir. Prensese karşılık bu kayayı isteyen Çinlilerin isteği kabul gördü. Bu kayanın oradan alıp Çin’e götürülmesinin ardından ülkeyi yas bastı. Hayvanlar, kuşlar, köpekler, kurtlar bu taşın gitmesine ağladılar. Kayanın ardından hükümdar da bir anda ölerek dünyadan gitti. Artık toparlanmak imkansız görülüyordu. Uğursuzluk çökmüştü ve bulundukları yeri terk etmekten başka çareleri kalmamıştı.

 

Uygurlar son göçünü gerçekleştirdiler. Vardıkları yerde yerleşik hayata geçeceklerdi ve yeni, savaşsız bir hayat onları bekliyor olacaktı. Çinliler bu kayayı bilinçli olarak almak istediler ve kayanın oradan alınarak Türklerden sonsuza kadar kurtulacaklarına inanmışlardı. Bu kayanın özel olmasının sebebi ise Çin ve İran kaynaklarında evvel zamanda bu kaya yakınlarında bir ağaç gövdesinin açılarak içinden 5 çadır çıktığı söylenir. 5 çadırda Uygur hükümdarının da yer aldığı 5 bebek vardı. Bu çadırlar gümüşle yapılmıştı. Bir mesaj olarak gökten gönderildiği düşünülen bu bebeklere saygı gösterildi. İçlerinden en yiğit olanı Uygurlar kendilerine kağan seçti. Bu kutlu davayı bozmak isteyen Çinliler kayayı almak istediler. Böylelikle Türklerin kutsalını bozmuş ve onlardan kurtulmuş olacaklardı.

Uygurların yaşam tarzını Hun ve Kök Türklerin yaşam tarzları ile karşılaştırınız. Benzerlikleri ve farklılıkları yazınız.

Uygurlar bambaşka bir Türk devleti örneğidir. Hun ve Kök Türk devletleri Çinliler ile mücadele eden savaşçı toplumlardır. Uygurlar ise edebiyata, sanata, okuma yazmaya yönelmiş bir Türk devleti oldu. Kağıt ve mürekkep kullanan Uygurlar yaşam tarzlarını değiştirmeyi maniheizm dinini de örnek alarak yaptılar. Hun devleti Asya ve Avrupa Hun olarak kurulmuş, Avrupa’da ve Asya’da hakim olmuş bir otoritedir.

 

Kök Türk devleti ise Çin esareti altında yaşamak zorunda kalmıştır. Ardından başlatılan isyan ile bağımsızlık kazanmış ve 2. Kök Türk olarak yeniden devletleşmiştir. Her iki devlet de Türk savaşçıları ile düşmanlarına korku salmış ve otoriteyi elden bırakmamıştır. Aynı zamanda iki devletin toplumu için de Gök Tengri inancı yaygındır. Uygular ise maniheizm inancını seçmişler ve bu yönüyle diğer iki devletten ayrılmışlardır. Hun ve Kök Türk devletinde yazısız kurallar yani töre kuralları geçerliyken, Uygurlarda yazılı devlet kuralları geliştirilmiştir. Uygurlar inancı gereği et yemeyi bırakmışlardır. Fakat savaşçı olan diğer iki Türk devletinin temel besini ettir. Hun ve Kök Türk devleti konargöçer hayat tarzı ile göçebeliğini sürdürürken Uygurlar yerleşik hayata geçmişlerdir. Hun ve Kök Türk devletlerinde alfabe yerine motifler ve işaretler görülür. Fakat Uygurlar kendilerine özgü alfabe geliştirmiş ve okuma yazma öğrenmişlerdir.