Arkadaşlarınızla birlikte bir okul gazetesi çıkaracaksınız. Hazırlayacağınız okul gazetesinin hangi prensiplere uygun olması gerektiğini öğrendiklerinizden yola çıkarak yazınız.

Okul Gazetesi Etkinliği

Okul gazetesi; öğretmen ve öğrenci işbirliğinde çıkartılması gereken bir etkinliktir. Öğrenci için motivasyon arttırıcı ve işbirliği ile etkinlik yapmada kullanılan etkili faaliyetlerden biridir. Bazı okullarda; okul dergisi veya okul gazetesi çıkarılmaktadır. Bu sayede araştırma ve inceleme becerilerinin geliştiği, yaratıcılıklarının arttığı ve yapılan çalışmaları sergileme imkanı bulmaktadır. Burada en önemli unsur ise, işbirliği içerisinde çalışarak, ortak bir ürün ortaya çıkarmaktadır. İleri yaşlara gelindiğinde, yapılan etkinlik, anlamlı bir hatıra olarak kalmaktadır.

 

Okul Gazetesi Çıkarırken Yapılması Gerekenler

  • Öğretmen ve öğrenci işbirliğinde okul gazetesinin adı konulmalıdır.
  • Okul gazetesi için, isteyen öğrencilerden seçilmiş bir yayın kurulu oluşturulmalıdır.
  • Okul gazetesinin her sayısı için farklı etkinliklere yer verilmelidir. Röportaj gibi.
  • Gazeteyi daha eğlenceli hale getirmek için içeriğinde; fıkra, tekerleme ve bulmacalara yer verilmelidir.
  • Gazetenin bir köşesinde, öğrencilerin o günün anlam ve önemini anlatan metin veya şiirleri yayınlanabilir.
  • Gazetenin isim ve içerik tasarımı tamamlandıktan sonra yayın kurulu da hazırlanarak, okul aile birliğinin maddi kaynağına ihtiyaç duyulmaktadır.

 

Okul Gazetesi Çıkarırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Okul gazetesi çıkarmanın, sabır isteyen bir süreç olduğunun bilincinde olunmalıdır. Haftalık gazete düşünülüyorsa, içerik çalışması önceden planlı bir şekilde baskıya hazır hale gelmelidir. Gazete ilk basımından sonra, düzeni oturana kadar belli zorluklar yaşanabilir. Okul gazetesinin uzun vadede devam etmesi için, yaratıcı ve farklı fikirler gereklidir.

 

Anadolu insanının karşısındakini incitmeden duygularını aktarmak için kullandıklarına benzer yöntemler günümüzde de kullanılıyor mu? Örnek veriniz.

Anadolu İnsanının Dili

Osmanlı medeniyeti; üç kıtada yeme, içme, giyim, şehir hayatı ve insanlara saygısı ile tanınmış ve hüküm sürmüştür. Anadolu insanının geleneklerine bağlı bir şekilde yaptıkları davranış ve yaşam tarzının çoğunun, Osmanlıdan geldiği bilinmektedir. Osmanlı’da insanlar karşısındakine duygularını ifade etmek için olumlu cümle kullanmaya dikkat ederlerdi. Örneğin; günümüzde ışığı yak kelimesini kullanırken, Anadolu’da eski insanlar, bu kelime olumsuzluk hissettirdiği için, onun yerine ışığı uyandır kelimesini kullanırlardı. Aynı şekilde ışığı söndür olumsuzluk çağrıştırdığı için, ışığı dinlendir kelimesi kullanılırdı.

 

Günümüz İnsanının Geleneklere Bakış Açısı

Anadolu insanı, karşısındakini incitmeyen yapısı ve kibarlığı ile tek bir kelimede, duygularını ifade edebilmekteydi. Günümüzde bu geleneklerden bazıları kullanılsa da, aynı şekilde kullanılmamaktadır. Örneğin eskiden eve gelen misafirlerin ayakkabılarının burunları kapıya dönük şekilde düzeltilirken, ifade edilmek istenen olay; sizin misafirliğinizden memnun kaldık anlamına gelmekteydi. Günümüzde ise ayakkabıların burnu dışa dönük bir şekilde düzenlenmektedir. Bu tamamen bilinçsizce yapılan bir davranıştır. Eskiden kapılarda kalın ve ince tokmak yer alırdı. Kalın tokmak çalarda gelen kişinin erkek olduğu anlaşılarak, kapıyı evin erkeği açardı. Günümüzde tokmaklı kapıların olduğu evlerde, neden iki tokmak olduğuna dair hiçbir fikri olmayan insanlar, tokmak kullanmaya bile tenezzül etmemektedir. Bunun gibi yapılan birçok örnek hayatımızda yer almaktadır. Fakat hiçbiri de eski geleneklerdeki gibi anlamlı bir şekilde uygulanmamaktadır. Anadolu insanının kibar ve saygılı ifadeleri yerine, geriye bilinçsizce saptırılan gelenekler kalmıştır.

Atatürk’ün Milli Mücadelenin önderi olmasını hangi özelliğiyle açıklarsınız?

Atatürk’ün Millî Mücadele’nin önderi olmasını hangi özelliğiyle açıklarsınız?

Atatürk’ün çok yönlü bir insan olması ve vatanı için verdiği mücadelede aldığı kararlar sayesinde milli mücadelenin önderi olması, onun kişilik özellikleri ile alakalıdır.

Genç bir subay olarak başladığı askerlik hayatında Mustafa Kemal’i rahatsız eden milletin içinde bulunduğu durumdu. Çalışmalarını milletini ve vatanını düşünerek gerçekleştiren Mustafa Kemal Atatürk milli mücadelenin önderi olurken geleceği görebilme özelliği ile kararlarını almış ve uygulamıştır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün ileri görüşlülüğü ile Milli Mücadele aksamadan devam edebilmiş ve ortaya çıkan zorluklara karşılık önceden planlar hazırlanmıştır.

Atatürk’ün kişilik özelliklerinden olan cesaret ve özgüven milli mücadele döneminde onun olayların içerisinde bizzat olmasını sağlamış ve milli mücadele dönemini başarıya ulaşmasında ki en önemli etkenlerden olmuştur.

Atatürk yetiştiği aile ve aldığı eğitim sayesinde vatanını seven bir birey olarak hayatını ilerletmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk zekâsını vatanın ve milletin refahı için kullanıp bu yönde çalışmalar yaptığından ve milletin içinde bulunduğu zor durumda yeniden doğmayı istediğinden Milli Mücadele’nin önderi olmuştur.

“Yüzü sirke satan” birinin gülümsemesi için önerileriniz neler olabilir? Kısa bir konuşma yapınız.

Mutsuz insanları yargılamadan önce düşünmemiz gereken nokta, neden mutsuz oldukları olmalıdır. Bizim basit sandığımız ya da bize kolay gelen olaylardan ötürü mutsuz olacağını düşündüğümüz insanlar belki de çok büyük sorunlarla mücadele ediyordur. Önce bu konuda bilgi sahibi olup daha sonra yargıya varmamız gerekir. Herhangi bir konu üzerinde yeterli bilgi ve birikime sahip olmadan yargılara varmak bizi yanlış sonuçlara götürebilir ve daha sonra vardığımız sonuçlardan, aldığımız kararlardan pişmanlık duyabiliriz. Etrafımızda çok neşeli oldukça güler yüzlü ve samimi insanlar olabilirken bunun tam tersi şekilde sürekli surat asan sürekli mutsuz ve sürekli şikâyet eden insanlar da olabilir. İnsanların neden güldüklerini bilmek kadar neden surat astıklarını bilmek de önemlidir.

 

Eğer bu mutsuzluk ve surat asma durumu, bizim bilmediğimiz büyük bir sebepten kaynaklanmıyor ise yani bu kişinin genel hali oldu ise onun gülümsemesi için birkaç küçük eylem gerçekleştirebiliriz.

Yüzü sirke satan birinin gülümsemesi için ona gülmenin faydalarından bahsederdi ve güldüğünde hem ruhunu hem bedenini nasıl rahatlayacağını ve bunun bir tedavi olduğunu ona anlatırdım.

Gülmenin kalp sağlığına faydalarını, bununla beraber ömrü uzattığını söylerdim.

Günlük yaşamda karşılaşabileceğimiz yahu bunun da yine yüzü sirke satıyor diye tanımlanan insanların karakteristik özellik dışında onları mutsuz eden sebepleri varsa bu konuda çözümlerle onlara yardımcı olmak isterdim.

Siz olsaydınız 19 Mayıs 1919 sabahı yaklaşan gemiden ne beklerdiniz?

19 Mayıs 1919 sabahı Atatürk’ün Samsun’a ayak basacağı gemiden beklentim elbette bir kurtuluş olurdu. İşgal kuvvetlerini bastırmak için Samsun’a gelen Mustafa Kemal Atatürk yalnızca geliş amacından dolayı vatandaş olarak bana bir umut verirdi.

Milletin ve vatanın içinde bulunduğu duruma çözüm üretecek lider vasıflı insanların varlığı halkın direnme gücünü arttırarak mücadele içerisinde pes etmeden yol almasını sağlar.

 

19 Mayıs sabahı Samsun limanına yaklaşan gemiden hem kendim, hem ailem, hem vatanım, hem milletim için bir kurtuluş beklerdim. Milli Mücadele bayrağının açıldığı ve özgürlük için savaşın başladığı 19 Mayıs 1919’da yalnızca bir kişinin değil bütün Türk milletinin zaferi ve mücadelesi vardır. Bu yüzden tüm bu mücadelenin ilk adımı olan ve özgürlük meşalesini elinde tutan Mustafa Kemal Atatürk tarihimizin varlığımızın unutulmaz ismidir.

İçinde bulunulan durum, tüm halkı perişan etmiş geleceğe dair umutları karartmış ve yine de milletin çaresizliğine karşılık mücadele etme kuvvetini kendinde bulan Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs sabahı Samsun limanına demir atan gemi ile gelişi tarihin yeniden yazılması ve yeniden umut etmek anlamına gelmekteydi.

 

Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs Sabahı Samsun’a demir atan ve bir milletin kurtuluşunu temsil eden gemi ve aldığı görev ile alakalı şu sözleri çaresizlik içerisinde ki halka ne hissetmesi gerektiğini de söyler durumdadır.

“Osmanlı ülkeleri bütün bütüne parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türkün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Baylar, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da ulus egemenliğine dayanan, tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak. İşte, daha İstanbul’dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur.”

 

 

Milli Mücadele Dönemini anlatan bir gazete haberi hazırlayınız.

– Millî Mücadele Dönemi’ni anlatan bir gazete haberi hazırlayınız.

Halk ayaklanıyor!

Milletimizin ve vatanımızın içinde bulunduğu işgal durumu artık aziz Türk milletinin başkaldırılarına neden oluyor.  Milletin oluşturduğu kuvvetler ile işgal kuvvetlerinin karşılaşması yeterli cephaneye sahip olmayan halkın kayıplar vermesine neden oluyor. Halk, devlet büyüklerinden cephane talep ediyor.

Yaşadığı toprağa savunmak için canını yola koyan halk kahramanlık destanları yazıyor! Yurdun her köşesinden bir destan haberi geliyor!

İşgal güçlerinin topraklarımıza girmesi ile topraklarımızın ve halkımızın refah ve mutluluğu çok gerilerde bırakılmıştır.

Manda ve himayeyi kabul etmeyen halkın ayaklanması bir sonuç verecek mi belli değildir ancak halk kanının son damlasına kadar savaşmaya devam edecek.

 

Hala açıklama gelmedi!

Halkın yaşadığı köy, kasaba ve mecralarda işgal kuvvetlerine karşı ayaklanmasına hala bir devlet müdahalesi ve açıklama gelmedi.

İşgal güçleri ile kendi kuvvetleri aracılığı ile çarpışan halk kadın erkek çoluk çocuk demeden toprağını savunmaya çalışıyor. İşgale karşı çıkarken birçok ailenin hayatını kaybettiği bu savaşta halk kanının son damlasına kadar mücadele edeceğe benziyor. Kanının son damlasına kadar vatanını savunmaya, bayrağını dalgalandırmaya devam edeceğe benziyor.

 

Anadolu’da açlık var!

Bir taraftan topraklarının işgaliye bir taraftan da açlıkla mücadele eden Anadolu halkı, Milli Mücadele içinde var olan her şeyini davanın ortasına bırakmış durumda. Çok fazla kayıp olmasına rağmen, halk geri çekilmiyor açlığa ve yoksulluğa katlanarak mücadeleye devam ediyor.

Türk halkının kuvvetli imanı ve inancı sayesinde mücadelenin seyri değişebilir.

Polyannacılıkla ilgili bir araştırma yapınız.

Pollyannacılık, bir oyun oynamaktır aslında. Her şeye iyi tarafından bakmak ve fazla iyimser olmaktır bir başka deyişle de mutluluk oyunudur.

Kişi mevcut durumlar karşısında iyimserliğini kaybetmez ve bazen kendini kandırma seviyesinde iyi olduğunu düşünür.

Bu bir psikolojik savunma yöntemidir.  Ruhsal yapısı mevcut durumun gerçekliğin kabul edemeyecek kadar hassas insanlar öyle değilmiş gibi davranarak kendilerini kandırdılar.  Ama gerçeğin acı tarafı ile yüzleşmeden de ne çözüm üretmek mümkündür ne de mücadele etmek.

Örneğin: kolunuz koptuğunda ne yaparsınız?

Seçenekler:

Kolum koptu ve bu beni hayatta çok zorlayacak tüm gerçekliği görüp bunu kabul etmeliyim. Bu bir eksiklik değil, bu benim hatam da değil ama ben artık tek kol ile yaşamak zorundayım.

Ne olur sanki kolum koptuysa diğer kolum sağlam. O yeterli olacaktır.

Kolunuz koptuğunda hangisini düşünürsünüz?

Eğer ilk cümle size daha yakınsa realist bir bakış açısı ile baktığınızı söyleyebiliriz.

Ancak ikinci cümle bir Pollyannacılık cümlesidir. Çünkü insan tek kol ile yaşarken iki kola sahip bir insanın yapabilme yetisindeki işleri kolaylıkla yapamaz.

Yani burada ne durumuzu dramatize etmek ne Pollyannacılık oynamak size bir fayda sağlamaz.  Eksiğinizi ve fazlanızı kabul ederek devam etmelisiniz yola.

Tek kolla senden daha iyisini yaparım demek yerine tek kollu insanların arasında böyle bir kıyas yapmak daha doğru olacaktır.

Not: buradaki kol örneği farazi bir örnektir. Bunu hayatın içerisindeki herhangi bir olayla da bağdaştırabilirsiniz.

 

 

 

 

 

Polyannacılıkla ilgili araştırmalarınızdan yola çıkarak Polyannacı olmak isteyip istemediğinizi nedenleriyle açıklayınız.

Polyannacılıkla ilgili araştırmalarınızdan yola çıkarak Polyannacı olmak isteyip istemediğinizi nedenleriyle açıklayınız.

Bazen evet bazen hayır. Çünkü insanın kendini her zaman kandırması bir süre sonra gerçek dünya ve gerçeklikten kopmasına sebep verebilir.

Bunu istemezdim ama bazı durumlarda kendimi, fazla üzüntüden ve stresten korumak için Pollyannacılık oynayabilirim.

Hangi durumlarda evet hangi durumlarda hayır?

Örneğin, çok sevdiğim bir arkadaşımın bana sebepsiz yere kırıcı sözler kullanması durumunda evet. Çünkü benim dışımda bir sıkıntısı olabilir, canını sıkan başka şeylerden ötürü bilmeden üzerine gitmiş olabilirim, belki de ciddi anlamda psikolojik sorunları vardır ve benimle bile paylaşamıyordur. Bu her zaman yapmadığı bir şey olduğunda burada mutluluk oyununu oynamakta zarar görmem.

Ama benden yapamayacağım bir şey istendiğinde, yapabileceğimi söyleyip kendimi kandıramam.

Örneğin benden dönerci olmamı isteseler bunu ben yaparım diyemem çünkü ben bu işe uygun biri değilim ve bu konuda tecrübem yok. Yanlış beklenti oluşturmak ve hâkim olmadığım konularda bilmişlik taslamak beni yıpratacaktır.

Eğer dönerci olmak istiyorsam bunun için önce öğrenmem gerekenleri öğrenir ve yeterli donanıma sahip olduktan sonra dönerci olarak çalışırım.

 

 

Keşke ve iyi ki ile başlayan kısa bir paragraf yazınız.

Hayatta aldığımız yanlış kararlar için genellikle “keşke”, doğru kararlar için de “iyi ki” ifadesini kullanırız. Buna göre aşağıdaki ifadeleri tamamlayınız.  Keşke ve iyi ki ile başlayan kısa bir paragraf yazınız.

 

Keşke üzmeseydim annemi ve bağırmasaydım ona yerli yersiz zamanlarda, gönül koymasaydım babama bazen ay sonunu çıkaramadığında harçlık alamadığım için.

Keşke daha iyisini isteseydim ve yapsaydım hayatım için daha çok çalışsaydım daha iyi bir okulda okusaydım.

Keşke beni sevmeyen insanlara zaman ayırmasaydım. Onlar için kendimi üzmeseydim ve keşke çok daha erken bir zamanda kendi sevgimin kıymetini anlayıp onu sadece hak eden insanlarla paylaşmayı bilseydim.

Keşke, ölüm dışında hiçbir şeyin çözümsüz olmadığını daha önce öğrenseydim.

Ve iyi ki tökezlesem de, yorulsam da yolumda zorlansam da bırakmadım. İyi ki yapamadıklarıma takılıp kalmadım ve yaptıklarımla gurur duymayı başardım.

İyi ki, çok sevdim insanları, kalbimdeki sevgi ve merhameti kaldırıp çöpe atmadım.

İyi ki inanmayı hiç bırakmadım ve iyi ki hep insan kaldım.

Her hayatın bir hikâyesi olduğunu gördüğümde ve her hikâyenin zorluklarına da şahit olduğumda sevdim kendi hikâyemi.

İnsan kusurlu kusursuzdur çünkü. Çünkü insan hatalarıyla öğrenir hayatı. Düşe kalka, takılarak. Kimi kolay kalkar kimi zor ama insan kalkar.

Tüm bunları anladığımda henüz ölmediğim için de iyi ki demeliyim. Hala hayattayım ve biliyorum ki ölümden başka her derdin çaresi var. Geç kalmadım. Hiç kimse geç kalmadı ve biliyorum ki tüm keşkelerimi telafi edebilirim.

Hayatınızda aldığınız herhangi bir karar ve bu kararın sonucu ile ilgili bir konuşma yapınız.

Hayatınızda aldığınız herhangi bir karar ve bu kararın sonucu ile ilgili bir konuşma yapınız.

Hayatta ne olmak istediğinize çocuk yaşta karar verirsiniz. Eğer bir kararınız yoksa size hiçbir rüzgâr yardım etmez ve savrulur durursunuz.  Edebiyata olan ilgim çok küçük yaşlarda başladı. İlk okuma kitabımla birlikte kelimelerin büyüsüne kapıldım ve evet dedim bu benim. Ben sihirli kelimeler yazabilirim. Ve 8 yaşında ‘ Samet Behrengi- Yıldız ve Konuşan Bebek – kitabının son sayfasında kararımı vermiştim.

Yazar olacaktım! Aldığım karar başta sadece bir hayal bir etkilenme gibi görünüyordu.  Zaman geçtikçe bunun bende oldukça şiddetli bir arzuya dönüştüğünü ve yazma isteğinin engellenemez bir istek olduğunu gördüm.

‘Kararımı hayallerle hayallerimi eylemlerle süsledim.’

Eğer ben bir yazar olacaksam önce çok okumam gerekirdi. Neredeyse tüm ilkokul ve ortaokul yıllarımı kütüphanelerde geçirdim. Tanıştığım her yeni yazarın hayallerini kendi hayallerime eşleştirdim.

Kitapların önsözlerini okumadan kitapları bitirmezdim ve burada fark ettim ki,  eğitimli insanlar daha başka cümleler kurabiliyor.

Yani eğer bir gün verdiğim karar neticesinde yazar olabilirsem, eğitimli olmam gerekiyordu.

Kendime yatırım yaptım. Hayatım boyunca hiç bilgisayar oyunu oynamadım. Okumak ve anlamak üzerine geçirdim tüm vakitlerimi.  İnsanları dinledim insanları anlamaya çalıştım ve üniversite tercihimi Türk Dili ve Edebiyatı okumaktan yana yaptım.  Hem sanatı bilmeli hem de bilimi öğrenmeliydim ki güneş olmasam bile gökyüzündeki en parlak yıldız olabileyim.

Sonuç mu?

Okul bitti, hayatla baş başa kaldık. Şimdi bu yazıyı okuyan sizler gibi birçok öğrencim oldu.

Ve onlara hep şunu söyledim asla verdiğin karardan vazgeçme!

Önüne her tür engel çıkacak, başına her şey gelecek ama sen hedefini koyduysan o senindir. Koş ve onu al.  Yürüyerek ulaşamazsın koş herkesten daha hızlı koş. Ve yine çocukken vazgeçmek istediğimde dönüp tekrar okuduğum o atasözünü paylaşıyorum.  Hedefe giden yolda ışık olması dileği ile…

“Afrika’da her sabah bir ceylan uyanır; en hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini, yoksa öleceğini bilir. Afrika’da her sabah bir aslan uyanır; en yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini, yoksa aç kalacağını bilir. Aslan ya da ceylan olmanızın bir önemi yoktur. Yeter ki, güneş doğduğunda koşmak zorunda olduğunuzu bilin.” Afrika Atasözü