Farklı düşünme tarzlarının olay ve durumları yorumlamadaki etkileri neler olabilir? Tartışınız.

Bakış açıları, yaşamı deneyimleme ve yaşamda başımıza gelenler üzerinden çıkarımlar yapma konusunda en temel aracımızdır. Bizler bakış açılarına sahip olduğumuz sürece dünyada soyut olarak bir yer edinir, ve yaşadıklarımızı sadece bir olaylar zinciri olarak değil aynı zamanda bir anlamlar zinciri olarak kavramaya başlarız. Bundan dolayı da olay ve durumları yorumlarken kullandığımız bakış açısı aynı zamanda bu olay ve durumları nasıl anlamlandırdığımızı da belirleyen bakış açılarıdır.

 

Farklı düşünme tarzları, yaşamı birbirinden farklı noktalardan ele alan, farklı dünya görüşlerine sahip olan, ve farklı çıkarsamalar yapabilen fikir örüntüleridir. Bu birbirinden farklı fikir örüntüleri dünyanın ya da hayatın salt bir yüzünü değil birkaç yüzünü görmemizi sağlarken, kendi deneyimlerimiz ölçüsünde gördüklerimizi ne denli objektif yorumlayabildiğimizi de bize sorgulatır. Farklı düşünme tarzları, olay ve durumları yorumlama sürecimizde bizi daha objektif olmaya zorlar. Bizi kendi bakış açımızdan şüphe ettirir. Bu sayede oldukça kolay bir şekilde ilk düşündüğümüz şeyi kabul etmek yerine, birkaç düşünce biçmi arasından bir kavrayışlar bütünü elde etmek zorunda kalırız. Bu da yaşamı çok yönlü bir şekilde anlamak ve yorumlamak gibi sonuçlar doğurur. Manevi dünyamız ve yaşadığımız hayatı benimseme oranımız da bu ölçüde durmadan artar. Çünkü yaşam anlaşıldığı, yorumlandığı ve kanıksandığı sürece güçlenir ve bireyselleşir.

Parçadan hareketle felsefi soru niteliği taşıyan ve taşımayanlara ikişer tane örnek yazınız.

Felsefi sorular bireyi düşünmeye itmeleri ile tanınırlar ve bu düşünce salt evren ve soyut kavramlar ile ilgili değil bireyin direkt olarak kendisi ile ilgili de bir düşüncedir. Felsefi soruların kesin ve net cevapları olmaz, felsefi sorular bir şeyi öğrenmek için ya da bir konu hakkında bilgi sahibi olmak için sorulmaz. Felsefi sorulara verilen yanıtlar tek seferlik genel geçer ya da kabul görmüş yargı ve kavramlar olamazlar. Çoğu filozofun birbirinden farklı düzlemlerde kurdukları duygu ve düşünce dünyalarına göre felsefi soruların yanıtları geniş bir skalada yayılırlar.  Felsefi soru niteliği taşıyan cümleler son derece sorgulayıcı ve yapı bozumcudur. Yani hali hazırda kabul edilen şeylerin tamamen yıkılarak baştan düşülmesi gerektiğini hissettirirler. Bu, ne anlama geliyor? Felsefi sorulara yanıt verirken kabul görmüş erken doğrulardan yola çıkmamanız gerektiği, her doğruyu söz konusu soruyu cevaplarken yeniden yaratmanız gerektiği anlamına geliyor elbette. Ancak bu şekilde sorulan bir felsefi soruya tamamen hakkaniyet içerisinde doğru ve iyi düşünülmüş bir yanıt verebilirsiniz.

Felsefe soruları:

  • Özgür irade diye bir şey var mıdır? Birey seçimlerinde özgür mü?
  • Varlık var mıdır?

Felsefi olmayan sorular:

  • Haftaya maçta Beşiktaş mı yener Fenerbahçe mi?
  • Bugün yemekte ne pişirmemi istersin?

Yukarıdaki sorulardan da anlaşılabileceği gibi bu iki farklı soru biçimi ontolojik açıdan birbirinden oldukça farklı soru biçimleridir.

Bir fikrin doğruluğuna nasıl ikna olursunuz?

Bir fikrin doğruluğu kendi içerisinde çelişmemesini gerektirmektedir. Kendi içerisinde çelişmemesi ise fikrin tutunduğu kanıt ya da destekler ile beraber değerlendirildiğinde bu kanıt ve desteklerin kendisini doğrular nitelikte olması anlamına gelir. Örneğin eğer bir kağıdın beyaz olduğunu iddia ediyorsanız bunu kanıtlamak adına fikrinizi siyah olan hiçbir kağıt görmediğinizle, daha önce gördüğünüz tüm kağıtların beyaz olduğu ile konuyu ilişkilendirebilirsiniz. Bu fikrinizi kanıtlanmış ya da desteklenmiş bir fikir haline getirir. U şekilde desteklenen ve ampirik ya da teorik olarak test edilen önermeler oldukça ikna edici fikirler olarak karşımıza çıkarlar. Bunun en büyük sebebi bu fikirlerin yanlışlanabilme potansiyelinin diğer fikirlere göre daha yüksek oluşudur.

 

Objektif deney gözlem araçları ile elde edilen fikirler belli operasyonel tanımlara ve belli ilkelere tutunurlar ve bu ilkeler gözlem ile desteklenebilecek ya da yanlışlanabilecek tanım ve değerlerdir. İşte bu yüzden bilimsel düzleme yaslanmış fikirler son derece güvenilirlerdir. Çünkü okuyucularına şöyle söylerler: ‘’Dilersen sen de deneyebilirsin, söz konusu gözlemi sen de yapabilirsin. Eğer yaparsan göreceksin ki ben haklıyım. Çünkü eben bu gözlemi milyonlarca kere yaptım’’ İşte bu mesaj bir fikri doğru bir fikir olmaya en çok itecek mesajdır. Bu mesaj kendi içerisinde istatistik bazı değerleri de barındırmaktadır. Bundan dolayı fikirlerin doğruluğunu test edilebilirlik açısından incelemek son derece mantıklıdır.

Cevabı önceden düşünülmemiş soru sormak mümkün müdür?

Sorular aklımızda daha önce tezahür eden imgelemlerin ve kavramların ilişkileri hakkında kuramadığımız bağlardır. Bu bağlar karşı tarafa sorulurken aslında karşı tarafa konu hakkında bir bağlam sunulur. Örneğin süt sizce lezzetli bir içecek midir sorusunu birisine sorduğunuz zaman süt ile lezzet arasında pozitif ya da negatif olarak sunulabilecek bir bağ kurdunuz ve bu bağı o kadar sağlam kurdunuz ki sorularınızı birle bu bağlam üzerinden sunuyorsunuz. Bundan dolayı soruduğumuz her soru aslında bizim değerler zincirimiz ile ilgili bizlere bilgi verirken, bir yandan da düşünce ve fikirlerimiz ile ilgili ipuçları oluşturur.

 

Bütün bunlar ne anlama geliyor? Bütün bunlar şu anlama geliyor: Aslında aktif olarak düşünüp cevap bulmaya çalıştığımız bir süreçten bahsetmesek bile sorular, her zaman zihnimizin bir anlamlandırma uğraşının içerisinden geçerler ve bu anlamlandırma uğraşında takıldıkları noktalar ile birlikte bir soru halini alırlar. Sizler soruyu sormadan önce mutlaka sorunun bir muhakemesini yapıyor ve bu muhakeme dahilinde bir sonuca varıyorsunuz. Bunun ise en büyük kanıtı şu: kavramlar, olaylar ya da durumlar ile ilgili sorduğumuz her soruda beklediğimiz bir ya da birden fazla potansiyel cevap vardır. Bu da zaten hali hazırda konu ile ilgili düşünüp teoriler bile geliştirdiğimiz anlamına gelir.

Bilginin değerine dair tek ölçüt yarar olabilir mi? Açıklayınız.

Yararcılık, ya da her şeyin mutlaka bir işe yaraması gerektiği şiarı pragmatizm olarak adlandırılır. Pragmatistler yalnızca nesneler üzerinde değil insanlar üzerinde de çok uzun zamanlar boyunca düşünmüşler ve şu sonuca varmışlardır: İnsanların tüm davranışları da yarar ile orantılı olarak ilerler. İnsanın her tercihi mutlaka kendisine yarar sağlayacak tarafa doğrudur. Bu yarar kimi zaman direkt bir yarar iken kimi zamana doğrudan olabilir. Dolayısıyla bilginin de tek değerinin yarar olabileceği bu kişiler tarafından düşünülmektedir. E var ki, bu konu hakkında bu kadar keskin bir önermede bulunmak pek yararlı sayılmaz.

 

Bilgiler çoğu zaman bireyin ya da toplumu yararına çalışmaz. Hatta bilim insanları da etik değerler bir kenara bırakıldığında sürekli olarak bir oluşumun yararına çalışmak zorunda değildirler. Kısacası mesleki etikte ya da evrenin yasalarında böyle bir mutlak yarar koşulu yok. Ne var ki bilgi eğer doğru kullanılırsa gerçekten çok büyük bir oranda yarar sağlayabilecek bir olgudur. Çünkü bilgi dilerseniz yeni icatların ortaya çıkmasında, dilerseniz insanlığa acı çektiren bir hastalığın üstesinden gelinmesinde size yardımcı olabilecek yegane olgudur. Ancak ve ancak bilgi sayesinde birey kendinde olan ile dünyada olan arasında bir bağlantı kurarak kendini dünyaya ait ve dünya ile kaynaşmış hissedebilir. Bundan dolayı bilginin yarar noktası da, genel geçer noktası da değerlidir.

Felsefi soruları diğer sorulardan ayıran özellikler nelerdir?

Felsefi sorular, son derece alengirli ve tek bir cevaptan fazla cevabı bulunabilen sorulardır. Bu durum felsefedeki her sorunun mutlaka cevap almak için sorulmuyor olmasından kaynaklanmaktadır. Örneğin felsefede bir soru, yalnızca zihnin çalışmasını ve alternatifler üretirken pratik olarak düşünme eylemini gerçekleştirmesini amaçlıyor olabilir. Bu da aslında felsefe sorularının gerçek manada birer zihin egzersizleri olduğunu akla getirmektedir. Aslında zihin egzersizi tabiri felsefe soruları için pek de yanlış bir tabir sayılmaz. Bu tabir, felsefe sorularının insanı daha önce düşünmediklerini düşünmeye, daha önce aklına gelmeyenleri hatırlamaya çalışmaya yönelttiğinin göstergesidir. Felsefe sorularının işte en genel olarak özelliği budur.

 

Felsefe soruları, felsefe yaparken kimi zaman asıl sorudan kaymak içindir. Yaşamın birden fazla alanı ile ilgili fikirler tek bir soru başlığı altında üretilebilir. Bu da son derece geniş kavramların her zaman birbiri ile ilgili olduğunu gösterir. Kişinin felsefe ile ilgili sorular sorası dünya ile ilgili cevaplar verirken aynı zamanda kendisi ile ilgili de cevaplar veriyor olması anlamına gelmektedir. Çünkü felsefi sorulara verdiğimiz yanıtlar çoğu zaman bizim yaşama bakış açımızı ve dünya görüşümüzü yansıtır. Bundan dolayı felsefi sorulara yanıt vermek bireyin aynı zamanda kendi dünyasına doğru yaptığı bir yolculuktur. Ayrıca felsefi sorulara yanıt verirken bir birey, hiçbir zaman soruyu ilk duyduğu andaki gibi olmaz. Yanıt verirken kendi de sürekli olarak değişir.

Felsefenin birey ve topluma kazandırdığı niteliklerden üçer tane yazınız.

Felsefe hem bireylere hem de bireylerin oluşturduğu geni topluluklar olan toplumlara çok sayıda iyi özellik kazandırır. Bu özellikler sayesinde kuşkusuz daha sağlıklı bir birey ve daha sağlıklı bir toplum modeli mümkün hale gelir. Şimdi felsefenin birey ve topluma ne gibi nitelikler kazandırdığından ve bu niteliklerin ne gibi artılar sağlayacağından beraber bahsedeceğiz. Dilerseniz başlayalım.

Felsefenin bireye kazandırdığı özellikler:

  1. Birey sosyopolitik konularda politikacıların konuşmalarını dinlerken onları sorgulayabilen hale gelir. Bu sayede kendi doğrularını yansıtan politik partiyi bilinçli bir şekilde seçebilme yeteneğine sahip olur.
  2. Birey çevresinde yaşanan olayları eleştirel bir göz ile değerlendirir ve bu gözle aynı zamanda bazı sonuçlarda ve çıkarımlarda da bulunur. Çevresi, genel olarak ülkesi ve dünyası da olabilir, daha yakın çevre olarak düşüneceğimiz ailesi de.
  3. Birey kendi hareketleri konusunda da her zaman eleştireldir ve bu sürekli olarak karakter gelişimi yaşamasını sağlar.

Felsefenin topluma kazandırdığı özellikler:

  1. Felsefe daha sağlıklı bir toplum yapısı oluşturur. Bu toplum yaşadıkları ortamdaki sorunların ayırdında olur.
  2. Toplum her zaman gelişime, yeniliğe, ilerlemeye açık olur ve bu sayede asla geride kalmış bir toplum haline gelmez.
  3. Toplumdaki suç oranları gelişmiş analitik düşünme felsefesi sayesinde çok düşer, bu da daha huzurlu ve güvenli bir toplum oluşturur.

Bir filozof, insanların giyinmesi için hayvan kürklerinin kullanılıp kullanılmaması tartışmalarına nasıl katkıda bulunur?

Filozoflar, sanıldıklarının aksine sadece teori dünyası dâhilinde değil pratikler dünyası dahilinde de kullanılabilecek fikir ve düşünceler zincirleri üretirler. Filozofların matematik düzleminde sundukları bir önerme, onların pratik yaşamların saat kaçta uyuyup uyanacaklarını, neler yiyip neler yemeyeceklerini etkileyebilir. Çünkü yaşamdaki seçim ve tercihlerimiz belli bir felsefi arka planı içerir ya da içermek zorundadır.

 

İnsanların giymesi için kürk kullanımı, insanların dış görüntülerinin ya da ısınma ihtiyaçlarının hayvanların canlarından daha değerli olduğu kabulü karşılığında gerçekleştirilir. Öyle ki bu eyleme göre kolaylıkla ısınmak için bir hayvanı kırkabilir, doymak için bir hayvanı kesip yiyebilirsiniz. Bu da nihayetinde insanın biricik olduğu felsefe dünyalarına meyil etmenizi sağlar. Eğer bir filozof bu fikirde değilse, örneğin insanın ihtiyaçlarının hayvanların canlarından daha önemli olmadığı bir etik dünyayı savunuyorsa, kürk kullanımı hakkında da bu filozofun söyleyeceği bir şeyler var demektir. Bu filozof çok yüksek bir ihtimalle kürk kullanımına karşı çıkacak ve insanların ihtiyaçlarından hayvanların canlarının sorumlu tutulmasından rahatsız olacaktır. Tam da bu noktada bir filozofun böyle güncel ve herkesi ilgilendiren mesele ile ilgili söyleyebileceği, katkıda bulunabileceği çok şey vardır. Filozoflar çünkü alt soyut düzlemdeki kavramlar ve metodolojiler ile değil aynı zamanda pratik ve spontane gelişimler için de teorilerin üretirler.

Aşağıda giriş bölümü verilen hikayeyi tamamlayınız.

Mahallemizin en eğlenceli yeri kavak ağaçlarının altıydı. Burası tam bize göreydi çünkü ağaçların gölgesinde birçok oyun oynayabiliyorduk: saklambaç, körebe, yakan top, çelik çomak, mendil kapmaca… Zaman zaman annelerimiz de toplanıp piknik yapmak için buraya gelir hatta çoğu zaman bizim oyunlarımıza katılırlardı. Bir gün, bizim için çok değerli olan bu alana alışveriş merkezi yapılacağı haberini aldık. Gölgesinde eğlendiğimiz kavak ağaçları kesilecek, yerlerine kocaman bir beton yığını dikilecekti. İşin üzücü yanı çevremizde zaten birçok alışveriş merkezi olmasıydı. Hep birlikte oyun alanımızı nasıl kurtarabiliriz diye düşünmeye başladık.

 

Biz çocuklar olarak birşey yapamayacağımıza karar verdikten sonra mahallenin büyüklerinden yardım istemeye karar verdik. Hep birlikte muhtara doğru yola koyulduk. Muhtara duygularımızı anlattık. Oyun alanımızın yok olmasını istemediğimizi söyledik. Bizim için bişeyler yapmasını rica ettik. Muhtar bize yardım etmek için mahalle halkını kahvede toplamaya karar verdi.

 

Akşam olmuştu tüm mahalleli kahvede toplandı. Büyüklerimizde istemiyordu etrafta çokca AVM varken yeni bir tane daha yapılması. Herkes düşüncelerini söylerden en çok beğenilen Mehmet amcanın fikri idi. Boş arsada eylem yapacaktık. AVM yapılmasını protesto edecektik. Buraya AVM yapılırsa burayı kullanmayacağımızı, hiç kimseninde buradan alışveriş yapmasına müsaade etmeyeceğimizi bağıracaktık.

 

Ertesi gün hiç vakit kaybetmeden pankartları hazırladık. AVM inşaatını yapacak kişiler geldi. AVM yi protesto ettiğimizi oradan alış veriş yapmayacağımızı söyleyince projeden vazgeçtiler. Sonunda kazanan biz olmuştuk. Oyun alanımız ve ağaçlarımız bize kalmıştı. Çok mutluyduk.

Elif kağnıyı çekmek için Kocabaş’ın yerine geçtikten sonra neler yaşanmış olabilir? Hikaye şeklinde yazınız.

Kocabaş’ın yerine geçen Elif gittikçe güç kaybediyordu. Ya cepheye gidemezsem, ya beni bekleyen askere mahcup olursam diye sürekli aklında geçiriyordu. Milli duyguların verdiği cesaretle silkelendi ve ne olursa olsun cepheye ulaşması gerektiğini sürekli tekrarladı.

 

Bu şekilde yola devam ederken Elif git gide güçsüzleşiyordu. Aksamaya da başlamıştı artık. Ağır ağır ilerlerken sonunda cephe görünmüştü. Uzaktan Elif’in geldiği gören askerler hayretler içinde ona koşmaya başladılar. Kağnı’ya vardıklarında artık Elif’in dermanı kalmamıştı. Kendini yere bıraktı. Uzun süre kendine gelmedi. O kadar çok yorulmuştu ki su içmeye bile dermanı yoktu. Elif kendine geldiğinde askerlerin gözlerindeki mutluluğu gördü. Kendini daha da mutlu hissetti. Mahçup olmamıştı. Vatanın kurtuluşuna kendisi de katkıda bulunmuştu. Askerler minnettarlıklarını sunduktan sonra Elif köyüne doğru yola koyuldu.