Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Döneminde Fetih Yönünü Batı Olarak Belirlemesinin Sebepleri Neler Olabilir?

Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş döneminde fethin yönünü batı olarak belirlenmesinde dört etken söz konusudur.

Bunlardan ilki dindir. Çünkü diğer İslam devlerinde de olduğu gibi Osmanlı Devleti de Hz. Muhammed ve beraberindekileri savaşmaya iten sebebi yani İslam dinini yaymayı amaç edinmiştir. Ayrıca Türkler kendilerine karşı düzenlenen Haçlı Seferleri nedeniyle, Hristiyan dünyasına özellikle de Bizans’a karşı mücadele etme hissi artırmış bu da fetihlerin yönünün batıya dönmesine sebep olmuştur.

 

İkincisi ise siyasi etkenlerdir. Siyasi sebeplerin ana kaynağını ise Selçuklu Devleti yıkıldıktan sonra İslam sancaktarının kim olacağı oluşturmaktadır. Çünkü daha önce İslam’ın sancaktarı olarak görülen Selçuklu Devleti’nin yerine geçecek olan beylik Selçuklu Devleti daha önce beylikler üzerinde nasıl bir etkiye sahip ise bu haklara da sahip olacaktı.

 

Üçüncü sebep ise yaşanan Oğuz göçleridir. Selçuklular ’da batıya doğru yapılan fetih sebeplerinin başında Oğuz göçleri gelmekteydi. Ancak Osmanlı Beyliği’nin kuruluş döneminde bu türden göçler azalmış olmakla birlikte, Anadolu’daki siyasi ve ekonomik karışıklıklardan dolayı uçlara yani batıya doğru bir göç hareketi başlamıştır.

 

Dördüncü sebep ise ekonomik sebeplerdir. Selçuklu Devleti’nin ve ardınca Osmanlı Beyliği’nin fetihlerinde ekonomik sebepler itici bir güç olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Moğol istilasından sonra otlak bölgeleri ellerinden alınmış veya yetersiz otlak alanlarına sahip olan göçerler kendilerine yeni topraklar bulma yoluna gitmişlerdir. Ayrıca kazanılacak savaşlar sonrası elde edilebilecek ganimetler ve ne kadar toprak elde edilirse o kadar tımar dağıtılacak olması Osmanlı’nın topraklarını genişletebilmesi için yönünü batıya çevirmesine neden olmuştur.

Osmanlı Devleti Balkanlarda Kalıcı Olmak İçin Hangi Politikaları Uygulamıştır?

Balkanlar’ın Osmanlılar tarafından fethedilmesi, I. Murat döneminin başlarından, Fatih Sultan Mehmet’in ölümüne kadar yaklaşık 120 yıllık bir zaman dilimine karşılık gelir. Fetih aslında iki aşamada gerçekleşmişti.

Bunlardan ilki askeri bir güç olarak Avrupa coğrafyasına dâhil olan Osmanlı’nın, Balkanlar’da kendi yerine vekiller bırakarak Balkanlar’da nüfuz alanı oluşturmasıdır.

 

İkinci aşamada ise artık vekiller ortadan kalkmakta ve fetih kelimenin bütün anlamıyla gerçekleşmektedir. Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’da kalıcı olabilmek maksadıyla başvurduğu politikalardan biri göç siyasetidir. Osmanlıların Balkanlar’da kazandığı zaferlerin neticesinde Anadolu’nun her yerinden savaşçı gaziler Osmanlıların saflarına katılıyordu. Bu insan akışı önceleri fethedilen yerlerde yeni bir hayat kurmak amacıyla gönüllü olarak gelenlerden oluşmaktaydı. Fakat Yörükler denen göçebe topluluklar, Padişah’ın emriyle nüfusu az yerlerde stratejik ulaşım hatlarını korumak üzere yerleştirilmişlerdir. Balkanlar’da Osmanlı sınırları genişlemeye devam ederken yeni gelen bu toplulukların avantajları olmuştur. Yeni gelen topluluklar hem yeni savaşlar ve fetihler için Osmanlı ordusunun ihtiyaçlarının önemli bir kısmını karşılarken, hem de sınırları koruyan ve bölgelerde Osmanlı yönetimini güçlendiren bir yapıyı da oluşturmuşlardır.

 

Diğer bir politika ise adil düzendir. Osmanlı devlet kavramı en temelde adalet ilkesi etrafında anlaşılabilir. Çünkü devletin temeli adalet olarak algılanmış ve halkı adaletli yönetimle koruyacak olan da Sultan’dır.

 

Diğer taraftan ise heterodoks İslam anlayışına sahip dervişler eliyle Rumeli bölgelerinde yaşayan Hıristiyan halkların İslam dine yakınlaşmalarını ve dinlerini değiştirmelerini sağlamak amacıyla da faaliyetler yürütülmüştür.

Osmanlı Devleti Asker İhtiyacını Hangi Yollarla Karşılamıştır?

Osmanlı Devleti asker ihtiyacını farklı yöntemler kullanarak temin etmiştir.

Bunlarda ilki Devletin ve sultanın korunmasında, saltanatın devamlılığının sağlanmasında dayanılan temel askeri birimlerin başında “saray muhafızları ve yeniçeriler” geliyordu. Bunlar köle olarak alınan veya devşirilen kişilerdi. Bunlara Osmanlı Devleti’nde “kapı kulu” adı verilirdi.

 

Ayrıca Osmanlı Devletinde hassa birlikleri vardı. Fakat hassa birliklerinde bulunan askerlere maaş verilmiyordu. Bunlar maaş yerine dirlik alıyordu. Dirlik kelimesinin anlamı devlete ait olan araziler verilmesidir.  Barış zamanında geçimlerini sağlanması, savaş döneminde ihtiyaç duydukları silahların alınması ve eğitim giderleri arazilerden elde ettikleri ile sağlanıyordu.

 

Hanedan mensupları Osmanlı’da sadece sarayda görevli değillerdi. Devletin belli bölgelerinin idaresi ve bazı vilayetlerinin yönetilmesi de hanedan mensupları tarafından yürütülüyordu. Eski dönemlerden beri uygulanan ve zaman içerisinde devlet geleneği haline gelen bu durum emirleri altına ordu verilmesiyle destekleniyordu.

 

Türk ordusuna sabit kuvvetlerin dışında ihtiyaç hallerinde geçici süreli ücretli askerler de alınıyordu. Ücretli askerler daha çok yaya olarak kullanılıyordu. Bunun sebebi ise yaya askerlerin atlı askerlere oranla masraflarının daha az olması idi. Bunların yanı sıra asker temininde kullanılan yöntemlerden biri de gönüllülük esasıydı. Eski Türkler askerliği özel bir meslek olarak icra etmiyorlardı. Osmanlı döneminde bozkırın çetin ve zor şartları hâkimdi. Bu hâkimiyet şüphesiz insanların ailesini ve malını koruması adına askeri eğitim görme ve silah kullanma ihtiyaçları doğuruyordu. Bu da yabancı tehdidinde halkın komple silahlanması ve savaşa katılabilmesine olanak sağlıyordu. Bu durum Türklere “ordu-millet” özelliği katmaktadır.

Osmanlı Beyliği’nin Rumeli’ye Geçişini Sağlayan Olaylar Nelerdir?

Osmanlıların Rumeli’ye geçişleri ve burada yerleşmeleri, Türk tarihi için bir dönüm noktasıdır. İlk olarak Gelibolu üzerinden gerçekleşen bu geçiş neticesinde Rumeli, Türk fütuhatına açık bir hal almıştır. Nitekim Akdeniz âlemi ile Bizans’ın başkenti İstanbul arasındaki tek deniz yolu olan Çanakkale Boğazı da Osmanlı hâkimiyetine girmiş oluyordu.

Rumeli Halkının Osmanlı’yı Kabullenmesi

Rumeli’de Osmanlılar sistemli bir fetih ve iskân hareketine girişmiş, uyguladıkları “istimalet” politikasıyla da ciddi bir mukavemetle karşılaşmamışlardır. Ayrıca, Rumeli’de siyasi ve dini istikrarın olmayışı, Osmanlıların karşı yakaya geçişlerini kolaylaştırmış, bölgedeki feodal beylerin köylülere yüklediği oldukça ağır yükümlülükler nedeniyle de halk Osmanlı hâkimiyetini kolayca benimsemiştir.

Osmanlı’nın Rumeli’ye Yönelmesinin sebepleri

Hem Osmanlı’nın kuruluş aşamasında hem de topraklarının genişletilmesinde derviş, şeyh ve onların kurdukları zaviyelerin etkisi büyüktür. Zaviyeler Balkan coğrafyasındaki Müslüman – Türk medeniyetinin temsilcisi olarak görülüyordu. Osmanlı döneminde bu faaliyet sahaları oldukça hızlı bir şekilde genişlemiştir. İktisadi ve sosyal sebepler ile Doğu bölgesinden gelen Moğol baskısı Rumeli’ye geçilmesine neden olmuştur.

Gaza ve Fetihler

Osmanlıların Rumeli’ye geçişi, Karesi Beyliği’nin ilhakı ile Çanakkale Boğazı kıyılarının elde edilmesi sonucunda, Orhan Gazi döneminde gerçekleşmiştir. Karesi Beyliği’ni daha sonra Süleyman Paşa’ya bırakan Orhan Gazi Bursa’ya dönmüştür. Süleyman Paşa, Karesi topraklarını zamanla genişleterek Çanakkale sahil şeridine hâkim olmuştur. Böylece, Gelibolu kıyıları ile karşı karşıya gelinmiştir. Gelibolu’nun alınması ile Osmanlıların Balkanlar’daki ilk harekât üsleri Gelibolu ve Bolayır olmuştur. Rumeli’de birçok fetih gerçekleştiren Süleyman Paşa, Orhan Gazi’den fethedilen hisar ve vilayetlere yerleştirilmek üzere pek çok Müslüman’ın Rumeli’ye gönderilmesi gerektiğini söylemiş ve Gelibolu bölgesine iskân ettirilmiştir.

Osmanlı Beyliği’nin Kuruluşu İle İlgili Farklı Rivayetlerin Olmasının Sebepleri Nelerdir?

Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş ile ilgili farklı tartışmaların ve rivayetlerin olmasında üç başlık öne çıkmaktadır.

 

Birincisi, Osmanlı ‘kuruluş’ sorununun kendisinin sorun olduğunu iddia etmesidir. Bu argümanla, Osmanlı kuruluşuna dair tartışmalarının ancak kendisine özgü bir tarih oluşturarak tarihsel ve toplumsal bir meseleyi anlamaya çalıştığı iddia edilmektedir. Ancak kendisine özgü bir tarihi olan bir alan olarak Osmanlı kuruluşu sorunu, kendi içinde bir sarmal da oluşturmuştur. Bu çerçevede Osmanlı kuruluş sorununun ana gövdesini, milliyetçi ve kana dayalı açıklaması, gaza tezi ve onun yan unsurları olarak kendisine özgü bir çekirdek ve uç toplumu olma özelliği ve tarihsel ve toplumsal bir gelişme ve yayılmaya ağırlık veren, ancak Cumhuriyet’in oluşturduğu Osmanlı imajıyla da uyumlu kılınmaya çalışılan oluşturmaktadır. Sonraki bütün kuruluş varsayımları bu üç kurucu görüşün yeni bir kılık altında sunumundan ibarettir.

 

İkinci argüman ise, kurucuların Osmanlı’ya dair kendi özel sebep ve amaçları olduğuna dairdir. Bu tez, bir Amerikan bilinci olarak tanımlanabilecek ve evrimci bir hayatta kalmayı ön plana çıkaran bir tezdir. Diğer bir tez ise, Alman geleneğinde izleri bulunan, ancak Osmanlı ile Avusturya-Macaristan’ın Birinci Dünya Savaşı öncesi oluşturduğu ittifakı da temel alan mesiyanik bir görüşü içerir.

 

Üçüncü argüman ise, hakimiyet telakkisini dikkate almayan bir ‘kuruluş’ varsayımının Osmanlı’yı tarihsel mevcudiyeti ve toplumsallığı ile kuramayacağına ilişkindir. Kuruş ile farklı rivayetlerin olması buradan kaynaklanmaktadır.

Osmanlı Beyliği İskan Politikasını Uygularken Hangi Hususlara Dikkat Etmiştir?

Rumeli’de iskân faaliyetlerine, ilk fetih ile beraber Orhan Gazi döneminden itibaren başlanmıştı. Osmanlıların Süleyman Paşa komutasında Rumeli’ye geçmeleri ile beraber yerleşilen ilk kale Çimbi Kalesi olmuştu. Dolayısıyla Çimbi Kalesi Osmanlıların Rumeli kıyılarında elde ettiği ilk köprübaşı olması açısından büyük öneme sahiptir.

Türklerin Rumeli’ye Yerleşmeleri

Rumeli’de birçok fetih gerçekleştiren Süleyman Paşa, Orhan Gazi’den fethedilen hisar ve vilayetlere yerleştirilmek üzere pek çok Müslüman’ın Rumeli’ye gönderilmesi gerektiğini söylemiş ve Gelibolu bölgesine iskân ettirmiştir. Rumeli’deki Osmanlı iskânı içten gönüllü göçler ve zorunlu sürgünler ile dıştan da belli bir dönemde Timur tehlikesi sebebiyle gerçekleşmiştir. Balkan toprakları gibi stratejik bir bölgenin iskânı Osmanlılar için ayrı bir öneme haiz olduğundan buraya nüfus nakledilmesine fazlaca özen gösterilmiştir. Rumeli’ye göç edenlerin birçoğunun amacının burayı yurt edinmek olduğu bilinmektedir.

 

Osmanlı Devleti’nin İskân Yöntemleri

Osmanlılar Rumeli’de kalıcı olmak istedikleri için buraya gelenleri ve sürgün ettiklerini sistemli bir şekilde iskân ettirmişler ve yeni yaşam sahaları ile yerleşim birimleri oluşturmuşlardır. Bu uygulanırken de başta vakıf ve temlik metoduna başvurulurken, sürgün usulü de yaygın olarak kullanılmıştır. İnsanlar sürgün edilirken, onların en verimli olacaklarına inanılan yeni fethedilmiş boş ve bereketli araziler tercih edilmektedir. Çünkü bu siyasetin temel amacı, devletin kendi gelirini arttırmaktır. Osmanlılar ‘da sıkça görülen bir uygulama da fethedilen yerlerin orayı fetheden komutanlara kılıç hakkı olarak verilmesidir. Böylece hem komutanlar ödüllendirilip fetih teşvik ediliyor hem de fethedilen yerlerin kaybedilmemesi için oraya başta yakınları olmak üzere nüfus nakledilip yerleşmeleri sağlanıyordu.

Doğu ve Batı Dünyası İçin İznik’in Önemli Olmasının Sebepleri Neler Olabilir?

Medeniyetlerin merkezi Şehr-i İznik, 7000 yıllık geçmişiyle Romalılara, Bizanslılara, Anadolu Selçuklularına ve Osmanlılara başkentlik etmiş Anadolu’nun önemli şehirlerinden biridir. M.Ö. 316 tarihinde Antigonia adıyla kurulan İznik, Nikiya, Nikiye, Nikiyye, Nikya, Yıznîk, İsnik, Nikaia, Ulema Yuvası ve İsnikian olarak tarih boyunca kullanılmıştır.

 

Şehir, Hıristiyan tarihi ve ilahiyatı açısından çok önemli bir yere sahiptir. Hıristiyanlıktaki birinci ve yedinci Konsiller İznik’te yapılmış ve 20 Mayıs 325 tarihinde Hıristiyan âlemi için önemli kararların alınacağı yer İznik’teki “İmparatorluk Sarayı” olmuştur. Bu nedenle tüm Hıristiyan âlemi için önem arz etmektedir. Ayrıca İznik, Bizans İmparatorluğu döneminde merkez olma özelliğini kazanmış ve uzun bir müddet koruyabilmiştir. 718 ve 727 yıllarında Araplar tarafından iki defa kuşatılmıştır. 1204-1222 yılları arasında Theodoros Laskaris tarafından tarihte ilk defa İznik İmparatorluğu adında bir devlet burada kurulmuştur. Bunlara ek olarak Anadolu Selçukluların ilk başkenti olan İznik, Süleyman Şahtan sonra “Sultan” unvanını alan Kılıç Arslan, ilk defa burada tahta çıkmış ve bu unvanını alan ilk hükümdar olmuştur.

 

2 Mart 1331 tarihi İznik’in kaderinin çizildiği tarihtir. Osman Gazi oğlu Orhan Gazi Selçuklu Devleti’nin çöküşü sonrası 28 sene Bizans’ın elinde bulunan İznik’i tekrar 234 yıllık bir aradan sonra Türklerin hâkimiyeti altına almıştır. Küçük Asya’da Helenizm’in çöküşü Türklerin şehri ele geçirmesiyle gerçekleşmiştir. Şehir, Osmanlılar tarafından fethedilince ilim, kültür, sanat ve ticaret alanında birçok ilerleme burada kaydedilmiştir. İpek Yolu, Bey Yolu ve Hacılar Yolu şehrin gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. Bu denli kozmopolit bir geçmişe sahip şehirde Selçuklulardan kalma eser bulunmamakla birlikte Helenistik, Roma, Bizans ve Osmanlılardan kalma pek çok tarihi eser bulunmaktadır.

Aynı Dönemde Yaşamış Türk Devletlerinin Birbirleriyle Mücadele Etmesinin Sebepleri Neler Olabilir?

Türk tarihi boyunca kurulmuş on altı büyük Türk devleti olmakla birlikte irili ufaklı pek çok devletçik ve beylikler de kurulmuş ve çok geniş bir coğrafyada hakimiyet sürmüşlerdir.

Tarihin Büyük Türk Devletleri

Tarihin büyük Türk devletleri arasında;

  • Osmanlı İmparatorluğu
  • Büyük Selçuklu Devleti
  • Gazneliler Devleti
  • Karahanlılar Devleti
  • Göktürk İmparatorluğu
  • Hazar İmparatorluğu
  • Göktürk İmpratorluğu yer almaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu kurulduğu 1299 yılından 1922 yılına kadar üç kıtada hüküm sürmüştür.

Hâkimiyet Mücadelesi

Aynı dönemde yaşamış olan Türk devletlerinin birbirleri ile mücadele etmesinin arkasında yatan sebep ise hâkimiyetin kimin elinde olacağı meselesidir. Örneğin Yıldırım Bayezid döneminde Türk bir hükümdar olan Timur ile yaşanılan savaşlarda bu sebep yatmaktadır. Bir diğer anlaşmazlık ise Türklerin İslamiyet’e geçmelerinden sonra açığa çıkan İslamiyet’in sancaktarının kim olacağı sonudur. Bu sorunla ilgili en büyük mücadelerin verildiği dönemler ise Büyük Selçuklu, Memlük Devleti, Timurlular Devleti, Safevi Devleti dönemlerinde yaşanmıştır.

Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selim Karşı Karşıya

Bu mücadeleler bugünkü İran sınırları içerisinde 1501 senesinde kurulmuş olan Safevi Devleti ile Osmanlı İmparatorluğu arasında da yaşanmıştır. Türkmen kökenli bir anne babadan doğan Şah İsmail’in kurduğu bir Türk devleti olan Safeviler bölgede derin izler bırakmıştır. Aynı şekilde Osmanlı Devlet tarihi açısından da önemli mücadelelerin yaşandığı bir dönem olmuştur. Safeviler ile Osmanlıların arasında en şiddetli çatışmaların yaşandığı dönem ise Yavuz Sultan Selim dönemidir.

1402 Ankara Savaşı’na Ortam Hazırlayan Gelişmeler Nelerdir?

1402 Ankara Savaşı’na Ortam Hazırlayan Gelişmeler Nelerdir?

1370 senesinde Semerkant’ta tahta çıkan Timur, saltanatının ve seferlerinin meşruiyetini Cengiz soyundan gelmek ve Moğol İmparatorluğu’nu yeniden tesis etmek iddiasına dayandırmıştır. Dolayısıyla Moğol mirasına sahip çıkmak onun devletine hayat veren tek unsurdur. Bunun içindir ki genelde Cengiz Han’ın Moğol İmparatorluğu, özelde ise Çağatay ve İlhanlı tahtları onun askeri seferlerinde temel hedefler olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Timur’un Yükselişi

Timur Osmanlı, Kadı Burhaneddin, Memlûk ve Altınordu devletleriyle Azerbaycan, Irak ve İran topraklarına sahip çıkma siyaseti nedeniyle karşı karşıya gelmiştir. İlgili devletler Timur tehdidine karşı savunma ittifakı oluşturmuşlardır. Memlûk Sultam Berkuk ve Sivas hâkimi Kadı Burhaneddin ölene kadar da Timur’u bölgeden uzak tutmuşlardır. 1395 yılında Timur’un Altınordu üzerine yaptığı başarılı sefer ve iki hükümdarın ölmesiyle birlikte dağılan ittifak bölgeyi Timur’un tehdidine açık bir hale getirmiştir.

 

Yıldırım Bayezid İle Timur Karşı Karşıya

Timur tehdidine karşı güvenlik çemberi oluşturmak isteyen Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezid Malatya, Sivas ve Erzincan bölgelerini almıştır. Padişahın özellikle Erzincan’ı alması Timur tarafından hoş karşılanmamış ve ilişkiler İlhanlı mirasına tecavüz olarak gördükleri olay yüzünden sıkıntıya girmiştir. Osmanlı 28 Temmuz 1402’de hezimete uğramıştır. Şeyh Bedreddin İsyanı, Düzmece Mustafa Olayı, Fetret Dönemi gibi sosyal ve siyasal buhranlar devletin yeniden tesisisin ancak yaklaşık olarak yarım asır sonra gerçekleştirilmesine neden olmuştur.

Anadolu’nun güzelliklerinin anlatıldığı sanat eserleri araştırınız.

Anadolu’nun güzelliklerinin anlatıldığı sanat eserleri araştırınız.

‘’Bazen bir ova yolunda saatlerce gidersiniz. Karşınıza bir köy çıkar. Hayretle kalırsınız. Etrafı, insanları incelersiniz’’ der  Reşat Nuri Gültekin Anadolu Notları adlı kitabında.  Aslında biz olayları olduğu gibi okuyup geçiyoruz. Neden yazarlara bu kadar çok şey yazmalarına rağmen bu kadar az kulak veriyoruz? Bir köyden hayretle bahsediyorsa kitabında boşa demediğini neden düşünmüyoruz ? Bizler sadece teknolojiye mi hayranlık duymalıyız.. Çok soru sordum biliyorum ama güzel Anadolu’yu bırakın araştırmayı incelemeyi anlatılan güzelliklere de pek kulak asmıyoruz gibi geliyor bana. Sahip olduğumuz güzelliklerin artık değerini anlamalıyız. Bakın gelen turistler ağzı açık izliyor ülkemizi. Bizse aman Avrupa işte Amerika  ya sen gördün mü Anadolu’ yu ?

 

Reşat Nuri gibi Ahmet Hamdi  ve daha eskisi Evliya çelebi gibi değerli yazarlar Anadolu muzun güzelliklerini eserleriyle anlatmaya gayret etmişlerdir. Bu kıymetli eserleri okumak demek kısa değil uzun bir Anadolu gezisi demektir. Şimdi aklımızda o saçma soru belirmesin çok gezen mi bilir çok okuyan mı ? Bilen bilir. Bilgi hazinedir. Okudukça zenginleşiriz. Kültürel anlamda demeyin her anlamda. Seyehatname, beş şehir, Anadolu notları gibi kıymetli eserler Anadolu nun güzelliklerinin sanatla anlatıldığı bizlere örnek oluşturacak derecede anlam ifade ettiği bilinmelidir.

“Velhasıl Bursa sudan ibarettir.” Diyen Evliya Çelebiye kendi kitabında yer veren Ahmet Hamdi ‘ye bir şükran duymak yetmeyecek. Onların istediğini yapmak için anlayalım.