Vatanınıza karşı sorumluluklarınız nelerdir?

Sizin bir öğrenci olarak vatanınıza karşı sorumluluklarınız nelerdir? Anlatınız.

 

Vatan, üzerinde huzurlu ve rahatça yaşadığımız, sınırları belli kara parçasıdır. Vatan, gerektiğinde canınızı vermek için beklediğimiz sınırlardır. Sorumluluk ise; bizden büyüklerimizin yapılmasını beklediği olumlu ve güzel davranışlardır.

Vatanımıza karşı birçok sorumluluğumuz bulunmaktadır. Öğrenci olarak ilk görevimiz derslerimize çalışmaktır. Derslerimize çalışarak, hem anne babamızın umutlarının ve yaptığı  harcamalarının hem de devletimizin bizim için yaptığı harcamaların boşa gitmemesini sağlarız. Yine başta anne ve babamıza, kardeşlerimize ve komşularımıza ve okuldaki arkadaşlarımıza iyi davranarak ülkemizin daha güzel olmasını sağlarız. Vatanımıza karşı bir sorumluluğumuzu yerine getirmiş oluruz.

Çöplerimizi çöp kutusuna atarak, oturduğumuz masa ve sandalyelere zarar vermeyerek vatanımıza iyilik yapmış oluruz. Derslerimize çok çalışarak, öğretmenlerimizi dinleyerek, vatanımızın daha yaşanır bir hale getirerek de sorumluluğumuzu yerine getirmiş oluruz.

 

Bunların dışında da atanımıza karşı birçok sorumluluğumuz vardır.  Öncelikle saygılı bir insan olmalıyız. Yerlere tükürmemeliyiz. Arkadaşlarımızı rahatsız etmemeliyiz, insanların mutluluğu için çalışmalıyız. Ülkemize gelen turistlere ülkemizi iyi tanıtmalıyız. Onların ülkemiz hakkında yanlış bilgilere sahip olmalarına sebep olmamalıyız. Kendimizi iyi yetiştirerek, kardeşimizin, abimizin, ablamızın iyi yetişmesine yardımcı olarak vatanımıza karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmeliyiz.

Alışveriş yaparken, fişimizi almalı, fiş almayanları uyarmalıyız ki devletin en önemli gelir kaynağı olan vergi daha fazla toplanabilsin. Elektriği, suyu, doğalgazı boşa harcamamalıyız, harcayanları da uyarmalıyız. Vatana karşı en büyük sorumlulukta her şart ve zorluk altında dahi vatanımızı sevmeye devam etmeliyiz.

Sizce engel nedir?

Engel Kendimiziz

Engel, yapılmak istenen şeyin yapılmasını zorlayan, yapılmamasına sebep olan, olayın olumsuz sonuçlanmasına sebep olan şeylerin bütünüdür.
Yazımızda engelli vatandaşlarımızdan bahsetmek istiyorum. Engel aslında insanın zihnindedir. Fiziksel olarak zorluklar yaşayıp da düşünsel olarak engeli olamayan bir çok insan görünürde bir engeli olmayıp, düşünsel olarak olumsuz düşünen, yapamayacağını düşünen birçok insan daha fazla aktif olmaktadır. Buna en güzel örnek de dünyaca ünlü fizikçi Stephan Hawking’tir. Görünürde fiziksel olarak bir engellidir. Tekerlekli sandalyede yaşamıştır. Ellerini, kollarını hareket kısıtlaması mevcuttur. Ancak düşünce olarak bir engeli yoktur. Yapamam dememiştir. Ve bugün dünyada milyarlarca engelsiz insandan daha fazla iş yapmıştır, dünyayı etkilemeyi başarmıştır.

 

Yine çevremize bakarsak, ya da ülkemizdeki sporculara bakarsak, sağlam fiziğe sahip milyonlardan daha başarılı ve hayat dolu insan görmemiz mümkündür. Bu da bize engelin aslında zihnimizde bir duvar olduğunu, o duvarın büyümesine izin verirsek fiziksel olarak engelimiz olmasa da engelli olabileceğimizi, o duvarın yıkılmasını sağlarsak da fiziken engelli olsak da aslında engelli olmadığımızın en güzel örneklerini teşkil etmektedir.
Engeli insanın kendisi oluşturmaktadır. Ön yargılarımızla aslında hayata engelli bakabiliriz. İnsanlar hakkında, ya da başka varlıklar hakkında gereksiz ve bilgisizce yargılarda bulunarak onlar hakkında kendimize engel koyarak aslında bir engelli oluruz.

Engel, fizik şartlardan çok zihinseldir ve insan kendisi karar vermektedir engellik oranına.

Resmi kurumların ve sosyal yardım kuruluşlarının engelliler için yaptığı çalışmaları araştırınız.

Engelliler İçin Yapılanlar

Bugün, ülkemizde resmi devlet kurumları ve sosyal yardımlaşma dernekleri engelliler için birçok çalışma gerçekleştirmektedir. En başta da okullaşma oranları artırılmaya çalışılmakta, engelliler için okula gitmede engellerin kaldırılması için her şey yapılmaktadır.

 

Engellilerin rehabilitasyon merkezlerinden daha kolay yararlanmaları için bu merkezler tamamen ücretsiz hale getirilmiş, neredeyse her sokakta bu merkezlerin açılması sağlanmış, yine bu okullara giderken ve gelirken servislerin ücretsiz olması sağlanmıştır.

 

Engelli vatandaşlara bakan aile bireylerine maaş bağlanıp, hayatları bir nebzede olsa kolaylaştırılmaya çalışılmıştır.

Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı resmi okulların tümünde özel alt sınıflar açılmış ve engelli öğrencilerin normal eğitim ve öğretimden geri kalmamaları için önlemler alınmıştır, yine bu okullara da servisler ücretsizdir.

 

Okul sonrası engellilerin çalışması için gerekli çalışmalarda yapılmıştır. Belli sayısının üstünde çalışan sayısı olan iş yerlerine engelli çalışan alma şartı getirilmiş, devlet memuru olarak da çalışmaları için pozitif ayrıcalıklar tanınmıştır.

 

Engelli vatandaşlar hakkında maalesef olumsuz algıya sahip vatandaşların bu görüşlerinden sıyrılmaları için başta kamu spotu olmak üzere birçok mecra yoluyla harekete geçilmiştir.

 

Sosyal yardım kuruluşları ve özel kurumlar, görme ve duyma sorunu olan vatandaşlar için özel alfabe ile kitap basımı ve kitapların sesli okunması konusunda ön ayak olmuş ve engelli vatandaşların da kitaplardan yararlanması konusunda kolaylık sağlamışlardır.

Kurtuluş Savaşı’nda savaşan Şerife Bacı hakkında ne biliyorsunuz?

Bir Kahraman: Şerife Bacı

 

Bundan 90 yıl önce Türk milleti yok olma ile karşı karşıya kalmıştı. Elinde yiyecek ekmeği kalmamış, ordusu dağıtılmış, düzenli askeri kalmamış, ülke birçok noktadan birçok ülke tarafından işgal edilmişti.

Tarihi boyunca Türk milleti aç kalsa da, silahı kalmamış olsa dahi özgürlüğü, namusu ve vatanı için canını seve seve vermiştir. Hem de kadın erkek demeden. Kadınlar da en az erkekler kadar savaşlarda canını dişine takmış ve vatanını korumuştur. Kurtuluş Savaşımızda birçok kadın kahramanımız mevcuttur. Bunlardan en bilinenlerinden bir de Şerife Bacıdır.

 

Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul ve diğer yerlerden Ankara’ya Anadolu’ya silah sevkiyatı yapılmaktaydı. Sevkiyat yapılan yerlerden biri de Kastamonu’ydu. Burada kadınlar da silahların saklanması ve korunmasında aktif görev yapmaktaydılar. Şerife bacı da küçük bebeğine rağmen cephede silahların korunması ve sevkiyatında canla başla savaşıyordu. Hayatının baharında daha 20 yaşında küçük bebeğinin üşümesini de göze alarak, top mermilerinin ıslanmasının engellemek için bebeğinin battaniyesini dahi mermiler üstüne sermiştir. Bebeği Elif’i ise top mermiler arasında taşıyordu. Ancak, top mermilerini taşırken maalesef bebeği ile birlikte donmuş ve şehit olmuştu. Acıklı ama bir o kadar kahramanca bir şekilde vefat eden Şerife Bacı, tarihteki şanlı yerini almıştı 1921 yılında…İsmi bugün Kastamonu’da birçok yere verilerek tarihteki yerini hiç unutturmayacak ….

 

İstiklal Marşı bizim için neden önemlidir?

Düşmana Her Daim Sözümüz: İstiklal Marşımız

 

İstiklal bağımsızlık demektir. Bir milletin en önemli ve en başta gelen özelliği bağımsız olmasıdır. Türk milleti tarihin hiçbir vaktinde istiklalinden bağımsızlığından taviz vermemiştir.

Milletler, bağımsızlıklarını, istiklallerini tüm dünyaya duyurmak isterler. Bunu da sembollerle yaparlar. Bu sembollerden bazıları, kendi diline sahip olmak, kendi paranı basmak ve kendi marşını çalmaktır.

Türk milleti bundan 90 yıl önce yine bir yok olma davası ile karşı karşıya kalmıştı. Ya köleliği kabul edecek, başka milletlerin boyunduruğu altında yaşayacaktı, ya da ölme pahasına istiklalini bağımsızlığını koruyacaktı. Elinde ekmeği, silahı olmadan ölmeyi de göze alarak istiklalini korumayı seçti.

 

Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde yıllarca savaştı ve istiklalini geri kazandı. İstiklalini kazandığını ve nasıl kazandığını hem tüm dünyaya duyurmak hem de gelecek nesillere aktarmak için bir ulusal marş gerekmekteydi. Yapılan yarışma sonucunda milli şairimiz, Mehmet Akif ERSOY’un 10 kıta olarak yazdığı mükemmel şiir “İstiklal Marşı” olarak kabul edildi.

İstiklal Marşımız tüm dünyaya bağımsızlığımızın ilanı olduğundan bizim için son derece önemlidir. İstiklal Marşımızı her söylediğimizde topraklarımızda gözü olanlara bugüne kadar ne yaptıysak yine aynısı yapmaya hazır olduğumuzu haykırmış oluyoruz.

Düşmanlarımıza karşı kardeşlerimize “Korkma”           diyor, düşmanlarımıza ise korkmalarını söylüyoruz.

Umarız ki bir daha İstiklal Marşı yazmak zorunda kalmayız ancak, zorunda kaldığımızda da yazmaktan geri kalmayacağımızı tüm dünyaya İstiklal Marşımızla her zaman söylemeye devam edeceğiz.

 

İstiklal kelimesi size ne çağrıştırıyor?

İstiklâl Denince

İstiklâl, bir devletin, milletin en temel hedefi, olmazsa olmazı, yani bağımsızlığını ifade eder. İstiklal gelecek demek, yaşam demektir millet için.

İstiklâli olmayan millet bağımsızlığını, geleceğini, kendini koruyamaz ve böylece tarih sahnesinden silinip gider.

Türk milleti tarih boyunca istiklalini korumak için birçok defa göğüs göğüse savaşmış, esir etmiş, ölmüş ve öldürmüş ama asla istiklalsiz yaşamamıştır. Tarihin en zor zamanında, ekmeksiz kaldığında bile istiklalinden taviz vermemiştir.

En son Kurtuluş Savaşında yok olmanın eşiğine geldiğinde, Atatürk önderliğinde bağımsızlığı için canını, malını her şeyini vererek istiklâlini, bağımsızlığını korumuş ve ebediyen yaşayacak İstiklâl Marşı ile bu sevdasını bayraklaştırmıştır.

Tüm dünya bilmektedir ki, Türk milleti istiklâli için gözünü kırpmadan canını vermektedir. Bundan dolayıdır ki düşmanlarımız birçok defa direk karşımıza çıkmak yerine hile hurda ile bizleri alt etmeye çalışmaktadır.

İstiklâl; şehitlerimizi, kahramanlarımızı, vatan toprağı için bir saniye bile düşünmeden canını verenleri hatırlatır bizlere

Bugün topraklarımızda serbestçe geziyorsak, dilimizi rahatça konuşuyor, dinimizi serbestçe yaşıyorsak bunu İstiklâl için canını bir saniye düşünmeden verenlere ve vermeye devam edenlere borçluyuz.

İstiklâli olmayanın istikbali, geleceği olmayacaktır. Olması mümkün değildir. İstiklâlsiz bir milletin ayakta kalması, geleceği kendisini taşıması mümkün değildir. Başka milletlerin hükmü altında yaşayan milletler zamanla yok olacaklardır.Bu nedenle istiklâlsiz yaşamak bir millet için özellikle de Türk milleti için düşünülemez.

İnsanların sorunları olduğunda onlara nasıl yardımcı olursunuz?

Sorunu Nasıl Çözmeli?

 

Sorun; bir şeylerin istediğimiz gibi gitmemesi, engeller çıkması demektir. Sorunlar, insanlara huzursuzluk ve mutsuzluk verir.

İnsanların bir derdi, sıkıntısı olduğunda önce onları dinleyerek yardımcı olmaya çalışırım. Çünkü dinlemek hem anlatanı rahatlatır hem de sorunu anlamamıza yardımcı olur. Sorunları çözmenin en hızlı ve doğru yolu sorunu doğru anlamaktan geçiyor. Sorunu doğru anlamazsak, yardım edelim derken yanlışlar yapar, insanlara yarar yerine zarar veririz. Soruna sorun katmış oluruz.

Sorunu doğru anladıktan sonra, çözüm yolları araştırılmalı. Her sorunun mutlaka bir çözümünün de olduğu unutulmamalı, umutsuzluk yerine umut olunmalı sorun sahibine. Sorun sahibinin umutları her zaman diri tutulmalı, moral ve motivasyonu artırılmalı.

 

İnsanlara yardımcı olmayı severim. Yardımcı olmak beni de mutlu eder. Sorunu anladığımda yapabileceklerime bakarım. Yapabileceğim bir şey varsa onu yaparak yardım etmeye çalışırım. Yapabileceğim bir şey yoksa ve bir başkasının yardımcı olabileceğini düşünüyorsam kişiyi ona yönlendiririm.

Yapabileceğim ne varsa kendim için yararlı olmasa da yaparım. Bunu bu şekilde yapmak insanlık görevi olduğunu bilirim. Çıkarsız ve karşılık beklemeden yardım ederim.

Sorunlar karşısında en önemlisi de soğukkanlı olmak, panik yapmamak ve karşıdakinin rahatlamasını sağlamak olmalı.

Bunları yapamıyorsak, elimizden bir şey gelmiyorsa, soruna sorun katmamak bile büyük bir yardımdır aslında.

Engelli insanlar için neler yapabiliriz?

Engel, insanların bir şeyi özgürce yapmasına engel olan fiziki, ruhsal her şeydir. Engel sadece fiziki değildir, aynı zamanda zihinseldir.

Engeli ister fiziki olsun, ister zihinsel olsun, engelli insanlar için yapabileceğimiz birçok şey vardır. Bunlardan ilki ve en önemlisi bence, bizlerin de bir engelli vatandaş adayı olduğumuz gerçeğini hiçbir zaman unutmamak ve buna göre hareket etmektir.  Başımıza Allah korusun her an kötü bir olay gelebilir ve engelli olabiliriz.

Engelli adayı olduğumuzun bilincinde olarak hareket edersek, engelli birini gördüğümüzde bakışlarımızla onu rahatsız etmez, onun geçeceği yolların daha rahat olması için engelleri ortadan kaldırır, arabamızı park ederken onların geçeceği yerlere park etmez, onunla konuşurken engelsiz insanlar konuşurkenki davranışları göstererek ona yardımcı oluruz.

 

Engelli insanlara yapabileceğimiz en güzel iyilik, onlara engelli gibi değil de, engelsiz insan gibi yaklaşmak olacaktır. Acır gözlerle bakarak, ah vah ederek değil, onları olduğu gibi kabul ederek onlara en büyük iyiliği edebiliriz.

Bunun yanında, başta trafikte olmak üzere, okulda, sokakta onlara yardımcı olur, onların hayatlarının kolaylaştırılmasında onlara öncelik verirsek iyilik yapmış oluruz.

Engeller konusunda bilinçlenerek ve onlara karşı nasıl nazik davranılması gerektiği konusunda kendimizi eğiterek de onlara yardımcı olabiliriz. Her fırsatta onlara pozitif ayrımcılık yaparak onların hayatını kolaylaştırabilir ve onları mutlu edebiliriz.

Düşündüğümüzde aslında onlara yardımcı olmak için o kadar çok fırsatımız var ki, yeter ki, biraz farkında olalım.

Çevrenizde yardımseverlikle yapılmış bir işi anlatınız.

Kütüphanemizi Nasıl Yaptık?

Türk milleti dünyada yardımsever bir millet olarak tanınmaktadır. Gerek tarihimize baktığımızda, gerekse de günümüzde zor durumdaki milletlere, insanlara yardım eden, yardıma ilk koşan, yardım için teklif dahi beklemeden harekete geçen bir toplum olduğumuz bir gerçektir.

Bu nedenledir ki çevremize baktığımızda, yardımla gerçekleştirilmiş birçok şey bulabiliriz. Camiler, okullar, hastaneler vs…

Çevremde yardımseverlikle yapılmış kütüphanemizi anlatmak istiyorum. Okulumuzun kütüphanesi yoktu. Kütüphane kurmak için öğretmenlerimizle bir araya geldik ancak kitap alacak paramız olmadığından ne yapacağımızı bilemedik ki, bir öğretmenimiz kitap toplamak için kampanya yapabiliriz fikrini ortaya atınca işe hemen koyulduk. Önce sınıflarımızdaki arkadaşlarımıza kütüphane için kitap topladığımızı duyurduk. Sonra internetten bu kampanyamızı gerek, belediyelere, kaymakama vs.. duyurabildiğimiz herkese duyurduk. Okulumuzdaki öğrencilerden birçok kitap geldi. İnternetten duyurduğumuz ve bizi duyan birçok kimseden de kitap bağışları yapıldı. Kimi sandalye, kimi masa verdi.

Bir elin nesi var, iki elin sesi var denilerek çıktığımız bu seferberlikte okulumuzun kütüphanesi çok güzel oldu, kütüphanemizden yararlanacak öğrencilerimize yardımcı olmak üzere öğrenci arkadaşlarımızı yine yardımlaşarak her gün iki arkadaşımız nöbetleşerek bekleyerek kütüphanemizi koruyor ve gözetliyor, temizliyor.

El ele verirsek, yardım edersek yapılamayacak bir iş yoktur, bunu bir çok defa ve her gün görebiliriz.

 

Atatürk’ün “Bugünün küçükleri, yarının büyükleridir.” sözünü açıklayınız.

Bugünün küçükleri, yarının büyükleridir.

İnsanoğlu doğar, yaşar ve ölür. Küçükler, geleceğimizdir; geleceğimizin teminatıdır.

Atatürk, küçüklere verdiği değeri her fırsatta göstermiştir. Küçüklere çok değer verir, onların eğitimi ve yetişmeleri ile oldukça fazla ilgilenirdi. Küçüklerin geleceğin büyüğü olacağını çok iyi bilir ve buna göre davranırdı. Çocukları çok severdi. Evlat edindiği bile olmuştu.

23 Nisan’ı bayram olarak çocuklara hediye etmesi, çocuklara verdiği değeri göstermesi açısından oldukça değerlidir. Meclisin açılması gibi büyük bir olayın olduğu günü bayram ilan edip, çocuklara armağan ederek, belki de geleceğin yöneticilerinin çocuklar olduğuna, karar vericilerin bugünün çocuklarının olduğuna dair güçlü bir mesaj vermek istemişti.

 

Bugünün küçüklerinin,  geleceğin büyükleri;  aynı zamanda öğretmeni, mühendisi, kaymakamı, askeri, yöneticisi olacağının farkında olan bir lider olarak, çocuklarımızı yarına göre yetiştirmek ve eğitmemiz gerektiğini, onları yarına hazırlarken aynı zamanda geleceğimizi de hazırladığımız gerçeğini biran bile olsa aklımızdan çıkarmadan plan ve programları yapmalı, bu gerçeğe göre hazırlık yapmamız gerektiğini biliyordu. Bunun için çocukları eğitmenin en gerçekçi yolu olan eğitime çok değer veriyordu.

Bugünün çocukları nasıl yetişir ve yetiştirilirse yarınımızın o şekilde şekilleneceği bir an olsun akıldan çıkarılmamalı ve Atatürk’ün çocuklara verdiği değerin de farkında olarak, bugünün küçüklerine yarının büyüğü gibi davranmaya küçüklükten itibaren başlanılmalıdır.  Unutulmamalıdır ki, çocuklara, bir büyüğe gösterilen saygı gösterildiğinde birçok sorun çözülecek ve geleceğimiz daha sağlıklı yetişecektir.