Bazı Kırsal Yerleşmelerde Evler Birbirine Çok Yakın Kurulurken Bazılarında Evlerin Uzak Olmasının Nedenleri Nelerdir?

Bazı Kırsal Yerleşmelerde Evler Birbirine Çok Yakın Kurulurken Bazılarında Evlerin Uzak Olmasının Nedenleri Nelerdir?

Kırsal yerleşmeler içerisinde evlerin birbirlerine olan konumunda yeryüzü şekilleri ve su kaynakları da etkili olmaktadır. Bu yerleşimler farklı farklı isimleri alarak mimari yapılarına dayalı olarak da insanların ikamet ettiği noktalar olarak da adlandırılmaktadır.

 

Toplu yerleşme adı altında ortaya çıkan kırsal kesimlerde evlerin birbirlerine yakın olarak inşa edilmesi söz konusu olabilmektedir. Genel olarak ova ve platolardan kaynaklı olarak da köylerin toplu bir yerleşme özelliği içerisinde olduğu görülebilmektedir. Su kaynaklarının yetersizliğinden dolayı insanların suyu etkin kullanmak adına bu şekilde bir planlama hazırladıkları da görülebilmektedir. Güneydoğu Anadolu, İç Anadolu, Marmara ve Ege kırsallarında toplu yerleşmelere denk gelebilmek de mümkün olabilmektedir.

 

Dağınık yerleşme seçenekleri içerisinde de evlerin birbirlerine uzak olduğu görülebilmekte ve evler arasındaki uzaklıklar dağlık ve engebeli alanlardan kaynaklı olarak görülmektedir. Birkaç yüz metreye kadar ulaşabilen evler arasındaki mesafelerde aynı zamanda da tarım alanlarının da son derecede küçük ve parça parça olduğu da görülebilmektedir. Doğu Karadeniz Bölümü, Akdeniz Bölgesi’nin Toros Bölümleri ve Doğu Anadolu’nun Erzurum Kars yöresinde görülebilmektedir. Dağınık yerleşim alanları içerisinde ise bahçecilik ve hayvancılık gibi ekonomik faaliyetlerin gerçekleştirilmesi de gerekmektedir.

 

Çizgisel yerleşmelere bağlı olan kırsal bölgeler kapsamında da bir akarsu ya da yol çizgisinde binaların olduğu alanlar olarak ifade edilebilmektedir. Bu tip yerleşim alanlarının ekonomik faaliyetleri içerisinde de balıkçılık, tarım ve hayvancılık olarak da görülebilmektedir.

 

Dairesel yerleşmeler ise düz ve herhangi bir engebeli arazi içermeyen alanlarda da tercih edilebilmektedir. Bu kırsal alanlarda ise bir merkeze sahip olan yerleşim bölgeleri olarak da görülebilmektedir. Tarım, hayvancılık ve ormancılık gibi faaliyetler bu tip yerleşim alanlarında yaşayan kişilerin gerçekleştirdiği faaliyetler olarak görülebilmektedir.

 

Kıyı boyu kırsal yerleşmeler kapsamında da deniz ve göl kenarlarına kurulan yerleşim alanlarını görebilmek mümkün olmaktadır. Turizme de açık olan bu alanların aynı zamanda da denizcilik, balıkçılık, tarım ve hayvancılık ekonomik etkinlikler içerisinde olduğu da söylenebilmektedir.

Yerleşim Birimleri Hangi Özellikleri Bakımından Birbirinden Farklılık Gösterir?

Yerleşim Birimleri Hangi Özellikleri Bakımından Birbirinden Farklılık Gösterir? Açıklayınız.

 

Yerleşim birimlerinin birçok alanda farklı özelliklere sahip olmasından ötürü farklılık göstermektedir. Kırsal, kentsel, endüstriyel, toplu, dağınık ve planlı bir biçimde gerçekleştirilmektedir. Aynı zamanda da büyüklükleri, işlevleri ve lokasyonları ile de sınıflandırılabilmektedir. Ancak genel olarak kırsal ve kentsel olarak ayrım yapılmasından dolayı da etkili olarak görülebilmektedir. Kentsel ve kırsal olarak ayrılan yerleşim yerlerinin nüfus ve ekonomik faaliyetler öncü olarak baz alınarak bölümlendiği de söylenebilmektedir. Bundan kaynaklı olarak coğrafi alanların birçok farklı amaca ulaşması durumu da ortaya konulmaktadır. Kırsal ve kentsel olarak ayrımların halkın ekonomik anlamda ayrışmasında da etkin bir yerde bulunabilecektir.

 

Kırsal yerleşmeler içerisinde var olan tarlalar, bağlar, bahçeler, ormanlar, meralar ve kırsal konutları içermesi ile bilinmektedir. Daha çok tarım, hayvancılık ve ormancılık ile de geçimini sağlamak durumunda da kalabileceklerdir. Bu durumda da köy ve köy altı yerleşmeler de ortaya konulabilecektir. Köy ve köyden küçük yerleşim noktaları bu detaylar etrafında şekillenmektedir.

Kır yerleşmelerinin ortak özellikleri içerisinde nüfusun oldukça düşük olduğu söylenebilmektedir. Yerleşim kurulan alanların son derecede zor olduğu da görülmektedir. Kırsal kesimde yaşayan nüfus arasında dayanışmanın da had safhada olduğu görülebilmektedir. Etnik yapı bakımından tekil olarak görülmektedir. Belli bir sınırların ortak alan olması gibi aynı zamanda da özel mülkiyetleri de barındıran alanlardır.

 

Kentsel yerleşmeler ise kırsallara göre daha fazla nüfus içererek etnik yapı bakımından daha da çoğulcu olan alanlar arasında yer almaktadır. Yerleşim alanları bakımından da çok geniş sınırları içerebilmektedir. Ekonomik fonksiyonlarına ve nüfuslarına göre de değişkenlik gösteren isimleri içermektedir. Tarım, sanayi, ticaret ve turizm gibi ekonomik işlevleri içeren kentlerin öte yandan idari, askeri, kültürel ve sanatsal olarak da faaliyetlerini gösterebilmektedir. Fonksiyonları bakımından da şehirlerin şartlarının kırsal alanlara göre daha aktif olduğu da görülmektedir. Bundan dolayı da insanların daha aktif yaşam sürdüğü ve farklı alanlara da yönelebileceği tarzda da ön planda yer alarak daha fazla da talep çekebilecek tarzda da tasarlanabilmektedir.

Türkiye Neden Antarktika’da Araştırma Üssü Kurmak İstemektedir?

Türkiye Neden Antarktika’da Araştırma Üssü Kurmak İstemektedir?

Antarktika yakın zamanda itibaren ülkelerin dikkatini çekerek araştırma merkezleri arasında yer almaktadır. Antarktika’nın henüz tamamen keşfedilmeyen bir kıta olmasından dolayı herhangi bir biçimde araştırmaların merkezi olarak da görülmektedir. Farklı farklı ülkelerin Antarktika içerisinde bilim adamları ve araştırmacılarıyla varlık gösterme içerisindeki faaliyetlerine Türkiye de dahil olmak istemektedir. Antarktika’da var olan yeni canlı türlerinin yanında maden yataklarına dayalı bir girişimin olduğu da görülebilmesi noktasında da önemli bir girişimin sonuçlanabileceğine dair bir durum da ortaya çıkacaktır. Bu noktada da Türkiye’nin de diğer ülkelerle aynı gelişime sahip olması adına ve ülkeler arasında var olan rekabete de dahil olması noktasında son derecede başarılı bir sonuca ulaşmaları da gerekmektedir.

 

Güney Kutbu olarak da bilinen Antarktika kıtası içerisinde var olan canlı türlerine dayalı olarak araştırma yapmak son derecede mümkün olan bir durumdur. Özellikle sadece bu kıta üzerinde yaşayan penguenler için yapılacak olan araştırmaların mutlak bir gereklilik olarak görülmesi de söz konusudur. Bunun temel sebebi olarak ise penguenlerin sosyalliği ve canlılık özelliği hakkında tamamen bilgi sahibi olunmadığından dolayı bu tip bir araştırma işlemi de hayata geçirilecektir. Biyomların ve yaşam çeşitliliğinin ortaya konması noktasında da önemli bir araştırma parçası olarak da görülmekte olup; Antarktika’ya bambaşka bir önem de kazandırmaktadır.

 

İnsanlığın uzun zamandır enerji kaynaklarına dayalı maden gereksinimleri ortaya çıkmaktadır. Diğer kıtalarda bu tip gereksinimleri gidermek adına hammaddelere dair yeni kaynakların bulunmasına dayalı çalışmalar da gerçekleştirilmektedir. Antarktika içerisinde gerçekleştirilen incelemelerden dolayı da maden yatakları bakımından bu bölgenin zengin bir noktada olduğunu da gösteriyor. Buna bağlı olarak sanayileşme konusunda hammadde materyallerine gereksinim duyan ülkelerin Antarktika’ya bağlı yönelim içerisinde oldukları da görülebiliyor. Türkiye de gelişmekte olan ülkeler sınıfında olduğundan dolayı Antarktika’ya yönelmek durumunda olmak zorunda hissetmektedir. Türkiye’nin sanayi ve bilim alanında gelişme göstermesi için Güney Kutbu’na dayalı harekete geçmesi söz konusu olarak; çoğu kesim tarafından da önerilen bir durum olarak da ifade edilen bir süreç olarak görülebilmektedir.

Osmanlı Devleti’nin uyguladığı İstimalet politikasını açıklayınız.

Osmanlı Devleti’nin uyguladığı İstimalet politikasını açıklayınız.

 

İSKAN POLİTİKASI

İslam dünyası, Osmanlılardan önce Roma İmparatorluğunun ülkesini Bilâd-ı Rum veya Memleketü’l Rum olarak tanıyordu. Selçuklularla birlikte Türk hakimiyetine geçen Anadolu’da Rum ismi vaktiyle Bizans idaresinde bulunmuş olan Anadolu’yu gösteren coğrafi terim olarak kullanılır oldu. Osmanlı Devleti’nin Rumeli’ye geçmesiyle birlikte devlet, ele geçirdiği topraklara Anadolu’nun çeşitli yerleşim yerlerinden önemli miktarda Türk nüfusunu yerleştirmiştir. Bu durum bir yerde yeni fetihlere de zemin hazırlamıştır. Çünkü her yeni fethedilen yöreye nakledilen nüfus sayesinde ordunun daha ileri mesafelere gitme imkânı doğmakta ve bu yerleştirilen nüfus orduya gıda, barınma, binek hayvanı gibi lojistik destek sağlamaktaydı. Bu cümleden olarak Osmanlı iskân politikasının bu ilk devresi, devletin genişlemesiyle paralel olarak dışa dönük bir iskân şeklinde adlandırılabilir.

Kuruluş devrinde birçok tarikat mensubu dervişin önderliğinde başlayan bu ilk iskân hareketleriyle birlikte, yeni alınmış yerlere ahali yerleştirildi. Çeşitli yerlerde vakıflar tesis edildi. Derbent tesisleri kurulup buralara ahali yerleştirmek suretiyle özetlenebilen bir metotla iskân siyaseti gerçekleştirildi.

 

OSMANLI DEVLETİ’NDE İSTİMALET SİYASETİ

Sözlük manası meylettirme, cezbetme, gönül alma, birinin gönlünü celp etme reayaperverlik (XIX. yüzyılda) veya engin hoşgörü olan bu kelimenin, Osmanlı siyasi tarihinde hem farklı hemde önemli bir yeri vardır. Özellikle Hıristiyan reayaya karşı takip edilen hoşgörülü siyasetin tarifi demek olan İstimalet, imparatorluğun son devrine kadar uygulanmıştır. Bu hoşgörülü siyaset başlangıçta Osmanlı fetihlerinin başta gelen düsturu olmuştur. Osmanlı Beyliği’nin daha başlangıçta Bizans tekfurlarıyla iyi münasebetler kurmak istemesi, zaman zaman da başarılı olması İstimalet politikasını ifade edebilmektir.

İlk Türk İslam devletleri ile İslam öncesi Türk devletlerinin yönetim anlayışlarını karşılaştırınız.

İlk Türk İslam devletleri ile İslam öncesi Türk devletlerinin yönetim anlayışlarını karşılaştırınız.

 

“Türk Cihan Hakimiyeti Ülküsü” İslâmiyet’in kabulü ile “Cihat” anlayışıyla birleşerek “İslamiyet’in dünyaya hâkim olması” şekline dönüşmüştür.

İlk Türk devletlerindeki “kut” inanıcı İslamiyet’i kabul ettikten sonra İslami bir anlam kazanarak “Allah’ın takdiri veya nasibi” olarak yorumlanmıştır. Kut’un belli bir hanedana verildiği düşüncesi aynen devam etmiştir.

 

Türklerin İslâm dünyasına hâkim olması İslâm devlet hukukunda da bir takım değişikliğe neden oldu. Emeviler ve Abbasiler döneminde halifeler hem siyasi hem de dini işleri idare ederdi. Büyük Selçuklulara kadar İslâm Dini ’ni kabul eden devletlerin hükümdarları halifenin yüksek otoritesini tanımaktaydılar. Bu kural 1058 tarihinde Abbasi Halifesi temsil ettiği siyasi otoriteyi bir törenle Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’e devretti. Böylece İslâm tarihinde ilk defa resmen dini ve siyasi otorite birbirinden ayrıldı.

İlk Türk Devletlerinde devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı meclise kurultay (toy, kengeş) adı verilmiştir.

 

10 soruluk ilk türk devletleri çözümlü sorular testi için tıklayın

 

Kurultaya hakan, hatun, vezirler, Boy beyleri, komutanlar, ileri gelenler, idari görevliler katılmıştır.

Devletten devlete bir farklılık göstermekle birlikte kurultayın aldığı kararlar bağlayıcı nitelikteydi. Kağan kurultayın kararlarını dikkate almak zorundaydı. Alınan karara uymazsa ortaya çıkan sonuçlardan sorumlu tutulurdu. Kurultay, hükümdarın uygulamalarını kabul etmeyebilirdi. Mesela Kök Türk Devletinde Bilge Kağan’ın (716-734) şehirlerin surlarla çevrilmesi ve Budizm’in kabul edilmesi istekleri kurultay tarafından reddedilmiştir.

İlk Türk devletleri ile Türk İslam devletlerini teşkilat yapısı açısından karşılaştırınız.

İlk Türk devletleri ile Türk İslam devletlerini teşkilat yapısı açısından karşılaştırınız.

 

TÜRK-İSLAM KÜLTÜRÜNÜN ORTAYA ÇIKIŞI

Talaş Savaşı’ndan sonra İslamiyet, Türkler arasında hızla yayılmaya başladı. X. yüzyıldan itibaren Türklerin İslam medeniyetinin etkisi altındaki bölgelere yerleşmesiyle Türk ve İslam kültürleri etkileşim sürecine girdi. Uzun bir süreçte gerçekleşen bu etkileşim neticesinde her iki kültürün değerlerini de bünyesinde barındıran “Türk-İslam kültürü” ortaya çıktı.

  • Türklerde bugünkü anlamda devlet, “il” (el) kelimesi ile ifade edilmiştir.
  • İl kelimesi barış anlamına da gelmektedir.
  • Türk devletlerinde kağan yönetme yetkisini Gök Tanrı’dan alır. (Karizmatik İktidar: Kaynağını Tanrıdan alan iktidarlara verilen isimdir.)
  • Kağan, bu yetkiyi sadece kendi devletinde değil yeryüzündeki bütün insanlar üzerinde kullanmayı amaçlamıştır. “Türk cihan hâkimiyeti” olarak adlandırılan bu görev ilk Türk devletlerinden başlayarak süreklilik arz eden millî bir ülkü hâline gelmiştir.
  • Devlet belirli kurallara göre idare edilmiştir. Yeni kurulan devlette ya da iktidar değişikliğinde kağanın yaptığı ilk icraat töreyi tespit etmektir. Töreye uymayan kağanlar, Tanrı ve halk nezdinde itibarını kaybederek iktidardan uzaklaştırılmıştır

Türklerde devlet “bağımsızlık, halk, ülke ve teşkilat” olmak üzere birbirini tamamlayan dört unsurdan meydana gelmiştir.

 

TÜRK-CİHAN HÂKİMİYETİ

İlk Türk devletlerindeki; Türk Cihan hâkimiyeti ülküsü ise “Cihat” anlayışıyla birleşerek “İslamiyet’in dünyaya hâkim olması” şekline dönüşmüştür. 

 

DEVLET HALK İÇİNDİR

  • İlk Türk devletlerinde görülen” ülkenin töreye uygun ve adaletli yönetilmesi”, “Devlet halk içindir” anlayışı Türk İslam devletlerinde de devam etmiştir. 

 

Türk devletlerinin kuruluşunda boyların etkisini açıklayınız.

Türk devletlerinin kuruluşunda boyların etkisini açıklayınız.

 

İlk Türk Devletleri denilince akla ilk gelen devletler normalde Asya ve Avrupa’da kurulan devletlerdir. Ancak ilk Türk Devletleri içerisinde ilk Türk topluluğu olan İskitler (Saka) topluluğundan biraz dile getirelim.

Orta Asya’da yaşamış olan İskitler, Karadeniz’in kuzeyinden Tuna Nehri’ne kadar uzanan bölgede yaşamışlar ve Pers, Asurlular, Urartular gibi devletlerle uzun süre savaşmışlardır. Anadolu, Suriye ve Filistin üzerinden Mısır’a sefer yapmış olan İskitler MÖ VII. yüzyıldan MÖ II. yüzyıla kadar siyasi etkinliklerini sürdürmüşlerdir. Perslerle önemli bir mücadele içerisinde olan İskitler, Alper Tunga ile Pers hükümdarı arasındaki önemli mücadelesinden ötürü ilerde İranlı şair Firdevs’inin Şehname adlı eserinde konu olarak yerini almıştır.

 

1) Asya Hun İmparatorluğu (MÖ 220 – MÖ 216): Teoman tarafından kurulan, Mete Han zamanında en parlak dönemine ve en geniş sınırlarına ulaşmıştır.

– Orta Asya’da kurulan ilk Türk devletidir.

– İlk teşkilatlı Tür devletidir ve Orta Asya’da Türk boylarını tek bayrak altına ilk kez bu devlet toplamıştır.

– Hun akınlarına karşı Çinliler Çin Seddi’ni yapmışlardır.

– Mete Han orduda onluk sistem oluşturarak tüm dünyaya örnek olmuştur.

 

En önemli Türk Boyları

 

Kırgızlar

En eski Türk kavimlerinden biri olan Kırgızlar, ilk başta Yenisey Irmağı çevresinde yaşıyorlardı. M. S. 1. yüzyılda Asya Hun Devleti’ne bağlandılar ve Tanrı Dağları yönünde yerleştiler.

 

Sibirler

Çok hareketli Türk kavimlerinden biri olan Sibirler, Balkaş Gölünün güneyinde yaşıyorlardı.

 

Akhunlar

Bir başka adı Eftalitler olan Akhunlar, büyük Hun kavminin bir parçasıdırlar.

 

Avarlar

Asya Hun İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra Anayurdumuzda To-pa ve Avar (Cu-Cen) kavimleri bu siyasi boşluğu doldurmuşlardı. Her iki kavim de Türk’tü.

 

Hazarlar

Hazar Türkleri, Göktürk Devleti’nin en batı ucunda yaşıyorlardı.

İlk Türk devletlerindeki kut anlayışını açıklayınız.

İlk Türk devletlerindeki kut anlayışını açıklayınız.

 

Kut Anlayışı, İslam öncesi Türk Devletleri’nden itibaren temeli atılarak; Osmanlı Devleti’ne kadar devam eden bir egemenlik anlayışıdır. Devleti yönetme yetkisinin, yöneten aileye Tanrı tarafından verildiğine inanılan bu anlayış, yüzyıllar geçse ’de, Türkler yeni dinlere inansalar da, devam etmiştir.

 

İslamiyet Öncesi Türk Devletleri’nde, yönetim her zaman aynı ailede kalmıştır. Sebebi Kut Anlayışına göre, bu aileye yönetme yetkisini Tanrı vermiştir. Bu yüzden devleti yönetme Kut verilen kişi ve hanedan dışına çıkması imkansızdı. Her ne kadar Kut Anlayışı, ilahi bir temele dayansa da ülkeyi yöneten kişi ilahi bir ayrıcalığa sahip değildi. Başka toplumlarda Tanrı Kral anlayışı gözlemlenir iken, Türk Toplumunda bunun olmadığı çok açıktır. Yönetici de sıradan bir insandır ve ilahi bir vasfa sahip olmadığı için hata yapabilir, bilgisiz olabilir ve başarı da muhakkak değildir. Ulu olan Kut Anlayışıdır ve sorgulanamaz. Bu anlayış sayesinde Türk Devletleri’ni yöneten hanedanlar eleştirilmemiştir. Türk Tarihi’ne bakarsak, Memlük Devleti dışında hiçbir Türk Devleti’nde birden fazla hanedan ya da ailenin devleti yönettiğini göremeyiz. Çünkü Kut tek bir hanedana verilirdi.

 

İslamiyet’in kabulü ile beraber Kut Anlayışı sadece şekil değiştirmiştir. Ancak mantık gene aynıdır. Sadece İslamiyet’in getirdiği kurallar çerçevesinde Kut Anlayışı devam etmiştir. Artık Sultanlar, Halife’den menşur alarak saltanatlarını güçlendirmişler ve meşrulaştırmışlardır.

1. ve 2. meclis ile günümüzdeki meclisi karşılaştırınız.

I. ve II. meclis ile günümüzdeki meclisi karşılaştırınız.

 

I. ve II. Meclis ile günümüz meclisini maddeler içerisinde karşılaştırmak ister isek:

 

  1. I. ve II. Meclis içerisinde bayanlara yer verilmemiştir / Günümüz meclisinde bayanlar içinde yer veriliyor.
  2. I. ve II. Meclis içerisinde toplanma üzerine ülkenin geneli bütünlük sağlayamaz iken / Günümüz meclisinde halkın seçtiği tüm bireyler yer almaktadır.
  3. I. ve II. Meclis’te kuvvetler birliği (yasama, yürütme, yargı) Meclis içerisinde toplanmıştır. / Günümüzde yer alan meclis içerisinde ise; Yürütme Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu’nun, Yargı’da bağımsız mahkemelerin yetkisinde yer almaktadır.
  4. I. ve II. Meclis kararları genel olarak iç kesimde yer alan gizli olarak beyan edilmez halka açık olarak arz edilirdi ve halkın da alınan kararlardan bir haber olmasını sağlarlardı / Günümüz meclisinde açık ve kapalı oturumlar ile halkın görecekleri yahut görmeyecekleri konularda kararları gizli yahut açık yapılması.
  5. I. ve II. Meclis üyelerinin mesleki açıdan değerlendirmeye tabii tutulduğu zaman Millet vekillerinin yüzdelik diliminin yarısını devlet memurlarından, %14 ‘lük kısmının gazeteci, doktor, avukat, bankacı veya mühendis olduğunu, %18’lik kısmının çiftçi, tüccar veya aşiret reisi olduğunu geri kalan kısmın ise müftü, müderris ve şeyh olduğu görülmektedir. II. Meclis ise; Asker, hukukçu, doktor ve eğitimcilerin sayılarında ise artış olduğu gözlenmektedir kısaca aralarında yer alan farkın değişikliği.

Osmanlı Sanatının Kendine Has Özellikleri

Osmanlı sanatının kendine has özelliklerini açıklayınız.

 

Osmanlı Dönemi’nde güzel sanatlar denilince akla gelen ilkler, çinicilik, minyatür, mimari ciltçilik, seramik, hat sanatı ve müzik gelir. XV. Yüzyılda hızlı ve ilgi çekici gelişim gösteren Osmanlı güzel sanatları, XVI. yüzyılda en uç nokta dönemine ulaştı. Güzel sanatlardaki gelişme, özellikle süsleme sanatlarında kendini ön planda gösterdi. Çinicilik, kakmacılık, hattatlık, oymacılık, ciltçilik ve tezhip başlıca el sanat dallarıydı. Bunlar ön plana çıkar iken o kadar aşikâr olunmuştu ki dünya genelinden öğrenmeye yönelik gelenler yahut satın almak isteyenler olmuştur. Emeğin ve sanatın birleşimi ile Osmanlı sanatı dünya genelinde yerini almıştır.

 

Hat Sanatı: Arap alfabeleri ile şekilli yazı yazma sanatına verilen isimdir ve bunları yazanlara Hattat denir. Hafız Osman ünlü hattatlardandır.

 

Cilt Sanatı: Osmanlılar ‘da cilt sanatı, özellikle de deri ciltler, çeşitli malzemeleri ve zengin bezemeleriyle dikkat çekmektedir. XV. yüzyılda Fatih Dönemi ciltlerinde hatâyi, rûmi gibi klasik Osmanlı bezeme motifleri görülür.

 

Müzik: Osmanlılar, Türk müziği geleneğini devam ettirmişler ve Mehterhaneyi kurmuşlardır. Takım; davul, zurna, nakkare, boru, zil ve kösten oluşuyordu. Sarayın mehter takımı, her gün belli bir saatte mehter vurur.

 

Mimari: Osmanlı mimarisi devletin kuruluşundan XV. yüzyılın ikinci yarısına kadar genelde Selçuklu ve Beylikler dönemi mimarisinin özelliklerini taşır. Bununla birlikte Osmanlıların bu dönemde yaptığı eserler, klasik dönem mimarisinin gelişmesinde etkili rol oynamıştır.