Orta Asya Türk Göçlerinin, Türk ve Dünya Tarihine Olan Etkileri Neler Olabilir?

Orta Asya Türk Göçlerinin, Türk ve Dünya Tarihine Olan Etkileri Neler Olabilir?

Türklerin asıl bilinen ve kabul edilen ana yurdu Orta Asya bölgesinde bulunan coğrafyadır. Bu coğrafyada yüzlerce sene boyunca yaşamlarını devam ettirmişler ve hala çeşitli isimlere sahip devletler altında hayatlarını, gelenek, adet ve kültürlerini sürdürmektedirler.  Orta Asya’da yüzlerce yıl kurdukları devlet ile hâkimiyetlerini devam ettirmiş olan Türkler, bu zaman zarfı dâhilinde hem Çinliler hem de Moğollar ile çok uzun yıllar boyunca devam eden mücadelelere girişmişlerdir.

Fakat vakit ilerledikçe ve girişilen bu mücadeleler sonucunda ortaya çıkan siyasi, ekonomik ve askeri baskılar ve bunların şiddeti giderek arttıkça Çinlilerin saldırılarından ve Moğolların istila tehditlerinden kurtulmak istemişlerdir. Bu amaçla Türk toplulukları doğu, batı, kuzey ve doğu yönlerine doğru göç etmeye başlamışlardır.

 

Türkler ve Dünyanın Değişimi: Kavimler Göçü

Türkler yüz yılların boyunca göçebe bir yaşam tarzı sürmüşlerdir. Ayıca geçimlerini de genel olarak hayvancılık yaparak temin etmişlerdir. Bu sebeple Çin ve Moğol baskısının yanı sıra iklim koşullarının giderek sertleşmesi ve yaşam mücadelesinin zorlaşması da Türklerin göç etmelerinde etkili olmuştur.

Yaşanan göçler sırasında ortaya çıkan hareketlilik yüzlerce yıl devam ederek farklı toplumların sürekli olarak birbirlerini yerlerinden etmesine sebep olmuş ve Kavimler Göçü olarak bilinen büyük toplumsal yer değiştirme hareketlilikleri tetiklemiştir. Kavimler göçü, yaşandığı dönemde hem devletlerarasında hem de toplumlar arasında etkileşimlere neden olmuş ve dünya tarihinin gidişatını değiştirmiştir.

Orta Asya coğrafyasının Türklerin yaşam biçimlerine etkileri nelerdir?

Orta Asya coğrafyasının Türklerin yaşam biçimlerine etkileri nelerdir?

Türklerin tarih sahnesine çıkmaya ilk yer yani ana yurtları Orta Asya bölgesidir. Orta Asya bölgesi dağlarla çevrilmiştir. Ötüken, Saygan ve Altay dağları bu bölgede yer alan ve en çok bilinen dağlarıdır. Bunun dışında geniş ve düz arazilere ve plato adı verilen yüksek topraklara sahiptir. Ayrıca Orta Asya’da çöller ve geniş bozkırlar da bulunmaktadır. Bu bölgenin iklim koşulları ise sert ve karasaldır. Bu bölgenin yazları kurak ve sıcak, kışları ise soğuk geçmektedir.

 

Bozkırların Özgür Çocukları: Türkler

İnsanlar dünya üzerindeki yaşantılarına ilk olarak konar-göçer topluluklar olarak başlamışlardır. Türkler de ya avcılık veya toplayıcılık yaparak geçimlerini sağlıyorlar, ya da besledikleri hayvanları sürekli olarak otlaklarda gezdirerek hayatlarını devam ettirebiliyordu. Bu sebeplerle sık sık yerleşim bölgelerini değiştiren, tarımsal faaliyetlerle geçimlerini sağlamayan yani toprağa bağlı kalmayıp hayvan yetiştiriciliği ve ticaretiyle meşgul olan topluluklardı.  Bu nedenle Orta Asya bozkırları Türklerin yaşayışlarını, gelenek, örf ve adetlerini etkilemiştir.

 

Türkler, bozkırın iklim koşulları ve göçebe olmaları sebebiyle keçeden imal edilmiş çadırlarda yaşamaktaydılar. Koyun, at, sığır gibi göçebe yaşamına uygun hayvanlar yetiştirmekteydiler. Bu amaçla kışlak ve yaylaklar arasında sürekli olarak hareket halindeydiler.

 

Orta Asya’nın aman vermez koşulları ve göçebe hayatı,  Türk topluluklarını hayatta kalabilmek için silahlı teşkilatlanmaya, insan ve hayvan sağlığı konularında uzmanlaşmalarına, hayvancılık ve dokumacılığa önem vermelerine, coğrafyayı tanıma ve yön tespit etme alanlarında gelişmelerine neden olmuştur. Çeşitli başarısızlık veya baskılarla karşılaştıklarında ise hayvanlarını yani geçim kaynaklarını yanlarına alarak göç etmişlerdir. Türkler bu nitelikleri sayesinde özgürlüklerini kaybetmeden yüzyıllarca yaşamışlardır.

Orhun Yazıtlarına Göre Türk Devletlerinde Kağanlar Gücünü Nereden Almaktadır?

Orhun Yazıtlarına Göre Türk Devletlerinde Kağanlar Gücünü Nereden Almaktadır?

Orhun yazıtları, Orhun kitabeleri veya Orhun Anıtları olarak da adlandırılan ve M. S. 750 senelerine tarihlenen, Türklere ait ilk yazılı kaynaklardır. Orhun Kitabeleri, Türkler tarafından kullanıla ilk alfabe olan Orhun alfabesi ile yazılmış Göktürkler eserleridir. Türk tarihi açısından bu yazıtların önemi şunlardır,

  • Türk kültür tarihinin, bugün için bilinen ilk yazılı belgeleridir.
  • Türklere ait olan en eski yazılı metinlerdir.
  • Türk toplumun hayat tarzını ve dünyaya bakışlarını tasvir etmektedir.
  • Türk diline ve edebiyatına ait ilk ebedi eserlerdir
  • Türk töresini ve Türk medeniyetinin özelliklerini anlatmaktadırlar.
  • Bu eserler Türk kelimesinin ve Türk milleti tabirinin geçtiği ilk Türkçe kaynaklardır.

 

Türk Devletlerinde Kağanların Güçlerini Aldıkları kaynak

Eski Türk Devletlerinde Kağanların güçlerini yani hâkimiyet kudretini aldıkları kaynak Tanrı ve Kut inancıdır. Bu inanca göre idare etme yetkisi Tanrı tarafından verilen hükümdarlar ve bu hükümdarların soyundan gelenler kutsal olarak kabul edilmiştir. Kut’un tanrı tarafından insanoğluna ve özellikle de hükmetmek için seçilmiş kişiye bahşedilmiş bir hak ve güç olduğuna inanılmıştır. Yani başka bir değişle hükmetme hakkının tanrı tarafından seçilen bir aile veya kişiye verilmesidir. Ayrıca tanrısal bir hak ve seçilmiştik söz konusu olduğu için hükümdarların ve aile mensuplarının kanlarının kutsal olduğu düşünülürdü. Bu sebeple hükümdarın soyundan bir kişi idam olunacaksa, kanı akıtılmadan yani yayın kirişi kullanılarak boğulurdu.

Mete Han’ın Kavimleri Bir Aile Gibi Birleştirmesinin Nedenleri Neler Olabilir?

Mete Hanın Kavimleri Bir Aile Gibi Birleştirmesinin Nedenleri Neler Olabilir?

Mao-tun veya bildiğimiz ismi ile Mete Han, M. Ö. 234 senesinde Hun İmparatorluğu’nun kurucusu olan Teoman’ın oğlu olarak doğmuştur. Orta Asya’da yaşayan ve parçalanmış bir halde bulunan Türk topluluklarını bir araya getirerek tek bir millet haline getiren ilk hükümdardır.

Ayrıca Türk saldırılarına karşı korunmak amacıyla kurulan Çin Seddi’ni aşabilen ilk Türk hükümdar da Mete Han’dır.  Mete Han hükümdarlığı boyunca Büyük Okyanus kıyılarında Hazar Denizine, Hindistan sınırı olan Keşmir’den günümüzde Rusya hâkimiyetinde bulunan Kuzey Sibirya’ya kadar neredeyse Asya’nın tamamına hâkimi olmuş ve 35 yıl boyunca hüküm sürmüştür. Mete Han M.Ö. 174 senesinde hayatını kaybetmiştir.

 

Mete Han ve Bir Milletinin Doğuşu

Türk soyundan olan ve Türkçe dilini konuşan toplulukların milli kimlik ve karakterlerinin bilincine varmalarını sağlayan ilk önder Mete Han’dır. Meta Han Osmanlı Devleti’nin de kurucu unsuru olan Oğuz boylarına mensuptur ve Oğuz Han olarak da bilinmektedir.

Mete Han iktidarda bulunduğu süre boyunca, hüküm sürdüğü topraklara komşu olan devletleri teker teker yenilgiye uğratıp, kontrolü altına soktuktan sonra tüm kuvvet ve gayretlerini Hun siyasi birliğini yani Türk birliğini kurmaya adamıştır. Bu faaliyetleri insanlık tarihi içerisinde çok kısa bir süre sayılabilecek olan yirmi beş yıllık bir süreçte tamamlamıştır.  Bu süreç içerisinde Hun siyasi birliğini tesis etmeyi başarabilmiştir. Bu başarının arkasında yatan temel düşünce ise parçalanmış halde bulunan Türk boylarını tek bir aileymişçesine bir araya getirme yani millet olma amacıdır.

Kut İnancının Türk Siyasi Hayatına Etkileri Neler Olabilir?

Kut İnancının Türk Siyasi Hayatına Etkileri Neler Olabilir?

Kut, yaşam gücü ve kutsal enerji anlamlarına gelen bir Şamanizm inancıdır. Kud, gut ve hut gibi benzer fonetiğe sahip kelimelerle de isimlendirilmektedir.  Genel olarak eski Türk, Moğol ve Altay halklarının inancı olan Şamanizm’in bir parçasıdır. Bereket, mübareklik, hayat verici, kutsal yaşam gücü ve canlılık gibi manaları da bulunmaktadır.

 

 

Türklerde Kut Anlayışı ve Siyasi Etkileri

Türkler, Şamanizm ve kut inancı gereği devleti idare etme vazifesinin Tanrı tarafından seçilmişlere bahşedildiğine inanıyorlardı. Bu hak kan yani soy yoluyla bir sonraki nesle geçtiği için hükümdardan olma bütün erkek çocukların yaş ve kabiliyetleri sorgulanmaksızın bu yönetme yetkisi üzerinde hakları bulunuyordu.

 

Kut, tanrısal bir kudret tarafından verilmiş bir yetki olduğu için halk ve ordunun yönetilebilmesi için son derece etkili bir güçtü. Devlete hükmedecek kişiye bu yetkilerinin Tanrı tarafından bahşedildiğine bu nedenle bu kişilerin kutsal olduğunu düşünen halk ve ordu, her daima hükümdarının arkasında yer almış ve hükümdarın çıktığı hanedana da bağlı kalmıştır. Bu merkezi yönetimin güçlenmesini sağlamıştır. Kut inancının olumsuz tarafları da vardı. Bunlardan birisi hanedana mensup tüm erkeklerin doğuştan Kut hakkına sahip olmalarıydı. Bu durum hükümdarın ölümü sonrası tüm erkek çocukların tahtta hak iddia etmeleriyle sonuçlanabilmekteydi. Bu da taht kavgalarının çıkmasına, iç savaşlara ve bölünmeye sebebiyet vermekteydi.

Kavimler Göç’ünün Avrupa Siyasi Hayatına Etkileri Neler Olabilir?

Kavimler Göçünün Avrupa Siyasi Hayatına Etkileri Neler Olabilir?

Asya Hun Devletinin tarih sahnesinde çekilmesinden yani yıkılmasından sonra devletsiz kalan Hunların bir kısmı Batı yönünde göç etmeye başlamışlardır.  Hunlar ilk olarak Karadeniz’in kuzey kesimlerine varmışlardır. Bu dönemde Karadeniz’in bu bölgesinde yaşamakta olan kavimler ise Hunların daha da ilerlemesinden korkarak yerleşmiş oldukları bölgeleri terk etmeye başlamışlardır.

Bu bölgeleri terk eden insanlar Avrupa’nın uzak ve farklı alanlarına doğru göç etmişlerdir. Yaşanan bu göçlerin ardından Hunlar da Avrupa’nın iç kesimlerine ilerlemeye başlamıştır. Bu hareketler sonucu yaşadıkları yerleri değiştiren kavimler şunlardır;

  • Ostrogotlar,
  • Lombardlar,
  • Vizigotlar,

 

Kavimler göçü olarak isimlendirilen bu hareketler tarihsel olarak önemli sonuçlar doğurmuştur. Bu sonuçlar şunlardır;

  • Yaşadıkları yerlerden ayrılarak farklı bölgelere göç eden kavimlerin, göç ettikleri yerlerdeki topluluklar ile kaynaşmaları İspanyol, Fransız ve İngiliz Avrupa milletlerinin oluşmasına neden olmuştur.
  • Yüz yıllar süren bu hareketlilik nedeniyle Avrupa uzun bir zaman süresince siyasi karışıklıklar yaşamıştır.
  • Kavimler göçü esnasında İlkçağ artık bitmiş ve ortaçağ başlamıştır.
  • Kavimler göçü neticesinde dünyanın gördüğü en büyük devletlerden biri olan Roma İmparatorluğu ikiye bölünmüştür.
  • Nitekim kısa bir süre sonra önce Doğu Roma ve akabinde de Batı Roma yıkılmıştır.
  • Germen asıllı topluluklar arasında Hristiyanlık giderek yaygınlaşmış, papalık ve kilise her geçen gün kuvvetlenmiştir.
  • Avrupa’nın etnik yapısı temelinden değişmiştir.
  • Türkler Avrupa’da toprakları üzerinde çeşitli devletler kurmuşlar ve yüzlerce yıl bu topraklarda hüküm sürmüşlerdir.

Kağanların Görevleri Nelerdir?

Kağanların Görevleri Nelerdir?

Türkler İslam dinine geçmeden önce kurulan Türk devletlerini idare eden hükümdarlara Kağan unvanı verilmekteydi. Bu dönemde Şamanizm ve Gök Tanrı inancına sahip olan Türk topluluklarında devlet idaresi Kut anlayışı gereği ve Mete Han yani Oğuz Han tarafından derlenen töreye göre yürütülmekteydi. Kut inancına göre devleti yönetecek olan kişilere yönetme hakkı ve kudreti Tanrı tarafından bahşedilen kutsal bir haktı.

 

İlk Türk topluluklarında Kut inancı gereği Tanrı’nın devleti idare etme hakkını verdiği hükümdarın soyu yani hanedanı da kutsal sayılmaktaydı. Bu anlayışa göre devlet, hükümdar ailesinin yani ortak malıydı. Bu inanç devlete hükmeden hanedanın idare etme yetkisini desteklemekteydi. Bu nedenle merkezi devlet yapıları kurulabilmekteydi. Bunun hanedanın tüm erkek bireylerinin bu hakka sahip olması taht kavgaları, iç savaşlar ve isyanlara da sebep olabiliyordu. Kağanlar, İslamiyet öncesi kurulan eski Türk devletlerinde hem siyasi hem de dini liderlerdi.

 

İslamiyet Öncesi Eski Türk Devlerinde Kağanların Görevleri

  • Devletin kurulduğu coğrafya olan ülkeyi ve devletin tebaası olan halkı iç ve dış düşmanlardan korumak,
  • Kendi kültürlerini paylaşan tüm toplulukları millet kimliği etrafında bir araya getirerek tek bir devlet idaresi altında birleştirmek,
  • Yazılı olmayan bir hukuk sistemi olan Töreyi uygulamak, adaleti ve düzeni tesis etmek,
  • Halkın insan onuruna yakışır ve eşit olarak idare edilmesini sağlamak, idare etmek, baskı yapmamak
  • Devleti iktisadi olarak zenginleştirmek, büyütmek ve halkın sefalette değil refahta eşit koşullar altında yaşamasını sağlamak,
  • Devletin hem İç hem de dış siyaseti yürütmek ve düzenlemek,
  • Savaş zamanlarında orduyu başkomutan olarak idare etmek,
  • Devletin ve milletin düşmanlara karşı savaş girmesine ve savaşlar sonrası barış yapılıp yapılmayacağına karar vermek,
  • Çeşitli devlet ve uluslara kendi devlet ve milletlerini temsilen elçi göndermek ve diğer devlet ve uluslardan gelen elçileri kabul etmek,
  • Devlet idaresinde görev alacak tüm memurları tayin etmek.

İlk Türk Devletlerindeki Toplumsal Yapının Özellikleri Nelerdir?

İlk Türk Devletlerindeki Toplumsal Yapının Özellikleri Nelerdir?

Bir bölgede devlet kurulması için gerekli olan iki temel unsur bulunmaktadır;

  • Bunlardan ilki birbirlerine din, dil, ırk gibi ögelerle bağlı ve tarihi bir birikimi paylaşan millettir.
  • İkinci unsur ise milleti oluşturan toplumsal yapının yaşayabileceği, üretebileceği ve çoğalabileceği bir coğrafyanın olmasıdır.

Bu iki unsur bir araya gelince önce düzenli bir sisteme sahip toplumsal yapılar ve bu toplumsal yapılardan doğan devletler ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda Türkler de, asıl ana coğrafyaları yani yurtları Orta Asya olan bir kavimdir.

 

Töre, Devlet ve İlk Türk Devlerinde Toplumsal Yapı

Türk toplulukları töreye yani gelenek ve göreneklerden oluşan, yazısız kurallara yaşamışlar ve kurdukları devletleri de bu kurallara göre idare etmişlerdir. Bu kurallara yani töreye göre toplum kendi içlerinden seçtikleri başa itaat etmek zorundadır. Her şeyden yüce olan devlet ve vatandır. Bu kavramlar namus olarak düşünülmeli ve korunmalıdır. Aile ise toplumu oluşturan önemli aktördür. Bu coğrafyanın sahip olduğu mevsimsel özellikler karasal iklim kuşağında olmakla beraber yazları kurak ve sıcak, kışları ise oldukça soğuk geçmektedir. Bu nedenle Orta Asya’da yaşanan insan toplulukları genel olarak göçebe yaşam biçimini ve bozkır gelenek ve kültürüne sahiptir.

 

İlk Türk devlerini kuran Türk toplulukları da bu hayat tarzını yani göçebe yaşam biçimini benimsemişlerdir. Temel geçim kaynakları hayvancılık olan ilk Türk devletlerini kuran topluluklar Orta Asya’da hâkim oldukları bölgeler dâhilinde yazları ve kışları geçirdikleri iki bölge arasında yaşamlarını devam ettirmişlerdir. Bu hayat şeklinin getirdiği zorlu yaşam koşulları Türklerin dayanıklı, mücadeleci ve özgürlüğe önem veren bir karakter kazanmalarına olanak sağlamıştır.

İkili Devlet Teşkilatının Türk Siyasi Hayatına Etkileri Neler Olabilir?

İkili Devlet Teşkilatının Türk Siyasi Hayatına Etkileri Neler Olabilir?

Eski Türk devletleri idari ve askeri yapılanmaları itibariyle hâkim oldukları coğrafyayı yani ülkeyi iki bölüme yani kanata ayırmak suretiyle idare etmişlerdir.

Bir devletin ikiye bölünmesinde her zaman bir tarafın üstünlüğü söz konusudur. Yönetimin başında büyük bir hükümdar yani Kağan veya Hakan yer almaktadır. Devlet sağ-sol kanatlar şeklinde ikiye ayrılarak teşkilatlandırılmaktaydı. Bu idare şekli uygulandığı vakit her iki taraf da merkeze bağlı olmakta ve sürekli olarak Hükümdarın denetim ve kontrolü dâhilinde bulunurdu. Kanatların idaresini yürüten görevliler, Töre kurallarına göre sorumluluklarını yerine getirirler ve asıl hükümdarın hâkimiyeti hakkını tanırlardı. Kendi bölgelerini ilgilendiren tüm konularda yetkili olmalarının yanı sıra son söz her zaman asıl hükümdarındı. Bu uygulamanın kullanıldığı eski Türk devleri şunlardır;

  • Asya ve Avrupa Hun Devletlerinde,
  • Ak Hunlarda,
  • Göktürklerde ve Tabgaçlarda,
  • Oğuzlar ve Karluklarda.

 

İkili Devlet Teşkilatının Olumlu ve Olumsuz Yönleri

  • Devlet sınırları çok geniş olması halinde yönetimin hızlı ve kolay olmasını sağlamaktaydı.
  • Hanedana mensup erkek üyelerin gelecekte görev alacakları devlet yönetiminin gereklerine uygun olarak yetişmelerine imkân sağlamaktaydı.
  • Devlet idaresinde söz sahibi olan birden çok hükümdar bulunmaktadır. Her ne kadar son karar merci asıl hükümdar olsa da bu durum bazı karışıklıklara sebebiyet verebilmektedir.
  • Her bir hükümdar taht üzerinde hak sahibidir. Bu durum kavgalarına ve iç savaşlara neden olabilmektedir.
  • Dış etkiler nedeniyle devletin ikiye bölünmesi kolaylaştırmaktadır.

Günümüzde Konar Göçer Hayat Tarzının Ülkemizde Görülmesinin Nedenleri Neler Olabilir?

Günümüzde Konar-Göçer Hayat Tarzının Ülkemizde Görülmesinin Nedenleri Neler Olabilir?

Belirli bir gerekliliğin sebep olmadığı, kişilerin arzu etmesine bağlı ve kesin bir varış noktasını hedeflemeden yani ayrıldığı bölgeye bir daha ne vakit geri geleceğini düşünmeden yapılan göç faaliyetlerini katılan topluluk veya kişilere konar-göçer denilmektedir. Yaylaklar ile kışlaklar arasında mevsim geçişlerine uygun olarak göç eden topluluk veya kişiler ise konar-göçer grubundan bu özellikleri ile ayrılmaktadırlar. Çünkü bunların varacakları yerler, dönecekleri bölgeler ve bu hareketi yapacakları zamanlar bellidir.

 

Günümüzde Kona-Göçerlik ve Göçerlik Kültürü

Yüzyıllar önce yaşamış olan Orta Asya Türkleri ilk gruba girmekteydiler. Ancak günümüz Türkiye’sinde ise göçebe olarak adlandırılanlar ikinci grupta yer almaktadır. Çünkü her ne kadar mevsimsel olarak yer değiştirmekte olsalar da hayatlarını devam ettirmekte oldukları yerleşik bir mekâna, tarım arazilerine sahiptirler.

Bu sebeple bu topluluk veya kişilerin devam ettirmekte oldukları yaşam tarzı konar-göçer değil, göçer yaşam kültürüdür.  Göçerlik, coğrafi ve iklim şartlarına ve iktisadi koşullara bağlıdır.  Ayrıca konar-göçerlik, her ne kadar insanlar yerleşik hayata geçseler de ortadan kaybolmamıştır. Bu nedenle yerleşik ve konar-göçer toplumlar arasında tarih boyunca siyasi, kültürel, ticari ve sosyal ilişkiler gelişmiştir. Bu kültürel alış-veriş hali ise farklı kültürlerin, inanç ve geleneklerin ortaya çıkmasına ve bir çeşit kültürel mozaik oluşmasına da katkı sağlamıştır. Günümüzde bu göçer kültürün son temsilcileri Yörük olarak adlandırılmaktadırlar.