Yaşadığınız yerde rasathane kurmaya uygun bir yer söyleyiniz.

Yaşadığınız yerde rasathane kurmaya uygun bir yer söyleyiniz. Burayı niçin seçtiğinizi gerekçeleriyle açıklayınız.

 

Gözlemevlerinin tarihi Babil, Eski Yunan ve Mısır uygarlıklarına dek uzanır. Bu dönemlerde gözlemevlerine önem verilmesi dini merasimlerin ve ibadetlerin zamana bağlı olmasından dolayıydı.

 

Rasathanenin bir diğer ismi de gözlemevidir. Gözlemevleri, gözlemcilerin uzayda bulunan ay, yıldız ve gezegenleri incelemeleri için kurulmuştur. Günümüzde teknoloji oldukça ilerlemiştir. Bunun yararlı ve zararlı pek çok etkisi vardır. Zararlarının başında ışık kirliliği gelir. Işık kirliliği yıldız ve gezegenlerin görülememesine neden olur. Özellikle kentlerde, ışık kirliliği oldukça fazladır. Gözlemciler kentlerde yada ışık kirliliğinin olduğu alanlarda iyi araştırma yapamazlar. Yapsalar bile bir sonuç elde edemezler. Bu yüzden daha çok kentleşmenin olmadığı bölgelere giderler. Belirli alanlara rasathane kurarlar ve gezegenleri incelerler.

 

Yaşadığım yerde rasathane kurmaya uygun bir yer maalesef yok fakat yaşadığım şehirde var. Mesela İstanbul’da Çamlıca Tepesine bir gözlemevi kurulabilir. Çünkü Çamlıca İstanbul’daki en yüksek tepelerden biri. Gökyüzü net bir şekilde görüldüğü için yıldız ve gezegen gibi araştırmalar rahat yapılabilir.Benim oturduğum muhit bitişik nizam evlerden oluştuğu için burada gökyüzünün net bir şekilde gözlemlenmesi olası değil. Ayrıca gözlemevi kurulurken dikkat edilmesi gereken;

 

  • Yüksek yerlerde atmosfer daha ince olduğu için, gözlem kolaylaşır, dolayısıyla da gözlemevinin yüksek yerlere kurulması gerekir.
  • Etrafında başka yükselti olmamalı.
  • Bulutsuz gece sayısı çok olmalı.
  • Havadaki nem oranının düşük olmalı.
  • Hava kirliliği ve toz oranı düşük olmalı
  • Çeşitli ışık kaynaklarından uzak bulunmalı.

Gibi noktalara dikkat edilmelidir.

Uzay araştırmaları için geliştirilmiş olup günlük hayata uyarlanan teknolojik araçlara örnekler

Uzay araştırmaları için geliştirilmiş olup günlük hayata uyarlanan teknolojik araçlara yukarıdakilerden farklı örnekler veriniz.

 

Uzay araştırmaları ileri teknoloji, yüksek seviyede fizik ve mühendislik tekniği gerektirir. Uzayda ihtiyaçlarının çok olması, risk ve hata olasılığının minimuma indirilmesi gerekliliği gelişmiş ürünlerin yapılmasına olanak sağlar. Uzay için üretilip, geliştirilen fakat günlük yaşamda kullandığımız araçlar da bulunmaktadır. Bu araçların pek çoğu sağlık sektöründe kullanılmaktadır. Örnek olarak;

 

  • Yapay kalp pompası: Yapay kalp pompası, son evre kalp yetersizliğinde bulunan hastalarda kalbin pompalama görevini üstlenen, ileri teknoloji ürünüdür. Hastanın kalp yetersizliği iyileşene kadar veya kalp nakli oluncaya kadar kullanılan kısa süreli yapay kalp destek pompası olduğu gibi, hastanın geri kalan yaşamı boyunca kullanabileceği uzun süreli yapay kalp pompası da mevcuttur. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte yapay kalp pompalarının ve hastaların yaşamı uzamakta, daha az komplikasyonlar oluşmakta ve daha iyi cevaplar alınmaktadır. Birinci kuşak yapay kalp pompalarının 1 senelik yaşama oranı %50 iken, 2. Kuşak pompalarda bu oran % 68-86, 3. Kuşakta ise % 88-91 olarak açıklanmıştır.
  • Çizilmeyen mercek: Cam veya sert plastikten yapılan en az bir yüzü küresel olan maddelere mercek adı verilir. Mercekler günlük yaşamda birçok alanda kullanılmaktadır. Mikroskop, gözlük camı, fotoğraf makinası ve teleskop gibi pek çok araçta kullanılmaktadır. Cisimlerin ölçütlerini küçültüp büyütmeye yarayan merceklerin ham maddesi cam, su yada mika gibi sert plastiklerdir. Gözler ise en doğal merceklerdir. İnce kenarlı ve kalın kenarlı olarak mercekler ikiye ayrılır.

 

Bunların dışında oksijen maskeleri, su filtreleri, görünmez diş telleri, donmayan camlar ve kulak termometreleri de teknolojik araçlara örnek olarak verilebilir.

Bir gün insanoğlu tayyaresiz de göklerde yürüyecek, gezegenlere gidecek

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Bir gün insanoğlu tayyaresiz de göklerde yürüyecek, gezegenlere gidecek, belki Ay’dan bile haber yollayacaktır. Bize düşen görevse bu konuda fazla geri kalmamayı temindir.” sözünden anladıklarınızı açıklayınız?

 

Bu sözle Atatürk her zamanki gibi ileri görüşlülüğünü ortaya koymuştur. Yaşadığı dönemde gerçekleştirilen uzay teknolojileriyle alakalı yapılan çalışmalar doğrultusunda halkına bıraktığı bu öğüt tamamen bilimsel açıdan gelişmeyi amaçlar. Ülkemizin bilimsel olarak uzay teknolojilerinden geri kalmamasını, bu konuda öncü bir konumda olması gerekliliğini, bu hususta çalışmalar yürütülmesi gerektiğini öğütlemiş, bizlere de bunu ödev olarak bırakmıştır.

 

Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyeti’nin gelişmiş ülkeler seviyesine çıkabilmesi ve çağı yakalayabilmesi yolunda en doğru yol göstericinin fen ve bilim olduğunu ifade etmiştir. Atatürk’ün bilim ve teknolojiye verdiği önem yalnız sözleriyle değil, bu alanda yapmış olduğu bir takım uygulamalarıyla da göstermiştir. Bu yüzden Atatürk, Cumhuriyetin ilanından sonraki zaman diliminde eğitim alanındaki faaliyetlerin geliştirilmesine ciddi önem vermiş neredeyse dünyadaki tüm bilimsel gelişmeleri takip edebilmek için, dünyanın çeşitli üniversitelerine öğrenciler gönderilmiştir. Üniversite seviyesinde eğitim ve öğretim faaliyetlerini devam ettiren kuruluşlarda düzenlemeler yapılarak, bu kuruluşların modernleşmesi sağlanmıştır. Bunun yanında öğretim faaliyetlerine ilave olarak, ülke genelinde, kuruluş amacı belirli bir konuda araştırma yapma olan enstitüler kurulmuştur.Bilim ve bilimsel düşünceyi temel alan bir lider olan Atatürk, Milliyetçilik, Cumhuriyetçilik, Devletçilik, Halkçılık, Laiklik ve İnkılapçılık ilkeleri, Türk Milletini bilim temelinde çağdaş uygarlık seviyesine ulaştırmayı amaçlamıştır. Mustafa Kemal’in bilime verdiği değer ve bilimsel bakış açısını ‘şahsına münhasır bir modelle’ oluşturmuştur. İlke ve inkılaplarına koyduğu yasalardan açılmasını sağladığı kurumlara dek önderlik ettiği her uygulamada kendine özgü niteliklerden izler vardır.

Evrenin bir sonu ve sınırı var mıdır?

Evrenin bir sonu ve sınırı var mıdır? Tartışınız.

 

Uzay, evren ya da kainat hepsi aynı anlamda kullanılan kelimelerdir. Dünya, güneş sisteminin bir parçası, güneş sistemi de Samanyolu galaksisinin bir parçasıdır. Galaksiler bir araya gelerek evreni meydana getirir. Fizikçiler evreni sonsuz bir boşluk olarak tanımlarken, pozitif bilimciler ise evrenin, gök cisimlerini bulunduran uzaydaki her şeyin toplam boşluğudur şeklinde ifade eder. Günümüzde, evrenin sınırlarının ne kadar olduğu ve ne zaman sonunun geleceği bilinmemektedir. Ayrıca evrenin doğuşuyla da ilgili pek çok teori vardır. Bunların başında;

 

  • Bing Bang (Büyük patlama teorisi): Günümüzde en fazla kabul gören teoridir. Ortalama 13.7 milyar sene önce gaz ve toz bulutu olan evrenin büyük bir patlama sonucu oluşmuştur.
  • Yaratılış teorisi: Tek tanrılı din inanışına göre, Tanrı’nın ‘ol’ demesiyle meydana gelmiştir.
  • Meraverse teorisi: Pek çok evrenin olduğu düşünülmektedir. Hattayaşadığımız evrentüm evrenler içerisindeki en iyisidir.
  • Evrensel tasarım: Bu teoride, evren bir varlık veya topluluk tarafından oluşmuş olup simülasyondan ibarettir.

 

Evrenle ilgili, pek çok soru yöneltilmiş ve bu sorulara da asırlar boyunca cevap aranmıştır. Bu soruların başında; evren nasıl oluşmuştur, bing bang evrenin başlangıcımı? yoksa merkezi mi? uzayda yaşam var mı? evren ısınıp soğuyor mu?Gibi sorular vardır.

 

Evrenin yaklaşık %6’sının keşfedildiği düşünülürse, bu soruları gelecek kuşakların cevaplaması beklenmektedir. Bilim adamları tarafından günümüze dek keşfedilen evrende 400 milyardan fazla galaksi ve aynı evrende 10.1088 tane yıldız olduğu düşünülmektedir. Evren kütlesinin % 4ü insan, yıldız ve gezegenleri meydana getirir.

Elektrik enerjisinin günlük yaşamda yaygın olarak kullanıldığı alanlar

Elektrik enerjisinin günlük yaşamda yaygın olarak kullanıldığı alanları söyleyiniz.

 

Günlük yaşamımız da kullandığımız enerjinin büyük bir bölümü elektrik enerjisidir. Elektrik enerjisi günümüzün en önemli ihtiyaçlarından birisidir. Elektrik enerjisinin kullanım alanı gün geçtikçe daha da artmaktadır. Bu da enerji ihtiyacının sürekli artması demektir. Elektrik enerjisi; su, rüzgar, güneş, kinetik ve potansiyel enerji gibi doğal kaynakların kullanılmasıyla üretilmektedir.

 

Elektrik enerjisi, hayatımızı kolaylaştıran önemli bir enerji kaynağıdır. Günümüzde elektrik enerjisinin kullanıldığı alanları saymakla bitmez. Günlük yaşamımızda yaygın olarak kullandığımız elektrik enerjisinin kullanıldığı alanlar şöyledir; elektrik enerjisi evlerde ve iş yerlerinde elektrik enerjisini ışık enerjisine çevirerek, aydınlatma amacıyla kullanılmaktadır. Yine evlerde kullanılan süpürge, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, klima, fırın ve diğer birçok küçük ev aletlerinde de elektrik enerjisi kullanılır. Radyo, televizyon, telefon, hesap makineleri ve bilgisayar gibi birçok cihazda da elektrik enerjisi kullanılmaktadır. Elektrik enerjisi elektrikli cihazların hepsinde kullanılır. Elektrik enerjisi endüstri de ve şehir hatlarında, sanayide üretimde de kullanılmaktadır. Kısacası;  sağlık, trafik, ulaşım, haberleşme, iş yerleri, okullar, hastaneler, su dağıtımı, güvenlik sistemleri, enerji üretimi gibi daha pek çok alanda elektrik enerjisine ihtiyaç duyulmaktadır.

 

Elektrik enerjisi, akümülatörlerde kimyasal enerjiye dönüştürülerek depo da edilebilir. Aküler bu depolanan kimyasal enerjiyi ihtiyaç halinde elektrik enerjisi olarak geri veren cihazlardır. Böylece günlük yaşamımızın olmazsa olmazı olmuş elektrik enerjisine ulaşamadığımız ya da elektriğin kesildiği zamanlarda akülerden de faydalanabiliriz.

 Sizce filmlerde gördüğünüz yıldızlararası uzay yolculukları gerçekleşebilir mi?

 Sizce filmlerde gördüğünüz yıldızlararası uzay yolculukları gerçekleşebilir mi? Düşüncelerinizi açıklayınız.

 

Filmlerde gördüğümüz yıldızlararası uzay yolculukları gerçekleştirilebilir. Ancak, yıldızlararası mesafenin çok uzak olması nedeniyle günümüz teknolojisi ile yıldızlararası uzay yolculukları mümkün değildir. Yıldızlar arası mesafe kilometre kavramı ile değil ışık yılı kavramı ile ölçülmektedir. Işık yılı bir uzunluk birimidir. Kısaca,1 ışık yılı uzaklık, ışığın 1 yılda aldığı yol kadardır. Dünya’ya en yakın yıldız bile bizden yaklaşık 4 ışık yılı uzaktadır.  Ayrıca, yıldızlararası uzay yolculuklarının günümüzde yapılamamasının tek sorunu mesafelerde de değil. Işık hızına yakın hızlarla hareket eden yüksek enerjili parçacıklardan kaynaklı tehlikeler, yıldızlararası yolculuk için gerekli olan yakıt miktarının çok fazla olması gibi sebeplerde yıldızlararası yolculuk için çözülmesi gereken sorunlara arasında. Bunun için yıldızlararası uzay yolculukları gerçekleşebilmesi için farklı bir teknoloji gerekmektedir.

 

İnsanlar yüzyıllar boyunca gökyüzüne duydukları merak doğrultusunda pek çok araştırmalar yapmışlardır, zaman içerisinde de pek çok gelişme kaydetmişlerdir. Astronomi biliminde, geçmişten günümüze kadar pek çok ilerleme kat edilmiştir, halen de kat edilmektedir. Geçmiş zamanlarda uzayı keşfedebilmek belki hayal iken günümüzde roket, uzay mekiği gibi uzay araçları uzaya gönderilebilmektedir. Bundan yola çıkarak yıldızlararası uzay yolculuklarının da imkansız olmadığını söyleyebiliriz.

 

Kısacası, günümüzdeki teknolojiler ile yıldızlararası seyahatin gerçekleşmesi çok kolay gözükmüyor. Ancak, yıldızlararası uzay yolculuğunu gerçekleştirmek için daha farklı teknolojilere ihtiyacımız var. Her geçen gün ilerleyen teknoloji sayesinde belki bir gün yıldızlararası uzay yolculuğuna da şahit oluruz.

Gökyüzünde gördüğünüz parlak cisimler hakkında neler biliyorsunuz?

Gökyüzünde gördüğünüz parlak cisimler hakkında neler biliyorsunuz? Açıklayınız.

 

Gökyüzüne baktığımızda gördüğümüz parlak cisimlere yıldız ismi verilmektedir. Yıldızlar; ısı ve ışık kaynağı olan, yanıp sönen, titreşen ışık noktaları gibi gözüken sıcak gaz kütleleri olarak tanımlanır. İnsanlar tarihler boyunca gökyüzünü, ışıl ışıl parlayan, yanıp sönen yıldızları merak etmişlerdir. Bu doğrultuda pek çok araştırmalar yapmışlar hatta bununla ilgili bilim dalları kurmuşlardır. Halen de bilim insanlarının araştırmaları ve her geçen gün yeni şeyler öğrenmeleri devam etmektedir. Gökyüzünde gördüğümüz parlak cisimlerden en fazla nüfusa sahip olanlar yıldızlardır. Yıldızların hepsi çeşitli uzaklık ve büyüklüklerde olduğundan dolayı, hepsi birbirinden farklı boyut ve parlaklığa sahiptir. Bulutsuz bir gecede çıplak gözle gökyüzüne baktığımız zaman binlerce yıldız görebiliriz. Evren de o kadar çok yıldız vardır ki,  kaç tane yıldız olduğu sorusuna kesin bir cevap vermek zordur.

 

Yıldız, doğada en çok bulunan element olan hidrojenin yavaş yavaş helyum, karbon, azot, oksijen ve demir gibi daha ağır elementlere dönüştüğü ve içinde çok yüksek sıcaklıklarda reaksiyonların yer aldığı bir gök cismidir. Yıldızların belirli bir yaşam süreleri bulunmaktadır. Bu süreç boyunca yıldızlar renk de değiştirmektedirler. Ayrıca yıldızlar ısı ve ışık da yaymaktadırlar.

 

Yıldızlar dünya’ya milyonlarca hatta bazıları milyarlarca ışık yılı uzaklıktadır. Bize en yakın yıldız bizden yaklaşık 4 ışık yılı uzaktadır. Bazı yıldızlar Dünyadan kat ve kat büyüktürler, hatta Güneş’ten bile kat ve kat büyük olan yıldızlar da vardır.

Bitki tohumlarının birbirinden farklı yapı ve büyüklükte olma sebeplerini tartışınız.

Bitki tohumlarının birbirinden farklı yapı ve büyüklükte olma sebeplerini tartışınız.

 

Çiçekteki dişi organın döllenmesi ile oluşan embriyosu ve yedek besinleri bulunan üreme organı olarak tanımlanabilen, bitkilerin çoğalmasını ve devamlılığını sağlayan yapıya tohum adı denir.

 

Çiçeğin, aynı türünden başka bir çiçekle tozlaşması olayına çapraz tozlaşma denir. Çapraz tozlaşma, aynı türün farklı bireyleri arasında gerçekleşmektedir. Bu şekilde tozlaşan bitkiler çevresel farklılıklara daha iyi uyum sağlayarak yayılır. Çaprazlanma sonucu çıkan genlerin taşıdıkları özellikler sayesinde bitki tohumları farklı renklerde ve boyutlarda olur.

 

Tozlaşma ve döllenme olayları sonucunda dişi organın yumurtalığında zigot oluşumu başlar. Oluşan zigot sürekli bölünüp gelişerek embriyo denilen bitki taslağını oluşturur. Embriyo oluştuktan sonra embriyonun etrafını saran koruyucu kabuk oluşur kabuğun içinde ise besin depo edilir.

 

Bitki tohumlarının sayı şekil ve büyüklüklerinde farklılıklar görülebilir. Bitki tohumlarının birbirinden farklılığın nedeni ise bitkilerin bulundukları ortama, çevre şartlarına uyum sağlama şanslarının daha yüksek olmasını ve nesillerinin devam etmesini sağlamaktır. Çimlenme, tohumdaki bitki oluşumunun dinlenme halinden etkin bir ha­le geçmesi olarak tanımlanabilir. Bu dönüşüm için gerekli koşulların bir kısmı­nı tohum kendisi yani iç koşullar, bir kısmını da çevre yani dış koşullar sağlar. Çevre koşulları ve beslenmenin, bitkilerin farklı yapı ve büyülükte olmasında önemli bir etken olduğu yapılan çalışmalarda görülmüştür. Tohumların çimlenebilmesi için su, sıcaklık ve oksijenin uygun ortam koşullarında olması gerekir. Işığın da bazı bitki tohumlarının çimlenmesinde etkisi büyüktür. Bu durumların hepsi büyüme ve gelişmede önemli etkenlerdendir.

Dünyaya yeni gelen tüm yavrular ana canlının aynısı mıdır?

Dünyaya yeni gelen tüm yavrular ana canlının aynısı mıdır? Tartışınız.

 

Canlıların nesillerini devam ettirebilmeleri için kendilerine benzer yeni canlılar meydana getirmesine üreme denir. Üremede kalıtsal özellikler yavrulara aktarılır. Her canlı ürer ve bu canlılığın bir gereğidir.  Canlılarda üreme eşeyli üreme ve eşeysiz üreme olmak üzere iki tip görülür. Eşeysiz üreme, bir canlının tek başına yeni bir birey dünyaya getirmesine denir. Eşeysiz üreme sonucunda meydana gelen yeni canlının tüm özellikleri ataları ile aynıdır. Eşeyli üreme ise iki farklı bireyden yeni bir canlı oluşmasına denir.

 

Canlıların ortak özelliklerinden biri de üreme olarak bilinmektedir. Canlıların neslini devam ettirmesi sonucu dünyaya gelen canlıların ana canlıya benzediği bilinmektedir. Bu durum bazı canlılarda farklılıklar gösterebilir. Üreme sonucu meydana gelen tüm yavrular ana canlıya benzemeyebilir. Bu başkalaşım geçiren canlılara örnek olarak kurbağayı gösterebiliriz. Bu türden canlılar yetişkinlik dönemlerine kadar ana canlıya benzemez, zaman içinde gelişerek başkalaşım geçirdikten sonra ana canlıya benzerler. Bu da canlının yetişkinlik evresine kadar büyüme ve gelişme dönemlerinde başkalaşarak ana canlıya geçişi oluşturur.

 

Canlılar kendinden sonra gelen nesillere kalıtsal özelliklerini aktarırlar. Bu aktarım gen ve DNA sayesinde gerçekleştirilir. Bir kedinin yavrularının anne kediye benzemesi, kuşların kanatlı olması ve bu sayede uçmaları onların gen aktarımı ve DNAlarındaki özellik nedeniyle gerçekleşmektedir. Tüm bunlar bize üremede genel olarak dünyaya gelen tüm yavruların ana canlının aynısı olduğunu veya genel olarak benzerlik olduğunu göstermektedir.

Uzay kirliliğinin neden olabileceği sonuçlar nelerdir?

Uzay kirliliğinin neden olabileceği sonuçlar nelerdir?

 

Son yıllarda teknolojinin hızla gelişmesinin pek çok faydası olduğu gibi bir takım zararları da vardır. Her geçen gün uzaya bir araç gönderilmekte ve uzayın izlenmesi sağlanmaktadır. Ve böylece uydular ile teknolojik faaliyetler devam ettirilmektedir. Bunlarla beraber de uzay kirliliği gibi bir zarar ortaya çıkmıştır. Uzay kirliliği, uzaya fırlatılan uzay cisimlerinin etkinliğini kaybettikten sonra uzayda atıl kalması sonucunda meydana gelmektedir. Bunun sonucu olarak da,  uzay kirliliği uzayın ve diğer gök cisimlerinin zarar görmesine neden olmaktadır. Hatta Dünya’nın atmosfer özelliklerinin bozulmasına dahi neden olmaktadır. Uzayın kirlenmesi sonucu dünya düzeninin de zarar görmesi canlılık faaliyetlerini de etkilemektedir.

 

Uzayın keşfi için bilim adamlarının Dünya atmosferi dışına gönderdikleri belirli araçlar bulunmaktadır. Bu araçlar bilimsel amaçlı görevlerini bitirdikten sonra uzay boşluğunda, Dünya atmosferinde veya gönderildikleri gezegenlerde kalmaktadırlar. Bu bölgelerde uzay boşluğuna bırakılan uzay araçları uzay kirliliğine yol açmaktadır.

 

Günümüzde uzay kirliliğinin olumsuz etkilerini hissetmeye başlamış olsak da, uzay kirliliği zaman içerisinde daha fazla belirli sonuçlar doğuracaktır. Örnek verecek olursak uzayı izleyip, gözlemlemek amaçlı gönderilen uzay araçları, yolculukları sırasında uzay kirliliğine neden olan parçalar tarafından zarar görebilirler. Ayrıca kirlilik sonucunda boşlukta kendi halinde hareket eden parçacıklar hem astronotların uzaydaki çalışmalarını engelleyebilirler hem de görüntü alanına girdikleri takdirde görüntüyü engelleyerek uzaydan sağlıklı görüntü alınamamasına neden olabilirler. Uzay kirliliğe neden olan bu parçaların dünya’ya düşme ihtimali dahi vardır. Kısacası, uzay kirliliği astronomi faaliyetleri açısından oldukça büyük tehlikeler oluşturabilmektedir.