Hayatınızda geri gelmesini istediğiniz bir zaman var mı? Anlatınız.

Hayatımın Geri Gelmesini İstediğim Zamanı

Herkesin, her genç kızın, her yetişkin bireyin hayatının geri gelmesini istediği bir zamanı mutlaka olmaktadır. Şahsi fikrimi sunmak gerekirse, hayatın çektiğimiz acıları asla unutturmadığını yalnızca üstüne yeni acılar eklenmesiyle hafiflettiğini düşünüyorum. Zaten öyle olmasa yıllar sonra bile, o acı durduğu yerde nasıl kalabilirdi ki?

Hayatımın en çok geri gelmesini istediğim anı bir yıl öncesi sanırım. Geçirdiğimiz son yılda çektiğim onca acıyı hak etmeme sebep vermiş tek bir neden var ve ben bu nedeni ortadan kaldırmak istiyorum. Çektiğim acıların üstünü örtecek o şeyi yapma sebebimi ise, açıklayabileceğim herhangi bir şey olmaması dolayısıyla, vicdanımla yaptığım muhasebede işin içinden çıkamıyorum.

 

Üstü kapalı olarak bahsetmek gerekirse, arkadaşlarımla ilgili bazı kırgınlıklar yaşayıp yaşattım. Çok pişman olduğum o bir haftalık süreyi geri almak ve her şeye yeni baştan başlamak için elimden ne geliyorsa onu yapmak isterdim. Zamanı geri almak mümkün değil, ama keşke mümkün olsaydı. Yine de yaşadıklarımın yaşanan diğer acılar karşısında bir hükmü olmadığının farkındayım. Sonuçta annesini, babasını kaybeden, fiziksel problemler yaşayan, ameliyatlar geçiren, kanserle mücadele eden onlarca insan olduğunun bilincindeyim ve çektiğim acıları acıdan saymamak için elimden geleni yapıyorum. Güçlü biri olduğumu kendime her yeni gün hatırlatıyor, bana acı veren insanlardan uzak duruyorum. Her insanın hata yapabileceğinin bilincinde olan insanlara özellikle vereceğim tavsiye şudur ki, bir insan iyi niyetliyse, bir boşluk anında yaptığı kötü şeyler affedilebilir. Ama unutmayın, öncellikle o insanın iyi niyetli olduğundan emin olmanız gerekiyor.

 

“İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar.” sözünden ne anlıyorsunuz?

İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar.

Söylenmiş bu güzel sözün öznel bir yargı belirttiğini söyleyerek işe başlayabiliriz. Kimisinin kafasına asla gelmeyecek olan ve tamamıyla yalanlayacak olan insanların var olduğunu da söylemeliyiz. Fakat yine de bu sözün ne anlama geldiğini sentezleyerek açıklamamız mümkün.

Herkesin sıradanlaşmış artık hayalden bile saymadığı bazı planları kafasının içerisinde döner durur. Ama ne kadar basit ve sıradan da olsa, mutlaka bir hayali vardır insanın. Örneğin okuyan bir genç, mesleğinde en iyisi olmak; başarma ihtimali düşük de olsa çığır açmak okudukça okumak ister. Ya da yine okuyan birinin hayali yalnızca, okulunu bitirip iyi bir iş bulmaktır. Okumayan birinin hayali okumak olabilir, ya da belki de tek istediği iyi bir yuva kurmaktır. Bunun gibi her insanın ufak tefek hayalleri vardır.

 

Birini düşünün, hayattan hiçbir keyif almıyor, hiçbir hayat gaylesi bulunmuyor. Aldığı parayı boş yerlere harcıyor, yani şöyle ev almak, mal sahibi olmak gibi bir hayali bile yok. Aile kurmak gibi bir hayali yok, okusun okumasın işiyle ilgili planları yok. Ne kadar boş değil mi? Ne kadar çabasız ve boşa harcanmış bir hayat.

İşte bir insanın hayali yoksa, yaşamı zorlaşır. Böyle insanlar zamanla içlerine kapanıp kendini dışarıdan soyutlarlar. Depresyona neden olacak bu davranış, insanın bir süre sonra kendine kötü şeyler yapmasına bile neden olabilir. Bir insan alemde, hayal ettiği müddetçe yaşama fırsatı bulur, aksi takdirde yaşaması daha doğrusu mutlu yaşaması mümkün olmayacaktır.

İnsanlar niçin aynı çevreyi paylaştığı bitki ve hayvanlara zarar veriyor olabilir?

İnsanlar Niçin Bitki Ve Hayvanlara Zarar Veriyor?

Gün geçtikçe doğa olayları artarak devam ediyor. Dünyanın dengesinin bozulduğu ve mevsimlerin birbirine girmeye başlamış olduğu şu günlerde, insanlar hala düşünmeden doğaya zarar veriyor. Gereken önlemleri almayıp, kendi elimizle yaşadığımız çevreye zarar vermek, hayvanları ve bitkileri hor görüp dünyada sadece kendimi yaşıyormuşuz gibi davranmak, yalnızca diğer canlılar için değil, bizim için de oldukça tehlike arz ediyor.

Yaşadığımız doğada sadece kendimizin olduğunu düşünüp, bizimle birlikte yaşamaya çalışan canlıları unutarak, çevreye bilinçsizce zarar veriyoruz ve onları yok sayıyoruz. Aslında bu konunun en önemli sorunu eğitimsizlik. Gittiğimiz yada gezdiğimiz yerlerdeki kurallara uymayarak yerlere çöp atıyoruz. Ateş yakılmasına izin verilmeyen ve ateş yakılmasına uygun olmayan yerlerde ateş yakmaya çalışmak çevremizdeki canlılara ve bize  zarar vermektedir. Bunun önüne geçebilmek için, kurallara uymalı, çevre ve doğa dostu davranmalıyız. Bu konunun öneminin farkına varmak için, bilinçli olmamızın yanı sıra aynı şekilde gerekli duyarlılığı göstermeyen bilinçsiz toplumları uyararak, onların da bu konu hakkında gerekli özeni sağlamalarına yardımcı olabiliriz.

 

Sadece kendini düşünen bencilce davranışlar sergileyen toplumlar sayesinde günümüzde birçok hayvan ve bitkinin nesli tükenmiştir ve bir o kadar da nesli tükenmeye yakın olan canlı bulunmaktadır. Bilinçli olarak onların da bu doğanın bir parçası olduğu gerçeğini unutmamalı, doğal döngünün sağlanması amacıyla onlara ihtiyacımız olduğunu bilmeliyiz, bilinçlenmeliyiz ve bilinçlendirmeliyiz.

İstiklal Marşı’nı Ezbere Bilmek Neden Önemlidir?

İstiklal Marşını Ezbere Bilmek Neden Önemlidir?

Bağımsızlığımızın sembolü olan ve hiçbir kuvvet karşısında, sayımız az olup silahımız olmasa bile eğilmediğimizi her okunduğunda milletimize gösteren İstiklal Marşı, her insan tarafından bilinmelidir. 10 kıtasını birden ezberlemek zor olabilir fakat yarın, öbür gün biri çıkıp nerede senin bağımsızlığın diye sorduğunda İstiklal Marşı kişi tarafından göğsü kabara kabara okunmalıdır.

İstiklal Marşı ezbere bilinip, tekrar tekrar okunmalıdır. Çünkü İstiklal Marşı aslında birçok askerimizin kanıyla yazılmıştır. Bizim bu günlerde olmamız için, milletini ve vatanının topraklarını kurtarmak için kanı dökülmüş bir asker her daim hatırlanmalı ve İstiklal Marşı ile dolaylı yoldan bile olsa anılmalıdır.

Türkiye’nin her toprağının mezara çevrildiği o günlerde, parasızlık, açlık, sefalet içerisinde, hiçbir karşılığı olmadan kanını dökmeyi göze almış, silahsız savaşıp Türk bayrağını yere sermemiş askerin hakkı, herkesin üzerindedir ve ne yapılırsa yapılsın ödenmeyecektir.

Türkiye’nin bağımsızlığının sembolü olan İstiklal Marşı’nı ezberlemek her Türkün asli görevleri arasındadır. Her Türk çocuğuna İstiklal Marşı’nı öğretmeli ve bu ülkenin nasıl şartlar altında ne şekillerde kurtarıldığını bir bir anlatmalıdır. Bu hikaye nesilden nesile aktarılmalı, üzerinden bin yıllar geçse bile unutulmamalıdır. Kurtulan herkesin üzerinde, o şehitlerin hakkı vardır. Yaşamayan birinin hakkı da, ancak ona dua edilerek ve dua edilmesini sağlayarak ödenebilir. Her gün, her hafta, her ay, her yıl yeni birilerine İstiklal Marşı’nın ne demek olduğu öğretilmeli, şehitlere dua ettirilmeli ve İstiklal Marşı ezberletilmelidir.

Bir zaman makineniz olsa hangi zamana gitmek isterdiniz? Neden?

Zaman Makinem

Eğer bir zaman makinesine sahip olsaydım, ilk gitmek istediğim yer Kurtuluş Savaşı yılları olurdu. Kitaplarda verilen bilgilerin eksik olduğunu düşünüyorum, bu ülkeyi kurtarmak için verilen yüzbinlerce şehidin, gazinin ve çekilen onca acının eksik anlatıldığını düşünüyorum. Belki öğrencilerin psikolojisini bozmamak için yaptıkları bir şey bu, iyi niyetlerini anlayabiliyorum ama çocuklara bir acı ne kadar aşılanırsa, yetişkinlik döneminde de o kadar etkili olacağını biliyorum.

İşte ben bu yüzden Kurtuluş Savaşı yıllarına gidip yaşanan olaylara birebir tanık olmak, verilen emirlere birebir uymak ve düşmanı denize döktükten sonra eski hayatıma geri dönmek isterdim. Gördüklerimi, yaşadıklarımı hem çocuklara hitap edecek, hem de yetişkinlere uygun olacak iki kitapta anlatıp, onları bilinçlendirmek; bu ülkenin ne zor şartlarda kurtarıldığını onlara hissettiğim tüm o duygularla aşılayıp ülkelerinin kıymetini bilmelerini sağlardım. Yazdığım kitapları öyle bir yazardım ki, sanki içinde yaşıyormuş gibi hissettirerek, hem okuma heyecanlarını arttırmak hem de tavsiye etmelerini sağlamak isterdim.

 

Kitabımı öyle bir yayınevi ile hazırlatırdım ki, bütün ücretleri kendim ödeyip kitabı halka bedava ya da sembolik rakamlar ile dağıtmalarını sağlardım. Hem böylelikle bir daha asla göremeyeceğim zaman makinesini en yararlı şekilde kullanmış olurdum, hem de aşıladıklarım ile ülkemin bilinçlenmesini sağlamış olurdum. Bu ülkenin kıymetini bilmeyen onca vatandaşın okuyacağı bu kitabın, onları sarsıp kendisine getirmesini sağlardım.

 

Unutamadığınız bir oyuncağınız var mı? Anlatınız.

Unutamadığım Oyuncak

Her kadının veya geç kızın olduğu gibi benim de en sevdiğim oyuncağım tabi ki bez bebeğimdir. Bebekken annemin bana aldığı küçük barbie bir bebek varmış, ben onunla oyunlar oynar, ona kıyafetler dikermişim. Nereye gitsem onu yanımdan ayırmazmışım. Anneme göre kaybettiğim, bana göre çalınan bebeğim bir gün bir otobüste kaybolmuş. Bunun üzerine ben günlerce ağlamışım. Annem de dayanamamış, yine kaybederim diye bu sefer bana bez bir bebek almış. İşte bez bebeğim Safinaz ile tanışma hikâyemiz böyle başladı.

Barbie bebeğimi kaybetmemin ardından Safinaz’ı kardeşim gibi kabul etmiş, sürekli onu yanımda taşır olmuşum. O büyük olduğu için onu hiç kaybetmemişim. Hala da kaybetmediğim bebeğimle, her gün evcilik oynarmışım. Arkadaşlarımın yanına bile onunla gidermişim.

 

Bir gün yedi yaşıma girince ailem beni okula yazdırmış. Bebeğimi okula götürmek için adeta kendimi yırtmış, hüngür hüngür ağlamışım. Bu ısrarlarıma dayanamayan annem, bebeğimle beni okula götürmüş. Fakat öğretmenim bebeğimi okula kabul etmemiş, ben ağladım diye yalnızca ilk gün izin vermiş fakat bir daha olmasın demiş. Beni bir şekilde kandırıp bebeğimi benden ayırdıkları ilk gün o günmüş. Zaten ondan sonra yeni arkadaşlarımla tanışıp onlarla oynamaktan bebeğimi boşlar olup onu sadece uyumak için kullanır olmuşum.

Hala onunla beraber uyuduğum bebeğim, hala hayatımın bir parçası. Onu hiç unutmadım ve onunla ilgili en büyük hayalim, her kadının da öyle olduğu gibi benim de, onu çocuğuma vermek. Belki ilgisini çekmeyecek, belki onu hiç sevmeyecek ama ben onun hiç atılmamasını sağlayacağım ve çocuğuma da aynı benim gibi onu korumasını söyleyeceğim.

Bir oyuncak tasarlasaydınız bu oyuncak nasıl olurdu? Arkadaşlarınıza anlatınız.

Tasarlayacağım Oyuncak

Herkese çocukluğunda bir kez mutlaka sorulmuş ve her çocuğun zaten tasarlanmış olan şeylerden esinlenerek bir şeyler oluşturduğu bir konudur oyuncak tasarlamak. Biraz daha büyümüş bireyler ise bu konu hakkında oldukça düşünecektir ve daha önce düşünülmemiş bir şey üretmek isteyecektir.

Eğer ben bir oyuncak tasarlayacak olsaydım, bu kesinlikle çocuklar için kitap, masal vs. okuyan bir yastık olurdu. Çocuğun yastığının yanına, ya da o yatağa sığmıyorsa hemen yanındaki koltuğa bırakılan bu yastığa değişik masallar yüklenmesi sağlanırdı. Gelen güncellemeler ile haftalık veya aylık yeni masallar yastığa yüklenirdi, bu sayede çocuk her gün aynı masalı dinlemekten kurtulurdu.

 

Özellikle öğlen saatlerinde, anne babasının yanında olmayan çocuğun uyumasını kolaylaştıracak bu yastık, anne babanın yorgun ve hasta olduğu gecelerde de onların işlerini kolaylaştırırdı. Ayrıca, eğitici öğretici niteliği olan bu yastık, yalnızca çocuk uyuyacağında değil, günün belirli birkaç saatinde de açılırdı. Bu sayede çocuk masalda verilen mesajları daha kolay anlardı.

Bunun dışında yastığa birkaç program daha yüklerdim. Örneğin sayılar ve harfler. Çocuk sayıları dinledikçe saymayı öğrenirdi, harfleri dinledikçe de alfabeye hakim olurdu. Alfabeyi sayamayan yetişkinlerin olduğu günümüzde, çocuklara aşılanan bu özellik çocuğun ilk öğreneceği şeyler biri olacağı için unutamadığı ve ayrıca tekrar ettikçe aklında yer edinebileceği bir şey olurdu ki, bu çocuğun beyin ve ezber gelişimini tetikleyeceğinden, diğer derslerinde de başarılı olmasını sağlardı.

Aşağıdaki sözcüklerden hareketle bir şiir yazınız. (geçmiş, hayal, özlem, sevmek, çocukluk)

Hayal Edin Çocuklar

Hepinizin gönlünde bir heyecan,
Ne güzel şey çocuk olmak.
Gerçekten sevmek nedir bilen,
Yine siz çocuklar.

 

Çocukluk ne güzel!
Özlem çekiyor insan.
Mazi gelince aklına,
Çocukluğunu arıyor insan.

 

Gerçek duyguları yaşayan,
Yine yalnızca çocuklardır inan.
Hayal edin çocuklar!
Yoksa dünya çekilmez oluyor inan.

 

Biliyorum çoğunuz istiyor büyümek,
Ama büyümek zannettiğiniz gibi bir şey değil.
En güzel yıllarınızı yaşıyorken,
Hala oyun oynayabiliyorken,
Çocukluğunuzun kıymetini bilin!

Oyuncaklarla Oynamak Sadece Çocukların Mı Hakkıdır? Neden?

Oyuncaklarla oynamak tartışmasız herkesin hakkıdır. Yıllar geçse de, oyuncakları ile oynamayı sürdüren ellerinden bırakamayan onlarca insan vardır. Çocukken edindiği oyuncaklara anlam yükleyen insanoğlu, onu çocuklarına miras bırakmak ister; tabi bunu yaparken de, oyuncaklarından kopamaz.

Sadece kendi oyuncakları için söylemiyorum, insanın daha önce görmediği bütün her şey dikkatini çekmektedir. Örneğin bir genç kız, çocukluğunda sadece bebekler ile oynamışsa, kardeşinin veya herhangi bir yakınının değişik oyuncakları ona ilginç gelecek o da onunla oturup oynamak isteyecektir.

Bir anne çocuğu ile birlikte oyunlar oynayabilir, bu oyunları oyuncaklar vasıtasıyla yapabilir ya da herkesin bildiği normal oyunları oynayabilir. Anneanneler ve dedeler de torunlarının oyuncakları ile yaptığı yemekleri yalandan yiyerek veya içerek, bir şekilde oyuncak oynamaya dahil olurlar.

 

Oyuncaklarla oynamak herkesin tabi ki herkesin hakkıdır, bu kaç yaşında adam ne işi var oyuncaklarla deme hakkını hiç kimse kendinde bulamaz. Çocuğu için oynuyor olabilir, torunu için oynuyor olabilir ya da amacı tamamen eğlenmektir. Parklarda bulunan oyuncaklarla da, evde çocuğuna aldığı oyuncaklarla da oynama hakkına sahiptir.

Çocukluğunu yaşayamamış ya da acılar içinde büyümüş ebeveynler ise, oyuncaklarla oynama hakkına belki kendi çocuklarından daha çok sahiplerdir. Çocukluk mutlaka yaşanmalıdır, her şey normal ise küçük yaşlarda; hayat izin vermemişse, anne baba izin vermemişse ve acılar içinde geçmişse de büyük yaşlarda. Mümkünse küçük yaşlarda fakat değilse mutlaka bir yaşta!

Oyun Ve Oyuncak Konulu Hikaye

Aşağıda verilen boşluğa “oyun ve oyuncak” konulu bir hikaye yazınız.

Arkadaş

Yiğit 7 yaşında bir sürü oyuncağı olan, varlıklı bir ailenin tek çocuğuydu. Annesi babası çalıştığı için ona bakıcısı bakardı. Uzaktan kumandalı arabalara, devasa oyuncaklara, çizgi karakterlerin oyuncaklarına bile sahipti Yiğit. Ama ufak bir sorunu vardı, tek başına oynamaktan sıkılmıştı ve arkadaşa ihtiyacı vardı.

Yiğit bir kardeşe sahip olmadığı için, genellikle odasından çıkmadan tek başına oynardı. Yalnızca yemek yemek, lavaboya gitmek gibi zaruri ihtiyaçlarını karşılayacağında dışarı çıkmaktaydı. Evlerinin geniş bahçesine hava güzel olduğunda çıkardı ama orada da oyun oynayabileceği biri olmadığından, yine yalnız başına oturmak zorundaydı.

Yiğit’in bakıcısı onunla oyun oynamıyordu, yalnızca Yiğit’e uyuma, uyanma saatlerini söylüyor, yemeğini veriyor ve gidiyordu; çünkü onun başka işleri de vardı, temizlik yapmak gibi.

 

Bir gün Yiğit’in evlerinin yanındaki eve bir aile taşındı. İçlerinde Yiğit’le yaşıt bir çocuk bulunmaktaydı. Yiğit’in hiç arkadaşı olmamıştı, annesi babası da tek çocuk olduklarından kuzenleri de yoktu, bu sebeple nasıl arkadaş olunacağını bilmiyordu Yiğit. O çocuğu görünce sadece baktı, yanına gitmedi, o çocuk da onu görmemişti zaten.

1 hafta boyunca Yiğit, normal hayatına devam etti, ne yeni taşınan komşusu ile tanıştı ne de tanışmak istedi. Günlerden bir gün, komşuları Yiğit’i ve ailesini ziyarete geldi. Anne babası yalnızca uyumak için eve uğradıkları için, aralarına çok sonradan katıldılar. Bu arada Yiğit ve komşusu Alican arkadaş oldular. Alican Yiğit’in yanına gelip onunla tanışmıştı ve Yiğit’e onu diğer arkadaşlarıyla da tanıştıracağına söz vermişti. Zaten birkaç ay sonra okula başlayacak olan Yiğit, Alican sayesinde arkadaş edinebilecekti.