İnsanların sorunları olduğunda onlara nasıl yardımcı olursunuz?

Sorunu Nasıl Çözmeli?

 

Sorun; bir şeylerin istediğimiz gibi gitmemesi, engeller çıkması demektir. Sorunlar, insanlara huzursuzluk ve mutsuzluk verir.

İnsanların bir derdi, sıkıntısı olduğunda önce onları dinleyerek yardımcı olmaya çalışırım. Çünkü dinlemek hem anlatanı rahatlatır hem de sorunu anlamamıza yardımcı olur. Sorunları çözmenin en hızlı ve doğru yolu sorunu doğru anlamaktan geçiyor. Sorunu doğru anlamazsak, yardım edelim derken yanlışlar yapar, insanlara yarar yerine zarar veririz. Soruna sorun katmış oluruz.

Sorunu doğru anladıktan sonra, çözüm yolları araştırılmalı. Her sorunun mutlaka bir çözümünün de olduğu unutulmamalı, umutsuzluk yerine umut olunmalı sorun sahibine. Sorun sahibinin umutları her zaman diri tutulmalı, moral ve motivasyonu artırılmalı.

 

İnsanlara yardımcı olmayı severim. Yardımcı olmak beni de mutlu eder. Sorunu anladığımda yapabileceklerime bakarım. Yapabileceğim bir şey varsa onu yaparak yardım etmeye çalışırım. Yapabileceğim bir şey yoksa ve bir başkasının yardımcı olabileceğini düşünüyorsam kişiyi ona yönlendiririm.

Yapabileceğim ne varsa kendim için yararlı olmasa da yaparım. Bunu bu şekilde yapmak insanlık görevi olduğunu bilirim. Çıkarsız ve karşılık beklemeden yardım ederim.

Sorunlar karşısında en önemlisi de soğukkanlı olmak, panik yapmamak ve karşıdakinin rahatlamasını sağlamak olmalı.

Bunları yapamıyorsak, elimizden bir şey gelmiyorsa, soruna sorun katmamak bile büyük bir yardımdır aslında.

Engelli insanlar için neler yapabiliriz?

Engel, insanların bir şeyi özgürce yapmasına engel olan fiziki, ruhsal her şeydir. Engel sadece fiziki değildir, aynı zamanda zihinseldir.

Engeli ister fiziki olsun, ister zihinsel olsun, engelli insanlar için yapabileceğimiz birçok şey vardır. Bunlardan ilki ve en önemlisi bence, bizlerin de bir engelli vatandaş adayı olduğumuz gerçeğini hiçbir zaman unutmamak ve buna göre hareket etmektir.  Başımıza Allah korusun her an kötü bir olay gelebilir ve engelli olabiliriz.

Engelli adayı olduğumuzun bilincinde olarak hareket edersek, engelli birini gördüğümüzde bakışlarımızla onu rahatsız etmez, onun geçeceği yolların daha rahat olması için engelleri ortadan kaldırır, arabamızı park ederken onların geçeceği yerlere park etmez, onunla konuşurken engelsiz insanlar konuşurkenki davranışları göstererek ona yardımcı oluruz.

 

Engelli insanlara yapabileceğimiz en güzel iyilik, onlara engelli gibi değil de, engelsiz insan gibi yaklaşmak olacaktır. Acır gözlerle bakarak, ah vah ederek değil, onları olduğu gibi kabul ederek onlara en büyük iyiliği edebiliriz.

Bunun yanında, başta trafikte olmak üzere, okulda, sokakta onlara yardımcı olur, onların hayatlarının kolaylaştırılmasında onlara öncelik verirsek iyilik yapmış oluruz.

Engeller konusunda bilinçlenerek ve onlara karşı nasıl nazik davranılması gerektiği konusunda kendimizi eğiterek de onlara yardımcı olabiliriz. Her fırsatta onlara pozitif ayrımcılık yaparak onların hayatını kolaylaştırabilir ve onları mutlu edebiliriz.

Düşündüğümüzde aslında onlara yardımcı olmak için o kadar çok fırsatımız var ki, yeter ki, biraz farkında olalım.

Çevrenizde yardımseverlikle yapılmış bir işi anlatınız.

Kütüphanemizi Nasıl Yaptık?

Türk milleti dünyada yardımsever bir millet olarak tanınmaktadır. Gerek tarihimize baktığımızda, gerekse de günümüzde zor durumdaki milletlere, insanlara yardım eden, yardıma ilk koşan, yardım için teklif dahi beklemeden harekete geçen bir toplum olduğumuz bir gerçektir.

Bu nedenledir ki çevremize baktığımızda, yardımla gerçekleştirilmiş birçok şey bulabiliriz. Camiler, okullar, hastaneler vs…

Çevremde yardımseverlikle yapılmış kütüphanemizi anlatmak istiyorum. Okulumuzun kütüphanesi yoktu. Kütüphane kurmak için öğretmenlerimizle bir araya geldik ancak kitap alacak paramız olmadığından ne yapacağımızı bilemedik ki, bir öğretmenimiz kitap toplamak için kampanya yapabiliriz fikrini ortaya atınca işe hemen koyulduk. Önce sınıflarımızdaki arkadaşlarımıza kütüphane için kitap topladığımızı duyurduk. Sonra internetten bu kampanyamızı gerek, belediyelere, kaymakama vs.. duyurabildiğimiz herkese duyurduk. Okulumuzdaki öğrencilerden birçok kitap geldi. İnternetten duyurduğumuz ve bizi duyan birçok kimseden de kitap bağışları yapıldı. Kimi sandalye, kimi masa verdi.

Bir elin nesi var, iki elin sesi var denilerek çıktığımız bu seferberlikte okulumuzun kütüphanesi çok güzel oldu, kütüphanemizden yararlanacak öğrencilerimize yardımcı olmak üzere öğrenci arkadaşlarımızı yine yardımlaşarak her gün iki arkadaşımız nöbetleşerek bekleyerek kütüphanemizi koruyor ve gözetliyor, temizliyor.

El ele verirsek, yardım edersek yapılamayacak bir iş yoktur, bunu bir çok defa ve her gün görebiliriz.

 

Atatürk’ün “Bugünün küçükleri, yarının büyükleridir.” sözünü açıklayınız.

Bugünün küçükleri, yarının büyükleridir.

İnsanoğlu doğar, yaşar ve ölür. Küçükler, geleceğimizdir; geleceğimizin teminatıdır.

Atatürk, küçüklere verdiği değeri her fırsatta göstermiştir. Küçüklere çok değer verir, onların eğitimi ve yetişmeleri ile oldukça fazla ilgilenirdi. Küçüklerin geleceğin büyüğü olacağını çok iyi bilir ve buna göre davranırdı. Çocukları çok severdi. Evlat edindiği bile olmuştu.

23 Nisan’ı bayram olarak çocuklara hediye etmesi, çocuklara verdiği değeri göstermesi açısından oldukça değerlidir. Meclisin açılması gibi büyük bir olayın olduğu günü bayram ilan edip, çocuklara armağan ederek, belki de geleceğin yöneticilerinin çocuklar olduğuna, karar vericilerin bugünün çocuklarının olduğuna dair güçlü bir mesaj vermek istemişti.

 

Bugünün küçüklerinin,  geleceğin büyükleri;  aynı zamanda öğretmeni, mühendisi, kaymakamı, askeri, yöneticisi olacağının farkında olan bir lider olarak, çocuklarımızı yarına göre yetiştirmek ve eğitmemiz gerektiğini, onları yarına hazırlarken aynı zamanda geleceğimizi de hazırladığımız gerçeğini biran bile olsa aklımızdan çıkarmadan plan ve programları yapmalı, bu gerçeğe göre hazırlık yapmamız gerektiğini biliyordu. Bunun için çocukları eğitmenin en gerçekçi yolu olan eğitime çok değer veriyordu.

Bugünün çocukları nasıl yetişir ve yetiştirilirse yarınımızın o şekilde şekilleneceği bir an olsun akıldan çıkarılmamalı ve Atatürk’ün çocuklara verdiği değerin de farkında olarak, bugünün küçüklerine yarının büyüğü gibi davranmaya küçüklükten itibaren başlanılmalıdır.  Unutulmamalıdır ki, çocuklara, bir büyüğe gösterilen saygı gösterildiğinde birçok sorun çözülecek ve geleceğimiz daha sağlıklı yetişecektir.

Bir arkadaşınıza yardım ettiğinizde neler hissedersiniz?

Yardım Etmeyi Seviyorum

 

Yardım; insanların hayatını kolaylaştırmak, onların güzel ve doğru olan isteklerini yapmak demektir. Yardım etmek çok güzeldir. İnsanlara yardım etmeyi sevmeliyiz.

İnsan en başta kendi ailesine ve arkadaşlarına yardım etmelidir.Yardım etmeyi severim. Arkadaşlarıma yardım ettiğimde çok mutlu olurum. Onların isteğini yapmak onları mutlu ettiği gibi beni de mutlu etmektedir. Aslında kendime de yardım ettiğimi düşünürüm bu anlarda.

Arkadaşım benden bir şey istediğinde, onun isteğini yapmak için elimden geleni yaparım. Eğer yapamayacağım bir şey isterse üzülürüm. Ben yapamayacaksam, başkası yapabilecekse ona yaptırmak için uğraşırım. Başkasına dahi yaptırırsam kendim yapmış gibi sevinirim.

 

Arkadaşlarım arasında yardımsever olarak tanınmak isterim. Yardımsever olmak çok güzel bir duygudur. İnsan arkadaşlarına, yakınlarına yardım ettiğinde mutlu olmayı başarmalıdır. Kendimiz mutlu olmazsak başkasını mutlu edemeyiz, başkasına yardım etmeyi sevemeyiz. Arkadaşlarımıza yardım ettiğimizde ve onun sevindiğini gördüğümüzde en az onun kadar bizde seviniriz. İnsan arkadaşına yardım ettiğinde sevinemiyorsa duygularını kontrol etmelidir, neden yardım etmeyi sevmiyorum, bir sorun mu var diye.

Bir arkadaşım benim yaptığımdan dolayı seviniyorsa, içim ferahlıyor, dünya daha güzel oluyor. O an aklıma geldikçe mutlu oluyorum. Birinin benim yaptığım nedeniyle mutlu olduğunu düşünmek bana mutluluk veriyor.

İşin sırrı, mutlu olmak istiyorsan mutlu edeceksin. Başkalarına yardım ederek, kendine yardım etmiş ol.

Evinizde aile büyüklerinize yardım ediyor musunuz? Örnekler veriniz.

Toplumun en küçük yapı birimi ailedir. Toplumları güçlü kılan unsurların başında aile gelir. Aile içinde yardımlaşma ve diyalog ilişkileri etkiler. Aile içinde her bireyin görev ve sorumlulukları vardır. Görev ve sorumluluğunu bilen bireyler güçlü aileyi teşkil eder. Görev ve sorumlulukları yaşa ve yeterliliğe göre belirlenir.

Anne evin genel idaresinden sorumludur. Evin temizliği, yemeği ve düzenini anne sağlar. Evin temel direğidir. Bu anlamda annelere büyük görev ve sorumluluk düşmektedir.

 

Baba evin geçimini sağlar. Gün boyu çalışıp evin rızkını sağlar. Evin tamirat ve onarım işlerini baba yürütür. Evin dışarıya açılan kapısıdır. Evin dış işleri bakanıdır. Ağır işler genelde babalar tarafından yapılır. Evin dirlik ve düzenini baba sağlar. Baba evin otoritesidir. Çocukların terbiye ve ahlakından birinci derecede sorumludur.

 

Anne ve baba gibi çocukların da ev içinde görev ve sorumlulukları vardır. Çocuk eğer alışveriş yapabilecek düzeyde ise evin küçük alışverişlerini yapar. Bakkala gidip ekmek, yumurta alma gibi işlerini yapar. Dökülecek çöpleri çocuklar döker. Kahvaltı esnasında sofranın serilmesi ve toplanmasına çocuklar yardım eder. Evde temizlik yapılırken çocuklar annelerine yardımcı olabilir. Tamirat yapan babaya çocuklar yanında bulunarak getir götür işlerini yapabilir. Çocuklar evin postacısıdır. Komşuya iletilmek istenen sözleri çocuklar iletir. Evin toparlanmasında ve düzenin sağlanmasında çocuklar aktif görev alır.

Okulda karşılaştığınız olumsuz davranışlar nelerdir? Bu olumsuz davranışlar sizi nasıl etkiliyor?

Her okulun ve okuldaki insanların belirli problemleri mutlaka oluyor. Çünkü hiçbirin yüzde yüz mükemmel olması mümkün değil.

Ben üniversite okuyan bir öğrenci olarak, sizlere yaşadığım bazı problemlerden bahsedeyim. Öncelikle ben bir vakıf üniversitesinde okuyorum ve üniversitemizin bir yemekhanesi yok. Okulda ders aralıkları dolayısıyla geçirdiğimiz saatler ister istemez acıkmamızı sağladığından ve bir yemekhaneye sahip olmadığımızdan, okuldaki özel alanlardan yüksek mevlalar karşılığında yemek yemek zorunda kalıyoruz. Oysa diğer devlet üniversitelerinde ve bazı vakıf üniversitelerinde de hem yemekhane mevcut hem de yemek fiyatları bir hayli uygun.

 

Bunun dışında servislere ödediğimiz yüksek miktar ücretler de, bizim için büyük sorun. Hiçbir üniversitede servis ücretli değil, ücretli olsa bile birkaç kuruş gibi sembolik rakamlar. Direkt fiyat belirtmek istemiyorum ama birkaç kuruşu çokça aşacak servis ücretleri ödediğimizi, hem de beş dakikalık yol için, normal standartlarda otobüse verdiğimiz paradan bile daha çok para verdiğimizi belirtmek isterim. Yani çoğumuz için sıkıntı olmuyor ama okulumuzda benim gibi tam burslu okuyan öğrencilerin var oluşu ve sıkıntı yaşayabilecekleri göz önünde bulundurulup en azından bursa göre bir ücret belirlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Okulda arkadaş çevresinde çok fazla sıkıntı olmuyor çünkü kendine göre arkadaşlar seçmek yine senin elinde ama yine de çok burnu havada ve kendini dünyanın merkezinde zanneden tiplerin olduğunu belirtmekte fayda var. Arkadaş seçerken dikkatli olmanız gerektiği uyarısını sizlere herkes yapacaktır ama ben tekrar özellikle altını çiziyorum, bu gerçekten önemli bir konu. Dikkat edin.

Elektrikle ilgili şiir

Siz de elektrikle ilgili bir şiir yazınız ve şiirinizi şarkı şeklinde söyleyiniz.

 

VAROLSUN ELEKTRİK

 Olmasaydın elektrik,

Nasıl yapardık biz sensiz.

Olmazdı hiçbir eğlence,

Ne televizyon ne bilgisayar.

Karanlık bir mutsuzluk çökerdi,

Çökerdi her eve.

<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Ya şimdi ne yapıyoruz,

Seninle neşe doluyoruz.

Gel keyfim gel yaşıyoruz.

Aydınlık gecelere koşuyoruz.

Huzurla mutlu kalkıyoruz.

Yaşa varol elektrik.

İyi bir arkadaşta olması gereken olumlu özellikler nelerdir?

Sizce iyi bir arkadaşta olması gereken olumlu özellikler nelerdir?

Arkadaşlık duygusu dünyada sahip olunabilecek en güzel duygudur. Her insanın onlarca arkadaşı bulunur, arkadaş edinmek kolaydır. Yolda gördüğünüz, çok kısa sohbet ettiğiniz veya bir ortamda herhangi bir şekilde aynı anda bulunduğunuz herhangi biri ile arkadaş olabilirsiniz. Fakat asıl sorun, doğru arkadaşı edinebilmektedir. Herkes ile arkadaş olunabilir ama herkes ile dost olunamaz. O zaman bana yöneltilen şu soruyu değiştirelim, bir dostta olması gereken olumlu özellikler nelerdir?

Bence bir dostta bulunması gereken olumlu özelliklerin başında dürüstlük gelir. Bir dost her ne olursa olsun, size karşı dürüst davranmalı ve asla yalan söylememelidir. Arkanızdan iş çevirmemelidir.

Bir dost sır tutmayı bilmelidir, sizden duyduğu lafı başkasına götürmemelidir. Sırrınıza ortak olmalıdır. Bir derdiniz varsa acınızı paylaşmalı, mutlu anınızda sizinle birlikte mutlu olmalıdır. Siz acı çekerken o etrafa gülücükler saçmamalıdır.

Bir dost aynı aileniz gibi sizi koruyup kollamalıdır. Yeri geldiğinde bir anne, yeri geldiğinde bir abla, yeri geldiğinde bir abi, yeri geldiğinde de bir kardeş gibi her zaman sırtınızı dayayabileceğiniz güvenilir bir liman olmalıdır sizin için.

Bir dost sizi konu ne olursa olsun kıskanmamalı, sizin mutlu olduğunuz şey ile o da mutlu olmalıdır. Onda var, bende yok tarzı kıskançlıklar arkadaşlığınızı yıpratır zaten bir arkadaşlıkta fesatlık varsa, o gerçek arkadaşlık değildir.

Dostunuz sizin ikinci aileniz gibi olmalıdır. Bazen yanlışa düşüp ittiğinizde bile, size sığınak olmayı başarmalıdır.

Sınıf arkadaşlarınız ve öğretmeniniz ile birlikte bir hastayı ziyaret ettiğinizi düşününüz. Neler hissederdiniz?

Öğretmenlerin ilkokulda mutlaka uygulamaya çalıştığı bu uygulama, çocukların farkında olmadıkları güzellikleri onlara aşılamaktadır.

Ben sınıf arkadaşlarım ve öğretmenim ile bir hastayı ziyarete gittiğimde, öncelikle onun adına çok üzülürüm. Onun o hali günlerce gözümün önünden gitmez. Aslında insanın psikolojisine biraz zararlı olabilecek bir davranış biçimidir bu ama yine de küçük yaştan çocuklara aşılanmasında fayda vardır. Çocukların hissettikleri hastalığın derecesine göre değişir.

Örneğin kolu olmayan bir hasta ile karşılaşan çocuk, kolu olduğu için mutlu olacak ve kolunun kıymetini bilecektir. Ölmekte olan bir hastayla karşılaşan çocuk, ki mümkünse karşılaşmasın, onun adına çok üzülecek ve psikolojik olarak etkilenecektir.

 

Öğretmenler çocukları genel olarak hafif haftalık geçiren hastalara götürür. Çocuklar onlara ilk olarak üzülür ve acırlar. Ama öğretmenin asıl amacı çocuğu üzmek değil, ona ne kadar kıymetli olduğunu hissettirmektedir. Örneğin bir parmağı olmayan bir hasta ile karşılaştırması, parmağının kıymetini bilmesi gerektiğini vurgulamaktır. Ya da down sendromlu bir çocuğun yanına götürmesi, ona verilmiş bir nimet olan aklını iyiye kullanmasını sağlamak ve kötü ve boş şeylerden uzak durmasını sağlamaktır.

Ben bir hastanın yanına ne zaman gitsem, onun istediklerini yapıp yemeğini yediriyorum. Ona yaptığım arkadaşlıktan son derece memnun kalan hastaya verilebilecek en büyük hediyelerden biri de, ona sanki her şey normalmiş gibi davranmaktır. Morali motivasyonu yüksek olan bir hastanın iyileşme süreci de hızlanmaktadır.

Benim hastanın yanında hissettiklerime gelecek olursak, ne zaman bir hasta görsem sağlığımın kıymetini bilirim. Ona üzülmek yerine ona yardım eder, arkadaşlık ederim. Ona ettiğim yardımlar bana kendimi huzurlu hissettirir.