Engellilerin Sosyal Hayatta Karşılaştıkları Zorlukları Tespit Edip Bunların Azalması İçin Çözüm Önerileri Geliştiriniz

İnsan sağlığını sürekli olarak etkileyen tüm hastalıklar engel kategorisine alınmaktadır. Bu hastalıklar, kişilerin sosyal yaşantısını etkilemekte, tek başına bir şeyler yapmakta zorlanmaktadır. Engelli bireylerin bu durumlarının farkında olmak oldukça önemlidir. Çünkü birçok engel, doğuştan değildir. Bu da her bireyin ilerleyen süreçlerde bir engelli adayı anlamına gelir.

Engellilerin bu engellerini unutturarak, onlara normalden farklı olduklarını hissettirmememiz asıl olandır. Farklılıklarından rahatsız olabildikleri gibi bu konuda hassasiyet gösterebilirler. Toplumun bilinçlenmesi de engelli vatandaşlarımız için oldukça önemlidir. Hassasiyetlerinin farkında olan bir toplum, çevreyi güzelleştirmek için daha bilinçli adımlar atacaktır.

Sosyal hayata bakıldığında, eğitim en önemli sosyal haklardan birisidir. Bu hakkı engelli bireylerin de rahatlıkla kullanmasını sağlamak nihai hedefimiz olmalıdır. Dışarıda yürürken bile onlara ayrılan yollara saygılı şekilde hareket etmeli, yaşam alanlarını daha da kolay hale getirmeyi hedeflemeliyiz. Her insanın yaşayabileceği bir durum olduğundan dolayı, mutlaka bunun hassasiyeti ile yaklaşmalı ve çoğunlukla empati yapmalıyız.

Engelli bireylerin hayatlarını kolaylaştırmak, insanların iyiliği için ve güzel bir gelecek için asıl olandır. Engelli bireylerin seslerini duyurmak ve onlara her fırsatta yardımcı olmak oldukça önemlidir. Engellerin aşılabildiği ve bunun için çaba sarf edilmesi gerektiğini biliyoruz. Bu engelleri toplum olarak aşabilirsek, onlara daha yaşanabilir bir dünya sunabiliriz.

Dünya Sağlık Örgütüne Göre Sağlığın Tanımını Yapınız

Sağlığın herkes tarafından bilinen tanımları mevcuttur. Birçok insan sağlığı genel anlamda hastalığın olmamasına bağlamaktadır. Fiziksel bir problem görünmemesi, hastalığın olmadığı anlamına gelmez. Elle tutulabilir bir sebep gerektirmez ve soyut olarak hastalık gerçekleşebilir.

Bunun en güzel örneğini Dünya Sağlık Örgütü (WHO) vermiştir ve sağlığın tanımını evrensel hale getirmiştir. Dünya Sağlık Örgütüne göre sağlık: Sağlık yalnız hastalık ve sakatlığın olmayışı değil bedenen ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir. Sağlığın bu geniş kapsamlı tanımı, bize genel olarak bilgi vermektedir. Düzensiz ve sağlıksız bir çevreniz varsa bu durumda sağlıklı kabul edilmezsiniz. Bu çevre insanlardan değil doğada görülen etmenlerden de kaynaklanmaktadır. Çevrenin verdiği zarar kişinin sağlığını direk olarak etkilemektedir.

Sağlığın etkilenmesi, psikolojik anlamda da gerçekleşmektedir. Vücudunuzda herhangi bir kusur ve hastalık olmaması sizi sağlıklı yapsa da psikolojik olarak problemleriniz varsa bu sizin eksik olduğunuzu göstermektedir. Psikolojik problemler en yaygın görülen sıkıntılar arasındadır. Bu yüzden de bilen bir uzmana danışmanız bu konudaki eksikliğinizi gidermeniz gerekmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün yapmış olduğu bu tanım her insan için geçerlidir. Daha yaşanabilir ve sağlıklı bir dünyanın olması kişinin hayatını olumlu etkilemektedir. Bundan dolayı birey olarak önce kendi sağlığınızı düşünerek kendinizi iyi hissetmeniz gerekir. Kendini sağlıklı ve iyi hisseden insan, çevresine de aynı şekilde yansımalar göstermektedir.

Beslenme ve Sağlık Arasında Ne Gibi Bir İlişki Vardır? Araştırınız

Beslenme, insanın elzem ihtiyaçlarından biridir. Beslenmenin düzenli olması, kişiyi hayatı boyunca olumlu şekilde etkileyecek en temel olaydır. Fiziksel gelişimi ve beyin gelişimini de direk olarak etkiler. Düzenli beslenen insanlar genel olarak sağlıklı bir şekilde yaşamlarına devam ederler. Bunun ne önemli göstergesi, köy gibi kırsal alanlarda yaşayan insanların şehir yaşantısında bulunan insanlara göre daha uzun ömürlü olması ve daha sağlıklı olmasıdır.

Günün en önemli öğünü kahvaltıdır. Kahvaltının en zengin besin içeriklerine sahip olması gerekir. Bu besin içerikleri sizi sabahtan öğlene kadar rahatlıkla tok tutacaktır. Bu arada yapacağınız ufak tefek atıştırmalıklar da (meyve, yoğurt olabilir) zinde kalmanıza destek olacaktır. Beslenmenin en başta etkileneceği organ beyindir. Sağlıklı bir beyin çalışması içi aç kalmamak gerekmektedir. Çünkü beyin glikoz (şeker) ile çalışmaktadır. Açlığın olması beyni çalışmasını aksatmaktadır.

Bunun yanı sıra yağlı besinler tüketilmesi ve her kahvaltı da simit, poğaça gibi hamur işi tüketimi başta mide olmak üzere tüm sindirim sistemini olumsuz etkilemektedir. Kilo alınması, kalp damar hastalıkları, şeker hastalığı gibi metabolizma hastalıklarının sebebi, düzensiz beslenmeden kaynaklanır.

Beslenmenin sağlıkla hem doğrudan hem de dolaylı ilişkisi vardır. Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur sözü bu durumu rahatlıkla açıklamaktadır. Sağlık açısından beslenmenin ilişkilendirilmesi ve öğünlerin tüketilirken sağlık açısından değerlendirilmesi, ilerleyen yaşlarda sizi genetik hastalıklar dahil olmak üzere birçok hastalıktan korur.

Düşünmek İçin Duyumsamanın Yeterli Olup Olmadığını Yorumlayınız.

Duyumsamak, sahip olduğumuz beş duyu organından en az biri ile var olan bir şeyi algılamak ya da var olan şeyin farkına varmak anlamına gelmektedir. Duyumsamak, var olan somut dünya ile ilgili bilgilerin bedenimiz yolu ile zihnimize aktarılmasını sağlar. Duyumsamak sayesindedir ki örneğin ocağın üzerinde olan bir cezvenin muhtemelen sıcak, sinirli bir kedinin muhtemelen tehlikeli olduğunu ya da olabileceğini biliriz. Bunun sebebi duyumsamalar aracılığı ile edindiğimiz deneyimler ve duyumsama yaşadığımız anlardır.

 

Düşünmek ise duyumsadığımız ve bize bilgi olarak gelen neredeyse her şeyin birbiri ile analitik bir ortamda ilişkilendirmeyi gerektirir. Düşünmek, sadece duyumsadıklarımızı yan yana koyarak onlara bakmak değil aynı zamanda bu duyumsadıklarımız arasında nasıl bir ilişki olduğunu, duyumsanan şeyin neden söz konusu şekilde duyumsandığını anlamaya çalışmayı gerektirir. Düşünmek duyumsamanın üzerine efor sarf ederek ve emek harcayarak gerçekleştirilebilecek bir eylemdir.

Düşünce eylemi kimi zaman duyumsanan şeyleri değiştirebilir. İnsan zihni bir şeyleri düşünürler aynı zamanda o şeyleri ayrıştırır ve ayrıştırdığı noktada o şeylerin görüntüsünü kendi bilinci için değiştirir.Dolayısıyla duyumsadıklarımız bizim için ilk duyumsadığımız andaki gibi kalmazlar. Hafıza denen yapı düşünme sürecine başladığınız andan itibaren, bu bilinçli eylem ile birlikte söz konusu suyumsamanın yapısını değiştirir. Duyumsanan bir şeyi düşünmek, o şeyi hafızada daha kalıcı hale getirir. Çünkü düşünmek o şeyin hafızada daha çok yer ile bağlantı kurmasını sağlar ve onun hafıza üzerindeki yerini güçlendirir.

Başkalarının Düşüncelerini Sorgulamadan Kabul Etmenin Sonuçları Neler Olabilir?

Eleştirel düşünme, özellikle globalleşen ve teknolojik / elektronik devrimleri ile her noktası enformasyon haline gelen bu çağda eskisinden çok daha önemli bir yere sahiptir. Artık etrafımızı kuşatan onalrca reklam panosu ekranları, bilgisayar ekranları, telefon ve televizyon ekranları, akıllarında ekranların içindeki dünyalar olan beyin ekranlar arasında yaşarken, enformasyon seçmek ve seçtiklerimizi ayrıştırarak onları eleştirmek mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde ya ‘’bilgi körlüğü’’ yaşar ve gördüklerimizi ayırt etmeden, yani daha geniş bir perspektifte yaşadıklarımızı algılamadan ve içselleştirmeden sürdürürüz, ya da yaşam içerisinde bilinçli olarak yaptığımızı sandığımız pek çok eylemin içerisine kendimizi fırlatılmış olarak buluruz.

 

Eleştirel düşünme ya da sorgulama, başka insanların düşünce ve sözleri üzerinde ayrıntılı olarak bir inceleme ve çıkarım yapma anlamına gelir. Ancak bu şekilde kendi karakter ve fikirlerimizi oluşturabilir ve kendimizi dış dünyadaki tehditlere karşı koruyabiliriz. Çünkü bugün bir fikir, bir siyasi eylem, belki bir silah, belki yaşamınızı derinden etkileyecek bir gelişme anlamına geliyor. Bugün sağlıklı olmayan fikirlere karşı kendinizi eleştirel düşünme yöntemi ile korumak, bir polisin çelik zırh giymesi ile aynı görevi taşıyor.

Kendinizi ait olmadığınız bir yaşamın içerisinde bulmak istemiyor iseniz, kendinize dair değer ve ilkelerinizin olduğu bir hayatınız olsun istiyor iseniz, bunu yapabilmenizin tek yolu eleştirel düşünmek ve başkalarının söylediklerini sorgulamaktır.

İnsanların Yerine Akıllı Olarak Nitelendirilen Robot ya da Sistemler Düşünebilir mi? Yorumlayınız.

Yapay zeka programları ya da artifical intelligent olarak adlandırılan sistemler son dönemlerde oldukça ünlü olan yapılardır. Peki, insanlar yerine yapay zekaların oluşturulacaği bir döneme girmek mümkün mü? Ya da şöyle soralım: Yapay zekalar insanların tüm fonksiyonlarını yerine getirebilirler mi?

 

Nihayetinde düşünce, bellek, öğrenme, algı ve duygulanım süreçlerimizin nerdeyse tamamı birtakım bilişsel süreçlerimizin bir ürünü. Bilişsel sğreçlerimiz ise asla otomatik olmayan fakat zamanla tekrarlanarak otomatikleşen birtakım süreçler bütünü haline geliyor. Bir hücrenin herhangi bir anda eskisinden daha çok dopamine üretmesi, ‘’duygu durum’’ dediğimiz ve belki de robotlar karşısında en üstün özellik olarak kabul ettiğimiz niteliğimizi oluşturuyor. Ne yani? Her şey kimyasal mı?

Bilişsel psikologlara göre evet, her şey kimyasal. Daha doğrusu elektrokimyasal. Beyne gelen elektrik dalgaları ve karşılığında üretilmesi emredilen kimyasallar. Peki, bu sistemin benzerini robotlarda kurmak mümkün mü? Pek tabi. Peki ya insanın varoluş kaygıları, sancıları beynin tam olarak neresinde kalacak? Bir robot da ‘’ben kimin ve ben niçin buradayım?’’ diye düşünebilecek mi? Belki de… Emin olunan şey bunun uzun çalışma ve süreçler gerektirdiği. Çünkü hazır yapılı bir sistemi bir ürüne yerleştirmek kolaydır. Fakat bir irade ve özgür seçim kabiliyeti, yani karar verme mekanizması, işte böyle bir mekanizmayı ‘’kodlamak’’ pek kolay bir iş değil…

Felsefe ve Filozof Kelimelerini Duyunca Aklınıza Neler Gelir?

Felsefe ve filozof, adeta bir tuval sanatçısı ve resmi gibi birbiri ile yakından bağlantılı fakat kimi zaman birbiri ile kavga eden arkadaşlar gibidirler. Felsefe, bir filozof için gerçekleştirmesi ya da mesai harcaması gereken bir alan değil, bir yaşamı ele alış biçimidir. Bundan dolayı da felsefe filozofla içkin bir bağlantı içerisindedir ve bir filozofun yaşamının her alanında saklıdır.

 

Felsefe nedir? Felsefe, soyut ve somut kavramlar, yaşamda karşımıza çıkan her durum ve olay, bağlam ve olasılıklar üzerine düşünme eylemidir. Bu düşünme eylemi salt soyut ilişkiler kurma ve zihin şemasında kavramları yerleştirme süreci olarak işlemez. Felsefe aynı zamanda pratikte yaşamın nasıl şekilleneceği hakkında bir teorik temel oluşturma konusunda oldukça başarılıdır. Felsefe ne zaman yaşamın pratiği ile ilgili bir bilgi vermeye başlarsa, o zaman felsefe bir aşkın felsefe haline gelir. Felsefe yaşam hakkında yol gösterici ya da direktif verici olmaktan çok yaşamı sorgulayan sorular ortaya koyarak bireye, yaşam kararlarını farkında ve farklı olarak alması konusunda yardımcı olur.

Filozof, felsefeyi icra eden ve yaşamın işleyişine karşı, kendi kendisine karşı ve felsefenin bizatihi kendisine karşı sürekli olarak ontolojik sorular üreten kişidir. Filozof, yaşamını bir sorular sorma ve sorulara verdiği cevaplar karşısında sistematik bir dünya görüşü oluşturma uğraşı içinde olan bireydir.

Bilgi Sahibi Olmadan Fikir Sahibi Olunabilir Mi?

Bilgi, özellikle enformasyon bombardımanı içerisinde olduğumuz günümüz çağında neredeyse her yerdedir. Ne yazık ki fikir, ya da artık ‘’orijinal fikir’’ dediğimiz şeyi bulmak epey zor. Bunun sebebi ise her bilgi çeşidinin otomatik olarak bir fikir oluşturamayacağı gerçeği. Her bilgi bir fikri otomatik olarak oluşturmuyor, çünkü bir fikrin oluşum süreci eleştirel düşünme, tasnif, kavrayış ve yaratıcı çözümleyiş gibi bazı safhalara gereksinim duyuyor.  Peki bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunuyor mu? İşte ünlü filozof görüşleri:

 

  • Bilgi doğuştan gelir: Bu ekolün en ünlü düşünürü Platon’dur. Platon, bireylerin doğuştan bazı bilgiler ile dünyaya geldiğini ve dünyadaki kavrayışlarının bu doğumdan önce yani innate bilgilerinden ileri geldiğini ileri sürer.
  • Bilgi deneyimler ile kazanılır: Bu ekolün en ünlü düşünürü Aritosto olarak bilinir. Aristo, doğa gözlemleri ile deneyin ve gözlemin insan hayatındaki önemini vurgulayan özel bir Yunan filozofudur. Daha sonra John Locke gibi filozoflar da insanın boş bir levha olarak dünyaya geldiğini ve deneyimler eşliğinde bilgi edinerek fikir sahibi olabileceğini belirtmiştir.

Ünlü materyalistlerin bakış açısı elbette Platon’un bakış açısı ile kesinlikle uymaz. Felsefede materyalistler her zaman bilginin deneyimler ve somut ödevler karşılığında elde edilebileceğini ve bu şekilde elde edilen bilgiler olmadan fikir oluşturulamayacağını belirtirler. Çünkü soyut fikirler dünyayı yorumlama gücünden yoksundur. Ünlü filozof Karl Marx da, bir kitabında şöyle demiştir: ‘’filozoflar şimdiye kadar dünyayı yorumladılar, önemli olan onu değiştirmektir’’

Davranışın Bilinçli Ya Da Bilinçsiz Yapılması Neyi İfade Edebilir?

Gündelik hayatımızdaki davranışlarımız id, ego ve süperego olarak Freud tarafından isimlendirilen temel karakter bileşenleri tarafından şekillendirilir. Psikoloji biliminin kurucusu sayılmasa da Psikanaliz alanında oldukça önemli ve teşvik edici çalışmaları bulunan Freud, bilin dışı ve bilinçli etkinliklerimizden söz ederken, tüm bu etkinliklerimizin aslında farkında olduğumuzu fakat bazı etkinliklerimizi gündelik bilinç adını verdiğimiz daha aydınlık alana taşıyamadığımızı söylüyor. Bunu anlayabilmek için öncelikle bu üç kavramı inceleyelim.

 

İd: İd, bireyin en yabani, deyim yerindeyse en hayvani yanıdır. Bir nevi içgüdü olarak adlandırabileceğimiz id, insanın medeni toplumdan uzak en temel isteklerini temsil eder. Örneğin açlık ve cinsellik bu ihtiyaçlar arasındadır.

Super Ego: Super ego, benlik algısı içerisinde toplumun baskıları ile birlikte bastırılmış ve bilincimizde bir kenara itilmiş isteklerimizi temsil eder. Bu istekler örneğin bir toplum önünde konuşma yapmak bile olabilir.

Ego: Ego, Super egoda bastırılan hisler ile idde asla bastırılmak istenmeyen hisler arasında bir ortaklık zinciri oluşturur ve bireyi ‘’ortalama’’ bir şekilde davranması konusunda uyarır.

Bilinçli olmasak da toplum önünde bir şey söylemek istediğimiz halde söylemememiz, super ego’nun ‘’rezil olursun, sakın söyleme!’’ uyarısında saklıdır. Bunun bilinçli olarak farkına varmasak da sürekli olarak tüm bu alt benlikler bize mesajlar verirler. Sokak ortasında çekici bulduğumuz birinin ise direk olarak üzerine atlamamamızın sebebi, ego’dur. Ego, bu durumda tamamen vahşi olan id’in ‘’onu beğendim o halde almalıyım’’ isteğini bastırır ve size ‘’onu almak istiyorsan ona bir kahve ısmarlamalısın’’ mesajını verir.

Gündelik bilinç düzeyimizde bunun farkında olmasak da alt bilinç karakterlerimiz sürekli çalışmaktadır.

Aynı Sorulara Verilen Cevapların Farklılıklar Taşımasının Nedenleri Neler Olabilir?

Öznellik, kuşkusuz felsefenin üzerinde en çok tartıştığı kavramlardan bir tanesi. Rönesans’ın ortaya çıkışı, Descartes’ın düşünceyi ön plana koyan ve insanın düşünce faaliyetini değerli kabul eden anlayışı modern felsefenin temellerini düşünme eylemine endekslemeyi başarmıştır. Kartezyen ve analitik düşünmenin değerli kabul edildiği şu günlerde modern felsefenin en değerli sorularından bir tanesi, tek bir soruya verilen cevapların farklılık göstermesinin sebebinin ne olduğudur.

 

Tek bir soruya verilen cevaplar farklılık gösterebilir. Bunun hem öznede içkin sebepleri vardır, hem de özne dışında, yani aşkın sebepleri vardır. Dilerseniz Leibniz’in Monadlar Felsefesi ışığında bu iki farklı ihtimali inceleyelim.

  • Doğru cevap, felsefi düşünceye göre tek değildir. Dünyada birbirinden farklı kavram ve durumların birbirinden farklı gerçeklikleri vardır. Olaylar ve durumlar gerçekliklerini katı ve değişmez birer olgu olarak değil, birbirinden farklı bakış açıları olarak taşırlar. Bireyler ise bu farklı bakış açılarına yerleştikleri ölçüde sorulara birbirinden farklı cevaplar verirler.
  • Soru, felsefenin en temel çatışma kavramlarından bir tanesidir. Bir soru, her bireyin algı dünyasında aynı şeyin temsili değildir. Bireyler soruları birbirinden farklı imgelemler geliştirerek birbirlerinden farklı şekillerde anlayabilir. Bir başka ihtimal olarak bireyler, soruları yaklaşık olarak birbirine benzer olarak algılasalar da, zihinlerindeki cevaplar yaşam deneyimleri, bilgi birikimleri ya da çıkarsama biçimleri göz önüne alındığında farklı olabilir.