Türkçe yayın yapan televizyon kanalları sizce dünyanın hangi ülkelerinde seyrediliyor olabilir?

Türkçe yayın yapan televizyon kanalları sizce dünyanın hangi ülkelerinde seyrediliyor olabilir? Tahminlerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

Bir ülkede televizyonları Türkçe yayın yapabilmesi için o ülkenin ya resmi dili Türkçedir ya da çok sayıda Türkçe konuşan insan vardır. Belki Türkçe konuşulan ülkelerde fazlaca seyrediliyorsa o ülkenin televizyon kanalları Türkçe yayın yapabilir. Türkçe dünya çapında geniş bir yer kaplamaktadır. Sorunun cevabını verebilmek için Türkçenin resmi dil olduğu veya Türkçenin yoğunlukla konuşulduğu ülkeleri bilmek gerekmektedir. Türkçe Moğolistan’dan Sırbistan’a, Bağdat’tan Kıbrıs’a kadar çok çeşitli ülkelerde kullanılmaktadır. Ural Altay dil ailesine mensup olan Türkçe, bu aileden olan diğer dillerle yakınlık göstermektedir. Ural Altay dillerinin konuşulduğu bazı Orta Avrupa, Balkanlar, Anadolu ve Kıbrıs’ta Türkçe konuşan insanlar görmek mümkündür.

 

Türkçenin resmi dili olduğu ülkeler Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetidir. Türkiye ve KKTC’de herkes Türkçe konuşmaktadır. Zamanında Türklerin hakimiyetinde yaşamış olan Balkanlardaki bazı ülkeler belediyelerinden bir kısmında Türkçe konuşulmasını resmileştirmiştir. Belediyelerinde Türkçeyi resmileştiren ülkeler Makedonya ve Kosova’dır. KKTC ve Kosova ile Makedonya’nın bahsedilen belediyelerinde Türkçe yayın yapan kanallar görmek mümkündür. Yaşanan savaşlar ve soykırım nedeniyle ülkesini terk edip sürgünde yaşamak zoruna olan Ahıska Türkleri vardır. Ahıska Türklerinin yaşadığı Kazakistan, Azerbaycan, Kırgızistan, Özbekistan, Ukrayna’da Türkçe yayınlara rastlanabilir. Aynı zamanda Türkçenin konuşulduğu Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Suriye, Irak’ı da bu kategoriye alabiliriz. Ülkemizden veya Türkçe konuşulan diğer ülkelerden Almanya, Hollanda, Fransa, Amerika, Avusturya, İngiltere, İsviçre, İsveç, Danimarka, Avustralya’ya göç eden çok fazla insan bulunmaktadır. Bu ülkelerde direk Türkçe yayın yapan kanallar olmasa da Türkleri alakadar eden programlar Türkçe yapılabilir.

Dillerin işleyişinde ne gibi benzerlikler olabilir?

Dillerin işleyişinde ne gibi benzerlikler olabilir? Açıklayınız.

Dillerin ortaya çıkışı ile ilgili çeşitli araştırmalar yapılmış ve yapılmaya devam etmektedir. Kaleme kimin neden kalem dediği Türkçede neden kalem İngilizcede Pencıl olduğuna dair kesin bir açıklama yoktur. Bir kadın ve bir erkekten dünyaya gelen insanoğlu tek bir millet iken sonrasında farklı kıtalara göç ederek farklılaşmıştır. Bir dili konuşurken farklı yerlere düşmeleri dillerini de değiştirmiştir. Nasıl olursa olsun bilinen bir şey vardır ki dilleri birbirinden tamamen bağımsız olduğunu kabul etmek zordur. İngilizce Türkçe’den, Türkçe Farsça’dan Farsça Arapça’dan  şeklinde devam eden bir zincirleme ile milletler birbirinin dilinden değişiklikler almış ve bunu diline yerleştirmiştir. Bunun en temek nedeni milletlerin birbiri ile olan iletişimdir.

 

Kurulan iletişimler farkında olmadan kelimelerin, lafızların milletin diline yerleşmektedir. Dünya’nın farklı yerlerinde yer alan milletler kendi coğrafyasın yakın olan milletlerle veya bağ kurduğu kültürlerden alışveriş yapmaktadır. Bu alışveriş bazen dile ait bir kelime iken bazen kıyafet anlayışındaki değişiklikler olabilmektedir. Bundan dolayı dillerin yapılarında, yazılışlarında veya okunuşlarındaki benzerlikler şaşırtıcı olmamaktadır. Dil bilimcileri olan Filologlar, dillerin yapı, kelime ve yazılış bakımından benzerlik gösterebileceğini ifade etmektedir. Dillerdeki yazılanın aynı veya farklı okunmasından dolayı aslında tek olan kelime dillere girince farklılaşmıştır. Farsça olan Birader ile İngilizce brother, yazılanın okunurken aynı veya farklı olmasından kaynaklanan benzerliğe aynı zamanda farlılığa örnek olarak gösterilebilir. Farklı dillerdeki bazı kelimelerin benzerlik göstermesi o dillerin benzer olduğu anlamına gelmez. Benzerlik, söz dizimi, cümle kurumu, fonetik yapısı ve morfolojisinde olursa söz konusu olabilir.

Dilin milli birliğin oluşması, gelişmesi ve korunmasındaki rolü nedir?

Dilin millî birliğin oluşması, gelişmesi ve korunmasındaki rolü nedir?

Dil, insanın duygu, düşünce ve duygularını ifade etmek için kullandıkları işaret ve sözcüklerin bütünüdür. Dil bir insanın diğeri ile iletişim kurmasını sağlamaktadır. Milleti oluşturan bireylerin birbiri ile kuvvetli iletişim kurmalarını sağlayan dilin birlik ve beraberlik açısından önemli bir yeri vardır. Dili sadece bir iletişim aracı olarak görmek oldukça yanlış ve eksiktir. Dil, bireylerin topluluk olmasını, toplulukların millet olmasını sağlar. Böylece tek olan bireye millet olma özelliğini kazandıran araçtır. Milletin tek olabilmesi aynı dili konuşması ile mümkündür. Dil ile başlayan birliktelik ancak yine dil ile gelişip korunabilir. Herhangi bir konu üzerinde düşüncelerin açığa çıkarılması gerekir. Açığa çıkarılmayan düşünce nasıl bir birlik oluşturabilir ki?

 

Atatürk milletin kültürünü, edebiyatını, tarihini ortaya çıkarabilmek için dile olan ihtiyacın her zaman farkında olmuştur. Bu farkındalık ile milleti millet yapan değerlerin nesilden nesile geçişini sağlamak için Türkçenin sadeleşmesi ve zenginleştirilmesi için çeşitli çalışmalar yapmış ve yaptırmıştır. Türk olan milletin dilini de Türkçe dilinden ibaret olması gerekir ki insanlar yazılan ve konuşulanları anlayabilsin. Halkın anlamayacağı şekilde yazılan ve çizilenler aydınlar, yöneticiler ile halkın arasındaki birliğin kırılmasına neden olur. Birliğin devamı için ortak konuşulan ve yazılan bir dile ihtiyaç vardır ki herkes birbirini en doğru şekilde anlasın. Türkçenin milletin zihni ve kalbi olduğunda inancı tam olan Atatürk, Türk Dilinin asaletine ve zenginliğine kavuşturulması için gerekli olan herkesin var gücü çalışmasını ve alakadar olmasını istemiştir.

Dilin kültür aktarımında nasıl bir işlevi vardır?

Dilin kültür aktarımında nasıl bir işlevi vardır?

Kültür, milleti millet yapan ve nesilden nesile aktarılan değerlerdir. Dil, maddi ve manevi bütün değerlerin, hatıraların, duygu ve düşüncelerin aktarılmasını sağlayan ortak hazinedir. Kültürün en temek değeri olan dil, kültürün ilk unsurudur. Kültürün gelecek nesillere aktarılması eğitim ve öğretim yolu ile gerçekleştirilir. Kültür milleti oluşturan fertlerin her birinin ortak duygu ve düşüncede birleşmesidir. Bireylerin bu değerleri aktarımı ise ancak dille gerçekleşir. Dünü bugüne, bugünü yarına aktaran dil aynı anda kültür aktarımını da yapmaktadır. Bugün yaşananlarda kültüre katkı sağlayan bütün değerler dille yarına taşınacaktır. Milletin müziği, edebiyatı, ilmi, dünya görüşünün oluşturduğu kültür değerleri dil süzgecinden geçirilen kelimelerle, deyimlerle sembolleştirerek dil hazinesine geçirilmektedir.

 

Milleti diğer milletlerden ayıran iki unsur kültür ve dildir. Türk milletinin kültürü ile İngilizlerin kültürü aynı olmadığı gibi dilleri de birbirinden farklıdır. Benzer özellikler gösteren kültürler olsa dahi asla aynısı olmayacaktır. Dil, sosyal varlık olan milleti birleştiren değerdir. Bireyler arasındaki düşünce ve fikir birliği dil sayesinde mümkün olmaktadır. Dilin bir parçası olan yazı kültürün kayda alınmasını ve yüzyıllar sona gelecek yeni nesillere ışık tutmasını sağlamaktadır. Orhun Abideleri bunun en güzel örneğidir. Orhun Abideleri’nin dışında Atatürk’ün milletine hitap ederek yazdıkları veya söyledikleri de ancak dil ile aktarılmaktadır. Söylenen sözlerin, yazılan ifadelerin her birinin milleti birleştiren değerdeki kültürün bir parçası olduğu düşünülünce dilin kültür aktarımındaki işlevi daha güzel anlaşılacaktır.

Dilimizin dünya üzerinde konuşulduğu yerler ile ilgili düşüncelerinizi söyleyiniz.

Dilimizin dünya üzerinde konuşulduğu yerler ile ilgili düşüncelerinizi söyleyiniz.

Türkçemiz çok zengin kelime hazinesine sahip, bazı dillere göre zor bir dildir. Ural Altay dil ailesine mensup olan dilimiz Oğuz Grubu’na mensup bir lehçedir. Ural Altay ailesindeki diğer diller ile yakınlık göstermektedir. Günümüzde dünyanın farklı bölgelerinde Türkçe konuşan insanlara rastlamak mümkündür. Ülkemizden çalışmak için dünya devletlerine gurbetçi olarak gidenler, Osmanlı İmparatorluğu’nun hakim olduğu bölgeler düşünüldüğünde dünya üzerinde Türkçe’nin konuşulduğu çok ülke görmek mümkündür. Örneğin Balkanlar Osmanlı İmparatorluğunun hakimiyetindeydi. Şimdilerde halen Balkanların bazı ülkelerinde Türkçe kullanılmaktadır. Balkanlardaki Makedonya’nın bazı bölgelerinde 2014 yılından, Kosova’da ise 2015 yılından itibaren Türkçenin kullanımı resmileşmiştir.

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adından da belli olduğu gibi Türk bir devlettir. Bundan dolayı ülkede Türkçe konuşulmaktadır. Resmi dili Türkçe olan devletler; Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir. Dünyada, Türkiye Türkçesini konuşan insan sayısı yaklaşık olarak 71 milyondur. Amerika’da ve Avustralya’da konuşulan Türkçeyi de düşündüğümüzde bu rakam 80 milyona kadar çıkmaktadır.  KKTC ve Türkiye’de Türkiye Türkçesi konuşulurken diğer ülkelerde ikici veya üçüncü dil olarak Türkçe lehçeleri kullanılmaktadır. Türkçe lehçelerini kullananların sayısı ise 200 milyon civarındadır. Türkçe’nin konuşulduğu ülkeler arasında Bulgaristan, Makedonya, Yunanistan, Kosova, Romanya, Azerbeycan, Suriye ve Irak vardır. Ayrıca Türkçe konuşan insanların yoğunlukla göç ettiği Almayna, Hollanda, Fransa, Avusturya, Amerike Birleşik Devletleri, Belçika, İsviçre, Birleşik Krallık, Danimarka, İsveç ve Avustralya’da da Türkçe konuşan insanlar görmek mümkündür.

“Damlaya Damlaya Göl Olur” Atasözünü Açıklayan Yazı

“Damlaya Damlaya Göl Olur.” Atasözünü Açıklayan Bir Yazı Yazınız.

En büyük işler bile küçük bir adımla başlar. Yaptıklarımız gözümüze ne kadar az görünürse görünsün küçümsenmemesi gerekir. Zira küçük parçaların birleşmesiyle büyük kütleler meydana gelir. Tıpkı bir insanın tek başınayken yalnız olup diğer insanlarla birleşince toplumu oluşturması gibi. Küçük şeyler bütünün yapı taşını oluşturur. Hareket için küçük bir adım yeterlidir. O ilk adımdan sonra hızlanır insan. Birikimleriyle var olur canlılar. Kimi zaman bilgi birikimleri onların önünde yol açar kimi zaman azimli bir çalışmanın sonunda kas bağlar vücutlar.

 

Damlamak da oldukça küçük bir eylemi ifade eder. Göl ise ihtişamlı bir kütleyi. Aslında hepimiz gölün içinde yaşayan damlalardan ibaretiz. Damlalar bütünü. Bir bütünü oluşturmak için gerekli olan küçük ama değerli varlıklar. Günümüzde genellikle damlaya damlaya göl olur atasözünü, para biriktirmek mevzusu olduğu zaman duymaktayız. Bu bir yönüyle doğru olsa da eksiktir. Yalnızca para damlayarak büyümez. Hemen her şeye bu düsturu uygulayabiliriz. Garip kaçmayacaktır.

 

Tasarruf alanında sık sık kullanılan bu sözü olumsuz durumlara uyarlamak da mümkündür. Yani hayatta detaylara önem vermek gerekiyor. Ayrıntılarda hüküm süren bir dünyanın içindeyiz. Durum buyken minik bir şeyi küçümsemek oldukça zor olabiliyor. Diğer taraftan damlalara değer vermek ve onları gözetmek sabır gerektiren bir iştir de. Küçük adımlar ve sabrın birleştiği o noktada ise amaca ulaşılmış olacaktır. Hatta bunu amaca uyarlamak da mümkündür. Büyük amaçlara hizmet eden küçük amaçları olmalı insanın. Her damlanın değeri gözetilmeli.

Bir kelimeye farklı anlamlar yüklenmesinin sebepleri neler olabilir?

Bir kelimeye farklı anlamlar yüklenmesinin sebepleri neler olabilir? Tartışarak belirleyiniz.

Kullandığımız kelimeler taşıdıkları anlamlara göre çeşitlilik kazanıyor. Bunlar genel olarak şöyledir: Gerçek anlam, mecaz anlam, yan anlam, deyim anlam, soyut – somut anlam, genel ve özel anlam, argo anlam ve terim anlam. Cümlenin içinde geçişine göre sözcük temel anlamından uzaklaşarak çok farklı bir anlama bürünebilmektedir. Peki neden bir kelime yalnızca temel anlamında kullanılmayıp ona başka anlamlar da yüklenir? Bunu sebebini dilin yapısından ziyade kültürde aramakta yarar vardır. Zira yaşanmışlıklarla yahut benzetmeler yoluyla kelimeler, asıl anlamından sıyrılarak başka anlamlarda da kullanılmaya başlanır. Zamanla da bu herkesçe benimsenerek dile yerleşir.

 

Dil yaşayan ve gelişen toplumsal bir olgudur. Bu nedenle zaman zaman değişime uğraması da söz konusudur. Aksi düşünüldüğünde, o anlamı verecek başka kelimeler bulunmasına rağmen diğer sözcüğe o anlamın oturtulması bir manasızlık durumunu ortaya çıkaracak ve büyük olasılıkla halk bazında kabul görmeyecekti.

 

Kültürün bir parçası olan ve onu her zaman etkilemeye devam eden toplumun hafızasında yer eden olaylar bazen kelimelere anlam yüklenmesine neden olabilmektedir. Örneğin; asker sözcüğünün Mehmetçik kelimesiyle anlamdaş sayılmasının nedeni, I. Dünya Savaşı ve onu takip eden İstiklal Mücadelesinde şehit olan askerlerin çoğunluğunun adının Mehmet olmasından ileri gelmektedir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

 

Öte yandan kelimelerin anlamca zenginleşmesinde edebiyat eserlerinin rolü de yadsınamaz. Yazarın kullandığı bir benzetme ya da tabir bazen o kadar beğenilir ve benimsenir ki kelimeye yapışır kalır. Kısaca bu durumu dilin değişim içinde olmasına bağlamak mümkündür. Toplum yaşantılara ve o zamanın görüşlerine göre farklı kelimelere farklı anlamlar yüklemeye devam edecektir.

 

 

Bir dilin ayni anlamı, değişik yapılarda anlatabilme imkânı vermesi o dilin hangi özelliği ile ilgilidir?

Bir dilin ayni anlamı, değişik yapılarda anlatabilme imkânı vermesi o dilin hangi özelliği ile ilgilidir?

 

Dilin Sınırı Yahut Sınırsızlığı 

Bir dilin zengin olduğunun göstergelerinden biridir aynı anlamı gelecek cümleler dizgisini farklı biçimlerde söyleyebilmek. Bu dilin sınırlarının geniş olduğuna ve kişinin kulağına en güzel gelen cümle yapısını kullanmasındaki özgürlüğüne de kanıt oluşturur. Küçücük bir alana hapsolduğunuzu düşünün mesele. Hareket alanınız o yerle sınırlı kalacak ve belki koşmak isterken bir duvara çarpacaksınız. İşte dil zenginliği de  insan için o sınırı çizer.

 

Duygu ve düşünceleri yani aslında bireyin kendini ifade edebilmesinin yegane yoludur dil. Kültürü taşır, birikimleri ve bilgileri aktarır. Hislere tercüman olan ahenkli şiirler yazdırır sonra. Bir olay karşısındaki tepkiler insandan insana büyük değişim gösterebilmektedir. Ve aynı olay farklı insanların dilinde bambaşka bir hale bürünmektedir. Bakış açılarına, bilgi birikimlerine, kelime dağarcığına, hayat görüşlerine ve en önemlisi kullandığı dilin zenginliğine göre olayı anlatmak için seçecekleri cümleler değişiklik gösterecektir. Bundan daha doğal bir şey olamaz, yorum farkıdır bu.

 

Yorum farkı dedik ama bir ayrıntıyı atlamamak gerekiyor. Aynı anlamı farklı yapılarda verebilmek için dilin buna müsait olması gerekiyor. Anlamı bir iki ayrı cümle sizde aynı etkiyi de uyandırmayabilir. Cümlenin söyleniş biçimi bazen bizi cümlenin anlamından daha fazla etkileyebilmektedir. Dilin çarpıcılığı da bundan ileri gelir zaten. Zira anlam bakımından ikiz olmasına rağmen farklı yapılarıyla dilimize girmiş nice atasözü ve özdeyiş vardır. Dil sınırlarını genişletmiş ve içinde özgürce hareket edilecek bir alan bırakmışsa edebiyat gelişmiş zenginleşmiştir.

Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür.” sözünü kültür ve dil bağlamında tartışınız.

Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür.” sözünü daha önce öğrendiklerinizden yola çıkarak kültür ve dil bağlamında tartışınız.

Kültür, bir toplumun olayları düşünüş ve duyuşunu oluşturan, gelenek olarak adlandırılan her türlü düşünce, sanat ve yaşayışın toplamıdır. Tarihi açıdan gelişme sürecinde yaşanan her tülü değer kültürün bir değerini oluşturmaktadır. Bu değerle sonraki kuşaklara aktarılırken kültürün yaşandığı ülkenin dili kullanılmaktadır. Kültürün kendine özel kavramları vardır. Bu kavramlar ancak dil aracılığı ile geleceğe ulaşacaktır. Kültür, parçası olduğu topluluğun toplumsal ve doğal çevresine özgürlüğünü ve egemenliğini gösteren bir araçtır. Özgür olan toplulukların ancak kendine özgü bir kültürü ve onu anlatabileceği bir dili olabilir. Kültür eğitimi eski dönemlerdeki gibi sadece seçkin bazı kişilere özel olmaktan çıkıp bütün topluma mal olmuştur. Kültür ile birlikte zikredilecek bir kavram daha vardır ki o da sanattır. Sanat nesillerin düşünce yapılarına katkıda bulunmaktadır.

 

Atatürk, toplumun özgürlüğünün en güzel göstergelerinde biri olan kültüre çok değer vermiştir. Tabi kültürü anlatmaya, aktarmayı sağlayacak olan dili ise asla unutmamıştır. Ülkemizin kültür mozaiğini camiler, kiliseler oluşturmaktadır. Geçmişin izleriyle birlikte hayatımıza renk katan bu değerler olmadan tam ve bütün olarak Türkiye Cumhuriyeti Devletini ilelebet devam edeceğini düşünmek zordur. Devletin devamı ve bekası için ülkemizde yaşayan her Türk vatandaşı ülkesinin kültürel zenginliklerini öğrenmek, dilinin zenginliği ile anlatmakla görevlidir. Türk milletinin kültürünü farklı milletlere anlatacak, en güzel şekilde tanıtacak dili ve kalemi güçlü insanlara ayrıca ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır.

Atatürk “Millî bilincin ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması için dil ve tarih uğrunda çalışmaya mecburuz.” demiştir.

Atatürk “Millî bilincin ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması için dil ve tarih uğrunda çalışmaya mecburuz.” demiştir. Sizce Atatürk bu mecburiyetin nedenlerini neler olarak düşünmüş olabilir?

Her toplumun bir kimliği vardır. Bu kimliği nesilden nesile aktaran dil, kimliğin temelini oluşturan etken ise tarihtir. İnsanın yaşadığı, var olduğu milleti tanıması ve bu millet içinde kendine yer bulması da ancak dil ve tarihini öğrenerek gerçekleşebilir. Toplumlar başka milletlerin içinde kaybolmamak, kimliğini kaybetmemek, bağımsızlık ve egemenliğinin yok olmaması için diline ve tarihine sahip çıkmalıdır. Dili ve tarihi hakkında araştırmalar yapmalı ve devamlı bilgilerini geliştirmenin yollarını aramalıdır. Milli denildiği zaman ilk akla gelenler tarih ve dildir. Bir milleti millet yaparak milli duyguya kavuşturan tarihtir. Tarihini bilmeyen ve geçmişinde atalarının çektiğinden bi haber yaşan millet milli duyguyu kaybetmeye mahkumdur. Şartlar ne olursa olsun yeni nesillere tarihi aktarmaya ve araştırmalar yaparak bilgilerimizi geliştirmeye mecburuz.

 

Milli duyguların, şerefin aktarılmasını sağlayan etken ise dildir. Dil kendi özünde kalmayıp başkalaşmaya başlarsa milli duyguların aktarılması zorlaşacaktır. Dil tarihi, tarih ise dili etkiler. Milli bilinci ayakta tutan tarihin aktarılmasını sağlayan dilin kendi özüne bağlı olarak geliştirilmesi ve dünya dilleri arasında hak ettiği konumu alması için toplumun her bir bireyi var gücü ile çalışmalıdır. Milli olmak birlikte hareket etmeyi, birlik olmayı gerektirdiği için dil ve tarihin gelişimi için herkesin çalışması şarttır. Bu sadece ne dilbilimcilerinin ne de tarihçilerin işidir.  Tarihinin kahramanlıklarla dolu sayfaları açılıp, dil ile toplumun her bir ferdine ulaştığında o toplumun ilerlemesini durdurmak mümkün olmayacaktır.